Tanrının_Kırbacı
01-29-2008, 08:26
6. asırdan itibaren Gök-Türk hakanlığında toplanmış olan Türk kabilelerinden bir kısmı, 630’da başlayan fetret devresinde, diğer bir çok Türk boyları gibi, kendi aralarında birlik kurarak, Tolga-Selenga ırmakları bölgesinde Dokuz-Oğuz “kaganlığını” meydana getirmişlerdi. 682 yılında İlteriş tarafından mağlup edilen Oğuzlar (inek Gölü Savaşı) bu durumda idi ve muharebede ölen Oğuz devleti başkanı Baz Kagan’ın balbalı, sonra İlteriş Kagan’ın mezarına dikilmişti.
Bu münasebetle kitabelerdeki ifadeler Oğuzlar’la Gök-Türkler arasında bir ayırım yapılmadığını, hatta hakanlığın temelinin Oğuzlar’ın teşkil ettiklerini belirtmeğe yeter. Bu sebeple Oğuzlar’la Gök-Türkler’in aynı olduğu zaten kabul edilmişti. Ancak, V. Thomsen, Tonyukuk kitabesinde tahsis ettiği son makalesinde Oğuzlar’ı “Türkler’in yüksek hakimiyetinde bir kabile birliği” olarak göstermekte ve bu tarihi gerçek sonra “etnik” ayrılık gibi alınarak, mesele yeni araştırmalarla derinleşmiş bulunmaktadır. Böylece Oğuzlar’ı Türk kabul etmek veya “başka bir etnik teşekkül saymak gibi çok mühim bir ihtilaf noktası ortaya çıkmıştır.
Burada, önce üzerinde durulması gereke husus, Oğuzlar’a mukabil, Türk adını taşıyan bu etnik topluluğun var olup olmadığıdır. Buna hemen ve kesinlikle menfi cevap vermek mümkündür. Çünkü “Türk” adının, güç-kuvvet manası ile “etnik kimlik” ifade etmek üzere kullanılmış bir siyasi ad olduğu zikredilmişti. O halde onlar da “Türk” soyundan gelen Oğuzlar’la aynı etnik zümreye dahil, yani hem Oğuzlar, hem “Gök-Türkler” aynı ırkın mensuplarıdırlar. Şimdi ikinci mesele geliyor: Gök-Türk Devletini kuranlar hangi “Türk” zümresi idi.
Bilindiği üzere bu devlet, adı “Aşına” olan eski bir Türk hükümdar ailesi tarafından, etrafındaki “Türk soylu” kütlelerin yardımı ile kurulmuştu. Bu kütleler ise ancak kabileler birliği haline gelmiş Türkler (yani Oğuz) olabilirdi. W. Barthold’un “Gök-Türk hakanlarının Dokuz-Oğuzlar’dan neşet ettiği” görüşü, kadim Aşına ailesinin bu Oğuz bölüğü mensupları ile ilgisini ispat etmeği gerektirir ise de 6-7. asır Türk (Gök-Türk) kütlesinin doğrudan doğruya Oğuzların bu grubundan meydana geldiği Çin kaynaklarınca açıklanmaktadır.
T’ang devri vesikalarında (T’ang-su ve Kiu T’ang-shu yıllıkları ve ayrıca 4 hal tercümesi). Dokuz kabile (Kitabelerdeki “Dokuz-Oğuzlar, bazen Türkler’in (Gök-Türkler’in) dokuz kabilesi” veya “Dokuz kabilenin Türkleri (Gök-Türkleri)”, bazen de “Töles’lerin dokuz kabilesi” diye kaydedilmiştir. Demek ki Tölesler’in Dokuz-Oğuzları ile, Gök-Türkler’in Dokuz-Oğuzları aynıdır. Yani, Oğuz kabileleri, Gök-Türkleri meydana getiren topluluktan başkası değildi.
Çin kaynaklarında, Gök-Türk hakanlığı devrinde Oğuzların kendi başlarına (mesela doğrudan doğruya “Oğuz” olarak) zikredilmeyip, sadece Dokuz kabile (Kui-sin) diye, Oğuz kelimesinin tercümesinin verilmesi bizzat T’u-küe (=Türk)’den ibaret topluluğun ayrı bir isim altında belirtilmesine ihtiyaç bulunmadığı gösterdiği gibi, kitabelerde I. Gök-Türk Hakanlığı çağında “Oğuz” adının geçmemesi de aynı sebepten ileri gelir.
Ancak fetret devrinde Aşına-oğullarının Çin sarayı emrinde birer kukla durumuna düşmeleri üzerine, bazı kabileler kendi aralarında teşkilatlanarak bir “devlet” kurmuşlardır ki, II. Gök-Türk hakanlığı zamanında hükümdar ailesine karşı ayaklanan ve hükümetin diğer imkanları ile bastırılmasına çalışan, bu “teşkilatlanmış” Oğuz birliğidir. Bundan sonra kitabelerdeki “Türk bodun” tabiri şüphesiz doğrudan doğruya hakan idaresindeki kütleleri ifade ediyordu. Kitabelerde hakanın “Oğuz bodunu Türk bodunundan idi” demesi ile bu Oğuzlar’ın isyan halinde olmaları arasında bir çelişme görmek güçtür, zira mesele “halkın” vaktiyle destekleyip yücelttiği haneden ile mücadelesinden ibarettir (Türk tarihinde bunun başka misalleri de vardır. Karluklar’ın Kara-Hanlı’lara, Türkmenlerin Selçuklu sultanlarına karşı direnmeleri ve bizzat bir Oğuz olan Sultan Sencer’in asi Oğuzlar’la çarpışması...)
Bu münasebetle kitabelerdeki ifadeler Oğuzlar’la Gök-Türkler arasında bir ayırım yapılmadığını, hatta hakanlığın temelinin Oğuzlar’ın teşkil ettiklerini belirtmeğe yeter. Bu sebeple Oğuzlar’la Gök-Türkler’in aynı olduğu zaten kabul edilmişti. Ancak, V. Thomsen, Tonyukuk kitabesinde tahsis ettiği son makalesinde Oğuzlar’ı “Türkler’in yüksek hakimiyetinde bir kabile birliği” olarak göstermekte ve bu tarihi gerçek sonra “etnik” ayrılık gibi alınarak, mesele yeni araştırmalarla derinleşmiş bulunmaktadır. Böylece Oğuzlar’ı Türk kabul etmek veya “başka bir etnik teşekkül saymak gibi çok mühim bir ihtilaf noktası ortaya çıkmıştır.
Burada, önce üzerinde durulması gereke husus, Oğuzlar’a mukabil, Türk adını taşıyan bu etnik topluluğun var olup olmadığıdır. Buna hemen ve kesinlikle menfi cevap vermek mümkündür. Çünkü “Türk” adının, güç-kuvvet manası ile “etnik kimlik” ifade etmek üzere kullanılmış bir siyasi ad olduğu zikredilmişti. O halde onlar da “Türk” soyundan gelen Oğuzlar’la aynı etnik zümreye dahil, yani hem Oğuzlar, hem “Gök-Türkler” aynı ırkın mensuplarıdırlar. Şimdi ikinci mesele geliyor: Gök-Türk Devletini kuranlar hangi “Türk” zümresi idi.
Bilindiği üzere bu devlet, adı “Aşına” olan eski bir Türk hükümdar ailesi tarafından, etrafındaki “Türk soylu” kütlelerin yardımı ile kurulmuştu. Bu kütleler ise ancak kabileler birliği haline gelmiş Türkler (yani Oğuz) olabilirdi. W. Barthold’un “Gök-Türk hakanlarının Dokuz-Oğuzlar’dan neşet ettiği” görüşü, kadim Aşına ailesinin bu Oğuz bölüğü mensupları ile ilgisini ispat etmeği gerektirir ise de 6-7. asır Türk (Gök-Türk) kütlesinin doğrudan doğruya Oğuzların bu grubundan meydana geldiği Çin kaynaklarınca açıklanmaktadır.
T’ang devri vesikalarında (T’ang-su ve Kiu T’ang-shu yıllıkları ve ayrıca 4 hal tercümesi). Dokuz kabile (Kitabelerdeki “Dokuz-Oğuzlar, bazen Türkler’in (Gök-Türkler’in) dokuz kabilesi” veya “Dokuz kabilenin Türkleri (Gök-Türkleri)”, bazen de “Töles’lerin dokuz kabilesi” diye kaydedilmiştir. Demek ki Tölesler’in Dokuz-Oğuzları ile, Gök-Türkler’in Dokuz-Oğuzları aynıdır. Yani, Oğuz kabileleri, Gök-Türkleri meydana getiren topluluktan başkası değildi.
Çin kaynaklarında, Gök-Türk hakanlığı devrinde Oğuzların kendi başlarına (mesela doğrudan doğruya “Oğuz” olarak) zikredilmeyip, sadece Dokuz kabile (Kui-sin) diye, Oğuz kelimesinin tercümesinin verilmesi bizzat T’u-küe (=Türk)’den ibaret topluluğun ayrı bir isim altında belirtilmesine ihtiyaç bulunmadığı gösterdiği gibi, kitabelerde I. Gök-Türk Hakanlığı çağında “Oğuz” adının geçmemesi de aynı sebepten ileri gelir.
Ancak fetret devrinde Aşına-oğullarının Çin sarayı emrinde birer kukla durumuna düşmeleri üzerine, bazı kabileler kendi aralarında teşkilatlanarak bir “devlet” kurmuşlardır ki, II. Gök-Türk hakanlığı zamanında hükümdar ailesine karşı ayaklanan ve hükümetin diğer imkanları ile bastırılmasına çalışan, bu “teşkilatlanmış” Oğuz birliğidir. Bundan sonra kitabelerdeki “Türk bodun” tabiri şüphesiz doğrudan doğruya hakan idaresindeki kütleleri ifade ediyordu. Kitabelerde hakanın “Oğuz bodunu Türk bodunundan idi” demesi ile bu Oğuzlar’ın isyan halinde olmaları arasında bir çelişme görmek güçtür, zira mesele “halkın” vaktiyle destekleyip yücelttiği haneden ile mücadelesinden ibarettir (Türk tarihinde bunun başka misalleri de vardır. Karluklar’ın Kara-Hanlı’lara, Türkmenlerin Selçuklu sultanlarına karşı direnmeleri ve bizzat bir Oğuz olan Sultan Sencer’in asi Oğuzlar’la çarpışması...)