CRAZYBOY
07-23-2007, 13:58
Kapadokya’nın küçük sırrı Sinasos
‘Güzel Atlar Ülkesi’nin ‘uyuyan güzel’i Sinasos, peribacaları arasında gezinen ruhuna dokunacak ziyaretçilerini bekliyor sessizce...
Masallara büyükler de inanırlar aslında. Hele içinde, hayallerdeki aşklar, yılların yıpratamadığı sevdalar varsa... Türk insanı yakın bir geçmişte böyle bir masalı çok sevdi. Masalın adı ‘Asmalı Konak’tı. Uzun süren bir televizyon dizisiyle yaşanan bu masal, Sinasos adlı küçük bir kasabada başlamıştı. Masalın peşinden giden yüzbinlerce yerli turist, o güne kadar Kapadokya’nın çoğu kez gözden kaçmış bu sessiz köşesiyle tanıştı. Böylece Sinasos, Türkiye’de bir örneği daha var olmayan bir turizm türüne ev sahipliği yaptı.
BEŞ DUYUDAN ÖTE
Yeni adıyla Mustafapaşa, bugün de ara sıra kullanılmakta olan eski adıyla ‘Sinasos’, Nevşehir’in Ürgüp ilçesinin 5 kilometre güneyinde, 2 bin nüfuslu, sakin ve alabildiğine sessiz bir kasaba. İki-üç yıl önce yaşanan yoğun ‘dizi turizmi’ bile bu tarihi kasabanın tümünün değil, sadece birkaç sokağının sessizliğini bozabilmişti. Asmalı Konak’ta ve çevresinde oluşan hediyelik eşya pazarında, neredeyse turistik bir izdiham yaşanırken; derinlerdeki Sinasos, sessizliğini her şeye rağmen sürdürüyordu. Kasabanın içlerine kadar ilerleyen peribacaları, kaya kiliseleri, Osmanlı dönemine ait medreseler, eski Rum evleri, konaklar ve tarihi dokuyu sarıp sarmalayan o garip mistik koku... Sadece doğal güzellikler, iç açıcı harika manzaralar değil insanın içine işleyen; beş duyunun ötesinde ruhunuzu ele geçiren bir kışkırtıcılık var burada. Hele, eğer benim gibi içinde bulunduğunuz zamandan ve bedenden sıyrılıp, başka bir boyutta ruhunuzla baş başa kalmaya pek yatkınsanız, Sinasos ile aranızda yaşanacak çok şey var demektir. Sinasos sokaklarında gezerken büyülenmeye hazır olun. Asırlara tanıklık etmiş yapıların oya gibi işlenmiş ahşap kapıları, kim bilir hangi ellerin nice sevinçlerle, kederlerle dokunduğu kapı tokmakları ve binaların ince taş işlemeleri gözünüzü alacak... Bu arada peribacaları, yaydıkları o tuhaf enerjiyle hep yanınızda olacaklar.
KONAKLAR MÜZE GİBİ
1924 yılında yapılan nüfus mübadelesine kadar, çoğunlukla Rumların yaşadığı Sinasos’ta, Rum ve Osmanlı kültürlerinin izleri bugün de yan yana. Kültür Bakanlığı’nın koruması altında olan yapıların sayısı yüze yaklaşıyor. Bir kısmı butik otel olarak kullanılmak üzere restore edilen binalar, Sinasos turizminin mücevherleri durumunda. Kimi butik oteller de, görevliler eşliğinde müze gibi gezilebiliyor. Her ne kadar Asmalı Konak’ın popülerliğine sahip olmasa da, geniş avluları rengârenk güllerle bezenmiş olan Gül Konakları,1800’lü yılların mimari örneği. 1892 yılında yapılmış eski bir Rum evi olan Sinasos Otel ile Otel Natura, Pacha ve diğerleri, özellikle yabancı turistlerin sadece görmek için değil, konaklamak için de ilgi gösterdikleri mekânlar arasında yer alıyor. Sinasos’ta bulunan bazı tarihi Ortodoks kiliseleri özenle korunmuş. Merkezdeki Aios Konstantinos Eleni Kilisesi, belli zamanlarda ayinler için hazır tutuluyor. Yine kent merkezinde bulunan ve kayalara oyularak inşa edilmiş olan Aios Vasilios Kilisesi de, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş. Her ikisini gezmek için Mustafapaşa Belediyesi’nin kapısını çalmanız yeterli. Sinasos zaten o kadar küçük bir yer ki, bunu yapmanız hiç de zor ve yorucu değil.
ÇEVREYİ KEŞFEDELİM...
Eski metinlerde ‘Merkez Kent’, ‘Sütunlar Kenti’, ‘Güneş Kenti’ gibi anlamlar yüklenmiş buraya. Yani, ‘Sinasos’ adının nereden geldiği oldukça tartışmalı... Çevre gezileri, bu tarihi kenti tanımakta çok daha etkili. Gömede, Golgoli ve Manastır bölgelerini görmeden ayrılmak Sinasos’a haksızlık olur. Merkeze 2 kilometre uzaklıktaki Gömede Vadisi’ne peribacaları arasından, çevresi nefis böğürtlenlerle süslü derenin rehberlik ettiği patikadan ulaşabiliyorsunuz. Burada sizi Krikalos ve St. Basil kaya kiliseleri ile eski kaya mezarları bekliyor. Golgoli Tepesi veya Golgoli antik kenti ise, merkeze beş kilometre uzaklıkta. Kocaman gözleri ve gülümseyen ağızları ile hayaletlere benzeyen peribacalarının, domates ve kabak tarlalarını çepeçevre sarması da Gömede Vadisi kadar etkileyici bir görüntü oluşturuyor. Manastır bölgesine ise, kent merkezinden yürüyerek gidebilirsiniz. Burada da muhteşem kaya kiliseleriyle karşılaşacaksınız.
SELANİKLİLER ÇOĞUNLUKTA
Sinasos, Mustafapaşa adını Cumhuriyet döneminde almış. Mustafa isimli bir şahıs, kente su getirip çeşme yaptırınca, halk arasında suyun yüzü suyu hürmetine ‘Mustafa Paşa’ olarak anılmaya başlanmış. Daha sonra kasabaya da bu ad verilmiş. Bugün Sinasos halkının büyük çoğunluğunu mübadele yıllarında Selanik’ten gelenlerin çocukları, torunları oluşturuyor. Burada da topluca yaşadıklarından olsa gerek, geleneklerinden ve özellikle de mutfak kültürlerinden kopmamışlar. Özellikle bayram sofraları, mutlaka Selanik usulü yemeklerle donatılıyor... Bu arada yemek demişken hatırlatmakta yarar var. Eğer günübirlik bir Sinasos gezisi yaparsanız, ufak bir yemek sorunuyla karşılaşabilirsiniz. Çünkü oteller, ancak önceden sipariş üzerine yemek hazırlıyorlar. Sarmadan mantıya, kuyu kebabından testi kebabına kadar, özellikle de Türk mutfağının hazırlanması zahmetli yemekleriyle kendinize gerçek bir ziyafet çekmek istiyorsanız, bir gün önceden rezervasyon yaptırmanız gerek.
Bir diğer alternatifiniz ise, kasabanın tek esnaf lokantası ‘Şerif’te ziyafet çekmek. Günün her saatinde açık olan lokantanın, özellikle ‘yaprak sarması’ meşhur... Kapadokya; sadece Ürgüp, Göreme, Avanos, Çavuşin gibi yöreleriyle sınırlı değil... Sinasos da; ‘Güzel Atlar Ülkesi’nin keşfedilmeyi, sırlarını sizinle paylaşmayı bekleyen ‘uyuyan güzel’lerinden biri...
‘Güzel Atlar Ülkesi’nin ‘uyuyan güzel’i Sinasos, peribacaları arasında gezinen ruhuna dokunacak ziyaretçilerini bekliyor sessizce...
Masallara büyükler de inanırlar aslında. Hele içinde, hayallerdeki aşklar, yılların yıpratamadığı sevdalar varsa... Türk insanı yakın bir geçmişte böyle bir masalı çok sevdi. Masalın adı ‘Asmalı Konak’tı. Uzun süren bir televizyon dizisiyle yaşanan bu masal, Sinasos adlı küçük bir kasabada başlamıştı. Masalın peşinden giden yüzbinlerce yerli turist, o güne kadar Kapadokya’nın çoğu kez gözden kaçmış bu sessiz köşesiyle tanıştı. Böylece Sinasos, Türkiye’de bir örneği daha var olmayan bir turizm türüne ev sahipliği yaptı.
BEŞ DUYUDAN ÖTE
Yeni adıyla Mustafapaşa, bugün de ara sıra kullanılmakta olan eski adıyla ‘Sinasos’, Nevşehir’in Ürgüp ilçesinin 5 kilometre güneyinde, 2 bin nüfuslu, sakin ve alabildiğine sessiz bir kasaba. İki-üç yıl önce yaşanan yoğun ‘dizi turizmi’ bile bu tarihi kasabanın tümünün değil, sadece birkaç sokağının sessizliğini bozabilmişti. Asmalı Konak’ta ve çevresinde oluşan hediyelik eşya pazarında, neredeyse turistik bir izdiham yaşanırken; derinlerdeki Sinasos, sessizliğini her şeye rağmen sürdürüyordu. Kasabanın içlerine kadar ilerleyen peribacaları, kaya kiliseleri, Osmanlı dönemine ait medreseler, eski Rum evleri, konaklar ve tarihi dokuyu sarıp sarmalayan o garip mistik koku... Sadece doğal güzellikler, iç açıcı harika manzaralar değil insanın içine işleyen; beş duyunun ötesinde ruhunuzu ele geçiren bir kışkırtıcılık var burada. Hele, eğer benim gibi içinde bulunduğunuz zamandan ve bedenden sıyrılıp, başka bir boyutta ruhunuzla baş başa kalmaya pek yatkınsanız, Sinasos ile aranızda yaşanacak çok şey var demektir. Sinasos sokaklarında gezerken büyülenmeye hazır olun. Asırlara tanıklık etmiş yapıların oya gibi işlenmiş ahşap kapıları, kim bilir hangi ellerin nice sevinçlerle, kederlerle dokunduğu kapı tokmakları ve binaların ince taş işlemeleri gözünüzü alacak... Bu arada peribacaları, yaydıkları o tuhaf enerjiyle hep yanınızda olacaklar.
KONAKLAR MÜZE GİBİ
1924 yılında yapılan nüfus mübadelesine kadar, çoğunlukla Rumların yaşadığı Sinasos’ta, Rum ve Osmanlı kültürlerinin izleri bugün de yan yana. Kültür Bakanlığı’nın koruması altında olan yapıların sayısı yüze yaklaşıyor. Bir kısmı butik otel olarak kullanılmak üzere restore edilen binalar, Sinasos turizminin mücevherleri durumunda. Kimi butik oteller de, görevliler eşliğinde müze gibi gezilebiliyor. Her ne kadar Asmalı Konak’ın popülerliğine sahip olmasa da, geniş avluları rengârenk güllerle bezenmiş olan Gül Konakları,1800’lü yılların mimari örneği. 1892 yılında yapılmış eski bir Rum evi olan Sinasos Otel ile Otel Natura, Pacha ve diğerleri, özellikle yabancı turistlerin sadece görmek için değil, konaklamak için de ilgi gösterdikleri mekânlar arasında yer alıyor. Sinasos’ta bulunan bazı tarihi Ortodoks kiliseleri özenle korunmuş. Merkezdeki Aios Konstantinos Eleni Kilisesi, belli zamanlarda ayinler için hazır tutuluyor. Yine kent merkezinde bulunan ve kayalara oyularak inşa edilmiş olan Aios Vasilios Kilisesi de, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiş. Her ikisini gezmek için Mustafapaşa Belediyesi’nin kapısını çalmanız yeterli. Sinasos zaten o kadar küçük bir yer ki, bunu yapmanız hiç de zor ve yorucu değil.
ÇEVREYİ KEŞFEDELİM...
Eski metinlerde ‘Merkez Kent’, ‘Sütunlar Kenti’, ‘Güneş Kenti’ gibi anlamlar yüklenmiş buraya. Yani, ‘Sinasos’ adının nereden geldiği oldukça tartışmalı... Çevre gezileri, bu tarihi kenti tanımakta çok daha etkili. Gömede, Golgoli ve Manastır bölgelerini görmeden ayrılmak Sinasos’a haksızlık olur. Merkeze 2 kilometre uzaklıktaki Gömede Vadisi’ne peribacaları arasından, çevresi nefis böğürtlenlerle süslü derenin rehberlik ettiği patikadan ulaşabiliyorsunuz. Burada sizi Krikalos ve St. Basil kaya kiliseleri ile eski kaya mezarları bekliyor. Golgoli Tepesi veya Golgoli antik kenti ise, merkeze beş kilometre uzaklıkta. Kocaman gözleri ve gülümseyen ağızları ile hayaletlere benzeyen peribacalarının, domates ve kabak tarlalarını çepeçevre sarması da Gömede Vadisi kadar etkileyici bir görüntü oluşturuyor. Manastır bölgesine ise, kent merkezinden yürüyerek gidebilirsiniz. Burada da muhteşem kaya kiliseleriyle karşılaşacaksınız.
SELANİKLİLER ÇOĞUNLUKTA
Sinasos, Mustafapaşa adını Cumhuriyet döneminde almış. Mustafa isimli bir şahıs, kente su getirip çeşme yaptırınca, halk arasında suyun yüzü suyu hürmetine ‘Mustafa Paşa’ olarak anılmaya başlanmış. Daha sonra kasabaya da bu ad verilmiş. Bugün Sinasos halkının büyük çoğunluğunu mübadele yıllarında Selanik’ten gelenlerin çocukları, torunları oluşturuyor. Burada da topluca yaşadıklarından olsa gerek, geleneklerinden ve özellikle de mutfak kültürlerinden kopmamışlar. Özellikle bayram sofraları, mutlaka Selanik usulü yemeklerle donatılıyor... Bu arada yemek demişken hatırlatmakta yarar var. Eğer günübirlik bir Sinasos gezisi yaparsanız, ufak bir yemek sorunuyla karşılaşabilirsiniz. Çünkü oteller, ancak önceden sipariş üzerine yemek hazırlıyorlar. Sarmadan mantıya, kuyu kebabından testi kebabına kadar, özellikle de Türk mutfağının hazırlanması zahmetli yemekleriyle kendinize gerçek bir ziyafet çekmek istiyorsanız, bir gün önceden rezervasyon yaptırmanız gerek.
Bir diğer alternatifiniz ise, kasabanın tek esnaf lokantası ‘Şerif’te ziyafet çekmek. Günün her saatinde açık olan lokantanın, özellikle ‘yaprak sarması’ meşhur... Kapadokya; sadece Ürgüp, Göreme, Avanos, Çavuşin gibi yöreleriyle sınırlı değil... Sinasos da; ‘Güzel Atlar Ülkesi’nin keşfedilmeyi, sırlarını sizinle paylaşmayı bekleyen ‘uyuyan güzel’lerinden biri...