Yorum yapalamayacaklar... [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yorum yapalamayacaklar...


Đяєμяє23
07-24-2007, 23:16
Bilgiden yola çıkılarak üretilen, yeni anlamlar ve çağrışımlar yüklenmiş her şiirin bir arka plânı, yaşanmış ya da birebir duyumsanmış bir hikâyesi vardır mutlaka. Olmalıdır da. Yaşanmadan ezberlenerek yazılan duyguların tadı da olmuyor zevki de. Zira bunlar başkalarının yerine kiralanarak, acı çekmek veya ağlamak gibi oluyor.
Şiirin üzerine oturduğu ana duygu, yaşanmış bir aşktan beslenmeli ki, yüreğimizin derinliğinde kesik, yanık ve çarpık bir iz bıraksın, renkli desenli, şiir olup aksın bu duygular ışıl ışıl gönlümüzden… Öyle olmalı ki okuyunca çarpmalı insanı şiir, sarsmalı, büyülemeli, vurup zedelemeli, düşürmeli yerinden ham duygularımızı. Böylece okuyucu da kendinden bir şeyler bulur o şiirde, dinleyici de.
Faruk nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları” şiirinin ana temasının damarlarında dolaşan, inandırıcılığını katlayıp etkinleştiren Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ın insanın kanını donduran, o yıllarda Anadolu’da sıkça rastlanan her an canlılığı hissedilen, kesif hasretle boğuşan, masum ve gerçek aşkın /aşkların hazin hikâyesi değil mi?
“Garibim namıma Kerem diyorlar
Aslı’mı el almış harem diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar
Maraşlı Şeyhoğlu Satılmışım ben”
……
Arabamız tutarken Erciyes’in yolunu
“Hancı, dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu’nu?”
Gözleri uzun uzun burkuldu, kaldı bende
Dedi:
-Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!

Araladıkça bu sisli figan dünyasını, hiç kimsenin, ifşa edecek kendini ele verecek bir derdi, çağına haykıracak bir acısı, mevcut gidişata itirazlı bir sözü, olmadan, ezberlenmiş veya ısmarlama duyguları, yaşamadan yazamayacağını da söylemeden geçemeyiz; çünkü Aşktır ağlatan, derttir söyleten”, “Aşk ateşidir düştüğü yeri ya ihya, ya da imha eden.”demişler…
Bu duygu kargaşasında İnsan, mevcut güzellere ve güzelliklere muhabbet duyarak eserden sanatçıya; mutlak güzele ve güzelliğe yö¬nelme imkânı bulabilir: Leyla’dan Mevlâ’ya geçmek gibi. Böylece aşk, insanın yaşadığı halden başka hale geçişini sağlamış olur. Bu geçişin kaynağı yine insanın kendisidir, çünkü insan “Alemin özüdür” ancak bu hale insan, kendi iradesiyle de düşmez çünkü biz istediğimize değil, gönül istediğine aşık olur.”Gönül düştü kediye, kedi benzer duduya.” derler şimdiye kadar da gönlüne söz geçiren de, ona perçin vuran da görülmedi hep şikâyet edildi gönülden…
Her an, anî bir su akışı gibi, adını koymakta zorlandığımız bir bulanık duygu alış verişi şeklinde de olabilir bu hal. Bu yüzden Aşkın, yaşla, zamanla, kölelikle, sultanlıkla mevkiiyle, kültürle, cinsiyetle hiçbir ilgisi yoktur; Zira aşk için köleyi sultan sultanı köle yapmak sıradan şeylerdir. İnsan, hayatın en çekilmez acılarına aşkla meydan okur: Bütün dayanılmaz sanılan acıları, ölüm acısını dahi, insana ancak aşkın gücü unutturabilir. Leyla vü Mecnun, Yusuf ile Züleyha aşkı bunun en açık örneğidir
Necip Fazıl Kısakürek’i çarpıp sendeleten ve sonunda ağlatan, hangi endamlı güzelin aşkıdır ki, Şairin rengini soldurmuş başını döndürmüş ve sonunda “Dönemeç”li kalbine varlığıyla gelip oturarak, efsunlu sözlerle şiir olup dökülmüştür dilinden?



Bir kadın sapıverdi önümden dönemece
Yalnız bir endam gördüm, arkasından ipince
Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim
Çarpıldım, sendeledim

Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;
Yalnız bir ahenk sezdim çerçevede bir endam.
Ve tabutta, incecik, o kadın var anladım
Bir köşede ağladım…
Yavuz Sultan selim gibi dirayetli, cesur bir hünkâra, hangi güzelin derdiydi, hangi aşkın gücüydü ona bu şiiri söyleten, onu sonsuz gama ve kedere boğan?
“ Merdüm-i dideme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı hûn ekşimi füzûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek
Bunlar sırrını korudukça zamanla derinlik kazanıyor sihirlere bürünüp dolaşıyor insanlar arasında…
Suriye Osmanlı hâkimiyetine geçince, Suriyeliler, Osmanlının adalet ve hoşgörüsünü takdir ettiklerinden, gerek yöneticiler gerekse kale muhafızları, şehirlerin anahtarlarını Sultan Selim Han’a kolayca teslim etmişler, Sultan Selim Han, Halep, Hama, Humus ve Şam şehirlerine girmiş.
Cihan padişahı Şam yakınına otağını kurdurarak burada üç ay kadar kalmış. Bir Türkmen kızı da, zaman zaman padişahın çadırına gelerek, otağın temizlik işlerini yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak sıradan gündelik işlerle meşgul olurmuş…
Yine bir sabah temizlik için geldiğinde, Sultan Selimi görmüş. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akıvermiş gönlünü kaptırmış ona.- Hani kalbin, her an bir halden başka bir hale geçmek, gibi anlamları da vardır ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sızı sarmış genç kızın ve başlamış kalbi için için göynümeye.
Gel gör ki bu aşktan cihan padişahını nasıl haberdar edeceğini ona nasıl ilân-ı aşkta bulunacağını, bir türlü bilemezmiş. Cesaretini de kaybetmiş, aklın ve mantığın elçiliğini de. ” Aza koymuş almamış, çoğa koymuş dolmamış.” Bir gün, gözü, hünkâr çadırının direğine ilişmiş. Direğin üst kısmına aşkın gücü ona, şöyle bir satır yazma cesareti vermiş:” Seven insan neylesin” Yavuz Sultan Selim, otağına yatmaya gelince, birden direkteki yazıyı fark etmiş,” Bu da ne ola ki” diyerek uzun bir muhakemeden sonra, bir vehim ve bin endişe derken… Almış eline kalemi şöyle bir satır da o düşmüş aynı direkteki dizenin altına.”Hemen derdin söylesin.” Türkmen kızı, ertesi gün gelip baktığında otağın direğine, sevincinden ağlamış, o küçücük kalbi heyecandan göğsüne sığmaz olmuş, yer de onun olmuş âdeta gök de… Fakat koskoca cihan sultanına ilân-ı aşkta bulunmanın, ateşle oynamak, ateş girdabına bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmış. “Varsın olsun bu aşk, buna değer diye düşünmüş.” Aldığı mesajı heyecanla hemen cevaplandırmaktan kendini alamamış ama yine de içinde bir korku kurdu varmış ki genç güzelin, yüreğini her gün diş diş, burgu burgu kemiren... Aşkın gücü, zoru ve korkuyu nefes nefes yaşayan o gencecik yüreğin imdadına yetişmiş derhâl. Bir satır daha yazmış aynı direğe “Ya korkarsa neylesin”
Yavuz sultan selim, akşam, çadıra döndüğünde, not düştüğü direkteki satır gelmiş aklına. Bakmış ve okumuş ki aşkın heyecanın ve korkunun karıştığı, tezat dolu sözcüklerin buluştuğu satırlar, bir mızrak gibi durmakta karşısında. Hemen o satırın altına bir mısra daha eklemiş, aşka yenik düşen koca padişah:” Hiç korkmasın söylesin.” Bir aşkın buluşan, karmaşık ve bulanık duyguları şöyle dizilmiş direğin üzerine:
“ Seven insan neylesin
Hemen derdin söylesin
Ya korkarsa neylesin
Hiç korkmasın söylesin”
Sabahın olmasını sabırla beklemiş padişah. Seher vakti sırdaşı Hasancan’ı çağırtmış, derhâl bir emir vererek:” Biz dahi merak edip onu görmek isteriz tîz elden bu kızı huzura getirin.” Emir derhâl yerine getirilmiş ki Ahu gözlü, endamı hoş, alımlı, nazenin, ceylân gibi bir Türkmen güzeli… Hünkârın emriyle derhâl bir düğün alayı tertip edilmiş. Eğlenceler, yemeler içmeler…
Düğünün son gecesi, sırlarla dolu bu aşkın bilmecesi kader-i ilâhî tarafından çözülmüş, Çözülen bu kara baht çıkınından yayılan acı haber, şaşkına çevirmiş herkesi, yer gök âdeta üzüntüye, mateme boğulmuş. Ahu gözlü Türkmen dilberinin” Selim” diye çarpan saf ve küçük yüreği, bu büyük cihan sultanın aşkındaki sırrı kaldıramamış ve birden duruvermiş.
O çadırın direği, bu olayın canlı fakat ketum şahidi olmuş asırlardır. Bu dünya hayatında vuslat nasip olmadığı gibi o gencecik yüreğe, buna fani alemde bir çare de bulunamamış. Bu hazin gönül çarpılmasının ve gönül yangınının sonunda derler ki: “ Koca hünkâr, ağlamış” ve Türkmen kızına yaptırdığı mezarın mermer taşına, şu dörtlüğü kazdırarak, dünyaya, aşkın gücünün karşısındaki çaresizliğini en güçlü orduları yenen koca hünkâr şöyle haykırmış: “
Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı hûn ekşimi füzûn etti felek
Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.”
Bilmem ki gözlerime felek nasıl bir büyü yaptı ki
Gözümü kan içinde bıraktı, aşkımı artırdı
Benim pençemin( gücümün) korkusundan arslanlar(bile) titrerken
Felek beni bir ahu gözlüye esir etti.


__________________

alıntı