ρυяєgση
10-14-2007, 13:44
Amel İmanın Bir Parçası mıdır?
Konuyla ilgili ayetler incelendiğinde amelin, imanın bir parçası olmadığı, imanın dışında kaldığı sonucuna varmaktayız:
1- "Onlar ki inandılar (iman) ve iyi işler yaptılar (amel)"[12]
Burada iman ve amel kelimeleri arasında atıfta bulunulması, yani "ve" bağlacı ile birbirinden ayrılması, amelin imanın bir parçası olduğu görüşüne aykırıdır.
2- "İnanarak iyi işlerde bulunan..."[13]
Burada "inanarak" cümlesi, hal cümlesidir. Yani hayırlı işlerde bulunan ve aynı zamanda mümin olan kimse kastedilmektedir. Bu ise salih amelle imanın farklı anlamlar içerdiğini ortaya koyar.
3- "Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa hemen aralarını bulun. Eğer biri ötekine saldırırsa o saldırganlarla, Allah’ın emrine itaat edinceye kadar savaşın..."[14]
Allah (c.c), bu ayette asi taifeye mümin nisbetini vermektedir. Zahiri anlamı şudur; onlara mümin denilmesi, onların baği, saldırgan olduğu zamana aittir. Yani sadece geçmişteki durumları için onlara mümin denilmemektedir.
4- "Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun."[15]
Allah (c.c) bu ayette imanla vasıflananlara takvalı olmayı emretmektedir. Bu ise imanla takvasızlığın bir arada bulunabileceğine delalet eder. Aksi takdirde takva emri anlamsız ve kazanılmışı yeniden kazanma anlamına gelirdi.
5- "... Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve mukadder etmiştir..."[16]
Bu ayet imanın merkezinin kalp olduğuna delalet eder. Başka bir ayette şöyle buyuruyor:
"...İman kalblerinize girmedi henüz ..."[17]
Bu ayetlerden anlaşılacağı ve icmanın teyid ettiği üzere amel, imanın dışındadır ve imanın bir parçası değildir. Ulema, imanı ibadetlerin doğruluğunun şartı olarak görürler ve sünnet de bu görüşü teyid eder. Buhari[18] ve Müslim[19] bu bağlamda Hz. Ali (a.s)ın faziletleri babında ve Hz. Peygamber (s.a.a)'in Hayber günü bayrağı o hazrete vermesiyle ilgili olarak bir çok hadis nak*lederler.
Kalbin imanın merkezi ve amelin, imanın bir parçası olmadığına dair görüşten maksat şu ki: Kalbi tasdik, başlıbaşına insanın ahiretini kurtarmaya yeterli değildir. Kalbi tasdik sadece insanı kafirler zümresi dairesinden çıkarır, ama kurtaramaz; kurtuluşun başka şartları da vardır ki kitap ve sünnette zikredilmiştir. Bu görüş, insanın uhrevi kurtuluşunu sadece kalbi tasdik ve dille ikrarda görüp ameli gerekli bilmeyen Mürcie fırkasının görüşünü batıl bilmektedir. Murcie görüşü bazılarına göre, İslam ve müslümanlar için en büyük tehlikeyi oluşturmuştur. Çünkü Mürcie'ye ait bu görüş, insanları ve özellikle genç nesli, davranışları yönünden tam bir sorumsuzluğa çekmekte; cehennem azabının sadece kafirler için vaadedildiğine, cehennem ateşinden kurtulmak için kalbi tasdik veya dille ikrarın yeterli olduğuna inanmaktadır.
İmam Şafii'ye göre, Allah (c.c) insanın batınını ölçü kılar ve kullar ise insanın zahirine hükmederler, dille ikrar tasdikin habercisidir ve bazen de böyle değildir.
Konuyla ilgili ayetler incelendiğinde amelin, imanın bir parçası olmadığı, imanın dışında kaldığı sonucuna varmaktayız:
1- "Onlar ki inandılar (iman) ve iyi işler yaptılar (amel)"[12]
Burada iman ve amel kelimeleri arasında atıfta bulunulması, yani "ve" bağlacı ile birbirinden ayrılması, amelin imanın bir parçası olduğu görüşüne aykırıdır.
2- "İnanarak iyi işlerde bulunan..."[13]
Burada "inanarak" cümlesi, hal cümlesidir. Yani hayırlı işlerde bulunan ve aynı zamanda mümin olan kimse kastedilmektedir. Bu ise salih amelle imanın farklı anlamlar içerdiğini ortaya koyar.
3- "Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa hemen aralarını bulun. Eğer biri ötekine saldırırsa o saldırganlarla, Allah’ın emrine itaat edinceye kadar savaşın..."[14]
Allah (c.c), bu ayette asi taifeye mümin nisbetini vermektedir. Zahiri anlamı şudur; onlara mümin denilmesi, onların baği, saldırgan olduğu zamana aittir. Yani sadece geçmişteki durumları için onlara mümin denilmemektedir.
4- "Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun."[15]
Allah (c.c) bu ayette imanla vasıflananlara takvalı olmayı emretmektedir. Bu ise imanla takvasızlığın bir arada bulunabileceğine delalet eder. Aksi takdirde takva emri anlamsız ve kazanılmışı yeniden kazanma anlamına gelirdi.
5- "... Onlar o kimselerdir ki Allah kalblerine iman yazmış ve mukadder etmiştir..."[16]
Bu ayet imanın merkezinin kalp olduğuna delalet eder. Başka bir ayette şöyle buyuruyor:
"...İman kalblerinize girmedi henüz ..."[17]
Bu ayetlerden anlaşılacağı ve icmanın teyid ettiği üzere amel, imanın dışındadır ve imanın bir parçası değildir. Ulema, imanı ibadetlerin doğruluğunun şartı olarak görürler ve sünnet de bu görüşü teyid eder. Buhari[18] ve Müslim[19] bu bağlamda Hz. Ali (a.s)ın faziletleri babında ve Hz. Peygamber (s.a.a)'in Hayber günü bayrağı o hazrete vermesiyle ilgili olarak bir çok hadis nak*lederler.
Kalbin imanın merkezi ve amelin, imanın bir parçası olmadığına dair görüşten maksat şu ki: Kalbi tasdik, başlıbaşına insanın ahiretini kurtarmaya yeterli değildir. Kalbi tasdik sadece insanı kafirler zümresi dairesinden çıkarır, ama kurtaramaz; kurtuluşun başka şartları da vardır ki kitap ve sünnette zikredilmiştir. Bu görüş, insanın uhrevi kurtuluşunu sadece kalbi tasdik ve dille ikrarda görüp ameli gerekli bilmeyen Mürcie fırkasının görüşünü batıl bilmektedir. Murcie görüşü bazılarına göre, İslam ve müslümanlar için en büyük tehlikeyi oluşturmuştur. Çünkü Mürcie'ye ait bu görüş, insanları ve özellikle genç nesli, davranışları yönünden tam bir sorumsuzluğa çekmekte; cehennem azabının sadece kafirler için vaadedildiğine, cehennem ateşinden kurtulmak için kalbi tasdik veya dille ikrarın yeterli olduğuna inanmaktadır.
İmam Şafii'ye göre, Allah (c.c) insanın batınını ölçü kılar ve kullar ise insanın zahirine hükmederler, dille ikrar tasdikin habercisidir ve bazen de böyle değildir.