Đяєμяє23
07-25-2007, 10:19
Rahmet Kapısının Anahtarı Çiledir
Bir vakada esir düşenler arasında yavrusunu arayan bir anne, Efendimiz Aleyhisselâm'ın gözüne ilişir. Kadın, bulduğu her çocuğu bağrına basar, yavrusu olmadığını anlayınca, bir diğerine koşar. Nihayet kendi çocuğunu bulunca kalbine sokarcasına davranışlarda bulunur.
Efendimiz Aleyhisselâm çevresindekilere:
"Şu kadını görüyor musunuz, ne dersiniz o çocuğunu ateşe atar mı?" buyurur. "Hayır, yâ Resûlâllah." derler. "Allah o kadından daha çok merhametlidir." buyurur. Çocuklarınıza merhamet ederseniz, Allah'ın merhametini yanınızda görürsünüz.
Siyasî kanaat farklılıklarıyla sürtüşmelerin sürüp gittiği bu devirde, merhametin gönüllere yerleşmesinin zaruretine inanıyoruz.
Etrafımızı sarmış bunca düşmanlarımız varken, kinle, nefretle mukabeleye karşı, vatandaşımıza muhabbetle muâmelenin zaruretine inanıyoruz.
Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Düşmanlar arasında senin en çetin, en zorlu düşmanın nefsindir." buyurmuştur. Nefsine adâvet edebiliyorsan, yiğitsin, mertsin. Yoksa başkalarına saldırma, o başka varlıkların işidir. Nefsini aşamamışsan, insan olamamışsın demektir.
Mü'min peşinen çile çekmeye kararlı olacaktır. Çilesiz, ıstırapsız olmaz bu iş. Çileyi tasavvuftaki mânası ile almamalı. İnsanın her an ölmesi, dirilmesi demektir. Hayatla ölümü kucak kucağa yaşamak demektir.
Çile çekmeyen kimseler, canlı kimseler değildir ve hayat veremezler. Saâdet asrını öldürenler dahi, İslâm'ın bidayetinde çile çekmeyen, hazırcılardır. Hiçbir ıstıraba maruz kalmadan, merdivenin ilk basamağından adımını son basamağa koymak isteyen, ne kadar hazırcı, çilesiz kem talihlilerdir! Zenginin fakir olması çiledir. "Tarihi şanlı bir milletin, mezellete uğraması, mahkûmiyete mâruz kalması çiledir."
İlim adamının kendisini anlamayanlar içinde bulması da büyük bir çiledir. Çilenin son ufku da Peygamberlere âittir. Hz. Âişe Radıyallahu Anhâ, Uhud dönüşü sorar: "Ey Allah'ın Resûlü, Uhut'tan daha çetin bir günle karşılaştın mı?" Efendimiz, acı acı tebessüm buyururlar. Büyük çilekeş, mahzun Nebi, kalbi kırık insan, "Kavmimden çok çektim." der ve Tâif vakasını anlatır, o dehşetengiz olayı.
Çile bir gözyaşı değildir. Olsa, gece kalkar, karanlıkta döker kurtulursun. Onu bilmeyenler acı ve ekşi görürler. Ondan huzursuz olurlar. Çile bir bakıma tatlı belâdır. Çile çekenin kalbi mesûddur. İmanı varsa mesûd olacaktır. Çilede öyle bir zevk vardır ki, bunu anlamak için Bilâl'in kalbini taşımak lâzım.
Her şeyin bir erkânı olduğu gibi çilenin de bir erkânı vardır. Onu gizlemek, kimseye söylememek, elbisenden bile saklamak… Istırabını dillere destan eden, çilenin zevkine eremez.
"Âşıkım dersin belâ–yı aşktan âh eyleme
Âh edip ağyarı âhından haberdâr eyleme"
Bir vakada esir düşenler arasında yavrusunu arayan bir anne, Efendimiz Aleyhisselâm'ın gözüne ilişir. Kadın, bulduğu her çocuğu bağrına basar, yavrusu olmadığını anlayınca, bir diğerine koşar. Nihayet kendi çocuğunu bulunca kalbine sokarcasına davranışlarda bulunur.
Efendimiz Aleyhisselâm çevresindekilere:
"Şu kadını görüyor musunuz, ne dersiniz o çocuğunu ateşe atar mı?" buyurur. "Hayır, yâ Resûlâllah." derler. "Allah o kadından daha çok merhametlidir." buyurur. Çocuklarınıza merhamet ederseniz, Allah'ın merhametini yanınızda görürsünüz.
Siyasî kanaat farklılıklarıyla sürtüşmelerin sürüp gittiği bu devirde, merhametin gönüllere yerleşmesinin zaruretine inanıyoruz.
Etrafımızı sarmış bunca düşmanlarımız varken, kinle, nefretle mukabeleye karşı, vatandaşımıza muhabbetle muâmelenin zaruretine inanıyoruz.
Allah Resûlü Sallallahu Aleyhi ve Sellem, "Düşmanlar arasında senin en çetin, en zorlu düşmanın nefsindir." buyurmuştur. Nefsine adâvet edebiliyorsan, yiğitsin, mertsin. Yoksa başkalarına saldırma, o başka varlıkların işidir. Nefsini aşamamışsan, insan olamamışsın demektir.
Mü'min peşinen çile çekmeye kararlı olacaktır. Çilesiz, ıstırapsız olmaz bu iş. Çileyi tasavvuftaki mânası ile almamalı. İnsanın her an ölmesi, dirilmesi demektir. Hayatla ölümü kucak kucağa yaşamak demektir.
Çile çekmeyen kimseler, canlı kimseler değildir ve hayat veremezler. Saâdet asrını öldürenler dahi, İslâm'ın bidayetinde çile çekmeyen, hazırcılardır. Hiçbir ıstıraba maruz kalmadan, merdivenin ilk basamağından adımını son basamağa koymak isteyen, ne kadar hazırcı, çilesiz kem talihlilerdir! Zenginin fakir olması çiledir. "Tarihi şanlı bir milletin, mezellete uğraması, mahkûmiyete mâruz kalması çiledir."
İlim adamının kendisini anlamayanlar içinde bulması da büyük bir çiledir. Çilenin son ufku da Peygamberlere âittir. Hz. Âişe Radıyallahu Anhâ, Uhud dönüşü sorar: "Ey Allah'ın Resûlü, Uhut'tan daha çetin bir günle karşılaştın mı?" Efendimiz, acı acı tebessüm buyururlar. Büyük çilekeş, mahzun Nebi, kalbi kırık insan, "Kavmimden çok çektim." der ve Tâif vakasını anlatır, o dehşetengiz olayı.
Çile bir gözyaşı değildir. Olsa, gece kalkar, karanlıkta döker kurtulursun. Onu bilmeyenler acı ve ekşi görürler. Ondan huzursuz olurlar. Çile bir bakıma tatlı belâdır. Çile çekenin kalbi mesûddur. İmanı varsa mesûd olacaktır. Çilede öyle bir zevk vardır ki, bunu anlamak için Bilâl'in kalbini taşımak lâzım.
Her şeyin bir erkânı olduğu gibi çilenin de bir erkânı vardır. Onu gizlemek, kimseye söylememek, elbisenden bile saklamak… Istırabını dillere destan eden, çilenin zevkine eremez.
"Âşıkım dersin belâ–yı aşktan âh eyleme
Âh edip ağyarı âhından haberdâr eyleme"