peygamberin haram ve helal kılma yetkisi var mıdır..? [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : peygamberin haram ve helal kılma yetkisi var mıdır..?


Cengiz Han
11-13-2007, 11:27
Dinde hüküm sahibi Allah’tır. Allah’ın helâl kıldığını haram, haram kıldığını da helâl yapamazsınız. Bu yetki hiç kimseye verilmemiştir. Buna Peygamber Efendimiz de dahildir. Eğer Kur’an hayızlıya namazı yasaklamıyorsa, Peygamberimiz de yasaklayamaz. Hüküm sahibi Allah’tır ve O hükmüne hiç kimseyi ortak koşmaz…Allah Kur’an’da hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır ve unutmamıştır ki başka hakem arama ihtiyacında olalım. En’am 38, 114; Saffât 154. âyetlere bakınız.”

“Kur’an ve Sünnet İslâm’ın iki kaynağıdır diyorsunuz. Ben yanlış olduğu kanaatindeyim, çünkü Kur’an İslâm’ın tek kaynağıdır. Sünnetin kaynağı da Kur’an’dır. Kur’an’da olmayan bir şey Sünnet’de hiç olamaz. Hayızlının namazı orucu Kur’an’da yoksa Sünnette’de olamaz…Furkan 30. âyeti tekrar okuyun.”

Bana sorduğu soruları özüne sadık kalarak biraz kısalttığım muhterem okuyucum (Y.K.Alkan)’ın bu düşünceleri ile alâkalı kanaatlerimi çok muhtasar olarak ifade etmeye çalışacağım. Çünkü bu tür yaklaşım ve iddialar, müstakil olarak onlarca kitaba konu olmuş bulunmaktadır. Hadis, fıkıh, tefsir ve kelâm ulemâsı başta olmak üzere, İslâmî ilimlerin her alanındaki âlimler bu konu ile ilgilenmiş ve görüş beyan etmişlerdir.

Burada bizim vereceğimiz cevaplar sadece Kur’an âyetlerine dayalı olacaktır. Ayrıca sure ve âyet numaralarını belirtmekle yetinecek, okuyucularımızın âyetlerin anlamlarını, gerekirse tefsirlerini okumalarını tavsiye edeceğiz. Böylece, Hz. Peygamber’in konumuna ve tabii ki buna bağlı olarak sünnetin dindeki mevkiinin temel dayanaklarına sadece temas etmekle yetinmiş olacağız. Ancak şu kadarını belirtmeyi gerekli görüyorum:

*Gerek itikat gerek fıkıh alanında olsun, İslâm mezheplerinden Sünnet’i, Kur’an’ın yanında ikinci temel kaynak olarak kabul etmeyen herhangi bir mezhep bilmiyoruz. Bu genellemeye Sünnî ve Şiî mezheplerin yanında –sapmış kabul edilenler dışında- diğer fırka ve mezhepler de dahildir. Şu kadar var ki, her mezhebin sünnet ve hadisleri kabulde aradıkları farklı şartlar ve ölçüler bulunmaktadır. Bu ise, işin özüne tesir edici bir amil değildir.

*Bir diğer önemli nokta, sünneti Kur’an’ın yerine koyan ve ikisini eşitleyen herhangi bir mezhebin veya sahih, muteber içtihadın söz konusu olmadığının, fakat sünnetin Kur’an’ın hemen yanı başında yer alan bir değer olduğunun bilinmesidir. Çünkü sünnet, Kur’an’ı beyan eden (yani mücmelini açıklayan, müfesserini tefsir eden, âmmını tahsis eden, mutlakını takyîd eden, müşkilini halleden vs.) ve Kur’an’da hakkında hüküm bulunmayan konularda hüküm koyucu olan, İslâm’ın ikinci ana kaynağıdır.

*Sünnetin dinde hüküm kaynağı olduğunda ittifak var ise de, bir gurup “Bu hükmün dayanağı mutlaka Kur’an’da vardır, fakat biz onu görememiş olabiliriz” derken; diğer bir gurup ise “Sünnetin koyduğu her hükmün dayanağını âyet âyet Kur’an’da aramak gerekmez, çünkü Cenâb-ı Hak bu yetkiyi açıkça peygamberine vermiştir, delil olarak bu kâfidir” derler.

*Kur’an’da hakkında hüküm bulunmayan konularda ne yapılacağını Resûlullah “Muâz hadisi” diye bilinen rivayetle bize açıkça öğretmiş, hem dört halife ve tüm sahâbîler, hem ulemâ ekseriyeti, Kur’an’dan sonra sünneti esas alarak ortaya koymuşlardır. Çünkü:

I. Dinde yegane hüküm sahibi olan Allah, Kur’an’ın, sadece anlamlarını versek bile sayfalarca yazmak zorunda kalacağımız kadar çok âyetinde:

*Hz. Peygamber’e imanı emreder. (Meselâ bkz. Nisâ(4), 136, 170; A’râf(7), 158; Tevbe(9), 91; Nûr(24), 47, 62; Fetih(48), 8, 9, 13; Hucurâ(49), 15; el-Hadîd(57), 28; Tegâbün(64), 8 vs.) İslâm’a girişin anahtarı olan kelime-i tevhîdi söyleyen kimse, sadece “Lâ ilâhe illallah” dese, “Muhammedün resûlullah”ı söylemese, İslâm imânı üzere sayılmaz ve Müslüman kabul edilmez.

*Yegane hüküm sahibi Allah, birçok âyette Peygamber’e itaat edilmesini emreder. (Meselâ bkz. Âl-i İmrân(3), 31-32, 132; Nisâ(4), 13, 64, 69, 80; Enfâl(8), 1, 20-22; Nûr(24), 54; Ahzâb(33), 71; Şuarâ(26), 108; Hucurât(49), 14 vs.) Bu âyetlerin dikkat çeken en önemli özelliklerinden biri, Allah Taâlâ’nın, çok yerde Resûle itaati kendine itaatle birlikte zikretmiş olmasıdır.

*Yegâne hüküm sahibi Allah, Peygamber’e ittibaı/hakkıyla uymayı emreder; O’nu uyulması gereken örnek gösterir, O’na muhalefeti şiddetle yasak ve haram kılar. (Meselâ bkz. Âl-i İmrân(3), 31; Ahzâb(33), 21; Nûr(24), 63; Nisâ(4), 115; Enfâl(8), 13; Haşr(59), 4; Mücâdele(58), 5, 20; Ahzâb(33), 36 vs.)

*Yegane hüküm sahibi Allah, Peygamberin verdiği hükme boyun eğip, gönül hoşnutluğuyla teslim olmayı emreder. (Meselâ bkz. Nisâ(4), 59, 65; Nûr(24), 51; Ahzâb(33), 36 vs.)

*Yegane hüküm sahibi olan Allah, Kur’an’ı beyân/açıklama görev ve yetkisini Peygambere verir. (Meselâ bkz. İbrâhîm(14), 4; Nahl(16), 44, 64; Bakara(2), 151; Nisâ(4), 105; Mâide(5), 67 vs.)

*Yegane hüküm sahibi Allah, Hz. Peygamber’e karşı çıkmayı/isyanı, ona muhalefeti, saygısızlığı yasak ve haram kılar. (Meselâ bkz. Nisâ(4), 14, 42, 80-81, 115; Enfâl(8), 13, 27; Tevbe(9), 63, 120; Nûr(24), 47-50, 62, 63; Ahzâb(33), 6, 36, 53, 56, 57; Muhammed(47), 32; Fetih(48), 10, 17; Hucurât(49), 1-3, 4-5; Mücâdele(58), 9 vs.)

İşte yegane hüküm sahibi Allah, gönderdiği Yüce Kitabı Kur’ân-ı Kerîm’de, benim sadece öncelikli ve önemli gördüğüm birkaç başlık altında belirlemeye çalıştığım onlarca âyette Peygamber’i bize böyle takdim eder. Yani, Peygamber hakkında söz söylerken, bu âyetlerin hükmünü gözetmemiz gerektiğini bize bildirir. Yani benim, senin, onun istediği gibi anlayıp yorumladığı bir Peygamber değil, Allah Taâlâ’nın tanıttığı gibi bir Peygamber’in varlığına inanıp teslim olmamızı ister.
II. *Siz diyorsunuz ki: “Peygamber de helâl ve haram kılamaz.”
Cenâb-ı Hak da buyuruyor ki:

a. “..O elçiye, o ümmî Peygamber’e uyanlar (var ya), işte o Peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten meneder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar (yuhillu lehumu’t-tayyibât ve yuharrimu aleyhimu’l-habâis).” (A’râf(7), 157)

b. “Kendilerine Kitab verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan (mâ harramellâhu ve Rasûluhu)..” (Tevbe(9), 29)

Bunlar, içinde doğrudan “helâl” ve “haram” kelimeleri geçen âyetler olup, Kur’an’ın mahiyet ve muhtevâ olarak Peygamber’in helâl ve haram kılma yetkisine delâlet eden birçok âyetini ilgili kaynaklarda görebiliriz.

c. Hz. Peygamber de şöyle buyurur: “Şunu iyi biliniz ki, bana Kur’an ve onun bir misli daha verilmiştir. Yakında ortaya çıkacak, karnı tok, rahat koltuğuna kurulmuş bazı kimseler: Size şu Kur’an yeter, onda neyi helâl buluyorsanız helâl, neyi de haram buluyorsanız haram biliniz, diyecekler. İyi bilin ki, Allah’ın Resûlünün haram kıldıkları da Allah’ın haram kıldığı gibidir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet 6; Tirmizî, İlm 10; İbn Mâce, Mukaddime 2; Dârimî. Mukaddime, 49; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 131; Hâkim, Müstedrek, I, 109)

*Demek ki Cenâb-ı Hak kendi Resûlüne/elçisine birtakım yetkiler vermiştir. Helâl ve haram kılma yetkisi de bunların arasındadır. Şu kadar var ki, bu helâl ve haram kılma, tamamen Cenâb-ı Hakkın izni ve emri iledir. Zira gerçek şâri’/hüküm koyucu sadece Yüce Allah’tır. Çünkü bilinmektedir ki, Allah’ın Resûlü Kur’an dışında da vahye muhataptır. Ve o şöyle buyurmuştur: “Şüphe yok ki ben ne bir helâli haram, ne de bir haramı helâl yaptım.” (Müslim, Fezâilu’s-sahâbe 95; Dârimî, Nikâh 11) Bundan anlıyoruz ki, Allah Resûlü’nün haram veya helâl dedikleri, gerçekte Allah Taâlâ’nın helâl ve haram kıldıkları olup, bildirimi Resûle bırakılmışlar sınıfındandır. Bu sebeple İslâm âlimleri, Hz. Peygamber’e mecâzen şâri’ denildiğini ifade ederler.

*Yine demek ki Allah Taâlâ, Kur’an’da hiçbir şeyi eksik bırakmamış, elçisine verdiği yetkileri de bize açıkça beyan etmiştir. Bizim en önemli görevlerimizden biri, Kur’an’a parçacı bir yaklaşımla değil, bütüncül açıdan bakmak ve onun belli bir konu ile ilgili bütün âyetlerini bir arada düşünüp neticeye varmaktır.

III. *Sayın okuyucum, Kur’an’dan başka hakem aramaya gerek olmadığını söylüyor. Fakat, bizler herhangi bir konuda anlaşmazlığa düşersek, hakeme ihtiyacımız olacağını, bu hakemin de Allah ve Resûlü olması gerektiğini Kur’an bize emrediyor: “Şayet bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resûlüne götürün.” (Nisâ(4), 59) Allah’a ve Resûle götürmek, Kur’an ve Sünnet’e göre çözüm bulmaktan başka ne olabilir?

*Demek ki sadece hayız konusunda değil, Peygamber Efendimiz, Cenâb-ı Hakkın kendisine verdiği izin ve yetki ile benzer birçok konuda hüküm koymuştur. Ümmetin âlimleri de onun koyduğu bu hükümleri tereddütsüz kabul edip, birçoğu üzerinde icmâ sağlamışlardır. İhtilaf edilen hususlar, içtihat farklarından kaynaklanmakta olup bu sadece sünnet için değil, lafzı muhkem olan Kur’an için de geçerlidir.
Vesselâm.

IHSAN HAN
11-18-2007, 07:13
paylasim icin tesekkurler..:)