ρυяєgση
10-28-2007, 18:44
Geçen ölümün dehşetleri bölümünde ölümün hallerini şiddetini, sonuç korkusunu, sonra kabir karanlığında çektiği zahmetleri, kabir haşeratının tehlikesini, sonra Münker-Nekir'in suallerini, tehlikesini, sonra ölü gazaba uğramışsa kabrin azap ve tehlikesini bildirmiştik.
Bütün bunlardan daha tehlikelisi ölümden başka sûr'a üfürülmesi, kabirlerden haşrolunma, Cebbarın huzuruna arz edilme, az ve çok her şeyden sorulma mizan'ın kurulması, sonra incelik ve keskinliğine rağmen köprüden geçme, sonra hüküm, saadet veya şekavetle çağrılmayı beklemektir. Bunlar bilinmesi, sonra kesinlikle inanılması gereken dehşet verici hallerdir. Kalbinde bunlara hazırlanma azminin gelişmesi için bu hususta düşünmek gerekir. Son güne olan îman, insanların çoğunun kalbinde yerleşmemiş ve kalplerinin derinliğine nüfuz etmemiştir. Bunun böyle olduğuna delâlet eden durum, insanların yazın sıcağına ve kışın soğuğuna fazlasıyla hazırlanıp tedbir almaları, cehennem sıcağı için tedbir almayıp gevşeklik göstermeleridir.
Evet, insanlara son gün sorulduğunda dilleriyle son günün hak olduğunu söylerler. Fakat kalpleri ondan gafildir. Oysa önünde zehirli yemek olduğunu haber alan bir kimse kendisine bu haberi veren arkadaşına "sen doğru söyledin deyip" sonra o yemeği almak için elini uzatırsa, bu kimse haber vereni diliyle tasdik etmiş, ameliyle yalanlamış olur. Amelin yalanlaması dilin yalanlamasından daha beliğdir. Nitekim bir hadis-i kudsi'de şöyle buyurulmuştur:
"Ademoğlu bana küfrediyor. Oysa bana küfretmesi uygun değildir. Beni yalanlıyor. Oysa beni yalanlaması uygun değildir. Bana küfretmesi "Allah'ın çocuğu vardır!" demesidir. Beni yalanlaması "Allah bizi başlangıçta yarattığı gibi, ikinci bir defa diriltemez" demesidir. (Buhari)
Kalplerin ölümden sonra dirilmek, kabirlerden haşre gönderilmek hususundaki tasdik ve yakînin kuvvetinden gevşemesi, dünyada bu gibi şeylerin az anlaşılmasından neşet eder. Eğer insan hayvanların üremesini müşahede etmeseydi ve ona "bir usta vardır. Pis olan meniden şu sûretlendirilmiş akıllı, konuşkan ve tasarruf sahibi insan gibisini yapar" denilseydi muhakkak iç âlemi bunu tasdik etmekten şiddetle Kaçardı..
"İnsan bizim kendisini nasıl bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki şimdi aşikar bir mücadeleci kesiliverdi?!" (Yasin, 77)
"İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? Kendisini dökülen bir meniden bir nutfe değil mi? Sonra kan pıhtısı oldu da (Rabbi onu) yarattı, şekil verdi. Ondan iki çifti; erkeği ve dişiyi var etti." (Kıyamet, 36-39)
"Sûr'a üflendi, göklerde ve yerde onlar (korkudan) düşüp bayıldı(lar) Ancak Allah'ın dilediği kaldı. Sonra on bir defa daha üflendi, birden onlar kalktılar, bakıyorlar (ne olacağını bekliyorlar.)" (Zümer, 68)
"O sûr'a üfürüldüğü zaman, işte o gün çetin bir gündür. Kafirler için kolay değildir." (Müddessir, 8-10)
"Ve 'eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (ettiğiniz azap) ne zaman (gelecek) diyorlar?' Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o kendilerini yakalar. Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler. Sûr'a üflendi. İşte onlar kabirlerinden (kalkıp) rablerine koşuyorlar. Dediler: 'Vah bize bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!" (Yasin, 48-52)
Eğer ölülerin önünde o sûr'a üfürülüşün dehşetinden başka hiçbir azap olmasaydı yine de ondan korunmak gerekirdi. Çünkü o, öyle bir üfürülüş ve sayhadır ki onunla göklerde ve yerde ne varsa -Allah'ın istisna ettiği bazı melekler hariç- ölürler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
"Ben nasıl nimetleneyim? Oysa sûr'a üfürmek için bekleyen melek ve sahibi boruyu dudaklarının arasına almıştır: Allah ne zaman emir verecek diye kulaklarını açmış beklemektedir." (Tirmizi)
Bütün bunlardan daha tehlikelisi ölümden başka sûr'a üfürülmesi, kabirlerden haşrolunma, Cebbarın huzuruna arz edilme, az ve çok her şeyden sorulma mizan'ın kurulması, sonra incelik ve keskinliğine rağmen köprüden geçme, sonra hüküm, saadet veya şekavetle çağrılmayı beklemektir. Bunlar bilinmesi, sonra kesinlikle inanılması gereken dehşet verici hallerdir. Kalbinde bunlara hazırlanma azminin gelişmesi için bu hususta düşünmek gerekir. Son güne olan îman, insanların çoğunun kalbinde yerleşmemiş ve kalplerinin derinliğine nüfuz etmemiştir. Bunun böyle olduğuna delâlet eden durum, insanların yazın sıcağına ve kışın soğuğuna fazlasıyla hazırlanıp tedbir almaları, cehennem sıcağı için tedbir almayıp gevşeklik göstermeleridir.
Evet, insanlara son gün sorulduğunda dilleriyle son günün hak olduğunu söylerler. Fakat kalpleri ondan gafildir. Oysa önünde zehirli yemek olduğunu haber alan bir kimse kendisine bu haberi veren arkadaşına "sen doğru söyledin deyip" sonra o yemeği almak için elini uzatırsa, bu kimse haber vereni diliyle tasdik etmiş, ameliyle yalanlamış olur. Amelin yalanlaması dilin yalanlamasından daha beliğdir. Nitekim bir hadis-i kudsi'de şöyle buyurulmuştur:
"Ademoğlu bana küfrediyor. Oysa bana küfretmesi uygun değildir. Beni yalanlıyor. Oysa beni yalanlaması uygun değildir. Bana küfretmesi "Allah'ın çocuğu vardır!" demesidir. Beni yalanlaması "Allah bizi başlangıçta yarattığı gibi, ikinci bir defa diriltemez" demesidir. (Buhari)
Kalplerin ölümden sonra dirilmek, kabirlerden haşre gönderilmek hususundaki tasdik ve yakînin kuvvetinden gevşemesi, dünyada bu gibi şeylerin az anlaşılmasından neşet eder. Eğer insan hayvanların üremesini müşahede etmeseydi ve ona "bir usta vardır. Pis olan meniden şu sûretlendirilmiş akıllı, konuşkan ve tasarruf sahibi insan gibisini yapar" denilseydi muhakkak iç âlemi bunu tasdik etmekten şiddetle Kaçardı..
"İnsan bizim kendisini nasıl bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi ki şimdi aşikar bir mücadeleci kesiliverdi?!" (Yasin, 77)
"İnsan başıboş bırakılacağını mı sanır? Kendisini dökülen bir meniden bir nutfe değil mi? Sonra kan pıhtısı oldu da (Rabbi onu) yarattı, şekil verdi. Ondan iki çifti; erkeği ve dişiyi var etti." (Kıyamet, 36-39)
"Sûr'a üflendi, göklerde ve yerde onlar (korkudan) düşüp bayıldı(lar) Ancak Allah'ın dilediği kaldı. Sonra on bir defa daha üflendi, birden onlar kalktılar, bakıyorlar (ne olacağını bekliyorlar.)" (Zümer, 68)
"O sûr'a üfürüldüğü zaman, işte o gün çetin bir gündür. Kafirler için kolay değildir." (Müddessir, 8-10)
"Ve 'eğer doğru söylüyorsanız bu tehdit (ettiğiniz azap) ne zaman (gelecek) diyorlar?' Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o kendilerini yakalar. Artık ne bir tavsiye yapabilirler, ne de ailelerine dönebilirler. Sûr'a üflendi. İşte onlar kabirlerinden (kalkıp) rablerine koşuyorlar. Dediler: 'Vah bize bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!" (Yasin, 48-52)
Eğer ölülerin önünde o sûr'a üfürülüşün dehşetinden başka hiçbir azap olmasaydı yine de ondan korunmak gerekirdi. Çünkü o, öyle bir üfürülüş ve sayhadır ki onunla göklerde ve yerde ne varsa -Allah'ın istisna ettiği bazı melekler hariç- ölürler. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
"Ben nasıl nimetleneyim? Oysa sûr'a üfürmek için bekleyen melek ve sahibi boruyu dudaklarının arasına almıştır: Allah ne zaman emir verecek diye kulaklarını açmış beklemektedir." (Tirmizi)