Göçmen işçilere karşı ayrımcılık [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Göçmen işçilere karşı ayrımcılık


Geη©eßaY
01-11-2008, 15:19
1960’larda Alman sanayisinin işgücü kıtlığından mustarip olduğu ve şirketlerin daha iyi ücretler vermeyi kabul etmek zorunda kaldıkları sırada, yetkililer İtalya, Yunanistan, Portekiz, Yugoslavya ve Türkiye’den "misafir işçiler" denilen işçileri işe alma politikasını uygulamaya koydular.

1971 yılına gelindiğinde, Almanya’ya bu yolla 420.000 civarında Türkiyeli işçi gelmişti. 1973 yılının Kasım ayında, uluslararası ekonomik krizin zirvesine ulaştığı sırada, Şansölye Willy Brandt’ın (Sosyal Demokrat Parti) başında bulunduğu hükümet yabancı işçi alınımını durdurdu. Devlet dairelerinde yer almaya gelince, göçmenlerin Almanların gerisinde yer alması bugün de geçerliliğini koruyan bir durum. Bu iş kanunu temelinde iş verilirken yapılan ayrım bununla bitmiyordu, aynı zamanda bir göçmen işçinin sosyal yardım alma durumunda da geçerliydi. Göçmenler, emeklilik maaşı, işsizlik parası alabilmek ve sağlık sigortasından faydalanabilmek için de yıllarca mücadele etmek zorunda kaldılar.

Ayrıca çalışma izninin onaylanması konusunda sürekli yeni kısıtlamalar ve zorluklar getirildi. Örneğin, Helmut Kohl’un Hıristiyan Demokrat hükümeti tarafından uygulamaya konan "aile birleşme yasası" sonucu Almanya’ya gelen aile ferdi beş yıl boyunca Almanya’da çalışma iznine sahip olamıyordu.

Aileleri birleştirme yasası uluslararası bir hak olmasına rağmen, bu hak Almanya’da yaşayan göçmen işçilerin eşlerini veya çocuklarını yanlarına getirmeyi engellemek için çiğneniyordu. Bu haksız uygulama aynı şekilde mültecilere de yapılmakta. Onların bugüne dek çalışma izni olmadığı gibi, kendilerine verilen sosyal yardım genelde ödenenden % 30 daha az.

Bu tür haksız ayrımcı uygulamalar bilinçli bir şekilde kullanılarak göçmen işçi ve mültecileri Almanya’daki yüksek işsizlikten sorumlu tutmaya çalışarak "günah keçisi" olarak suçlandılar.

İşin aslına bakıldığında ekonomik krizden ve küreselleşmeden olumsuz ilk etkilenenler alman pasaportu olmayanlardı. 80’li yılların sonuna doğru ve 90’lı yıllardan itibaren daha hızlı bir şekilde sanayi üretiminin büyük bir bölümü rasyonalize edildiğinde ve Almanya’dan diğer ülkelere taşındığında, ücretleri düşürmek ve çalışma süresini uzatmak için işçiler birbirlerine düşürüldüğünde ilk işten atılanlar göçmen işçiler oldular. Özellikle halkın bu kesimi bu gün yüksek derecede işsizlik ve yoksulluktan etkilenmekte.

Günlük Evrensel gazetesi ile yaptığı bir söyleşide Türk Araştırma Merkezi’nin başkanı Faruk Şen Almanya’daki Türk göçmenlerin içinde bulundukları toplumsal durumu şöyle anlatmakta:

"2005’in başlarında Almanya genelinde ortalama işsizlik oranı yüzde 12’yken Türkler arasında yüzde 31’di. Türk asıllı işsiz insanlar arasında üçte biri, bir yıldan fazla süreyle iş aramakta olan uzun dönemli işsizlerden oluşuyor. Rakamla ifade edildiğinde 216.000 civarında Türk göçmen işsizlik yardımı alıyor. Bir ailenin dört kişiden oluştuğunu varsayarsak, bu yaklaşık olarak 864.000 kişinin düşürülmüş işsizlik yardımıyla yaşamak durumda olduğunu gösterir...

"Buna ek olarak, ayda ortalama 526 euro tutarında maaş alan 215.000 emekli Türkiyeli göçmen var. Kural olarak bu gelirin iki kişinin harcamalarını karşılaması gerekir, ama bu gelirle 430.000 civarında emekli maaşına bağımlı insanı yoksulluk sınırının altında yaşamak durumda kalıyor. Bu rakamlar toplandığında, şu anda Almanya’da yaşayan 1 milyona yakın Türk asıllı insanın yoksulluk sınırının altında yaşadıkları görülüyor..."

Federal hükümetin yeni yayınladığı Zenginlik ve Yoksulluk raporunda, göçmenlerin hane geliri ortalama gelirin yüzde 60’ından daha az olduğu için, dört göçmenden birinin yoksul sayılması gerektiğini ortaya çıkardı. Bu oran 1998 ile 2004 yılları arasında yüzde 19,6’dan yüzde 24’e çıktı. 615.000’den fazla göçmen sosyal yardıma muhtaç durumda. Bu veri göçmenlerde sosyal yardım alma oranının yüzde 8,4 olduğunu göstermekte. Bu, Almanlardaki oranın yaklaşık olarak üç katı.

Göçmen ailelerin çocuklarının ve gençlerinin eğitim şanslarına bakıldığında da ne kadar dezavantajlı durumda oldukları görünmekte. 2002 yılında göçmen ailelerinin çocuklarının beşte biri diploma almadan okulu terk etmiş, Alman gençlerde ise bu rakam "sadece" onda biri. Durum, bırakın üniversiteye girmeyi, meslek eğitimi için yer bulmada çok farklı değil. Son yıllarda göçmen gençlerin meslek eğitimi için yer bulma şansları daha da zorlaştı. 1994 ve 2002 yılları arasında onların meslek eğitimi görme oranı bütün öbür meslek eğitimi görenlerle karşılaştırıldığında yüzde 10’dan, 2004 yılında yüzde 5,1 e düşmüş durumda. Bugün göçmen gençlerin sadece üçte biri meslek eğitimini bitirme şansına sahip.

Eğitim ve meslek eğitimine girebilmekte var olan eşitsizlik direkt bir şekilde yoksulluk riskiyle doğrudan bağlantılı. Sosyal yardım alan göçmenlerin yüzde 60’ı herhangi bir mesleki eğitim görmemiş insanlardan oluşuyor. İş piyasasında artan esneklik ve deregülasyon [kuralsızlaştırma - ç.n.] özellikle göçmenleri ve mültecileri vuruyor. Göçmenler genellikle sadece geçici bir iş edinebiliyorlar ve çalışma ile işsizlik arasında gidip geliyorlar, geçimlerini kıt kanaat sağlayabiliyorlar. Hartz IV çalışma yasasının uygulamaya konmasıyla birlikte, şimdi ya doğrudan dilenci konumuna düşmek ya da çok düşük ücretli işlerde çalışmaya zorlanmak olasılığıyla karşı karşıyalar.

Almanya’nın işsiz kalan ve sosyal yardım almak için başvuruda bulunan göçmenleri basitçe sınır dışı etmeyi olanaklı kılan baskıcı göçmen yasası, yabancı işçilerin gözlerini korkutmak ve onları bastırmak için egemen sınıfın elinde tuttuğu en etkili silah. Solingen’deki Yabancılar Dairesinin Yusuf Bingöl’ü sınır dışı ederek bu silahı kullanmış olması ne bir kereye mahsus bir vaka ne de bir tesadüfi durumdur. Göçmenlerin ve mültecilerin sahip oldukları hakların sistematik bir biçimde tahrip edilmesi bütün çalışan halkın sosyal ve demokratik haklarına yapılacak saldırıların hazırlanmasına hizmet etmektedir.

Almanya’da işçi sınıfının kendi haklarını savunabilmesi aynı zamanda Almanya ve bütün Avrupa’da yaşayan milyonlarca göçmen işçilerin ve mültecileri savunma sorumluluğunu üstlenmesinden geçer.

HuGoßoSS ™
05-26-2008, 10:09
tesekkürler