ρυяєgση
10-12-2007, 16:31
Bir gün Hâce Nizâmüddîn’in her tarafa yayılan cömertliğini duyan fakir bir adam, Hindistan’ın uzak bir yerinden yola çıkıp, mâlî sıkıntısını halletmek için, ondan çok miktarda yardım almak ümidiyle Dehli’ye gelir.
Fakat o gün hazret-i Hâce’nin, bir çift eski ayakkabısından başka verebilecek bir şeyi yoktur. Zavallı adam, bu yüce şahsiyetten aslâ böyle bir hediye beklemiyordur; fakat onu reddetmeye de cesâret edemez. Bununla berâber, içinden, çok rahatsız olur ve bu büyük zâttan böyle kıymetsiz bir hediye aldığı için, büyük bir hayal kırıklığına uğrar.
Geri dönüşünde, yol üstünde gece dinlenmek için bir handa kalır. Yine aynı gece Emîr Hüsrev, Bengal’den bir iş gezisinden, Dehli’ye dönüyordur. Dehli’nin en zengini olarak bilinen Emîr Hüsrev, ihtişamlı maiyet, hizmetçiler ve zenginliklerle oraya varıp, aynı handa kalır.
Ertesi sabah Emîr Hüsrev kalktığında, hayret edip; “Şeyhimin kokusunu duyuyorum” diye bağırır. Han didik didik aranır ve sonunda tenhâ bir köşede, geceleyin Dehli’den gelen fakir bir yolcu bulunur.
Dehli’de kaldığı zaman hazret-i Nizâmüddîn-i Evliyâ’nın yanına gidip gitmediği sorulduğunda, adam üzüntülü bir şekilde; “Evet, hakîkatte ben bu uzun seyâhati, sadece o büyük velîyi görmek ve sıkıntılarımı halletmek ve onun cömertlik ve ihsânından faydalanmak için yaptım.
Eski ayakkabıları göstererek; fakat beni sadece kendisinin bu kıymetsiz ayakkabıları ile gönderdiği için üzgünüm” diye cevaplandırır. Aşk ve muhabbetle yanan Hüsrev, derhâl adamdan; bütün bu büyük servet, köleler ve sâhib olduğu her şey karşılığında ayakkabıları kendisine vermesini ister.
Nakledildiğine göre, o zamân Emîr Hüsrev, diğer kıymetli eşyâlarından başka 500.000 gümüş para taşıyordur. Zavallı adam, bunu bir şaka kabûl eder. Fakat Hüsrev, üzerinde durarak, yeminle teklifini tekrarlar ve hemen, sevgili hocasının ayakkabıları karşılığında bütün servetini vererek pazarlığı bitirir ve o ayakkabıları büyük bir hürmetle el üstünde taşıyarak, Hazret-i Nizâmüddîn’e geri verir.
Fakat o gün hazret-i Hâce’nin, bir çift eski ayakkabısından başka verebilecek bir şeyi yoktur. Zavallı adam, bu yüce şahsiyetten aslâ böyle bir hediye beklemiyordur; fakat onu reddetmeye de cesâret edemez. Bununla berâber, içinden, çok rahatsız olur ve bu büyük zâttan böyle kıymetsiz bir hediye aldığı için, büyük bir hayal kırıklığına uğrar.
Geri dönüşünde, yol üstünde gece dinlenmek için bir handa kalır. Yine aynı gece Emîr Hüsrev, Bengal’den bir iş gezisinden, Dehli’ye dönüyordur. Dehli’nin en zengini olarak bilinen Emîr Hüsrev, ihtişamlı maiyet, hizmetçiler ve zenginliklerle oraya varıp, aynı handa kalır.
Ertesi sabah Emîr Hüsrev kalktığında, hayret edip; “Şeyhimin kokusunu duyuyorum” diye bağırır. Han didik didik aranır ve sonunda tenhâ bir köşede, geceleyin Dehli’den gelen fakir bir yolcu bulunur.
Dehli’de kaldığı zaman hazret-i Nizâmüddîn-i Evliyâ’nın yanına gidip gitmediği sorulduğunda, adam üzüntülü bir şekilde; “Evet, hakîkatte ben bu uzun seyâhati, sadece o büyük velîyi görmek ve sıkıntılarımı halletmek ve onun cömertlik ve ihsânından faydalanmak için yaptım.
Eski ayakkabıları göstererek; fakat beni sadece kendisinin bu kıymetsiz ayakkabıları ile gönderdiği için üzgünüm” diye cevaplandırır. Aşk ve muhabbetle yanan Hüsrev, derhâl adamdan; bütün bu büyük servet, köleler ve sâhib olduğu her şey karşılığında ayakkabıları kendisine vermesini ister.
Nakledildiğine göre, o zamân Emîr Hüsrev, diğer kıymetli eşyâlarından başka 500.000 gümüş para taşıyordur. Zavallı adam, bunu bir şaka kabûl eder. Fakat Hüsrev, üzerinde durarak, yeminle teklifini tekrarlar ve hemen, sevgili hocasının ayakkabıları karşılığında bütün servetini vererek pazarlığı bitirir ve o ayakkabıları büyük bir hürmetle el üstünde taşıyarak, Hazret-i Nizâmüddîn’e geri verir.