KeRİM
07-24-2007, 18:24
Tarihin herhangi bir döneminde yasanmis olaylar hem iyi, hem de kötü yönleriyle bu olaylari yasayan toplumun veya milletin kültür ürünleri içinde yansitilir. Mitik dönemde insanoglunun dünyayi ve evreni kavramaya çalismasi ve bu çerçevede olusturulan düsünce ve olaylar mitik anlatmalarda yer bulmus, epik dönem adini verdigimiz dönemde yasanmis olaylar bir kahraman etrafinda bütün bir milletin basarisini ve ideallerini gösterecek sekilde aktarilmistir. Roman dönemine gelindiginde ise, daha bireysel olaylar etrafinda yogunlasma oldugu ve bu çerçevede iki kisi arasinda yasanan duygusal iliskiler konu edilmistir. Gerek epik ve gerekse roman döneminden itibaren toplumlarin üzüntü, gam ve kederlerini dile getirdikleri daha kisa halk yaratmalari da vardir. Bunlarda hem tarihte yasanmis olaylar yer alirken hem de bireysel üzüntü ve sikintilar da dile getirilmistir.
Biz bu bildirimizde yakin dönemde Türk insaninin yasadigi önemli tarihi olaylar ve bunlarin halk yaratmalarindan agitlara nasil yansidigini ele alacak ve yazili tarih yaninda, agitlarin da yazili olmayan tarihi belgeler seklinde halkin yasanan olaylar karsisindaki üzüntü ve tepkisinin nasil dile getirildigini tartisacagiz.
Bildirimizin asil konusuna geçmeden önce, agit ve agit söyleme geleneginin kültürel derinligi ile cografi boyutlari hakkinda kisa bir bilgi vermek istiyorum. Insanlar, basta ölüm olmak üzere çesitli sebeplerle sevdiklerinden ayrilmak durumunda kalirlar. Kisilerin hastalanmasi, kizin gelin olmasi, delikanlinin askere gitmesi, vatan topraginin kaybedilmesi, sevgilinin gidip de geri dönmemesi, sel baskini, zelzele, yangin, salgin hastalik gibi büyük felaketlerin meydana gelmesi, sevilen hayvanlarin kaybi ve ölümü üzerine söylenen ezgili siirler agit türünden eserlerdir. Bütün bunlardan hareketle agit; Insanoglunun ölüm karsisinda veya canli - cansiz bir varligini kaybetme, korku, telas ve heyecan anindaki üzüntülerini, feryatlarini, talihsizliklerini, düzenli - düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler olarak tarif edilmistir. (Elçin 1990: 1).
Baska bir ifadeyle agitlari söyle tanimlamak mümkündür: "Yüregin titreyisi sonucu söylenilen ve milli siirlerimizin en dokunaklisi olarak adlandirdigimiz agitlar, ölenin ardindan dökülen gözyaslari ve çekilen gönül istirabinin aci dolu terennümleridir."(Yaldizkaya 1992:11).
Türk kültüründe oldukça köklü bir maziye sahip olan agit ve agit söyleme veya agitçilik gelenegi, çesitli Türk boylari tarafindan günümüze kadar yasatilan ortak en eski geleneklerden birisidir.
Orhun Âbideleri'nde "Sigit" ve "Sigitçi" olarak gördügümüz agit ve agit söyleme gelenegi, Türk boylarindaki dil ve gelenek farklilasmasi ile genis bir cografyaya dagilma sebebiyle çesitli kelimelerle adlandirilmistir. Bazi Türk boylarinda, bugün, agit ve agit söyleme gelenegiyle ilgili su kelimelere rastlamaktayiz.
Çin Halk Cumhuruyeti' ne bagli Dogu Türkistan' da yasayan Uygurlar agit türü siirlere "Mersiye kosuklari", Kuzey Kafkasya' da yasayan Kipçak lehçesiyle konusan Karaçay - Malkar Türkleri; "Küv", Kerkük Türkleri; "Sazlamag", Kirim Tatarlari; "Taqmaq" adini vermektedirler.
Agida, Özbekler; "Matemname", Kazak ve Kirgizlar; "Coktav", Azeriler; "Agi", Bati Türkistan sahasinda yasayan Türkmenler; "Agi", "Tavs", "Tavsa", Kuzey Kafkasya'da ve Dobruca'da yasayan Nogaylar; "Bozlau/Bozlaw", Baskurtlar; "Märsiya äytiv", Kumuklar; "yas", Gagauzlar; "dizmek" adini verirler (Yaldizkaya 1992:11; Kaya 1999: 245; Özkan, Horata 1999: 319 ).
Agit kelimesinin Almanca'da karsiligi "totenlage", Fransizca'da "élégie", Rusça'da "plaç, priçitaniya", Ingilizce'de "lament" kelimeleridir.
Geçmisi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Bunun yani sira halk yaratmalarini anlamak ve halkin yarattigi bu degerlerden faydalanarak dogrulara varmak, geçmisimizi daha iyi degerlendirmemizi saglar. Tarihçiler, tarihi olaylari bulabildikleri belgelerle yorumlay...k yazar, ancak, o tarihi olaylari bir de halkin gözüyle görmek, bizim konuya daha farkli bir açidan bakmamizi saglar. Çünkü, her olayda, özellikle de savaslarda sevinci de aciyi da yasayan halktir. Tabii olarak, bunun yansimalari da halk yaratmalarinda görülecektir.
Halkin duydugu üzüntü, keder ve sikintilari en iyi sekilde yansitan halk yaratmalari içinde belki de en önemlisi agitlardir. Çünkü, yasanan olaylar tüm gerçekligiyle agitlarda gözler önüne serilir. Bildirimizde sözlerini verecegimiz agitlar; tarafimizdan derlenen ve bir bölümü "Türkmen Agitlari" adli eserimizde, bir bölümü de "Erciyes Dergisi"nde yayinlanan agitlardir.
Türkiye Türklerini en fazla etkileyen ve hemen her aileden bir veya birkaç bireyin kaybedildigi önemli tarihi olaylardan biri de Türk Kurtulus Savasi'dir. Bu savasta kaybedilen yüz binlerce Türk evladi için pek çok agit yakilmistir. Bu durumu, Kurtulus Savasi'nda sehit olan Bayat'tan Ali Osman'a bacisi Serife Aydin'in yaktigi agitta açikça görmekteyiz.
Safak söktü tan yerleri atiyor,
Tren gelmis aci aci ötüyor,
Kardesim sehit olmus yerde yatiyor,
Ak elleri kizil kana batiyor.
Agidin devam eden asagidaki misralari, kardesinin sehit olmasiyla kendisinin kimsesiz ve yalniz kaldigini düsünen agitçi kadinin sözleri "felege sitem" ile doludur.
Ilkbaharda her çiçekler bezeri,
Sonbaharda döker yaprak gazeli,
Kardesim sehit olmus nerde mezari?
Felek beni tasa çaldi neyleyim.
Felek sille vurdu ben oldum sersem,
Iyi olmaz dediler her kime sorsam,
Varsamda hekime muayene olsam,
Iyi olmadik derdi hekim neylesin.
Ben gurbeti geze geze yoruldum,
Evvel altin idi simdi pul oldum,
Deger bilmez kötülere kul oldum,
Felek beni tasa çaldi neyleyim.
Kanatlarim yoktur çirpinip uçmaya,
Dizlerim tutmuyor karli daglar asmaya,
Ellerim ermedi helallasmaya,
Felek beni tasa çaldi neyleyim. ( Yaldizkaya1992: 36)
Çanakkale Savasi'nda; birçok eli kalem tutan, okur-yazar Türk genci sehit olmus, niceleri sakat kalmistir. Agabeyi Çanakkale Savasi'nda sehit olan bir kiz tarafindan yakilan asagidaki agit bunu ne güzel ifâde etmektedir:
Çanakkale derler yesil gavakli,
Mollalarin mürekkebi boyakli,
Neçe gullarin var agaç ayakli,
Agaç ayaginan gelsen n'olurdu.
Çanakkale derler yesil sögütlü,
Neçe molla getti eli divitli,
Bi mektup atayim üstü tahütlü,
Mektubum ordunu bulur m'ola.
Agilidir Çanakkale goyagi,
Babamoglu dizlerimin dayagi,
Irengide bana benzer bayagi,
Gurbanlar olurum babamogluna.
Edem gözelidi giyidan getmis,
Sürek öküz gibi boynunu bükmüs,
Su gevur dinsizi denklemis atmis,
Acep babamoglun yudular m'ola.
Yumadan gabire godular m'ola. (Yaldizkaya 1992: 39)
Derledigim bir baska Çanakkale agidi da, Suvermez köyünden Deveciogullari sülâlesinden, Macar Lâkapli Salih'in Çanakkale'de sehit olmasiyla, annesi tarafindan yakilan agittir. Agitta, yogunlukla sehidin geride biraktigi esi ve çocugunun ne olacagi endisesi vurgulanmaktadir:
Hucûm demis Alamanin zabiti,
Yavrumun kefeni asker kabutu,
Salina girmeye yoktur tabutu,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Topun dumani da agmis havaya,
Gözlerim yavrumu dönmez silaya,
Goltuguna girmis çifte sihhiya,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Çanakkale nerde, Suvermez nerde?
Her ana dayanmaz bu zalim derde,
Ahmed'in babasiz eglenmez evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola
Derinimis Çanakkale deresi,
Goygunumus sehidimin yarasi,
Aciya dayanamaz garip garisi,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Senin yavrum besik ile belede,
Yâdigarin galdi yavrum geride,
Bir gelin eglenmez issiz bir evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Bir günüm dogarda bir günüm batmaz,
Su issiz evlerde bir gelin yatmaz,
Oglumun yerini kimseler tutmaz,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola. (Yaldizkaya 1992: 37)
Öyle agitlarimiz var ki; Edirne'de, Yemen'de, Kudüs'te kalanlari anlatir. Yedi kardesinden bazilarinin sehit düsmesiyle yüregi yanan Ahmet Çavus (Urfali)'un yaktigi agit, iste böyle bir agittir:
Yedi gardasidik gazada ünlü,
Hep gara biyikli yüzleri benli,
Zeybek salvarli da hep çuha donlu,
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
Halil yogun güder içi guzulu
Ali haba geyer golu sizili,
Gadir'in çocuklar gara yazili
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
Ali agam Edirne'de oldu sehit,
Garabiyik Yemen'de ünlendi yigit,
Ibik Agam Kudüs'te kaldi bi büyük,
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
Âsik olsam agir agir söylesem,
El kaldirsam su gönlümü eglesem,
Su gönlümü gil ipinen baglasam,
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlüm. (Yaldizkaya 1992: 41)
Birlesmis Milletler Karariyla; 1950 Yilinda, Güney Kore'ye yardim amaciyla, General Tahsin Yazici komutasinda 5.000 kisilik Türk Tugayi da Kore'ye gönderilmistir.Kore'ye ulasan Türk askeri kendini çatismanin içinde buldu. Mançurya sinirina yakin bir yer olan Kunuri'de, süngü muharebesi ile, bölgenin yabancisi olmasina ragmen efsâneler yaratti. Sehitler verildi, yaralananlar oldu. Üç yil süren Kore Savasi sonunda evlerine dönemeyenlere agitlar yakilmistir.
Anadolu'nun birçok yöresinden oldugu gibi, Emirdag'dan da Kore'ye gidip de dönemeyenlerden birisi de Balisoglu Eyüp Can'dir. Eyüp Can'in sehit olmasi üzerine bir yakini asagidaki agidi yakar. Agitta, Türk askerinin Kore'ye gitmesini anlâmsiz bulan Anadolu kadini, bunu "Kore senin vatanin mi, yurdun mu?" seklinde ifâde ederken, O'na "Kirk belikli gelin almaya" ve "Yerine kardesi Abdil'i göndermeye râzi olacagini" belirtir.
Izmir'den mi kalkti Kore'ye gemi,
Gemi gurban olam getir Eyüb'ü,
Çok aglattin anan ile Balis'i,
Kore senin vatanin mi, yurdun mu?
Gayibidin oglum sehit oldun mu?
Subeye vardim da künyen okundu,
Emirdag'i basimiza yikildi,
Dostumuz agladi, düsman bakindi,
Dön gel oglum dön gel kurban oluyum,
Sana kirk belikli gelin aliyim.
Köprüden agrinda gel bir görüyüm,
Görüyüm de gadin oglum ölüyüm,
Apdil'i yerine vesek veriyim,
Bir günüm dogar da bir günüm batar.
Kore daglarinda aslanim yatar.
Kardesinin sehit olmasi üzerine bacisi Zehra'da uzunca bir agit yakar. Ancak, agidin asagidaki misralari hâfizada kalmistir. Agitta; günlerce süren Kore yolculugu "çigra yola" yani bir kisinin ancak geçebilecegi ve kisa mesafelerde kullanilan yola benzetilirken, Kore evlerinin ufakligi ve insaninin küçük boylu olusu Anadolu kadininin agzindan söyle dile getirilir.
Kore'ye gidiyor bir uzun çigra,
Allah'in askina Eyüb'e ugra,
Eyüp bize biz Eyüb'e doymadik,
Gelin alip çeyizini dökemedik,
Ufaciktir su Kore'nin evleri,
Benim gardasimdir küçük beyleri. (Yaldizkaya1996: 6)
Millî Kahraman Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk'ün mezarinin Istanbul- Dolmabahçe sarayindan Ankara'ya nakledilmesi sirasinda, Emirdag yöresinin ünlü agitçi kadini Döne Öksüz (Halide'nin Döne) tarafindan asagidaki agit yakilmistir. Okuma - yazmasi olmayan ama ehl-i dil olan Anadolu kadini yaktigi agitta; "Anan kizi olsaydi yanaridi derdine" misrasinda Atatürk'ün kiz kardesinin hayatta olmayisini, "Ne bir kizi kalmis ne de bir oglu" misrasinda ise ulu önderin çocuksuz olusunu etkileyici bir sekilde ortaya koymaktadir.
Sana diyom sana Mustafa Kemâl,
Riyakâr kullarin yalandan yanar,
Bu dünyada senin basina döner,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Isik dünya basimiza dar geldi,
Gâzi baba hepisinden zor geldi,
…………………………………….
Istanbul'dan Ankara'ya yürüdü tren,
Moskof'un krali Sal'ina duran,
……………………………………
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Pasalar içinde Gâzi'dir süslü,
Iresmi geçitte de milleti yasli,
Sarayin içinde kilici pasli,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Ismet gondu sarayina yurduna,
Agladi askerin düstü ardina,
Anan kizi olsaydi yanaridi derdine,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Istanbul'un etirafi denizden avlu,
Ne bir kizi kalmis ne de bir oglu,
Sarayda eglenmez Pasa'min göynü,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya. (Yaldizkaya 1992: 44)
1947 Yilinda, Emirdag'in Baskonak (Kolansam) köyünün Arzili mahallesine bir askerî uçak düser. Hava Kuvvetleri tarihine geçen bu olayda iki pilot subay sehit olur. Sehit olan pilot subaylara, yörenin ünlü agitçi kadini Topakkiz (Gülsüm Köse) uzun bir agit yakar. Konar-göçer Türkmen kültüründen motifler de tasiyan bu agidin derleyebildigimiz misralarinda, agitçi kadinin "yol (y)iramis varamis köyüne" misrasinda söz ettigi "köy" "Hava üssü", "Haber verin âsiretinin beyine" misrasinda kastedilen "âsiret bey"i ise "Filo komutani, Pasa"dir.
Duman durmus Arzili'nin dagina,
Yol (y)iramis varamamis köyüne,
Haber verin âsiretinin beyine,
Gurbanlar olurum yarali beyim,
Arzili buraya arali beyim.
Yeni çikmis subayin da birisi,
Telde galmis saçlarin derisi,
Duydum'ola anasiynan garisi,
Gurbanlar olurum yarali beyim,
Tayyare buraya arali beyim. (Yaldizkaya 1992: 88)
Sonuç olarak; agitlar kisilerin özgeçmisleri oldugu gibi, bir bakima toplumlarin da özgeçmisidir. Zira, bir milletin tarihi serüvenini agitlardan izleyebiliriz. Cephede, düsmana karsi verdikleri mücadelede çektikleri sikintilari, sehit ya da gâzi oluslarini, cephe gerisindeki açligi, kitligi, hastaligi ve içindeki ihaneti; bunlara karsi verilen mücadeleyi agitlarimizda görürüz. Sehit düsen ve gâzi olanlarin isimlerini belki tarih kitaplarinda göremeyiz. Ama bunlarin analarinin, bacilarinin, yavuklulari ve bu milletin hislerine tercüman olan âsiklarinin söylemis oldugu agitlarda isim isim bulabiliriz.Sözlerimi sâir Bedri Rahmi Eyüboglu'nun dizeleriyle bitirmek istiyorum.
Kitaplarda degil türkülerde ara Yemen'i,
Öleni, kalani, gidip gelmeyeni
Biz bu bildirimizde yakin dönemde Türk insaninin yasadigi önemli tarihi olaylar ve bunlarin halk yaratmalarindan agitlara nasil yansidigini ele alacak ve yazili tarih yaninda, agitlarin da yazili olmayan tarihi belgeler seklinde halkin yasanan olaylar karsisindaki üzüntü ve tepkisinin nasil dile getirildigini tartisacagiz.
Bildirimizin asil konusuna geçmeden önce, agit ve agit söyleme geleneginin kültürel derinligi ile cografi boyutlari hakkinda kisa bir bilgi vermek istiyorum. Insanlar, basta ölüm olmak üzere çesitli sebeplerle sevdiklerinden ayrilmak durumunda kalirlar. Kisilerin hastalanmasi, kizin gelin olmasi, delikanlinin askere gitmesi, vatan topraginin kaybedilmesi, sevgilinin gidip de geri dönmemesi, sel baskini, zelzele, yangin, salgin hastalik gibi büyük felaketlerin meydana gelmesi, sevilen hayvanlarin kaybi ve ölümü üzerine söylenen ezgili siirler agit türünden eserlerdir. Bütün bunlardan hareketle agit; Insanoglunun ölüm karsisinda veya canli - cansiz bir varligini kaybetme, korku, telas ve heyecan anindaki üzüntülerini, feryatlarini, talihsizliklerini, düzenli - düzensiz söz ve ezgilerle ifade eden türküler olarak tarif edilmistir. (Elçin 1990: 1).
Baska bir ifadeyle agitlari söyle tanimlamak mümkündür: "Yüregin titreyisi sonucu söylenilen ve milli siirlerimizin en dokunaklisi olarak adlandirdigimiz agitlar, ölenin ardindan dökülen gözyaslari ve çekilen gönül istirabinin aci dolu terennümleridir."(Yaldizkaya 1992:11).
Türk kültüründe oldukça köklü bir maziye sahip olan agit ve agit söyleme veya agitçilik gelenegi, çesitli Türk boylari tarafindan günümüze kadar yasatilan ortak en eski geleneklerden birisidir.
Orhun Âbideleri'nde "Sigit" ve "Sigitçi" olarak gördügümüz agit ve agit söyleme gelenegi, Türk boylarindaki dil ve gelenek farklilasmasi ile genis bir cografyaya dagilma sebebiyle çesitli kelimelerle adlandirilmistir. Bazi Türk boylarinda, bugün, agit ve agit söyleme gelenegiyle ilgili su kelimelere rastlamaktayiz.
Çin Halk Cumhuruyeti' ne bagli Dogu Türkistan' da yasayan Uygurlar agit türü siirlere "Mersiye kosuklari", Kuzey Kafkasya' da yasayan Kipçak lehçesiyle konusan Karaçay - Malkar Türkleri; "Küv", Kerkük Türkleri; "Sazlamag", Kirim Tatarlari; "Taqmaq" adini vermektedirler.
Agida, Özbekler; "Matemname", Kazak ve Kirgizlar; "Coktav", Azeriler; "Agi", Bati Türkistan sahasinda yasayan Türkmenler; "Agi", "Tavs", "Tavsa", Kuzey Kafkasya'da ve Dobruca'da yasayan Nogaylar; "Bozlau/Bozlaw", Baskurtlar; "Märsiya äytiv", Kumuklar; "yas", Gagauzlar; "dizmek" adini verirler (Yaldizkaya 1992:11; Kaya 1999: 245; Özkan, Horata 1999: 319 ).
Agit kelimesinin Almanca'da karsiligi "totenlage", Fransizca'da "élégie", Rusça'da "plaç, priçitaniya", Ingilizce'de "lament" kelimeleridir.
Geçmisi anlamak için tarihi bilmek yeterli olmayabilir. Bunun yani sira halk yaratmalarini anlamak ve halkin yarattigi bu degerlerden faydalanarak dogrulara varmak, geçmisimizi daha iyi degerlendirmemizi saglar. Tarihçiler, tarihi olaylari bulabildikleri belgelerle yorumlay...k yazar, ancak, o tarihi olaylari bir de halkin gözüyle görmek, bizim konuya daha farkli bir açidan bakmamizi saglar. Çünkü, her olayda, özellikle de savaslarda sevinci de aciyi da yasayan halktir. Tabii olarak, bunun yansimalari da halk yaratmalarinda görülecektir.
Halkin duydugu üzüntü, keder ve sikintilari en iyi sekilde yansitan halk yaratmalari içinde belki de en önemlisi agitlardir. Çünkü, yasanan olaylar tüm gerçekligiyle agitlarda gözler önüne serilir. Bildirimizde sözlerini verecegimiz agitlar; tarafimizdan derlenen ve bir bölümü "Türkmen Agitlari" adli eserimizde, bir bölümü de "Erciyes Dergisi"nde yayinlanan agitlardir.
Türkiye Türklerini en fazla etkileyen ve hemen her aileden bir veya birkaç bireyin kaybedildigi önemli tarihi olaylardan biri de Türk Kurtulus Savasi'dir. Bu savasta kaybedilen yüz binlerce Türk evladi için pek çok agit yakilmistir. Bu durumu, Kurtulus Savasi'nda sehit olan Bayat'tan Ali Osman'a bacisi Serife Aydin'in yaktigi agitta açikça görmekteyiz.
Safak söktü tan yerleri atiyor,
Tren gelmis aci aci ötüyor,
Kardesim sehit olmus yerde yatiyor,
Ak elleri kizil kana batiyor.
Agidin devam eden asagidaki misralari, kardesinin sehit olmasiyla kendisinin kimsesiz ve yalniz kaldigini düsünen agitçi kadinin sözleri "felege sitem" ile doludur.
Ilkbaharda her çiçekler bezeri,
Sonbaharda döker yaprak gazeli,
Kardesim sehit olmus nerde mezari?
Felek beni tasa çaldi neyleyim.
Felek sille vurdu ben oldum sersem,
Iyi olmaz dediler her kime sorsam,
Varsamda hekime muayene olsam,
Iyi olmadik derdi hekim neylesin.
Ben gurbeti geze geze yoruldum,
Evvel altin idi simdi pul oldum,
Deger bilmez kötülere kul oldum,
Felek beni tasa çaldi neyleyim.
Kanatlarim yoktur çirpinip uçmaya,
Dizlerim tutmuyor karli daglar asmaya,
Ellerim ermedi helallasmaya,
Felek beni tasa çaldi neyleyim. ( Yaldizkaya1992: 36)
Çanakkale Savasi'nda; birçok eli kalem tutan, okur-yazar Türk genci sehit olmus, niceleri sakat kalmistir. Agabeyi Çanakkale Savasi'nda sehit olan bir kiz tarafindan yakilan asagidaki agit bunu ne güzel ifâde etmektedir:
Çanakkale derler yesil gavakli,
Mollalarin mürekkebi boyakli,
Neçe gullarin var agaç ayakli,
Agaç ayaginan gelsen n'olurdu.
Çanakkale derler yesil sögütlü,
Neçe molla getti eli divitli,
Bi mektup atayim üstü tahütlü,
Mektubum ordunu bulur m'ola.
Agilidir Çanakkale goyagi,
Babamoglu dizlerimin dayagi,
Irengide bana benzer bayagi,
Gurbanlar olurum babamogluna.
Edem gözelidi giyidan getmis,
Sürek öküz gibi boynunu bükmüs,
Su gevur dinsizi denklemis atmis,
Acep babamoglun yudular m'ola.
Yumadan gabire godular m'ola. (Yaldizkaya 1992: 39)
Derledigim bir baska Çanakkale agidi da, Suvermez köyünden Deveciogullari sülâlesinden, Macar Lâkapli Salih'in Çanakkale'de sehit olmasiyla, annesi tarafindan yakilan agittir. Agitta, yogunlukla sehidin geride biraktigi esi ve çocugunun ne olacagi endisesi vurgulanmaktadir:
Hucûm demis Alamanin zabiti,
Yavrumun kefeni asker kabutu,
Salina girmeye yoktur tabutu,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Topun dumani da agmis havaya,
Gözlerim yavrumu dönmez silaya,
Goltuguna girmis çifte sihhiya,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Çanakkale nerde, Suvermez nerde?
Her ana dayanmaz bu zalim derde,
Ahmed'in babasiz eglenmez evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola
Derinimis Çanakkale deresi,
Goygunumus sehidimin yarasi,
Aciya dayanamaz garip garisi,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Senin yavrum besik ile belede,
Yâdigarin galdi yavrum geride,
Bir gelin eglenmez issiz bir evde,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola.
Bir günüm dogarda bir günüm batmaz,
Su issiz evlerde bir gelin yatmaz,
Oglumun yerini kimseler tutmaz,
Yoksa yavrum seni vurdular m'ola,
Kefensiz gabire goydular m'ola. (Yaldizkaya 1992: 37)
Öyle agitlarimiz var ki; Edirne'de, Yemen'de, Kudüs'te kalanlari anlatir. Yedi kardesinden bazilarinin sehit düsmesiyle yüregi yanan Ahmet Çavus (Urfali)'un yaktigi agit, iste böyle bir agittir:
Yedi gardasidik gazada ünlü,
Hep gara biyikli yüzleri benli,
Zeybek salvarli da hep çuha donlu,
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
Halil yogun güder içi guzulu
Ali haba geyer golu sizili,
Gadir'in çocuklar gara yazili
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
Ali agam Edirne'de oldu sehit,
Garabiyik Yemen'de ünlendi yigit,
Ibik Agam Kudüs'te kaldi bi büyük,
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlümü.
Âsik olsam agir agir söylesem,
El kaldirsam su gönlümü eglesem,
Su gönlümü gil ipinen baglasam,
Ben bu derdin hangisine yanayim,
Zencirler zapdetmez benim gönlüm. (Yaldizkaya 1992: 41)
Birlesmis Milletler Karariyla; 1950 Yilinda, Güney Kore'ye yardim amaciyla, General Tahsin Yazici komutasinda 5.000 kisilik Türk Tugayi da Kore'ye gönderilmistir.Kore'ye ulasan Türk askeri kendini çatismanin içinde buldu. Mançurya sinirina yakin bir yer olan Kunuri'de, süngü muharebesi ile, bölgenin yabancisi olmasina ragmen efsâneler yaratti. Sehitler verildi, yaralananlar oldu. Üç yil süren Kore Savasi sonunda evlerine dönemeyenlere agitlar yakilmistir.
Anadolu'nun birçok yöresinden oldugu gibi, Emirdag'dan da Kore'ye gidip de dönemeyenlerden birisi de Balisoglu Eyüp Can'dir. Eyüp Can'in sehit olmasi üzerine bir yakini asagidaki agidi yakar. Agitta, Türk askerinin Kore'ye gitmesini anlâmsiz bulan Anadolu kadini, bunu "Kore senin vatanin mi, yurdun mu?" seklinde ifâde ederken, O'na "Kirk belikli gelin almaya" ve "Yerine kardesi Abdil'i göndermeye râzi olacagini" belirtir.
Izmir'den mi kalkti Kore'ye gemi,
Gemi gurban olam getir Eyüb'ü,
Çok aglattin anan ile Balis'i,
Kore senin vatanin mi, yurdun mu?
Gayibidin oglum sehit oldun mu?
Subeye vardim da künyen okundu,
Emirdag'i basimiza yikildi,
Dostumuz agladi, düsman bakindi,
Dön gel oglum dön gel kurban oluyum,
Sana kirk belikli gelin aliyim.
Köprüden agrinda gel bir görüyüm,
Görüyüm de gadin oglum ölüyüm,
Apdil'i yerine vesek veriyim,
Bir günüm dogar da bir günüm batar.
Kore daglarinda aslanim yatar.
Kardesinin sehit olmasi üzerine bacisi Zehra'da uzunca bir agit yakar. Ancak, agidin asagidaki misralari hâfizada kalmistir. Agitta; günlerce süren Kore yolculugu "çigra yola" yani bir kisinin ancak geçebilecegi ve kisa mesafelerde kullanilan yola benzetilirken, Kore evlerinin ufakligi ve insaninin küçük boylu olusu Anadolu kadininin agzindan söyle dile getirilir.
Kore'ye gidiyor bir uzun çigra,
Allah'in askina Eyüb'e ugra,
Eyüp bize biz Eyüb'e doymadik,
Gelin alip çeyizini dökemedik,
Ufaciktir su Kore'nin evleri,
Benim gardasimdir küçük beyleri. (Yaldizkaya1996: 6)
Millî Kahraman Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk'ün mezarinin Istanbul- Dolmabahçe sarayindan Ankara'ya nakledilmesi sirasinda, Emirdag yöresinin ünlü agitçi kadini Döne Öksüz (Halide'nin Döne) tarafindan asagidaki agit yakilmistir. Okuma - yazmasi olmayan ama ehl-i dil olan Anadolu kadini yaktigi agitta; "Anan kizi olsaydi yanaridi derdine" misrasinda Atatürk'ün kiz kardesinin hayatta olmayisini, "Ne bir kizi kalmis ne de bir oglu" misrasinda ise ulu önderin çocuksuz olusunu etkileyici bir sekilde ortaya koymaktadir.
Sana diyom sana Mustafa Kemâl,
Riyakâr kullarin yalandan yanar,
Bu dünyada senin basina döner,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Isik dünya basimiza dar geldi,
Gâzi baba hepisinden zor geldi,
…………………………………….
Istanbul'dan Ankara'ya yürüdü tren,
Moskof'un krali Sal'ina duran,
……………………………………
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Pasalar içinde Gâzi'dir süslü,
Iresmi geçitte de milleti yasli,
Sarayin içinde kilici pasli,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Ismet gondu sarayina yurduna,
Agladi askerin düstü ardina,
Anan kizi olsaydi yanaridi derdine,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya.
Istanbul'un etirafi denizden avlu,
Ne bir kizi kalmis ne de bir oglu,
Sarayda eglenmez Pasa'min göynü,
Saraya gel Gâzi baba saraya,
Sen düsürdün bir sogukluk araya. (Yaldizkaya 1992: 44)
1947 Yilinda, Emirdag'in Baskonak (Kolansam) köyünün Arzili mahallesine bir askerî uçak düser. Hava Kuvvetleri tarihine geçen bu olayda iki pilot subay sehit olur. Sehit olan pilot subaylara, yörenin ünlü agitçi kadini Topakkiz (Gülsüm Köse) uzun bir agit yakar. Konar-göçer Türkmen kültüründen motifler de tasiyan bu agidin derleyebildigimiz misralarinda, agitçi kadinin "yol (y)iramis varamis köyüne" misrasinda söz ettigi "köy" "Hava üssü", "Haber verin âsiretinin beyine" misrasinda kastedilen "âsiret bey"i ise "Filo komutani, Pasa"dir.
Duman durmus Arzili'nin dagina,
Yol (y)iramis varamamis köyüne,
Haber verin âsiretinin beyine,
Gurbanlar olurum yarali beyim,
Arzili buraya arali beyim.
Yeni çikmis subayin da birisi,
Telde galmis saçlarin derisi,
Duydum'ola anasiynan garisi,
Gurbanlar olurum yarali beyim,
Tayyare buraya arali beyim. (Yaldizkaya 1992: 88)
Sonuç olarak; agitlar kisilerin özgeçmisleri oldugu gibi, bir bakima toplumlarin da özgeçmisidir. Zira, bir milletin tarihi serüvenini agitlardan izleyebiliriz. Cephede, düsmana karsi verdikleri mücadelede çektikleri sikintilari, sehit ya da gâzi oluslarini, cephe gerisindeki açligi, kitligi, hastaligi ve içindeki ihaneti; bunlara karsi verilen mücadeleyi agitlarimizda görürüz. Sehit düsen ve gâzi olanlarin isimlerini belki tarih kitaplarinda göremeyiz. Ama bunlarin analarinin, bacilarinin, yavuklulari ve bu milletin hislerine tercüman olan âsiklarinin söylemis oldugu agitlarda isim isim bulabiliriz.Sözlerimi sâir Bedri Rahmi Eyüboglu'nun dizeleriyle bitirmek istiyorum.
Kitaplarda degil türkülerde ara Yemen'i,
Öleni, kalani, gidip gelmeyeni