ρυяєgση
10-14-2007, 13:43
Istılahta İman:
İman’ın tasdik (doğrulamak-inanmak) anlamına geldiği an*laşıldıktan sonra ortaya çıkan soru, hangi tastik’in yeterli olduğu bağlamındadır. Çünkü tastikin çeşitli biçimleri vardır ve bu alanda dört ihtimal vardır:
1- Dille ikrar edilen iman (tastik): Muhammed bin Kiram Secistani’ye göre kişi kalben küfre inanmış olsa bile dille ikrar yeterlidir.
2- Kalben tastik: Cehim bin Safvan’a göre kişi dille küfrünü ilan etse bile kalben inanması, tasdik etmesi yeterlidir.
3- İman kalben tastik ve dille ikrardan ibarettir: Meşhur fakihler ve mütekellimlere göre iman kalben tastik ve dille ikrardan ibarettir ve amel, imanın meyvelerinden ve onun ilkesi dışındadır.
4- İman kalben tastik, dille ikrar ve amelden ibarettir: Mu’tezile, Abaziye ve eskilerden bir gruba göre iman kalbi tasdik olup dille ikrar ve beden azalarıyla amel etmekten ibarettir.
Bu görüş sahiplerinin her biri kendi görüşlerini ispatlamak için ayet ve hadislere dayanarak deliller getirmişlerdir. Üçüncü ve dördüncü görüş birbirine yakın olmakla birlikte dördünce görüş “amel”i imanın bir parçası saymakta halbuki üçüncü görüş “amel”i imanın semerelerinden ve imanı tamamlayan bir etken olarak görmektedir. Dolayısıyla müslümanlar üç akidevi fırkaya bölünmüşlerdir:
1- Hariciler: Hariciler günah-ı kebire (büyük günah) işleyen kimseyi kafir olarak görür ve iman dairesinden çıkmış bir kişinin cehennem ateşinde kalacağına inanırlar.
2- Mütezile: Mutezile mensupları günah-ı kebireyi işleyen kimseyi müminle kafir arasında görür ve bu kişinin ölmeden önce tevbe etmemesi durumunda cehennem ateşinde kalıcı olduğuna inanırlar.
3- Ehl-i Sünnet ve Şia: Bu iki mektebin fakih ve mütekellim*lerinin ekseriyeti imanı kalbi tasdikle birlikte dille ikrar olarak görerek, “amel”i imanı kemale ulaştıran bir etken olarak tanımlar*lar. Bu görüşe göre, insanı küfürden imana sevkeden, canına ve malına ihtiram gösterilmesi hükmünü sağlayan kalbi tastiktir. Bu tastik dille ikrar edilmelidir. Sağır ve dilsizler hususunda ve dille ikrarın mümkün olmadığı durumlarda ise işaret yapılmalıdır. Ancak bu tasdik ve ikrar, dini farizalar yerine getirilmediği takdirde cehennemden kurtarıcı ve cennete sevkedici olmayacaktır.
İman’ın tasdik (doğrulamak-inanmak) anlamına geldiği an*laşıldıktan sonra ortaya çıkan soru, hangi tastik’in yeterli olduğu bağlamındadır. Çünkü tastikin çeşitli biçimleri vardır ve bu alanda dört ihtimal vardır:
1- Dille ikrar edilen iman (tastik): Muhammed bin Kiram Secistani’ye göre kişi kalben küfre inanmış olsa bile dille ikrar yeterlidir.
2- Kalben tastik: Cehim bin Safvan’a göre kişi dille küfrünü ilan etse bile kalben inanması, tasdik etmesi yeterlidir.
3- İman kalben tastik ve dille ikrardan ibarettir: Meşhur fakihler ve mütekellimlere göre iman kalben tastik ve dille ikrardan ibarettir ve amel, imanın meyvelerinden ve onun ilkesi dışındadır.
4- İman kalben tastik, dille ikrar ve amelden ibarettir: Mu’tezile, Abaziye ve eskilerden bir gruba göre iman kalbi tasdik olup dille ikrar ve beden azalarıyla amel etmekten ibarettir.
Bu görüş sahiplerinin her biri kendi görüşlerini ispatlamak için ayet ve hadislere dayanarak deliller getirmişlerdir. Üçüncü ve dördüncü görüş birbirine yakın olmakla birlikte dördünce görüş “amel”i imanın bir parçası saymakta halbuki üçüncü görüş “amel”i imanın semerelerinden ve imanı tamamlayan bir etken olarak görmektedir. Dolayısıyla müslümanlar üç akidevi fırkaya bölünmüşlerdir:
1- Hariciler: Hariciler günah-ı kebire (büyük günah) işleyen kimseyi kafir olarak görür ve iman dairesinden çıkmış bir kişinin cehennem ateşinde kalacağına inanırlar.
2- Mütezile: Mutezile mensupları günah-ı kebireyi işleyen kimseyi müminle kafir arasında görür ve bu kişinin ölmeden önce tevbe etmemesi durumunda cehennem ateşinde kalıcı olduğuna inanırlar.
3- Ehl-i Sünnet ve Şia: Bu iki mektebin fakih ve mütekellim*lerinin ekseriyeti imanı kalbi tasdikle birlikte dille ikrar olarak görerek, “amel”i imanı kemale ulaştıran bir etken olarak tanımlar*lar. Bu görüşe göre, insanı küfürden imana sevkeden, canına ve malına ihtiram gösterilmesi hükmünü sağlayan kalbi tastiktir. Bu tastik dille ikrar edilmelidir. Sağır ve dilsizler hususunda ve dille ikrarın mümkün olmadığı durumlarda ise işaret yapılmalıdır. Ancak bu tasdik ve ikrar, dini farizalar yerine getirilmediği takdirde cehennemden kurtarıcı ve cennete sevkedici olmayacaktır.