Đяєμяє23
07-25-2007, 15:20
Tehcir Olayını”nın Propaganda Sürecindeki Doruk Noktası: “Talat Paşa Davası”
ÖZET
Tarihe “Talat Paşa Duruşması” olarak geçen ve 2-3 Haziran 1921’de Berlin Üçüncü Eyalet Mahkemesi’nde görülen dava, bir cinayet duruşmasından çok, “Ermeni meselesi”ni ele alan ve cinayete kurban gitmiş Talat Paşayı yargılayan bir dava olmuştur. Dolayısıyla duruşma uluslar arası bir boyut kazanmış ve Talat Paşa şahsında Osmanlı Devleti’nin “Tehcir Olayı”dan dolayı yargılandığı ve dünya kamuoyunun ilgisinin yoğunlaştığı bir duruşma olmuştur. Duruşma sadece bir buçuk gün sürmüş, katil serbest bırakılıp maktul suçlu bulunmuş ve karar önce temyize götürülüp ardından hemen geri çekilmiştir. Ayrıca tanık seçimi ve sınırlı sayıda tanığın dinlenmesi, bu mahkemenin vermiş olduğu kararının adil olup olmadığı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Mahkeme süreci boyunca, gerek dünya basınında gerekse duruşmalar esnasında, Talat Paşanın şahsını ve devlet adamlığını hedef alan birçok iddia ortaya atılmış ve çok sayıda belge ve bilgi mahkeme heyetine sunulmuştu. Bu bağlamda “Talat Paşa Duruşması” aynı zamanda “Ermeni meselesi” ile ilgili çok sayıda doğru ve tahrif edilmiş belge ve bilginin toplandığı bir dava olmuştur. Bu çalışmanın amacı, başta bu duruşmanın tutanakları olmak üzere, Alman arşiv belgeleri ve dönemin gazetelerine dayanarak, konuyla ilgili Türkçe yazılmış telif eserler de incelenerek bilimsel bir araştırma ortaya koymaktır.
Anahtar Kelimeler
Talat Paşa, Teilirian, Tehcir Olayı, Birinci Dünya Savaşı, Berlin.
SUMMIT POINT IN THE PROPAGANDA PROCESS OF “THE EVENT OF FORCED EMIGRATION”: “TALAT PASHA’S LAWSUIT”
ABSTRACT
The lawsuit being pasted as Talat Pasha’s lawsuit in history and decided in the third provincial lawcourt of Berlin in 2-3 June 1921 has became a case dealing with “the Armenian Question” and judging Talat Pasha who became an innocent victim of crime more than a hearing in criminal lawsuit. Therefore, the hearing obtained an international aspect and the Otoman State was judged by “the event of forced emigration” in the personality of Talat Pasha, along with the intensive concern of th public opinion of World. The hearing lasted only one and half days an the killer was set free and the murdered was found guilty. Firstly, the decision was appealed to the court of appeal and then dew back. In addition, the choosing lawcourt to be discussed in point of justice. During the process of lawsuit,. in both the press of Wold and hearings of lawsuit, a lot of assertions related to the personality of Talat Pasha and his statesmansihp were put forward and a number of documents and information were presented to the board of the lawcourt. In this context, “the case of Talat Pasha” became also the lawsuit that many right or distorted documents regarding “the Armenian Question” were collected. The aim of this study is to produce a scientific article, being based on firstly the reports of lawsuit and the German archival documents and newspapers o the period, and examining Turkish original works related to the subject.
Key Words
Talat Pasha, Teilirian, the Event of Forced Emigration, the First World War, Berlin.
Giriş
Ünlü Alman düşünür ve yazar Goethe’nin “üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır” sözü bize, bir taraftan insanlık tarihini irdelemenin önemini belirtirken diğer taraftan da “günübirlik” bir yaşamdan kaçmanın ne denli zor olduğunu ortaya koymaktadır. Geçmişin hesabını, özellikle de yakın geçmişin hesabını yapmak kolay değildir. Zira geçmişin muhasebesini, bilimsel kriterlere uygun bir tarih anlayışının yapması gerekli olduğuna göre, tarihin bir bilim ve hatta bilimden de öte bir alan olduğunun kavranmadığı yerlerde ve zamanlarda, yakın tarih, siyasetin ve uluslararası ilişkilerin bir arka bahçesi olmaktan kurtulamamakta, dolayısıyla yakın geçmişin hesabı yapılırken, tarih bilimi ve metodolojisinin ortaya koyduğu araştırma yöntemleri fazla rağbet görmemektedir. Bu çerçevede gerek Türkiye ve gerekse Türkiye dışında “Ermeni Meselesi” konusundaki araştırmalara baktığımızda, bilimsel yöntemlerden ve tarih metodolojisinden uzak, siyasî hedeflere ve uluslararası çıkarlara hizmet amacıyla tarih adına yapılan araştırmaların az olmadığını görmekteyiz. Bu durum ise, geçmişte “neyin nasıl olduğu ve neler değiştirdiği” sorularının doğru cevaplar bulmasına engel olmaktadır.
“Ermeni Meselesi” dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri de Talat Paşa’dır. Onun için Ermeni meselesi ve Talat Paşa, özellikle de “Tehcir Olayı” ve Talat Paşa bağlamında az sayılmayacak kadar bilimsel ve bir o kadarı da bilimsel olmayan araştırma ve incelemeler mevcuttur. Her iki konu hakkında yazılanlar çoğaldıkça soru işaretleri çoğalmakta, tartışmalar uzayıp gitmektedir. Zira her iki konu da, artık tarihî mesele olmaktan çıkıp siyasî, diplomasi, sosyal, ekonomik vb. bir boyut alarak uluslararası bir düzeyde tartışılır duruma gelmiştir. Esasen her iki konu da ortaya çıktığı günden itibaren uluslararası bir mahiyette idi. Dolayısıyla da her uluslararası konu gibi bu iki probleme de her ülke, her millet, her grup bilimsel ve tarafsız bir tarihî mesele olarak tarih araştırmaları çerçevesinde bakmak yerine, kendi çıkar ve ön yargıları ile bakınca, zaman zaman mesele bilimsel zeminini kaybedip farklı alanlarda tartışılır hale gelmiştir.
Osmanlı toprakları üzerindeki Ermeni olaylarının açıklanabilmesi ancak meselenin tarih araştırma yöntemleri kullanılarak irdelenmesiyle ve Ermeni olaylarının başlangıçtan günümüze kadar geçen süreci bir bütün olarak kavramakla mümkündür. Aksi taktirde zincirin birer halkası olan olgulardan sadece bir veya bir kaçını ele alıp tamamını açıklamaya çalışmak hem tarih araştırmaları yöntemi hem de meselenin tamamını anlamak açısından eksik olacaktır. Olgular, belgeler tarihi olayın açıklanmasında modern tarihçiliğin birinci derecede önem verdiği kaynaklardır. Ancak bir olgudan yola çıkarak tarihî olayın tamamını açıklamaya çalışmak eksik olacaktır. Kanaatimizce Türkiye’de ve Batı’da “Ermeni Meselesi” konusunda yapılan araştırmalarda böyle bir eksiklik söz konusudur. Zira Batılılar daha çok “Tehcir Olayı” ve Birinci Dünya Savaşı boyunca çeşitli nedenlerden dolayı ölen Ermeniler ile ilgilenirken, Türkiye’de bu konuda kendisine karşı yapılan suçlamalara cevap mahiyetinde daha çok “Tehcir Olayı” öncesi Ermeni isyanları ile “Tehcir Olayı” sonrası Ermeni katliamları üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Her ne kadar “Tehcir Olayı” ile ilgili, gerek tehcir vuku bulurken gerekse tehcirden sonra ve günümüze kadar hem propaganda hem de bilimsel anlamda önemli çalışmalar yapılmış olsa da, “Tehcir Olayı” ile bağlantılı olarak Ermeni terörüne kurban gitmiş İttihat ve Terakki ileri gelenleri Talat Paşa, Dr. Bahaeddin Şakir, Cemal Azmi, Cemal Paşa konusunda çok fazla bilimsel çalışma olduğu söylenemez. Halbuki bu konularda yapılacak olan bilimsel çalışmaların hem Ermeni terör olaylarının ortaya konmasında hem de bu olayların batı dünyasında algılanma şeklinin açıklığa kavuşmasında önemli katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz.
İşte bu çerçevede biz “Ermeni Meselesi” konusundaki araştırmalara katkıda bulunmak amacıyla, üzerinde yeteri kadar bilimsel araştırma olmadığı kanaatinde olduğumuz “Talat Paşa Davası”nı bu çalışmamızda irdeleyeceğiz. Bunu yaparken temel kaynak olarak Alman Arşiv Belgelerini, gazete haberlerini, mahkeme tutanaklarını ve özel yazışmaları esas aldık. Bunlarla beraber konuyla ilgili gerek yurtiçi gerekse yurtdışı ikinci el kaynaklarda değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
İstanbul Boğazı’ndan Hardenbergstrasse’ye
Osmanlı Devleti’nin artık Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedeceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa, sadrazamlıktan istifa etmiş ve iktidarı elinde bulunduran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ileri gelenleri ile genel merkezde toplanarak, ne yapmaları gerektiği konusunda önemli bir karara varmıştır: “Ortalık durulup memleket yabancı işgalcilerden kurtulduktan sonra tekrar İstanbul’a dönmek üzere geçici bir süre için”1 örgütün lider kadrosu İstanbul’u terk edecektir.
Hayatının önemli bir bölümünü İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çalışmaları ve siyasî faaliyetleri için harcamış ve kendini bu örgüt ile özdeşleştirmiş olan Talat Paşa, önce ülkeyi terk etmek istememiştir. Ancak İstanbul işgal altındayken İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin adil olmayan bir yargılama sonucu idam edilme ihtimalleri yüksekti. Bu nedenle Talat, Enver ve Cemal Paşalar ile İttihat ve Terakki’nin ileri gelen altı önemli şahsiyeti2 1 Kasım’ı 2 Kasım’a bağlayan gece boğazda açıkta bekleyen Alman torpidosu3 ile yol alıp 3 Kasım günü Sivastopol’a ulaştılar4. Aynı gün Kırım’daki Alman Askerî yetkililerin yardımı ile Ak Mescit’e (Simferopol), oradan da 7 Kasım’da takma isimlerle gizli bir şekilde mahiyetleriyle birlikte Berlin’e varmak üzere yola çıktılar. Berlin’e doğru hareket eden İttihatçılar arasında Enver Paşa yoktur. Enver Paşa Ak Mescit’de kalıp Transkafkasya’da İslâm ordusu kurma çalışmalarını sürdüren kardeşi Nuri Paşanın yanına geçmek istemişse de Almanlar –kendi çıkarlarına aykırı buldukları için- buna müsaade etmemişlerdir5.
Talat Paşa ve arkadaşlarının yurdu terk ettikleri öğrenilince İstanbul’da kurulmuş olan yeni hükûmet, İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği aracılığı ile Kırım topraklarında bulunan bu İttihatçıların iade edilmesini istemiştir. İstanbul’da Alman Büyükelçiliği görevini yürüten Waldburg, sadrazamın bu isteğini 3 Kasım’da Alman Dışişlerine iletmiş; ancak bu isteğe ek olarak, İttihatçıların İstanbul’a geri gönderilmelerinin Alman İmparatorluğu’nun güvenirliliğini ve çıkarlarını zedeleyeceğini, Alman dostu olan bu kişilerin hiçbir şekilde İstanbul’a iade edilmemelerini ve Kırım’daki Alman askerî makamlara bu yönde talimat verilmesi gerektiğini de Alman Dışişlerine bildirmiştir6. Aslında Sadrazam İzzet Paşa da, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu şartlar nedeni ile İttihatçıların İstanbul’da tarafsız bir mahkemede yargılanmalarının mümkün olmayacağı kanaatinde olduğundan, iade edilmelerinin doğru olmayacağı düşüncesindeydi. Ancak İstanbul’daki Ermeni ve Rum azınlığı ile İngilizlerin baskısı ve İtilâf Devletleri lehine dönmüş İstanbul’daki bir kısım yerli basına, karşı koyabilmek için İzzet Paşa 5 Kasım’da, Waldburg’dan, Kırım topraklarında bulunan bu İttihatçıların hiç değilse askerî kanadından olan Enver ve Cemal Paşaların iade edilmesini talep etmiş ve bunların İstanbul’da yargılanacaklarını beyan etmiştir. Ayrıca İzzet Paşa, bu iki kişi iade edilmediği taktirde İngilizlerin, Osmanlı toprağında bulunan yaklaşık 700 Alman subayı ile 11 000 Alman personeli esir alacakları tehdidinde bulunduklarını da Alman Büyükelçiliğine bildirmiştir7. Waldburg, Alman Dışişlerine gönderdiği 6 Kasım tarihli telgrafta, durumun İzzet Paşanın belirttiği kadar ciddi olmadığını, kaldı ki İttihatçıların yurdu terk etmelerine İzzet Paşa Hükûmeti’nin göz yumduğunu ve bu durumda Alman Hükûmeti’nin sorumlu tutulamayacağını belirtiyordu8. Dolayısıyla Alman Dışişleri Bakanlığı’nın, İttihatçıların İstanbul’u terk ettiği ilk günden itibaren bunları iade etmeme yönündeki tutumunu kararlılıkla sürdürdüğünü görmekteyiz.
Alman Hükûmeti özellikle Talat Paşayı iade etmeyi, hiçbir şekilde düşünmüyordu9. Bundan dolayıdır ki, Talat Paşa, kendisine kalmak için Berlin’i seçmiştir. Zira Berlin’de, Alman İmparatorluğu’ndan üst düzeyde dostları bulunuyor10 ve ayrıca Alman Hükûmeti, ona İttihat ve Terakki ileri gelenleri ile buradan daha kolay haberleşebilme ve geleceğe yönelik düşüncelerini gerçekleştirmek için organizasyon imkânı sağlıyordu.
Talat Paşa ile birlikte ülkeyi terk eden İttihatçılar bir süre Berlin’in 50 km. uzağında, Postsdam kenti yakınlarında ünlülerin sayfiye yeri olan Neubabelsberg’e, büyük ihtimalle Alman yetkililerce yerleştirildiler. Talat Paşa burada uzun süre durmayıp Berlin’in merkezine taşındı. Eşi Hayriye Hanım ile birlikte Charlottenburg semtindeki Hardenberg sokağı 4 numarada, birinci katta kendine tahsis edilen 9 odalı geniş bir evde oturmaya başladı11. Talat Paşanın evi yalnız Almanya’daki değil, onu ziyarete gelen Avrupa’daki eski Jön Türklerin buluşma yeri oldu12. Talat Paşa, öldürüldüğü gün olan 15 Mart 1921 tarihine kadar Berlin’de bu evde, kimliğini gizleyerek, ekonomik ve sağlık sıkıntıları içinde sade bir hayat sürdürmüştür13.
Talat Paşa, Berlin’de geçirdiği yaklaşık iki buçuk yıla aşkın bir zaman zarfında Mustafa Kemal ile mektuplaşarak Anadolu’daki Millî Mücadeleciler ile iletişim kurmaya çalışmış, Avrupa’nın değişik şehirlerine dağılmış olan İttihat ve Terakki ileri gelenleri ile temasa geçmiş14 ve kendisine yakın gördüğü yabancı çevreler ile ilişkiye girmiştir15.
İtilâf Devletleri16, Talat Paşanın Anadolu’daki hareketle ilgilenmesinin ve bu hareketin ileri gelenleri ile temas kurmasının arkasında, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın isteklerinin ve teşviklerinin olduğunu iddia ediyorlardı. Dolayısıyla İtilâf Devletlerine göre Berlin’de yaşayan İttihatçılar Alman çıkarları doğrultusunda, Alman Hükûmeti tarafından yönlendiriliyorlardı17. Ancak Alman belgelerine baktığımızda, Talat Paşanın bir an önce Osmanlı topraklarına dönüp, Anadolu’daki mücadeleye katılmak istediğini ve İtilaf Devletlerinin kendisi hakkında Ermeni Meselesi konusundaki olumsuz propagandalar karşısında tarafsız bir mahkemeye çıkıp, suçsuz olduğunu tescil ettirmeyi, istediğini görüyoruz18.
Talat Paşanın oturduğu mahalle olan Charlottenburg (Şarlotenburg) polisi, 15 Mart 1921 Salı günü şöyle bir açıklama yapar: “Yabancı uyruklu biri, bugün öğleden önce saat 11 30’ a doğru Charlottenburg Mahallesindeki Hardenberg sokağında 17 nolu evin önünde yaşlı bir adamı arkadan kurşunladı. Suçlu elindeki silahını attıktan sonra kaçmaya çalıştı. Ancak etraftaki halk tarafından yakalanarak Mommsen polis karakoluna götürüldü. Fazla Almanca bilmeyen ve kendisine bir tercüman isteyen katilin kimliği burada tespit edildi; katil Solomon Teilirian adında 24 yaşında İran’ın Salmas kentinde doğmuş bir öğrenci. Charlottenburg’da oturuyor ve cinayeti kıskançlık yüzünden işlemiş olmalı. Üzerinde 12 000 Mark nakit para bulunmuştur. Öldürülen kişinin üzerinde bulunan kartvizitlerden ise maktulun Türk kökenli Sali Ali Bey olduğu zannedilmektedir.”19 Aynı günün akşam baskısında Berliner Tageblatt gazetesi Charlottenburg polisinin açıklamasına ek olarak verdiği yorumda öldürülen kişinin Sali Ali Bey değil, Sadrazam Talat Paşa olduğu ve cinayetin de kıskançlık yüzünden değil tamamen politik nedenlerden dolayı işlendiği haberleri yer alıyordu. Bu haber ertesi gün Charlottenburg polisi tarafından doğrulandı ve cinayetin detayları açıklandı20.
Katil Teilirian’ın halk tarafından linç edilmesini polis engellemiş, ancak başında bir bastonun yol açtığı 20 santimetre uzunluğunda derin bir yaradan dolayı kan kaybetmiş ve o gece ateşler içinde kıvranarak sayıklamıştır. Ertesi gün, 16 Mart 1921 sabahı Charlottenburg Polis Karakolu Cinayet Masasından Müfettiş von Manteuffel tarafından bir tercüman aracılığıyla sorgulanmıştır. Teilirian sorgusunda: “...Almanya’ya sadece Talat Paşayı öldürmek için geldim... Ailem Ermeni tehcirinde öldü. Ben tesadüf eseri ölümden döndüm. Daha o zaman Talat Paşayı öldürmeye ant içtim”21 diyerek bu cinayeti uzun süredir plânladığını belirtmiştir22. Ancak daha sonra, bizim de aşağıda değineceğimiz gibi mahkemesi sırasında Teilirian, “böyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum” diyerek sözlerini yalanlayacaktır.
ÖZET
Tarihe “Talat Paşa Duruşması” olarak geçen ve 2-3 Haziran 1921’de Berlin Üçüncü Eyalet Mahkemesi’nde görülen dava, bir cinayet duruşmasından çok, “Ermeni meselesi”ni ele alan ve cinayete kurban gitmiş Talat Paşayı yargılayan bir dava olmuştur. Dolayısıyla duruşma uluslar arası bir boyut kazanmış ve Talat Paşa şahsında Osmanlı Devleti’nin “Tehcir Olayı”dan dolayı yargılandığı ve dünya kamuoyunun ilgisinin yoğunlaştığı bir duruşma olmuştur. Duruşma sadece bir buçuk gün sürmüş, katil serbest bırakılıp maktul suçlu bulunmuş ve karar önce temyize götürülüp ardından hemen geri çekilmiştir. Ayrıca tanık seçimi ve sınırlı sayıda tanığın dinlenmesi, bu mahkemenin vermiş olduğu kararının adil olup olmadığı tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Mahkeme süreci boyunca, gerek dünya basınında gerekse duruşmalar esnasında, Talat Paşanın şahsını ve devlet adamlığını hedef alan birçok iddia ortaya atılmış ve çok sayıda belge ve bilgi mahkeme heyetine sunulmuştu. Bu bağlamda “Talat Paşa Duruşması” aynı zamanda “Ermeni meselesi” ile ilgili çok sayıda doğru ve tahrif edilmiş belge ve bilginin toplandığı bir dava olmuştur. Bu çalışmanın amacı, başta bu duruşmanın tutanakları olmak üzere, Alman arşiv belgeleri ve dönemin gazetelerine dayanarak, konuyla ilgili Türkçe yazılmış telif eserler de incelenerek bilimsel bir araştırma ortaya koymaktır.
Anahtar Kelimeler
Talat Paşa, Teilirian, Tehcir Olayı, Birinci Dünya Savaşı, Berlin.
SUMMIT POINT IN THE PROPAGANDA PROCESS OF “THE EVENT OF FORCED EMIGRATION”: “TALAT PASHA’S LAWSUIT”
ABSTRACT
The lawsuit being pasted as Talat Pasha’s lawsuit in history and decided in the third provincial lawcourt of Berlin in 2-3 June 1921 has became a case dealing with “the Armenian Question” and judging Talat Pasha who became an innocent victim of crime more than a hearing in criminal lawsuit. Therefore, the hearing obtained an international aspect and the Otoman State was judged by “the event of forced emigration” in the personality of Talat Pasha, along with the intensive concern of th public opinion of World. The hearing lasted only one and half days an the killer was set free and the murdered was found guilty. Firstly, the decision was appealed to the court of appeal and then dew back. In addition, the choosing lawcourt to be discussed in point of justice. During the process of lawsuit,. in both the press of Wold and hearings of lawsuit, a lot of assertions related to the personality of Talat Pasha and his statesmansihp were put forward and a number of documents and information were presented to the board of the lawcourt. In this context, “the case of Talat Pasha” became also the lawsuit that many right or distorted documents regarding “the Armenian Question” were collected. The aim of this study is to produce a scientific article, being based on firstly the reports of lawsuit and the German archival documents and newspapers o the period, and examining Turkish original works related to the subject.
Key Words
Talat Pasha, Teilirian, the Event of Forced Emigration, the First World War, Berlin.
Giriş
Ünlü Alman düşünür ve yazar Goethe’nin “üç bin yıllık geçmişinin hesabını yapamayan insan günübirlik yaşayan insandır” sözü bize, bir taraftan insanlık tarihini irdelemenin önemini belirtirken diğer taraftan da “günübirlik” bir yaşamdan kaçmanın ne denli zor olduğunu ortaya koymaktadır. Geçmişin hesabını, özellikle de yakın geçmişin hesabını yapmak kolay değildir. Zira geçmişin muhasebesini, bilimsel kriterlere uygun bir tarih anlayışının yapması gerekli olduğuna göre, tarihin bir bilim ve hatta bilimden de öte bir alan olduğunun kavranmadığı yerlerde ve zamanlarda, yakın tarih, siyasetin ve uluslararası ilişkilerin bir arka bahçesi olmaktan kurtulamamakta, dolayısıyla yakın geçmişin hesabı yapılırken, tarih bilimi ve metodolojisinin ortaya koyduğu araştırma yöntemleri fazla rağbet görmemektedir. Bu çerçevede gerek Türkiye ve gerekse Türkiye dışında “Ermeni Meselesi” konusundaki araştırmalara baktığımızda, bilimsel yöntemlerden ve tarih metodolojisinden uzak, siyasî hedeflere ve uluslararası çıkarlara hizmet amacıyla tarih adına yapılan araştırmaların az olmadığını görmekteyiz. Bu durum ise, geçmişte “neyin nasıl olduğu ve neler değiştirdiği” sorularının doğru cevaplar bulmasına engel olmaktadır.
“Ermeni Meselesi” dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri de Talat Paşa’dır. Onun için Ermeni meselesi ve Talat Paşa, özellikle de “Tehcir Olayı” ve Talat Paşa bağlamında az sayılmayacak kadar bilimsel ve bir o kadarı da bilimsel olmayan araştırma ve incelemeler mevcuttur. Her iki konu hakkında yazılanlar çoğaldıkça soru işaretleri çoğalmakta, tartışmalar uzayıp gitmektedir. Zira her iki konu da, artık tarihî mesele olmaktan çıkıp siyasî, diplomasi, sosyal, ekonomik vb. bir boyut alarak uluslararası bir düzeyde tartışılır duruma gelmiştir. Esasen her iki konu da ortaya çıktığı günden itibaren uluslararası bir mahiyette idi. Dolayısıyla da her uluslararası konu gibi bu iki probleme de her ülke, her millet, her grup bilimsel ve tarafsız bir tarihî mesele olarak tarih araştırmaları çerçevesinde bakmak yerine, kendi çıkar ve ön yargıları ile bakınca, zaman zaman mesele bilimsel zeminini kaybedip farklı alanlarda tartışılır hale gelmiştir.
Osmanlı toprakları üzerindeki Ermeni olaylarının açıklanabilmesi ancak meselenin tarih araştırma yöntemleri kullanılarak irdelenmesiyle ve Ermeni olaylarının başlangıçtan günümüze kadar geçen süreci bir bütün olarak kavramakla mümkündür. Aksi taktirde zincirin birer halkası olan olgulardan sadece bir veya bir kaçını ele alıp tamamını açıklamaya çalışmak hem tarih araştırmaları yöntemi hem de meselenin tamamını anlamak açısından eksik olacaktır. Olgular, belgeler tarihi olayın açıklanmasında modern tarihçiliğin birinci derecede önem verdiği kaynaklardır. Ancak bir olgudan yola çıkarak tarihî olayın tamamını açıklamaya çalışmak eksik olacaktır. Kanaatimizce Türkiye’de ve Batı’da “Ermeni Meselesi” konusunda yapılan araştırmalarda böyle bir eksiklik söz konusudur. Zira Batılılar daha çok “Tehcir Olayı” ve Birinci Dünya Savaşı boyunca çeşitli nedenlerden dolayı ölen Ermeniler ile ilgilenirken, Türkiye’de bu konuda kendisine karşı yapılan suçlamalara cevap mahiyetinde daha çok “Tehcir Olayı” öncesi Ermeni isyanları ile “Tehcir Olayı” sonrası Ermeni katliamları üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Her ne kadar “Tehcir Olayı” ile ilgili, gerek tehcir vuku bulurken gerekse tehcirden sonra ve günümüze kadar hem propaganda hem de bilimsel anlamda önemli çalışmalar yapılmış olsa da, “Tehcir Olayı” ile bağlantılı olarak Ermeni terörüne kurban gitmiş İttihat ve Terakki ileri gelenleri Talat Paşa, Dr. Bahaeddin Şakir, Cemal Azmi, Cemal Paşa konusunda çok fazla bilimsel çalışma olduğu söylenemez. Halbuki bu konularda yapılacak olan bilimsel çalışmaların hem Ermeni terör olaylarının ortaya konmasında hem de bu olayların batı dünyasında algılanma şeklinin açıklığa kavuşmasında önemli katkılar sağlayacağı kanaatindeyiz.
İşte bu çerçevede biz “Ermeni Meselesi” konusundaki araştırmalara katkıda bulunmak amacıyla, üzerinde yeteri kadar bilimsel araştırma olmadığı kanaatinde olduğumuz “Talat Paşa Davası”nı bu çalışmamızda irdeleyeceğiz. Bunu yaparken temel kaynak olarak Alman Arşiv Belgelerini, gazete haberlerini, mahkeme tutanaklarını ve özel yazışmaları esas aldık. Bunlarla beraber konuyla ilgili gerek yurtiçi gerekse yurtdışı ikinci el kaynaklarda değerlendirmeye tabi tutulmuştur.
İstanbul Boğazı’ndan Hardenbergstrasse’ye
Osmanlı Devleti’nin artık Birinci Dünya Savaşı’nı kaybedeceğinin anlaşılması üzerine Talat Paşa, sadrazamlıktan istifa etmiş ve iktidarı elinde bulunduran İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ileri gelenleri ile genel merkezde toplanarak, ne yapmaları gerektiği konusunda önemli bir karara varmıştır: “Ortalık durulup memleket yabancı işgalcilerden kurtulduktan sonra tekrar İstanbul’a dönmek üzere geçici bir süre için”1 örgütün lider kadrosu İstanbul’u terk edecektir.
Hayatının önemli bir bölümünü İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin çalışmaları ve siyasî faaliyetleri için harcamış ve kendini bu örgüt ile özdeşleştirmiş olan Talat Paşa, önce ülkeyi terk etmek istememiştir. Ancak İstanbul işgal altındayken İttihat ve Terakki ileri gelenlerinin adil olmayan bir yargılama sonucu idam edilme ihtimalleri yüksekti. Bu nedenle Talat, Enver ve Cemal Paşalar ile İttihat ve Terakki’nin ileri gelen altı önemli şahsiyeti2 1 Kasım’ı 2 Kasım’a bağlayan gece boğazda açıkta bekleyen Alman torpidosu3 ile yol alıp 3 Kasım günü Sivastopol’a ulaştılar4. Aynı gün Kırım’daki Alman Askerî yetkililerin yardımı ile Ak Mescit’e (Simferopol), oradan da 7 Kasım’da takma isimlerle gizli bir şekilde mahiyetleriyle birlikte Berlin’e varmak üzere yola çıktılar. Berlin’e doğru hareket eden İttihatçılar arasında Enver Paşa yoktur. Enver Paşa Ak Mescit’de kalıp Transkafkasya’da İslâm ordusu kurma çalışmalarını sürdüren kardeşi Nuri Paşanın yanına geçmek istemişse de Almanlar –kendi çıkarlarına aykırı buldukları için- buna müsaade etmemişlerdir5.
Talat Paşa ve arkadaşlarının yurdu terk ettikleri öğrenilince İstanbul’da kurulmuş olan yeni hükûmet, İstanbul’daki Alman Büyükelçiliği aracılığı ile Kırım topraklarında bulunan bu İttihatçıların iade edilmesini istemiştir. İstanbul’da Alman Büyükelçiliği görevini yürüten Waldburg, sadrazamın bu isteğini 3 Kasım’da Alman Dışişlerine iletmiş; ancak bu isteğe ek olarak, İttihatçıların İstanbul’a geri gönderilmelerinin Alman İmparatorluğu’nun güvenirliliğini ve çıkarlarını zedeleyeceğini, Alman dostu olan bu kişilerin hiçbir şekilde İstanbul’a iade edilmemelerini ve Kırım’daki Alman askerî makamlara bu yönde talimat verilmesi gerektiğini de Alman Dışişlerine bildirmiştir6. Aslında Sadrazam İzzet Paşa da, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu şartlar nedeni ile İttihatçıların İstanbul’da tarafsız bir mahkemede yargılanmalarının mümkün olmayacağı kanaatinde olduğundan, iade edilmelerinin doğru olmayacağı düşüncesindeydi. Ancak İstanbul’daki Ermeni ve Rum azınlığı ile İngilizlerin baskısı ve İtilâf Devletleri lehine dönmüş İstanbul’daki bir kısım yerli basına, karşı koyabilmek için İzzet Paşa 5 Kasım’da, Waldburg’dan, Kırım topraklarında bulunan bu İttihatçıların hiç değilse askerî kanadından olan Enver ve Cemal Paşaların iade edilmesini talep etmiş ve bunların İstanbul’da yargılanacaklarını beyan etmiştir. Ayrıca İzzet Paşa, bu iki kişi iade edilmediği taktirde İngilizlerin, Osmanlı toprağında bulunan yaklaşık 700 Alman subayı ile 11 000 Alman personeli esir alacakları tehdidinde bulunduklarını da Alman Büyükelçiliğine bildirmiştir7. Waldburg, Alman Dışişlerine gönderdiği 6 Kasım tarihli telgrafta, durumun İzzet Paşanın belirttiği kadar ciddi olmadığını, kaldı ki İttihatçıların yurdu terk etmelerine İzzet Paşa Hükûmeti’nin göz yumduğunu ve bu durumda Alman Hükûmeti’nin sorumlu tutulamayacağını belirtiyordu8. Dolayısıyla Alman Dışişleri Bakanlığı’nın, İttihatçıların İstanbul’u terk ettiği ilk günden itibaren bunları iade etmeme yönündeki tutumunu kararlılıkla sürdürdüğünü görmekteyiz.
Alman Hükûmeti özellikle Talat Paşayı iade etmeyi, hiçbir şekilde düşünmüyordu9. Bundan dolayıdır ki, Talat Paşa, kendisine kalmak için Berlin’i seçmiştir. Zira Berlin’de, Alman İmparatorluğu’ndan üst düzeyde dostları bulunuyor10 ve ayrıca Alman Hükûmeti, ona İttihat ve Terakki ileri gelenleri ile buradan daha kolay haberleşebilme ve geleceğe yönelik düşüncelerini gerçekleştirmek için organizasyon imkânı sağlıyordu.
Talat Paşa ile birlikte ülkeyi terk eden İttihatçılar bir süre Berlin’in 50 km. uzağında, Postsdam kenti yakınlarında ünlülerin sayfiye yeri olan Neubabelsberg’e, büyük ihtimalle Alman yetkililerce yerleştirildiler. Talat Paşa burada uzun süre durmayıp Berlin’in merkezine taşındı. Eşi Hayriye Hanım ile birlikte Charlottenburg semtindeki Hardenberg sokağı 4 numarada, birinci katta kendine tahsis edilen 9 odalı geniş bir evde oturmaya başladı11. Talat Paşanın evi yalnız Almanya’daki değil, onu ziyarete gelen Avrupa’daki eski Jön Türklerin buluşma yeri oldu12. Talat Paşa, öldürüldüğü gün olan 15 Mart 1921 tarihine kadar Berlin’de bu evde, kimliğini gizleyerek, ekonomik ve sağlık sıkıntıları içinde sade bir hayat sürdürmüştür13.
Talat Paşa, Berlin’de geçirdiği yaklaşık iki buçuk yıla aşkın bir zaman zarfında Mustafa Kemal ile mektuplaşarak Anadolu’daki Millî Mücadeleciler ile iletişim kurmaya çalışmış, Avrupa’nın değişik şehirlerine dağılmış olan İttihat ve Terakki ileri gelenleri ile temasa geçmiş14 ve kendisine yakın gördüğü yabancı çevreler ile ilişkiye girmiştir15.
İtilâf Devletleri16, Talat Paşanın Anadolu’daki hareketle ilgilenmesinin ve bu hareketin ileri gelenleri ile temas kurmasının arkasında, Alman Dışişleri Bakanlığı’nın isteklerinin ve teşviklerinin olduğunu iddia ediyorlardı. Dolayısıyla İtilâf Devletlerine göre Berlin’de yaşayan İttihatçılar Alman çıkarları doğrultusunda, Alman Hükûmeti tarafından yönlendiriliyorlardı17. Ancak Alman belgelerine baktığımızda, Talat Paşanın bir an önce Osmanlı topraklarına dönüp, Anadolu’daki mücadeleye katılmak istediğini ve İtilaf Devletlerinin kendisi hakkında Ermeni Meselesi konusundaki olumsuz propagandalar karşısında tarafsız bir mahkemeye çıkıp, suçsuz olduğunu tescil ettirmeyi, istediğini görüyoruz18.
Talat Paşanın oturduğu mahalle olan Charlottenburg (Şarlotenburg) polisi, 15 Mart 1921 Salı günü şöyle bir açıklama yapar: “Yabancı uyruklu biri, bugün öğleden önce saat 11 30’ a doğru Charlottenburg Mahallesindeki Hardenberg sokağında 17 nolu evin önünde yaşlı bir adamı arkadan kurşunladı. Suçlu elindeki silahını attıktan sonra kaçmaya çalıştı. Ancak etraftaki halk tarafından yakalanarak Mommsen polis karakoluna götürüldü. Fazla Almanca bilmeyen ve kendisine bir tercüman isteyen katilin kimliği burada tespit edildi; katil Solomon Teilirian adında 24 yaşında İran’ın Salmas kentinde doğmuş bir öğrenci. Charlottenburg’da oturuyor ve cinayeti kıskançlık yüzünden işlemiş olmalı. Üzerinde 12 000 Mark nakit para bulunmuştur. Öldürülen kişinin üzerinde bulunan kartvizitlerden ise maktulun Türk kökenli Sali Ali Bey olduğu zannedilmektedir.”19 Aynı günün akşam baskısında Berliner Tageblatt gazetesi Charlottenburg polisinin açıklamasına ek olarak verdiği yorumda öldürülen kişinin Sali Ali Bey değil, Sadrazam Talat Paşa olduğu ve cinayetin de kıskançlık yüzünden değil tamamen politik nedenlerden dolayı işlendiği haberleri yer alıyordu. Bu haber ertesi gün Charlottenburg polisi tarafından doğrulandı ve cinayetin detayları açıklandı20.
Katil Teilirian’ın halk tarafından linç edilmesini polis engellemiş, ancak başında bir bastonun yol açtığı 20 santimetre uzunluğunda derin bir yaradan dolayı kan kaybetmiş ve o gece ateşler içinde kıvranarak sayıklamıştır. Ertesi gün, 16 Mart 1921 sabahı Charlottenburg Polis Karakolu Cinayet Masasından Müfettiş von Manteuffel tarafından bir tercüman aracılığıyla sorgulanmıştır. Teilirian sorgusunda: “...Almanya’ya sadece Talat Paşayı öldürmek için geldim... Ailem Ermeni tehcirinde öldü. Ben tesadüf eseri ölümden döndüm. Daha o zaman Talat Paşayı öldürmeye ant içtim”21 diyerek bu cinayeti uzun süredir plânladığını belirtmiştir22. Ancak daha sonra, bizim de aşağıda değineceğimiz gibi mahkemesi sırasında Teilirian, “böyle bir şey dediğimi hatırlamıyorum” diyerek sözlerini yalanlayacaktır.