ρυяєgση
10-17-2007, 19:28
SUAL:
"Halebî" kitabının tercümesi olan "Babadağı"nda ve "Birgivî vasiyyetnâmesi"nde: «Bir kimse evliyanın ruhları burada hazırdır dese, kafir olur» diyor.
Halbuki tasavvufcular arasında: «Pirimizin ruhu hazırdır, nazırdır» sözü de meşhurdur. Bu iki sözün arasını bulmak nasıl olur:
CEVAB:
Efendim! Bu iki kitabın dediği doğrudur. (İki kitab da kıymetlidir. Allahü Teâlâ hâzırdır ve nazırdır demek Allahü Teâlâ ebedî ve ezelî olarak hâzırdır ve nazırdır demektir. Böyle olduğunu bildirmek için, Allahü Teâlâ her zamanda ve her yerde hâzır ve nazırdır derler.
Halbuki Allahü Teâlâ zamanlı değildir ve mekânlı değildir. O halde, bu söz, görünüş üzere kalmaz, mecaz olur. Yani zamansız ve mekânsız, yani hiçbir yerde olmayarak hazırdır [yani bulunur] ve nazırdır [yani görür] demektir. Böyle olmazsa, Allalü Teâlâ'yı zamanlı ve mekânlı bilmek olur. Allahu Teâlâ hayy, âlim, kadir ve mütekellim olarak ve sonsuz zamanlarda, hep hâzır ve nazırdır. Hayât, ilim, kudret ve kelâm sıfatları zamansız ve mekansız olduğu gibi, hazır ve nazır olması da, zaman ile ve mekân ile değildir. Allahü Teala'nın sıfatlarının hepsi böyledir.
Böylece, bir şey onun gibi değildir. Allahü Teâlâ'nın sıfatları, hep vardır. Önleri ve sonları yokluk değildir. Meselâ, hâzırdır ve bu hazır olmaktan önce, gâib değil idi. Bundan sonra, bir hayâtsızlık yani ölüm, cahillik olmayacağı gibi, gâib olmak da olmaz. Çünkü sıfatları da kendi gibi ezelî ve ebedîdir. Yani hep vardır. Hiçbir kimsenin sıfatları, onun sıfatlarına benzemez. Melekler ve peygamberlerin (aleyhimüsselâm) ve evliyanın ruhları ve sâlih mü'minlerin ruhları, her kim nerede ve ne zaman ve her ne halde çağırırsa, orada bulunur, yardım ederler. Hızır Aleyhisselâmın sıkıntıda olanların imdâdına yetişmesi böyledir. Fahr-i âlemin (sallallahü aleyhi ve sellem), ümmetinin her birine, hele ölüm zamanında, imdada yetişmesi de böyledir. Azrail Aleyhisselâmın ruh [can] almak için, her anda, her yere gelmesi de böyledir. Her mürşid-i kâmilin, talebesine yetişmesi de, böyledir ki, bunlar zamanlı ve mekânlıdır, ezeli ve ebedî olarak değildir. Devamlı da değildir. Hâzır olmalarından önce, yok idiler. Bir zaman sonra da oradan tekrar yok olurlar. Allahü Teâlâ'nın hazır olması ile, ruhların hâzır olması arasında çok fark vardır.
Allahü Teâlâ'nın hâzır olması gibi, kimse hâzır değildir. Allahü Teâlâ'nın sıfatlarının hepsi de böyledir. Ne bir melek, bir nebî ve ne de resul ve velî ve sâlih, Cenâb-ı Hakkın herhangi bir sıfatına ortak olabilir. Evliyalık ilminin derecesine yükselmemiş sâlike, mürşidlerin ruhları, her nerede ve her ne zaman çağırılırsa, imdâda yetişir diye öğretilirdi. Ruh, orada hâzır olmadan önce, yok idi. Bir zaman sonra, orada yine bulunmaz. Cenâb-ı Hak ruhların hâzır olduğu gibi hâzır olmaz. Çünkü böyle hâzır olmak, zamanlı ve mekânlıdır. Ruhlar da, Allahü Teâlâ'nın hazır olduğu gibi, hâzır olamaz. Çünkü, Cenâb-ı Hakkın hâzır olması, zamanlı ve mekânlı değildir, ezelîdir, ebedîdir.
Birgivî vasıyyetnâmesi ve benzeri kıymetli kitablar demek istiyor ki: Bîr kimse eğer benim mürşidim, daimî ve ezelî ve ebedî olarak hâzırdır ve nazırdır dese, kâfir olur. Fakat bunlar diyor ki, "Allahü Teâlâ benim mürşidimin ruhuna öyle bir kuvvet vermiştir ki, her nerede ve ne zaman çağırır isem, imdadıma hâzır olur." Görülüyor ki, Fahr-i Âlem (sallallahü aleyhi ve sellem) yer yüzünün her tarafından, o zamandan bugüne kadar, ümmetinden herhangi biri ve hele, keşif, şühûd sahibleri çağırınca imdatlarına yetişir. Hızır Aleyhisselâmın ruhu, çağıranlardan bâzılarının imdatlarına geliyor. Melekler, ruh [can] almak için, bir ânda, istediği zamanda ve yerde bulunuyor.
Şâziliyye yolunun reisi, Ebûlhasen Alî Şâzilî (kuddise sirruh) diyor ki: «Her ân ve zaman, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek yüzü, gözümün önündedir». Kitâbların yazdığı doğrudur. Fakat, tasavvufçuların sözü başkadır. Yâni evliyanın ruhları, Allahü Teâlâ gibi hazırdır demek küfürdür. Allahü Teâlâ'nın âlim, kaadir ve mütekellim ve hâzır olması gibi, hiç kimse âlim, kaadir ve mütekellim ve hâzır değildir. Allahü Teâlâ'nın ilmi ve hayâtı ve kudreti ve hâzır olması ve başka bütün sıfatları, Allahü Tealâ'ya yakışan bîr hayât, ilim ve kelâm ve kudret ve huzurdur. Mahlûkların hayâtı, ilmi ve kudreti ve kelâmı ise, kendileri gibi, sonradan olma ve zamanlı ve mekânlı ve çabuk geçip biten ve çeşitli şeylere bağlıdır.
Bununla beraber, peygamberler (aleyhimüsselâm) ve evliya (aleyhimürrıdvan) ve âlimler (aleyhimürrahme) ve bütün mü'minler (esleha hümüllah) âlimdir, hayydır, kaadirdir, hâzırdır ve mevcûddur denir. Bunlar, Allahü Teâlâ'nın âlim, hay, kaadir, hazır ve mevcûd olması gibi demek değildir. Allahü Teâlâ'nın hazır olması ile, evliyanın ruhlarının hâzır olması arasında, çok fark vardır. O kitâbların yazıldığı zamanda, câhil tarikatçılar, böyle sözler söylüyordu. Kendilerini tasavvuf adamı göstermek için, pirimiz hâzır ve nazırdır diyorlardı. Dîn âlimleri, fıkıh kitâblarını yazanlar, bu büyük günâhın yayılmaması için, böylece yazarak önlemişlerdir. Bununla beraber, bunlardan daha büyük olan, dîn imamlarımız, bu işi daha umumi, daha etraflı ve gereği gibi anlatmıştır. Allahü Teâlanın sıfatlarına kimse şerik değildir. Bunların hepsi La ilahe illallah kelimesinin içine girmektedir. Yâni ilâh olmağa, ibadet olunmağa hakkı olan, kimse yoktur. Ancak, hiçbir sıfatında şeriki bulunmayan, Allahü Teâlâ vardır. Bu mâna iyi ve derin düşünülürse, iş kökünden çözülmüş olur.
Efendim! Bu cevabı böyle uzun ve açık yazdım. Çünkü bu mes'ele, çok kimseleri şüpheye düşürmüştür. Turuk-i Âliyye meşâyihinin âlim olması lâzımdır ki, böyle şübheleri herkesin anlayabileceği şekilde çözebilsin.
Son zamanlarda tekkeler câhillerin eline düştü. Dinden, îmandan haberi olmayanlara şeyh denildi. Dîn düşmanları da, bu şeyhlerin sözlerini, oyunlarını ele alarak, dîne hurafeler karıştırmışlardır. İslimi dini bozulmuştur, dedi. Halbuki tarikatçıların sözlerini, işlerini, dîn sanmak, bunları tasavvuf büyükleri ile karıştırmak, çok yanlıştır. Dîni bilmemek, anlamamaktır.
Dinde söz sahibi olmak için ehl-i sünnet âlimlerini tanımak, o büyüklerin kitâblarını okuyup, iyi anlayabilmek ve bildiğini yapmak lâzımdır. Böyle bir âlim bulunmazsa, dîn düşmanları meydânı boş bulup dîn adamı şekline girer. Va'zları ile, kitâbları ile, gençlerin imânını çalmağa saldırarak, milleti, memleketi felâkete götürür. H.Hilmi Işık, Tam İlmihâl - 7. baskı - İkinci Cild, Madde 59, sahîfe 551.] (Birgivi Vasiyenamesi, Kadızade Şerhi, sh:200-203)
"Halebî" kitabının tercümesi olan "Babadağı"nda ve "Birgivî vasiyyetnâmesi"nde: «Bir kimse evliyanın ruhları burada hazırdır dese, kafir olur» diyor.
Halbuki tasavvufcular arasında: «Pirimizin ruhu hazırdır, nazırdır» sözü de meşhurdur. Bu iki sözün arasını bulmak nasıl olur:
CEVAB:
Efendim! Bu iki kitabın dediği doğrudur. (İki kitab da kıymetlidir. Allahü Teâlâ hâzırdır ve nazırdır demek Allahü Teâlâ ebedî ve ezelî olarak hâzırdır ve nazırdır demektir. Böyle olduğunu bildirmek için, Allahü Teâlâ her zamanda ve her yerde hâzır ve nazırdır derler.
Halbuki Allahü Teâlâ zamanlı değildir ve mekânlı değildir. O halde, bu söz, görünüş üzere kalmaz, mecaz olur. Yani zamansız ve mekânsız, yani hiçbir yerde olmayarak hazırdır [yani bulunur] ve nazırdır [yani görür] demektir. Böyle olmazsa, Allalü Teâlâ'yı zamanlı ve mekânlı bilmek olur. Allahu Teâlâ hayy, âlim, kadir ve mütekellim olarak ve sonsuz zamanlarda, hep hâzır ve nazırdır. Hayât, ilim, kudret ve kelâm sıfatları zamansız ve mekansız olduğu gibi, hazır ve nazır olması da, zaman ile ve mekân ile değildir. Allahü Teala'nın sıfatlarının hepsi böyledir.
Böylece, bir şey onun gibi değildir. Allahü Teâlâ'nın sıfatları, hep vardır. Önleri ve sonları yokluk değildir. Meselâ, hâzırdır ve bu hazır olmaktan önce, gâib değil idi. Bundan sonra, bir hayâtsızlık yani ölüm, cahillik olmayacağı gibi, gâib olmak da olmaz. Çünkü sıfatları da kendi gibi ezelî ve ebedîdir. Yani hep vardır. Hiçbir kimsenin sıfatları, onun sıfatlarına benzemez. Melekler ve peygamberlerin (aleyhimüsselâm) ve evliyanın ruhları ve sâlih mü'minlerin ruhları, her kim nerede ve ne zaman ve her ne halde çağırırsa, orada bulunur, yardım ederler. Hızır Aleyhisselâmın sıkıntıda olanların imdâdına yetişmesi böyledir. Fahr-i âlemin (sallallahü aleyhi ve sellem), ümmetinin her birine, hele ölüm zamanında, imdada yetişmesi de böyledir. Azrail Aleyhisselâmın ruh [can] almak için, her anda, her yere gelmesi de böyledir. Her mürşid-i kâmilin, talebesine yetişmesi de, böyledir ki, bunlar zamanlı ve mekânlıdır, ezeli ve ebedî olarak değildir. Devamlı da değildir. Hâzır olmalarından önce, yok idiler. Bir zaman sonra da oradan tekrar yok olurlar. Allahü Teâlâ'nın hazır olması ile, ruhların hâzır olması arasında çok fark vardır.
Allahü Teâlâ'nın hâzır olması gibi, kimse hâzır değildir. Allahü Teâlâ'nın sıfatlarının hepsi de böyledir. Ne bir melek, bir nebî ve ne de resul ve velî ve sâlih, Cenâb-ı Hakkın herhangi bir sıfatına ortak olabilir. Evliyalık ilminin derecesine yükselmemiş sâlike, mürşidlerin ruhları, her nerede ve her ne zaman çağırılırsa, imdâda yetişir diye öğretilirdi. Ruh, orada hâzır olmadan önce, yok idi. Bir zaman sonra, orada yine bulunmaz. Cenâb-ı Hak ruhların hâzır olduğu gibi hâzır olmaz. Çünkü böyle hâzır olmak, zamanlı ve mekânlıdır. Ruhlar da, Allahü Teâlâ'nın hazır olduğu gibi, hâzır olamaz. Çünkü, Cenâb-ı Hakkın hâzır olması, zamanlı ve mekânlı değildir, ezelîdir, ebedîdir.
Birgivî vasıyyetnâmesi ve benzeri kıymetli kitablar demek istiyor ki: Bîr kimse eğer benim mürşidim, daimî ve ezelî ve ebedî olarak hâzırdır ve nazırdır dese, kâfir olur. Fakat bunlar diyor ki, "Allahü Teâlâ benim mürşidimin ruhuna öyle bir kuvvet vermiştir ki, her nerede ve ne zaman çağırır isem, imdadıma hâzır olur." Görülüyor ki, Fahr-i Âlem (sallallahü aleyhi ve sellem) yer yüzünün her tarafından, o zamandan bugüne kadar, ümmetinden herhangi biri ve hele, keşif, şühûd sahibleri çağırınca imdatlarına yetişir. Hızır Aleyhisselâmın ruhu, çağıranlardan bâzılarının imdatlarına geliyor. Melekler, ruh [can] almak için, bir ânda, istediği zamanda ve yerde bulunuyor.
Şâziliyye yolunun reisi, Ebûlhasen Alî Şâzilî (kuddise sirruh) diyor ki: «Her ân ve zaman, Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mübarek yüzü, gözümün önündedir». Kitâbların yazdığı doğrudur. Fakat, tasavvufçuların sözü başkadır. Yâni evliyanın ruhları, Allahü Teâlâ gibi hazırdır demek küfürdür. Allahü Teâlâ'nın âlim, kaadir ve mütekellim ve hâzır olması gibi, hiç kimse âlim, kaadir ve mütekellim ve hâzır değildir. Allahü Teâlâ'nın ilmi ve hayâtı ve kudreti ve hâzır olması ve başka bütün sıfatları, Allahü Tealâ'ya yakışan bîr hayât, ilim ve kelâm ve kudret ve huzurdur. Mahlûkların hayâtı, ilmi ve kudreti ve kelâmı ise, kendileri gibi, sonradan olma ve zamanlı ve mekânlı ve çabuk geçip biten ve çeşitli şeylere bağlıdır.
Bununla beraber, peygamberler (aleyhimüsselâm) ve evliya (aleyhimürrıdvan) ve âlimler (aleyhimürrahme) ve bütün mü'minler (esleha hümüllah) âlimdir, hayydır, kaadirdir, hâzırdır ve mevcûddur denir. Bunlar, Allahü Teâlâ'nın âlim, hay, kaadir, hazır ve mevcûd olması gibi demek değildir. Allahü Teâlâ'nın hazır olması ile, evliyanın ruhlarının hâzır olması arasında, çok fark vardır. O kitâbların yazıldığı zamanda, câhil tarikatçılar, böyle sözler söylüyordu. Kendilerini tasavvuf adamı göstermek için, pirimiz hâzır ve nazırdır diyorlardı. Dîn âlimleri, fıkıh kitâblarını yazanlar, bu büyük günâhın yayılmaması için, böylece yazarak önlemişlerdir. Bununla beraber, bunlardan daha büyük olan, dîn imamlarımız, bu işi daha umumi, daha etraflı ve gereği gibi anlatmıştır. Allahü Teâlanın sıfatlarına kimse şerik değildir. Bunların hepsi La ilahe illallah kelimesinin içine girmektedir. Yâni ilâh olmağa, ibadet olunmağa hakkı olan, kimse yoktur. Ancak, hiçbir sıfatında şeriki bulunmayan, Allahü Teâlâ vardır. Bu mâna iyi ve derin düşünülürse, iş kökünden çözülmüş olur.
Efendim! Bu cevabı böyle uzun ve açık yazdım. Çünkü bu mes'ele, çok kimseleri şüpheye düşürmüştür. Turuk-i Âliyye meşâyihinin âlim olması lâzımdır ki, böyle şübheleri herkesin anlayabileceği şekilde çözebilsin.
Son zamanlarda tekkeler câhillerin eline düştü. Dinden, îmandan haberi olmayanlara şeyh denildi. Dîn düşmanları da, bu şeyhlerin sözlerini, oyunlarını ele alarak, dîne hurafeler karıştırmışlardır. İslimi dini bozulmuştur, dedi. Halbuki tarikatçıların sözlerini, işlerini, dîn sanmak, bunları tasavvuf büyükleri ile karıştırmak, çok yanlıştır. Dîni bilmemek, anlamamaktır.
Dinde söz sahibi olmak için ehl-i sünnet âlimlerini tanımak, o büyüklerin kitâblarını okuyup, iyi anlayabilmek ve bildiğini yapmak lâzımdır. Böyle bir âlim bulunmazsa, dîn düşmanları meydânı boş bulup dîn adamı şekline girer. Va'zları ile, kitâbları ile, gençlerin imânını çalmağa saldırarak, milleti, memleketi felâkete götürür. H.Hilmi Işık, Tam İlmihâl - 7. baskı - İkinci Cild, Madde 59, sahîfe 551.] (Birgivi Vasiyenamesi, Kadızade Şerhi, sh:200-203)