Kaptan-ı Derya
11-03-2007, 12:29
Son iki yazıdır ele aldığımız "Mollalarla - Hahamların Kontrollü Savaş Senaryosu" 'nun son bölümünde farklı cephelerde gözüken tarikatların işbirliğinin tarihten somut bir örneğine değineceğiz.
Önceki bölümlerde; Türkiye'nin sivil ve askeri kurmaylarının, önümüzdeki süreçte dikkate alması gereken senaryolardan birinin; İran'a hakim şebekelerle, Anglo/Sakson-Siyonist cepheye hakim şebekeler arasında; iki tarafında çıkarlarını maksimize edecek bir savaş anlaşması yapılmış olabileceğinin ve bu anlaşmalı savaşın; İran ve İsrail'in bölge çıkarlarına zirve yaptırırken, Türkiye'yi bu iki çıkar arasında parçalayacak dinamikleri de bünyesinde barındırdığına dikkat çekmiştik.
Bakın; İngiliz The Guardian Gazetesinin yazarlarından Simon Tisdall geçenlerde ne yazdı :
Irak'taki seçim sonuçlarından mutlu olan sadece iki ülke var : İran ve İsrail
Bir uzaylı ve dünya kamuoyuna yönelik medya üzerinden gerçekleştirilen psikolojik harp dumanından solumamış bir varlık olsanız; Irak'taki mevcut duruma baktığınızda çıkaracağınız sonuç budur.
Neticede bir savaş çıkarılmıştır ve bu savaş sonrasında Irak; ABD/İsrail ve İran'ın çıkarlarını genişlettiği bir alana dönüşmüştür.
Bu gerçeği gördükten sonra; ABD ve İran'ın birbirlerini kamuoyu önünde, karşılıklı "şeytan" diye suçlaması şüpheli bir nitelik kazanır.
Beyin algılamanızın "İsrail İran'a düşmandır" diye kodlandığı noktada böyle bir senaryoyu "komplo teorisi" diye niteleme refleksiniz çok güçlü olabilir ama bu kodlamadan bir an için sıyrılıp; "İran kim", "İsrail kim" sorularını sormaya başladığınıda bu refleksin körlenmeye başladığını görürsünüz.
Hatta biraz tarihi deştiğinizde karşınıza; her alternatif düşünce sistematiğini "komplo" diye nitelendirmekte zorlanacağınız ilginç sahneler dökülür.
Örnek mi...
Şii'liğin ezoterik bir kolu olarak Hasan Sabah ve zamanında İran Alamut'ta kurdukları yapı (kimileri devlet olduğunu bile iddia ediyor) ve devamını ele alalım...
Bugün hala varlığını sürdüren ve kendilerini İsmaililer olarak tanımlayan bu mezhebin en son imamı bildiğiniz "imamlardan" değil. Kendisi, babası, oğulları, kızı ve amcaları ile Batı'nın üst düzey aristokrat okullarında eğitim görmüş tam bir burjuva.
Hz. Muhammed'in soyundan geldiğini iddia eden İsmaililerin bu 49. imamının'nın dedesi BM'nin öncüsü sayılan Devletler Liginin Başkanlığını; babası Aly Khan Pakistan'ın BM Büyükelçiliğini; amcası Sadruddin Aga Khan BM Mülteci Komiserliğini ve ilginç bir şekilde BM'nin Irak-Türkiye sınır bölgeleri Temsilciliğini yapmış.
"İmam" Aga Khan'ın kardeşi "Prens" Amyn; abisi gibi Harvard'dan mezun olduktan sonra BM Sekreteryası bünyesindeki Sosyal ve Ekonomik İşler bölümünde çalışıyor ve bünyede İmamlığa bağlı sosyal kurumların çalışmaları ile ilgileniyor. Yine Harvard'dan mezun olan en büyük oğlu, Williams'dan mezun olan küçük oğlu ve yine Harvard'dan mezun olan kızı Prens Zahra' da İmamlığın "Aga Khan Kalkınma Ağı" verilen sosyal kurumları ile ilgileniyorlar.
Kısacası; tam bir aristokrat imamlık müessesesi ile karşı karşıyayız.
Ve tabi yine şaşıracağınızı zannetmiyorum...
İsmaili tarikatı ile ilgili çalışmaların merkezi Londra.
Haşhaş içirdiği müritlerini suikast görevlerine yollayarak ün yapan ve bu özelliği ile İngillizce'deki "assassin" (suikastçi) sözcüğünün etimolojik temelinde yeralan bu tarikatın kullandığı renkleri merak ettiğinizde karşınıza çıkan iki renk var :
Kırmızı - Beyaz
Bu iki rengi kullanan bir başka tarikat var mı?
Tapınak Şovalyeleri
Bu çete hakkında ahkam kesmeye gerek yok. Bu ülkeye yönelik saldırıyı deşifre edelim derken; hepimiz azbuçuk tarihi çeteler uzmanı olup çıktık. Kudüs'ü koruma görevi ile başladıkları yolda; "fakirlik yemini" etmelerine rağmen zamanla nasıl büyük bir servete konduklarını; yoldan çıktıkça nasıl Papa'nın ve Kralların hışmına uğradığını ve bugüne uzanan kolları bulunduğunu hepimiz biliyoruz.
Hatta; logosunun içinde demonte halde onlarca Süleyman'ın Yıldızı bulunan ve hasbelkader logosu yine Kırmızı-Beyaz olan HSBC bankasının bu tarihi çetenin uzantıları tarafından yönetildiğine tutun da; bu zatların istihbarat birimlerinden, devlet katlarına kadar yayılmış olduğuna kadar onlarca iddiayı içeren yazıyı da hep beraber okuduk.
Nispeten daha az üstüne gidilen konulardan bir tanesi;
İslam'ın ezoterik bir kolunun uzantısı olan Hasan Sabah ile; Hristiyanlığın bir kolu olan ve Yahudilikle birleştiği noktada ezoterizmi temel alarak faaliyet gösteren Tapınak Şovalyeleri arasında gerçekleşen işbirliği.
İddialar muhtelif fakat bilinen bir gerçek var ki; zaman zaman kavgalı dönemleri olsa da; Doğuyu ve Ortadoğu'yu kasıp kavuran Haçlı Seferleri döneminde; özellikle Selçuklu Türklerine karşı tehdit oluşturan Hasan Sabah ile Tapınak Şovalyeleri arasında işbirliği dönemleri yaşandığı.
Hasan Sabah'ın Kudüs'ün kralına elçilerini yollayıp; kendilerinden alınan verginin iptal edilmesi karşılığında Hristiyanlığa geçeceklerini bildirmesinden;
Tapınak Şovalyeleri'nin Hasan Sabah'ın tarikatınden etkilenmeye başladıkları ve yargılandıkları dönemde kendilerine yöneltilen suçlamalardan birinin de bu olduğu tarihin kayıtlarında mevcut.
Neticede; biri İslam, diğeri Hristiyan görüntüsü veren ama aslında arka planda kendi dinlerini yaratıp, kendi çıkarlarını koruyan; biri Kudüs, diğeri İran merkezli iki şebekeden sözediyoruz.
Ortadoğu'yu kasıp kavuran Haçlı Seferleri döneminde işbirliği yapan iki şebeke.
Ortadoğu; yine Batı merkezli bir Haçlı seferi dalgası altındayken; bu sefer benzer işbirliğini komple değerlendirme dışı bırakmak; tarihten kesitler aldıkça gittikçe daha da zorlaşıyor.
Hele ortada yine bir Türk Devleti var ise ve bu Türk Devleti; siyonistlerin ve Anglo Sakson'ların hedefleri önünde bir engel olarak duruyorsa.
Bu resme;
Bir tanesi geçen Mart ayında Londra'da gerçekleştirilen ABD-İran-İngiltere-İsrail gizli toplantısı gibi unsurları;
İran-Kontra skandalı döneminden beri İsrail ile İran arasında ABD üzerinden geçen kanallar bulunduğu gibi bilgileri;
İran'ın bir kaç nükleer santralinin vurulmasının neticede İran'ın nükleer alımlarını hızlandırması ve dolayısı ile bu alımlardan komisyon alan iç şebekelerin karlarının artması olarak algılanması gerektiğini;
Tepe'nin İran'da Havaalanı inşaatının ve çevresinde gelişen olayların arka planını deştiğinizde çıkan tabloyu;
eklediğinizde
karşınıza çok derin bir nükleer-uyuşturucu-silah şebekesi çıkar.
Bu tarz şebekeleri de öyle basit mafyalar yönetmez.
Bu şebekeler; devletlerin istihbarat servislerini kontrol edebilecek kadar güçlü, devleti ele geçirmiş mafyaların işidir.
Ve bu tarz mafyalar en iyi "maneviyat/ruhbanlık" örtüsü altında saklanır.
Milleti köle yaptıktan sonra o ruhbanlık;
Ha Şii'liğin; Tanrıyı kendinde gören ve Tanrı'nın ışığını kendi aracılığı ile yansıttığını iddia eden imamları olmuş...
Ha kendilerini binyıllık sırların koruyucusu ve seçilmiş milletinde en seçilmişi görerek "Tanrısal" ilan eden Yahudi hahamlar olmuş...
Haham-İmam işbirliği bu ülkenin vatansever; sivil ve askeri kurmayları tarafından; "komplo teorisi" olarak çöpe atılmadan önce ciddi bir olasılık olarak masaya yatırılmalıdır.
Bu yazı dizisi ile bu olasılığı bir derece arttırabildiysek ne mutlu.
B.G.
Önceki bölümlerde; Türkiye'nin sivil ve askeri kurmaylarının, önümüzdeki süreçte dikkate alması gereken senaryolardan birinin; İran'a hakim şebekelerle, Anglo/Sakson-Siyonist cepheye hakim şebekeler arasında; iki tarafında çıkarlarını maksimize edecek bir savaş anlaşması yapılmış olabileceğinin ve bu anlaşmalı savaşın; İran ve İsrail'in bölge çıkarlarına zirve yaptırırken, Türkiye'yi bu iki çıkar arasında parçalayacak dinamikleri de bünyesinde barındırdığına dikkat çekmiştik.
Bakın; İngiliz The Guardian Gazetesinin yazarlarından Simon Tisdall geçenlerde ne yazdı :
Irak'taki seçim sonuçlarından mutlu olan sadece iki ülke var : İran ve İsrail
Bir uzaylı ve dünya kamuoyuna yönelik medya üzerinden gerçekleştirilen psikolojik harp dumanından solumamış bir varlık olsanız; Irak'taki mevcut duruma baktığınızda çıkaracağınız sonuç budur.
Neticede bir savaş çıkarılmıştır ve bu savaş sonrasında Irak; ABD/İsrail ve İran'ın çıkarlarını genişlettiği bir alana dönüşmüştür.
Bu gerçeği gördükten sonra; ABD ve İran'ın birbirlerini kamuoyu önünde, karşılıklı "şeytan" diye suçlaması şüpheli bir nitelik kazanır.
Beyin algılamanızın "İsrail İran'a düşmandır" diye kodlandığı noktada böyle bir senaryoyu "komplo teorisi" diye niteleme refleksiniz çok güçlü olabilir ama bu kodlamadan bir an için sıyrılıp; "İran kim", "İsrail kim" sorularını sormaya başladığınıda bu refleksin körlenmeye başladığını görürsünüz.
Hatta biraz tarihi deştiğinizde karşınıza; her alternatif düşünce sistematiğini "komplo" diye nitelendirmekte zorlanacağınız ilginç sahneler dökülür.
Örnek mi...
Şii'liğin ezoterik bir kolu olarak Hasan Sabah ve zamanında İran Alamut'ta kurdukları yapı (kimileri devlet olduğunu bile iddia ediyor) ve devamını ele alalım...
Bugün hala varlığını sürdüren ve kendilerini İsmaililer olarak tanımlayan bu mezhebin en son imamı bildiğiniz "imamlardan" değil. Kendisi, babası, oğulları, kızı ve amcaları ile Batı'nın üst düzey aristokrat okullarında eğitim görmüş tam bir burjuva.
Hz. Muhammed'in soyundan geldiğini iddia eden İsmaililerin bu 49. imamının'nın dedesi BM'nin öncüsü sayılan Devletler Liginin Başkanlığını; babası Aly Khan Pakistan'ın BM Büyükelçiliğini; amcası Sadruddin Aga Khan BM Mülteci Komiserliğini ve ilginç bir şekilde BM'nin Irak-Türkiye sınır bölgeleri Temsilciliğini yapmış.
"İmam" Aga Khan'ın kardeşi "Prens" Amyn; abisi gibi Harvard'dan mezun olduktan sonra BM Sekreteryası bünyesindeki Sosyal ve Ekonomik İşler bölümünde çalışıyor ve bünyede İmamlığa bağlı sosyal kurumların çalışmaları ile ilgileniyor. Yine Harvard'dan mezun olan en büyük oğlu, Williams'dan mezun olan küçük oğlu ve yine Harvard'dan mezun olan kızı Prens Zahra' da İmamlığın "Aga Khan Kalkınma Ağı" verilen sosyal kurumları ile ilgileniyorlar.
Kısacası; tam bir aristokrat imamlık müessesesi ile karşı karşıyayız.
Ve tabi yine şaşıracağınızı zannetmiyorum...
İsmaili tarikatı ile ilgili çalışmaların merkezi Londra.
Haşhaş içirdiği müritlerini suikast görevlerine yollayarak ün yapan ve bu özelliği ile İngillizce'deki "assassin" (suikastçi) sözcüğünün etimolojik temelinde yeralan bu tarikatın kullandığı renkleri merak ettiğinizde karşınıza çıkan iki renk var :
Kırmızı - Beyaz
Bu iki rengi kullanan bir başka tarikat var mı?
Tapınak Şovalyeleri
Bu çete hakkında ahkam kesmeye gerek yok. Bu ülkeye yönelik saldırıyı deşifre edelim derken; hepimiz azbuçuk tarihi çeteler uzmanı olup çıktık. Kudüs'ü koruma görevi ile başladıkları yolda; "fakirlik yemini" etmelerine rağmen zamanla nasıl büyük bir servete konduklarını; yoldan çıktıkça nasıl Papa'nın ve Kralların hışmına uğradığını ve bugüne uzanan kolları bulunduğunu hepimiz biliyoruz.
Hatta; logosunun içinde demonte halde onlarca Süleyman'ın Yıldızı bulunan ve hasbelkader logosu yine Kırmızı-Beyaz olan HSBC bankasının bu tarihi çetenin uzantıları tarafından yönetildiğine tutun da; bu zatların istihbarat birimlerinden, devlet katlarına kadar yayılmış olduğuna kadar onlarca iddiayı içeren yazıyı da hep beraber okuduk.
Nispeten daha az üstüne gidilen konulardan bir tanesi;
İslam'ın ezoterik bir kolunun uzantısı olan Hasan Sabah ile; Hristiyanlığın bir kolu olan ve Yahudilikle birleştiği noktada ezoterizmi temel alarak faaliyet gösteren Tapınak Şovalyeleri arasında gerçekleşen işbirliği.
İddialar muhtelif fakat bilinen bir gerçek var ki; zaman zaman kavgalı dönemleri olsa da; Doğuyu ve Ortadoğu'yu kasıp kavuran Haçlı Seferleri döneminde; özellikle Selçuklu Türklerine karşı tehdit oluşturan Hasan Sabah ile Tapınak Şovalyeleri arasında işbirliği dönemleri yaşandığı.
Hasan Sabah'ın Kudüs'ün kralına elçilerini yollayıp; kendilerinden alınan verginin iptal edilmesi karşılığında Hristiyanlığa geçeceklerini bildirmesinden;
Tapınak Şovalyeleri'nin Hasan Sabah'ın tarikatınden etkilenmeye başladıkları ve yargılandıkları dönemde kendilerine yöneltilen suçlamalardan birinin de bu olduğu tarihin kayıtlarında mevcut.
Neticede; biri İslam, diğeri Hristiyan görüntüsü veren ama aslında arka planda kendi dinlerini yaratıp, kendi çıkarlarını koruyan; biri Kudüs, diğeri İran merkezli iki şebekeden sözediyoruz.
Ortadoğu'yu kasıp kavuran Haçlı Seferleri döneminde işbirliği yapan iki şebeke.
Ortadoğu; yine Batı merkezli bir Haçlı seferi dalgası altındayken; bu sefer benzer işbirliğini komple değerlendirme dışı bırakmak; tarihten kesitler aldıkça gittikçe daha da zorlaşıyor.
Hele ortada yine bir Türk Devleti var ise ve bu Türk Devleti; siyonistlerin ve Anglo Sakson'ların hedefleri önünde bir engel olarak duruyorsa.
Bu resme;
Bir tanesi geçen Mart ayında Londra'da gerçekleştirilen ABD-İran-İngiltere-İsrail gizli toplantısı gibi unsurları;
İran-Kontra skandalı döneminden beri İsrail ile İran arasında ABD üzerinden geçen kanallar bulunduğu gibi bilgileri;
İran'ın bir kaç nükleer santralinin vurulmasının neticede İran'ın nükleer alımlarını hızlandırması ve dolayısı ile bu alımlardan komisyon alan iç şebekelerin karlarının artması olarak algılanması gerektiğini;
Tepe'nin İran'da Havaalanı inşaatının ve çevresinde gelişen olayların arka planını deştiğinizde çıkan tabloyu;
eklediğinizde
karşınıza çok derin bir nükleer-uyuşturucu-silah şebekesi çıkar.
Bu tarz şebekeleri de öyle basit mafyalar yönetmez.
Bu şebekeler; devletlerin istihbarat servislerini kontrol edebilecek kadar güçlü, devleti ele geçirmiş mafyaların işidir.
Ve bu tarz mafyalar en iyi "maneviyat/ruhbanlık" örtüsü altında saklanır.
Milleti köle yaptıktan sonra o ruhbanlık;
Ha Şii'liğin; Tanrıyı kendinde gören ve Tanrı'nın ışığını kendi aracılığı ile yansıttığını iddia eden imamları olmuş...
Ha kendilerini binyıllık sırların koruyucusu ve seçilmiş milletinde en seçilmişi görerek "Tanrısal" ilan eden Yahudi hahamlar olmuş...
Haham-İmam işbirliği bu ülkenin vatansever; sivil ve askeri kurmayları tarafından; "komplo teorisi" olarak çöpe atılmadan önce ciddi bir olasılık olarak masaya yatırılmalıdır.
Bu yazı dizisi ile bu olasılığı bir derece arttırabildiysek ne mutlu.
B.G.