Şamanizm [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Şamanizm


ŞaMaN
07-25-2007, 21:59
Şamanizm hakkında merak ettiklerinizi sorun :o

Harun Güngör

Eski Türk Dininin İsimlendirilmesi Üzerine*

Eski Türk dini ile ilgili birçok problem vardır. Şimdiye kadar bu konuda yapılmış olan araştırmaları dikkate aldığımızda da söz konusu problemleri daha açık şekilde tesbit etmemiz mümkündür. Ancak biz doğrudan konuya geçmeden, durumun daha iyi anlaşılabilmesi için tarih ve dinler tarihi üzerinde kısaca durmak, aralarındaki mevcut ilişki ve farklılıklara dikkat çekmek istiyoruz.

Tarih insanların mekân ve zaman çerçevesi içinde meydana getirdikleri olayları, bu olayların sebep ve sonuçlarını ortaya koyan objektif bir bilimdir. Tarihçi olayların açıklamasını yaparken konu ile ilgili dokümanları (arkeolojik, etnografik. linguistik... vb.) ve olayları meydana getiren toplulukların ruhi durumlarını da dikkate almak zorundadır.

Dinler tarihi ise, tarihle aynı metodları kullanarak dini olayları ortaya koyma bilimidir. Böyle olmakla birlikte, tarihçi ile dinler tarihçisi arasında fark vardır. Şöyle ki; dinler tarihcisi bir dini incelerken hem tarihi, hem de incelediği dinin mahiyetini bilmek, dini bir olayın spesifik ve tarihi aşan (transhistorique) anlamını kavramak zorunda iken, tarihçi için böyle bir zorunluluk söz konusu değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, tarihi olaylar bir defaya mahsus olarak meydana gelirken, fenomeni yaratanın süreç olduğu dikkate alındığında, dini olaylar bir defaya mahsus, belli bir zaman ve mekânla sınırlı olarak ortaya çıkmaz. Dini inceleyen biri için ise, tarih tüm fenomenlere bağımlılığı ihtiva etmektedir. Hiçbir dini fenomenin saf halde bulunmayacağını göz önüne alırsak, dini olayları sosyo-kültürel, ve sosyo-ekonomik olaylardan bağımsız düşünemeyiz. Bu sebeple eski Türk dinini anlamak ve kavramak için de onu sadece bir yönü ile değil, birçok yönü ile ele almak zorundayız. Bu kısa açıklamadan sonra eski Türk dini ile ilgili görüş ve düşüncelere geçebiliriz.

Eski Türk dini ile ilgili ana kaynaklar bulmak oldukça zordur. Bu sebeple onların dini inanış ve âdetlerini ve bu konudaki bilgileri ancak kendilerine komşu olan halklardan, onların tuttuğu günlük ve yazdıkları kroniklerden öğrenmekteyiz. Ancak bu kavimlerin de Türkler hakkında verdikleri bilgilerin doğruluğu her zaman tartışma konusu olmuştur.

Eski Türk dini hakkında en önemli kaynak hiç şüphesiz Hoytu Tamir yazıtlarıdır. İlk defa bu yazıtlarda Tanrı'ya Iduk sıfatı verilmiştir. Bu yazıtlardan sonra 732 / 734 yıllarında Orkun ırmağı kenarına dikilmiş olan abideler gelmektedir. Bu abidelerin birer mezar kitabesi olması dini terminoloji olarak çok az kavram içermesine sebep olmuştur. Kuşkusuz kitabelerde zikredilen Tengri, Yer sub, Iduk, Umay, Kut, Küç, Ülüg, Türk Tengrisi kavramları ile bütün bir dini hayatı ifade etmek imkânsızdır.

Türkler 751 yılında yapılan Talas Savaşı neticesinde İslam alemini, Araplar da Türk Dünyasını tanıma fırsatı buldular. Türklerin inanç ve düşünceleri ortaçağ boyunca Müslüman Arap bilgin ve seyyahlarının dikkatini çekti ve onlar bu konu ile ilgili basit gözlemlere dayanan bilgiler verdiler. Ancak bu bilgin ve seyyahlar, semitik dinlerin kendilerine empoze ettiği din anlayışı ile problemleri ele alıp tesbitlerde bulundular. Bunların onunla ilgili önemli tesbitleri ise, Türklerin tek tanrıya inanmış oldukları gerçeği idi.

19. yüzyılda Avrupa�da başlayan dinler tarihi çalışmaları dini fenomenlerin tesbit, yorum ve açıklaması yerine, dinin kaynağının ne olduğu üzerine yoğunlaşmış; Spencer, Taylor, Durkheim, M. Müller vb. bu çalışmalara öncülük etmişlerdir. Daha sonra bu çalışmalar yurdumuzu da etkilemiş ve Ahmed Mithat Efendi bu konuda öncülük etmiştir. Ama ne yazık ki, bu araştırmalarda eski Türk dini ile ilgili hususlara rastlamak mümkün değildir. Yurdumuzda eski Türk dini konusunda ilk çalışma Ziya Gökalp[1] tarafından yapılmış olup, Gökalp bu çalışmasında eski Türk dinine Şamanizm denilemeyeceğine işaret etmiş, hatta bu tezini ısrarla savunmuştur. Ne var ki, Gökalp tarafından ileri sürülen bu tez M. Fuad Köprülü[2] ve A. İnan[3] tarafından bir türlü kabul görmemiş, bunlar eski Türk dinini Şamanizm olarak nitelemeyi ve adlandırmayı uygun görmüşlerdir. Hâlâ günümüz bazı araştırmacıları bu terimi anlamını bilmeden şuursuzca kullanmakta ve kavram kargaşasına sebep olmaktadırlar.

Acaba sık sık sözü edilen Şamanizm nedir? Önce bunun tanımını yapmak gerekmektedir. Eliade�a göre: Şamanizm hem mistik hem büyü hem de kelimenin geniş anlamında din olan arkaik vecd tekniklerinden biridir[4]. Couliano ise bunu bir din olmaktan ziyade, gayesi insanlar âlemine paralel, ancak görünmez ruhlar âlemi ile ilişkili ve beşeri işlerin yönetimin de ruhların desteğini sağlamaktan ibaret ekstazik ve terapötik metodlar toplamı[5] olarak tanımlamaktadır, Burada bir hususu özellikle belirtmek gerekir. O da, Şamanizm�in bir din olması ile, bir dinde Şamanî unsurların bulunup bulunmadığı konusunun birbirlerinden ayrılmasıdır. Zira dinin Şamanizm olması ayrı, bir dinde Şamanî unsurların bulunması ayrıdır.

Başta rahmetli hocam Tanyu olmak üzere, Türk din tarihçileri Şamanizm�in bir din olmadığı, eski Türk dinine Şamanizm denilemeyeceği kanaat ve inancındayız. O zaman şöyle bir soru akla gelmektedir. Madem ki, eski Türk dini Şamanizm değilse, o zaman eski Türk dinini nasıl isimlendirmek lazımdır?

Yukarıda ifade ettiğim gibi, kitabelerde kullanılan terimlerle bir dini tam olarak kavramak, ifade etmek imkânsızdır. Ama burada dikkati çeken temel kavram Tanrı�dır. Şimdiye kadar Türk dini ile ilgili araştırma yapanlar da Türk dininin Tanrı ekseninde şekillendiğinden hareket etmiş, diğer kavramları yarı dini kavramlar olarak görmüşlerdir. Bu durum bir bakıma ikincil kavramların neden oluşamadığı sorusunu akla getirmektedir. Buna şöyle cevap vermek mümkündür Budizm Taoizm, Hıristiyanlık (Nesturilik), Mani dini gibi evrensel dinler Türk düşünce sistemini tahmin edilenden çok daha erken devirlerde etkilemiş, bu dinlerin baskısı altında kalmış olan eski Türk dini, kendi özbenliğini ifade edip ortaya koyacak terminolojiyi oluşturamamış ve bu sebeple de kendini hep ödünç terimlerle ifade etme yolunu seçmiştir. Bu da yeni problemlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bütün bunlar gözönüne alındığında da eski Türk dininde esas kavramın Tanrı olduğu açıktır. Öyleyse Tanrı inanışı üzerinde durmak gerekmektedir.

Hunlar, Gök Tanrı�ya inanıyor, onu daha sonra Kaşgarlı Mahmud�un da ifade edeceği üzere; hem Gök, hem de Tanrı anlamını içeren Tengri kelimesi ile ifade ediyorlardı.[6] Göktürkler de aynı anlamda Tengri kelimesini kullanıyor, Tonyukuk Kitabesi�nde ayrıca Türk Tanrısı kavramına yer veriyorlardı. Burada bir hususu hatırlatmak gerekir. O da bütün Türk boylarının eskiden olduğu gibi, üniversel dinlerle temastan sonra da Tanrı kelimesini kullanmış olmalarıdır. Ancak 762 yılında Mani dinini kabul eden Uygurlar sebebi pek anlaşılmasa da Tanrı kelimesinin başına Kün, Ay, Kün-ay kelimelerini ilave ederek, Kün Tengri, Ay Tengri, Kün-ay Tengri kavramlarını oluşturmuşlardır.Acaba sözü edilen, kendine inanılan bu Tanrı hangi özelliklere sahiptir?

Eski Türkler Tanrı'nın antropomorfik bir özellik taşımadığından hareketle onun resim ve heykellerini yapmamışlardır. İşte bu Tanrı gerek yapılan folklorik araştırmalardan, gerekse kitabelerden anlaşılacağı üzere yaratıcı bir özelliğe sahiptir.

Fonksiyonel olup olmaması açısından bakıldığında ezeli ve ebedi yani bengü, mönke, mengü olan, hakanlara güç ve kut veren, kozmik düzenin, toplumun organizasyonu ile insanların kaderinin kendisine bağlı olduğu Tanrı, Sami kültür ağırlıklı dinlerde olduğu gibi müdahaleci değildir. O, insanların işlerine doğrudan karışmayıp sosyal düzen bozulduğu zaman bu düzenin korunması için bakanlara yardım eder. Bu özelliği ile Türk Tanrısı Deus Otiosus bir karakter arzetmektedir Bu husus daha sonra İbn Sina ve Farabi�nin düşüncesinde de kendini göstermektedir.

Bazı Türk destan ve hikâyelerinde Tanrı�nın çocuklarından bahsedilmekle birlikte, Eliade�ın de ifade ettiği gibi, Türk Tanrı anlayışında kutsal evlilik (hierogamie)e rastlanmaz.[7] Yani Türk Tanrısı Asur, Babil, Yunan ve Roma tanrıları gibi tanrıçalarla evlenmezler. Aslında Türkler�in zihni mentalitelerinde ve dil mantıklarında Sami ve Hint-Avrupa dil ailesine mensup kavimler gibi erkek-dişi ayrımına rastlanmaz. Türkler kainatı bir bütün olarak kavrarlar. İşte bu yüzden Türklerde kadın-erkek ayrımı da yoktur.

Gök Tanrı anlayışının neolitik çağda ortaya[8] çıktığından hareketle günümüze kadar bu Gök Tanrı�nın orijinal şeklini koruyup korumadığı tartışılabilirse de, tarihin ilkel diye nitelendirebileceğimiz teofani (theophanie)leri değiştirdiğini kabul edersek, Harva'nın da belirttiği gibi, Tanrı'nın da ilkel ve belirsiz biçimde kalmadığını ifade edebiliriz. Hatta bu şekillenmede üniversel dinlerle ilişkinin etkili olduğunu söyleyebiliriz. Ancak bu etkilerin hiçbir zaman Tanrı'nın orijinal strüktürünü değiştirmeyi başardığını ise kabul etmek imkânsızdır.

Salamon Reinach başta olmak üzere bir kısım araştırmacı Moğol devri etkisi ile ortaya çıkmış Erlik�i Bay Ulgen�in karşısına yerleştirerek eski Türk dini sisteminin dualist bir karakter arzettiğini ifade etmişlerse de[9], bu görüşe katılmak mümkün değildir.

Eski Türk dini Monoteizm�dir. J. P. Roux bu monoteizmi politeizmle iç içe girmiş bir monoteizm olarak nitelemekte[10], bir bakıma Hıristiyan monoteizmini eski Türk dinine uygulamak gibi bir davranış sergilemektedir. Bu görüşü benimsemek mümkün olmadığı gibi, onu henoteizm olarak nitelemek de imkânsızdır.

Gök Tanrı ekseninde şekillenmiş olan eski Türk dini monoteizmini basit benzetmelerle Hanifilik olarak isimlendirmek de bizce yanlıştır. Bu yanlış ve farklılıkların birinci sebebi; eski Türk yazıtlarının farklı değerlendirilmesi yanında, çok geniş bir coğrafi alanda yaşayan Türk kavimlerinin herhangi birinde tesbit edilmiş inanışların genelleştirilmesi, ikinci sebebi ise; dinin kendi terminolojisi dışında, hemen hiç kullanmadığı terim ve terminoloji ile adlandırılması yoluna gidilmesidir. Eğer bir din kendi terminolojisi dışında başka bir dinin terminolojisi ile izah edilirse, bu, izah edilen dini o dinin kalıpları arasında hapsetmek anlamına gelir ve bu da söz konusu dini anlaşılmaz duruma sokar.

Burada eski Türkler acaba kendi dinlerini nasıl adlandırıyorlardı? diye bir soru sorulabilir. Bu konuda kesin bilgiler olmamasına rağmen Sovyetler Birliği döneminde bazı Türk topluluklarının kendilerinin Şamanist oldukları hakkında nitelemelere karşı çıktıkları bilinmektedir. Kendi dinlerinin isimlendirilmesine gelince, yapılan araştırmalar ve elde edilen dokümanlar gösteriyor ki, eski Türkler dinle iç içe bir hayat yaşıyorlardı. Toplum geliştikçe din de bu gelişmeye paralel olarak gelişiyordu. Günlük hayatın bir parçası olan din, Yahudilik, Zerdüştlük, Budizm... vb. gibi ayrı toplumsal gerçeklik olarak kurumsallaşmamıştı. Bu sebeple olmalı ki, Türkler kendi dinlerine bir isim vermemişlerdir.

Sonuç olarak denilebilir ki, eski Türk dini animistik, totemistik ve atalara tapınma gibi bir takım özellikler gösterse de onu Lev N. Gumilev�in belirttiği gibi halkın Gök Tanrı�ya, aristokratların da atalara tapındıkları[11] şeklinde ikili lir şemaya oturttuğu, nitelik yönünden de bir nevi animatizm olarak ifade ettiği düşünceye katılmak mümkün olmadığı gibi, J. P. Roux�nun dediği gibi Moğol etkisi ile yeniden canlandırılmış bir çeşit Şamanizm olarak da kabul etmek mümkün değildir.Bize göre eski Türk dini, Gök dini, Gök Tanrı merkezli, onun etrafında şekillenmiş,tamamen kendine özgü bir monoteizmdir ve onu ancak Gök Tanrı Dini olarak isimlendirmek mümkündür.


* Prof. Dr. Umay Günay Armağanı. Ankara 1996: 34-39.

[1] Ziya Gökalp: Türk Medeniyeti Tarihi. (Haz. Kazım Yaşar Kopraman-İsmail Aka), İstanbul 1976: 117.

[2] M. Fuad Köprülü: Türk Tarih-i Dinisi. İstanbul 1341: 45 vd.

[3] Abdülkadir İnan: Tarihte ve Bugün Şamanizm. (II. Baskı), Ankara 1972: 1.

[4] Mircea Eliade: Le Chamanisme et Les Techniques Archaique de L�extase. Paris 1951: 14.

[5] M. Eliade, İ.P. Couliano: Dictionnaire des Religions. Paris 1990: 90.

[6] Kaşgarlı Mahmud: Divanü Lügat-it Türk. (Çev. Besim Atalay), Ankara 1986, C. III: 377.

[7] M. Eliade: Traite D�histoire des Religions. Paris 1974: 66.

[8] Paul Poupard: Les Religions (deuxieme Editions). Paris 1989: 34.

[9] Salamon Reinach: Orpheus, Histoire des Religions. Paris 1976: 224.

[10] Jean Paul Roux: La Religion des Turcs et des Mongols. Paris 1984: 123.

[11] Lev N. Gumilev: Drevniya Türki. Moskva 1993: 75.

-ADEM-
07-25-2007, 22:59
paylaşım için sağol

kerkük
07-26-2007, 01:50
valla şamanizm hakkında pek bişey bilmiyom bu gök tanrı inancıyla aynı mı?

İslam varken bunlara ne gerek?;)

CcC GKHN CcC
07-26-2007, 08:28
arkadaşım eski inançlarımızı öğrenmek kültürümüzü örf adetlerimizi kavramamız bakımından önemlidir diye düşünüyorum ;) Eski dinimizi öğrenmek bizi dinimizden uzaklaştırmaz bence aksine daha çok yakınlaştırır.. ;)

ŞaMaN
07-26-2007, 09:53
valla şamanizm hakkında pek bişey bilmiyom bu gök tanrı inancıyla aynı mı?

İslam varken bunlara ne gerek?;)


Yazıda da geçiyor zaten bu isim karmaşaından kaynaklanıyor bazıları gök tanrı inancı bazıları şamanizm olarak adalandırıyor.

kerkük
07-26-2007, 10:56
Aslında dediğiniz bir bakıma doğru eski inançlarımızı araştırmak zararlı birşey değildir.Gök Tanrı inancında bir cezalandıran birde ödül veren tanrı inancı olduğunu biz islama geçtiğimizde de Alemlerin Rabbi Allah(c.c)'ı ödüllendiren rabb olarak değerlendirdiğimizi ve onun içinde inancımızı Allah sevgisi üzerine kurduğumuzu taasupla inancımızın olmadığını duymuştum bilmiyorum ne kadar doğru?

ŞaMaN
07-26-2007, 11:52
Kerkük derse gidim gelim şamanizmin Türk-İslama etkisini bazı geleneklerin İslama ait olduğunu zannettiğimiz geleneklerin aslında şamanizme ait olduğunu örneklerle açıklıyacağım :)

ŞaMaN
07-26-2007, 12:25
Türklerin İslamlaşması

Göktanrı'ya inanan Şaman Türkler Müslüman Araplar'ın Orta Asya'ya ulaşması ile binlerce yıllık inançlarını değiştirmek zorunda kalırlar. Türkler'le Araplar'ın ilk karşılaşmaları Kafkasya üzerinden Hazar Türkleri, Horasan üzerinden de Göktürkler'le olmuştur. Türklerin İslâmlaşması 300-350 yıl kadar sürmüştür. Oğuzlar iki asırda, Kıpçak Türkleri de 14. yy başlarında İslâmlaşmışlardır.
Türkler Müslümanlığa eski inançlarını da taşıdılar. İslâm'ı aynen benimseme yerine kendi inançlarıyla harman edip yeni bir sentez oluşturdular. Bu sentez, İslâm'ın Orta Asyalılaşması olan ve başında Hoca Ahmet Yesevî'nin bulunduğu İslâm'ın sufî yorumudur. Sufîlik, yâni Tasavvuf, İslâmiyet'in siyasal mücadelelere, hırs ve menfaate âlet edilmesine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Türkler arasında İslâmiyeti, dinin şer'î kurallarını önemsemeyen, dini sufîce yorumlayan, halkın benimseyeceği biçimde ifâde eden ve halkın eski inançları ile yeni dini kaynaştıran "sufîler" yaymıştır.
9. ve 10. y.y. da Türkistan'ı adım adım arşınlayan dedeler, babalar, atalar; tıpkı şaman dedeler gibi menkıbeler, nasihatler anlatan, halk üzerinde sevgi ve saygıdan kaynaklanan nüfuzları olan kimselerdi. Daha sonra bu dedeler, babalar göçlerin başında, uzun süren yolculuklar sonunda Anadolu'ya ulaştılar. Bunlar Anadolu'da, dede, baba, abdal ve gâzi gibi ad ve unvanlarla Orta Asya'daki misyonlarını sürdürmek için dergahlar açtılar. Mevlânâ'lar, Hacı Bektaş Velî'ler, Ahî Evran Velî'ler, Abdal Musa'lar, Sarı Saltık'lar, Taptuk Emre'ler, Yûnus Emre'ler bu coşkun ırmağın Anadolu'daki kollarıdır.

ŞaMaN
07-26-2007, 12:28
Şamanlığın Anadolu'daki İzleri

Türklerin İslâmiyet'i kabûlünden bu yana on asır geçmiş olmasına rağmen, bugün günlük hayatımızdaki birçok kültürel öğe İslam'dan önceki kültürün izlerini taşımaktadır. Şimdi bunlardan bazılarını ele alalım:

AY

Yakut Türkleri ay tutulmasını ayın küçülmesi olarak yorumlamakta, bu küçülmenin ayın kurtlar ve ayılar tarafından yenmesinden kaynaklandığını düşünmektedirler. Altaylılar ise ay tutulmasının "Yelbegen" isimli yedi başlı bir canavarın ayı yemesi sonucu oluştuğuna inanmaktadırlar. Orta Asya'da bu yaratıkları korkutup kaçırmak ve ayı kurtarmak için de havaya taş atılmakta ve gürültü yapılmaktadır. Bu inanışın devamı olarak bugün de Anadolu'da ay tutulması sırasında havaya silâh sıkılır, teneke çalınır ve gürültü yapılır.
Anadolu'da yeni ayın görünmesi sırasında yere diz çökerek niyaz edilmekte, gökyüzüne, aya ve toprağa bakarak dilekte bulunulmaktadır. Yeni ayın yeni umutlara ve yeni başlangıçlara vesile olacağını düşünülür. Bu olgu da Türkler'in eski Göktanrı inancından kaynaklanmaktadır.

MUM

Câmi avlularında mum yakılması, ağaçlara bez ve çaput bağlanması da Şamanizm döneminden günümüze aktarılan geleneklerdir.

MÜZİK

Şamanlar âyinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. Müziksiz bir âyin düşünülemez. Oysa İslam dininde Kur'an dışındaki dinî eserlerin müzikle okunması günahtır. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu'da Hz. Muhammed'in, Hz. Ali'nin hayatları müzikle okunmaktadır. Mevlit ve İlâhiler sâdece Anadolu'da uygulanan müzikli anlatımlardır.

40 Sayısı

Şaman inanışına göre ruh fizikî bedeni 40 gün sonra terk etmektedir. Türk destanlarında kırk sayısı çok yer alır ve kırk yiğitler, kırk kızlar epeyce geçer. Manas destanında olduğu gibi, Dede Korkut hikâyelerinde kırk yiğitler görülmektedir. Kırgız türeyiş efsânesinde de, Sağan Han'ın bir kızı ve otuz dokuz hizmetçisi ile kırk kız bir gölün kenarına giderek sudan gebe kalmışlardı. Oğuz'un verdiği şölende, diktirdiği sırıkların boyu kırk kulaç uzunluğunda idi. Hikâyelerde ve masallarda kırk gün ve kırk gece düğünler, kırk haremiler, kırk satır ve kırk katır çok geçer. Bazı ejderhalar vardır ki onlar yenilmez ve ölmezler, ancak bunların tılsımları bozulursa ölürler. Bu gibi ejderhaların kırk günlük bir uyku zamanı vardır. İşte bu zamanda ejderhanın yanına gidilir, üzerinden kırk tâne kıl koparılır, ateşe atılarak yakılırsa ejderha da ölür.
40 sayısı da totemcilik döneminden kalma bir inanıştır. Semâvî dinler dâhil tüm dinlerde 40 sembolizmasının görülmesi dinlerin evrim süreci konusunda fikir vermektedir. İslâmiyet'te ölümün ardından 40 gün geçtikten sonra Kur'an ve Mevlit okutma âdetlerinin, Musa'nın Tanrı'nın buyruklarını Tur dağında 40 gün 40 gecede almasının, eski Mısır'da firavunun ölümünden kırk gün sonra cennete gidebilmek için bir boğa ile mücadele etmek zorunda kalmasının, Hıristiyanlar'ın paskalyaya 40 gün oruç tutarak hazırlanmasının, Ayasofya kilisesinin zemin katında 40 sütununun ve kubbesinde de 40 penceresi olmasının kökeninde o devirlerden kalma şaman veya totem gelenekleri yatar.

MEZARTAŞI

Şaman âyin sırasında yardımcı ruhlarını kullanmaktadır. Ölülerin, âilenin vefat etmiş büyüklerinin, eski Şamanlar'ın ruhlarının, ormanın, suyun ve yerin yardımcı ruhlarının da Şaman'a yardım ettiği kabûl edilir. Ölen büyüklerin ruhlarının çoğalması sonucu bu ruhların en kıdemlisinin ruhların başına geçeceğine ve bunun da diğerlerinin yardımı ile Şaman'a yol göstereceğine inanılır. Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar Şaman'a gökyüzüne yapacağı yolculukta yardımcı olmaktadırlar. Toplumda ulu kabûl edilen kişilerin ölümünden sonra ruhlarından medet ummak mezarları kutsamış ve bu yerler medet umulan yerler hâline gelmişlerdir. Günümüzde mezar, türbe, yatır ve benzeri yerlerin ziyareti ve bunlardan medet umulması da bu inanç sisteminin devamı olarak ortaya çıkmıştır.

Göktürkçe'de ve Uygurca'da "ruh" için can anlamına gelen "tın" sözcüğü kullanılıyordu. Bu aynı zamanda "soluk" demekti. Ölüm, soluğun kesilmesi, ruhun bedenden ayrılıp uçması biçiminde düşünülüyordu. Bu yüzden de bâzen "öldü" yerine "uçtu" denilmektedir. Ruhları öbür dünyaya göç eden ataların, orada rahatsız edilmemeleri, iyi yaşamaları gerektiğine inanılırdı. Bu nedenle Eski Türkler'de mezarları gizleme geleneği yoktur, aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren resimlerle süslenmiştir. Ayrıca mezarın veya mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, sıradan kişilerin mezarlarına da, belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.
Arap dünyasında mezar taşı yoktur. Ölünün toprakla bütünleşmesi ve zaman içinde kaybolması istenir. Kutsanması günahtır. Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın san'at eseri hâline getirilecek kadar süslenmesi İslam coğrafyasında sadece Anadolu'da görülmektedir. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu'da mezarlara ölenlerin sevdiği eşyalar bile konmaktadır. Gelin ve genç kızların mezarları tel ve duvaklarla süslenmektedir.

KURBAN

Göktanrı inancında kanlı kurbanlardan başka bir de kansız kurbanlar vardır. Saçı, yalma, yani ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar, ateşe yağ atma, tözlerin ağızlarını yağlama ve kımız serpme gibi törenler bu kansız kurbanlardır. Kansız kurbanların en önemlisi ruhlara bağışlanarak başı-boş salıverilen hayvanlardır. Bu tür kurbanlara eski Türkler "ıduk" demişlerdir. Bunun kelime karşılığı "salıverilmiş", "gönderilmiş" demektir. Terim olarak "tanrıya gönderilmiş, tanrıya bağışlanmış hayvan" anlamını taşır. Anadolu'da da ağaçlara çaput bağlama kafesteki kuşların salıverilmesi hâlen sürdürülen gelenekler arasındadır.

ÖLÜM

Şamanizm'de köpek ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir. Sıradan bir kişi bu ruhu görürse bu onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. Anadolu'da günümüzde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır. Köpeklerin bâzı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır. Köpekler duyular dışı algılamalarıyla nasıl ki depremleri önceden haber veriyorlarsa bir evden ölü çıkacağını da önceden hissedebilmekte ve uluyarak duyurabilmektedirler.
Şaman dünyasında ölüme inanılmadığı için Anadolu'da çoğunlukla "öldü" kelimesi kullanılmaz. Ruhun ölmediğini vurgulamak için, "Göçtü", "Dünya değiştirdi", "Hakk'a yürüdü" gibi anlatımlar kullanılır.

DEDE - ŞAMAN

Anadolu'da dede olmanın temel koşulu dede soyundan gelmektir. Şamanlar'da da durum aynı idi. Gerek dedelik gerek Şamanlık'ın soydan gelme dinsel özelliği dışında, seçiliş şekilleriyle, kıyafetleriyle, gördükleri hizmetlerle ve kendilerine gösterilen sevgi ve saygıda, bu denli zaman aralığına rağmen aralarında şaşırtıcı benzerlikler bulunmaktadır. Dedeler de Şamanlar gibi tamamen hâfızaya dayalı zengin halk şiirini, nefesleri, duaları ve sözlü halk geleneğini nesilden nesile aktaran iletişim organları gibidirler. Şamanlar gibi dedelerin de hastalıkları iyileştiren olağanüstü güçleri olduğuna inanılır. Şaman kendi çocukları arasında Şamanlık'a en çok ilgisi olanı seçer ve geleceğe dayalı gizli bilgiyi de vererek yetiştirir. Bu durum aynen Anadolu Aleviliği'nde dede yetiştirme biçimine taşınmıştır. Şaman giysisindeki özellikler Bektaşî giysilerine de yansımıştır.

İÇKİ

Şamanlar (kamlar), tanrılar ve koruyucu ruhlar için arak (rakı) saçı saçarlar, bu kansız kurban sayılır. Oysa İslâm'da içki içilmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Eski Türk kültüründe içki içilmesi yaygın bir gelenektir. Özellikle düğünlerde ve mutlu günlerde müzik eşliğinde içki içilmesi geleneği vardır. İçki Şaman âyinlerinin de vazgeçilmez bir parçasıdır. Alevî ve Bektaşi tarikatlerinde içilen içkiye "içki", "rakı", "şarap" denilmeyip, şaşmaz bir kural olarak "tolu" veya "dolu" denilmesi ve içilen içkinin "dem" anlamına gelmesi benzerlik nedenlerini aydınlatmaktadır.

NAZAR

Anadolu'da halk arasında "nazar" olgusu çok yaygın bir inançtır. Bâzı insanların olağandışı özellikleri olduğu ve bunların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine, kötülük yaptığına inanılır. Bunun önüne geçmek için "nazar boncuğu", "deve boncuğu", "göz boncuğu" v.s. takılır. Nazar olgusu da eski Türk inançlarındandır. Yine, istenmeyen bir olay duyulduğunda tahtaya el ile tokmak gibi üç kere vurulması da, kötülükten korunmak, kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir Şaman inanışıdır.

KURŞUN DÖKME

Kurşun Dökme de Şaman geleneklerinden kalan bir âdettir. Şamanlar bu ritüele "Kut Dökme" anlamına gelen "Kut Kuyma" adını vermişlerdi. İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak çok eski dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir ritüeldi. Kurşun dökme, obsesyondan kurtarma yöntemlerinden biri olarak kullanılmış ve günümüzde de Anadolu'da halk gelenekleri arasında yaşamaya devam etmektedir.

HALI - KİLİM DESENLERİ

Şaman'ın üzerine giydiği giysiye yılan, akrep, çiyan, kunduz gibi yabanî ve zararlı hayvan şekilleri çizilerek onların kaçırılacağına inanılırdı. Bugün Anadolu'da Türkmen köylerinde dokunan halı, kilim gibi örgüler Şaman giysilerinin izleri taşımaktadır. Türkmen halı ve kilimleri üzerindeki akrep, yılan, kırkayak gibi hayvan resimleri, eski Türk inanış ve geleneklerinden kalma özelliktir. Bunun amacının resmedilen hayvanları uzaklaştırmak olduğu kabûl edilir.

KÜMBETLER

Anadolu'da yaygın mimarî yapılardan biri de kümbetlerdir. Bunların mimarîsine dikkat edilirse, karşıdan çadıra benzemektedirler. Yâni göçebe kültürü olan "çadır'ın mimarîye taşınmasıdır. Bu kümbetler aynı zamanda, Göktanrı inancından gelen gök kubbelerdir. Göğün mimariye "gök kubbe" olarak taşınmasıdır. Renk verilirken de, kubbelerin gökyüzünü andıran kısmı mavi olur. Bunun da, İslâm öncesi Göktanrı inancının mimarîye yansıması kabûl edilmektedir.Tarih boyunca insanlığın tefekkürü Şamanizm, Hermetizm, Kabbala ve Epifani olmak üzere dört devre geçirmiştir. Budizm, Konfiçyüs dini ile Musevîlik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık bu dört tefekkürden ilham almış fakat ayrı bir yoldan insanlığı aydınlatmışlardır. Bu dört tefekkür bütün dinlerin dışında kalmış, insanlığı akıl ve hikmet, vicdan ve güzellik duygularıyla etkilemeye çalışmışlardır. Bu tefekkürler İslam âleminde tasavvuf kisvesiyle temelleşmiştir.
İnsanoğlu, var olduğu günden bu yana hep var oluşunun nedenini sorguladı. Yeryüzünde olmanın mutluluğunu yaşadı ve ölümsüzlüğü araştırdı. İlkel çağda kurtuluşu gökyüzünde sihirde ve büyüde aradı, geliştikçe kavramsallık ön plâna çıktı. Kurtuluşu olacağını varsaydığı şeylere anlamlar atadı ve kutsallaştırdı. Kimya ile ölümsüzlüğe erişeceği ilaçları aradı ve Simya ön plana çıktı. Kurtuluş reçeteleri hep zâhiri dünyadan geldi. Elçiler tarih boyunca kendinden geçti ve varsayılan öbür âlemden mesajlar ilettiler. Sihir ve büyü binlerce yıldan bu yana hep var oldu. Ölümsüzlüğe erişme ya da ölümden sonra devam etme isteği onu semavi dinlerle birlikte bu dünyada dürüst olma, kurallara uyma ve ölümden sonra mükâfatlandırılma düşüncesine itti. Semboller ilk çağdan bu yana neredeyse hiç değişmedi, onlara hep benzer anlamlar verildi.
Şaman inancındaki üçler, beşler, yediler, dokuzlar ve otuz üçler sembolizmaları, yedi basamaklı merdivenler, hayat ağaçları bugünün akl-ı selîmin ve bilimselliğin ön plânda olduğu düşünce sistemlerinde de yerlerini korudular. Günümüzde simyanın yerini kimya, sihirin yerini bilim aldı, tıp öbür dünyaya geçiş olarak varsayılan trans durumunu bilimsellikle târif etti. Genetik yapının keşfi ile ilâhî programın ilk satırları deşifre edilmeye başlandı.
Ancak sonsuz büyük uzayda büyük patlama ile oluşan yaşam süreci içinde varoluşun özünü hareketin ve dönüşümün oluşturduğu belki de henüz tam anlamı ile algılanamadı. İçinde yaşadığımız uzayda her şey her an hareket ediyor ve değişiyor. Evren, galaksiler, güneşler, gezegenler ve tabii ki dünyamızdaki canlılar ve insanlar. Evrenin mekanizmasını sürekli hareket ve değişim oluşturuyor. Canlılar için doğum, yaşam ve ölüm de bu büyük değişim sürecinin bir parçası. Her canlı için hareket sağlığı, durma ise çürümeyi getiriyor. O hâlde ne mutlu gerçeği aramak için çalışanlara, yerinde durmadan araştıranlara ve mücadele edenlere.

Kayı-Türk
07-26-2007, 16:24
Hadi iyisiniz şaman şaman dediniz kafamı bozdunuz bundan sonra şamanım ölene kadar Konularımı takip edin

alem adamsın isbara.:D:D:D.bu arada eski dinimiz ile ilgili verdiğin bilgiler için sağol...[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] f

ŞaMaN
07-26-2007, 20:07
Merak ettiikleriniz varsa sorun :D

ikidünya
07-26-2007, 21:46
Türbe ziyaretleri İslam dininde kutsal sayılmıştır. Ancak türbe ziyaretlerinde türbenin muhtelif yerlerine çaput bağlama, madeni para bırakma vb. tür geleneklerin de Türklerin zamanında inanmış olduğu Şaman dininden geçen bir görenektik diye bir yerde okumuştum. Ne kadar doğru bilmiyorum ama bana kalırsa doğruluk payı var.

kerkük
07-26-2007, 23:17
Merak ettiikleriniz varsa sorun :D

şaman mısın?:13::13:

ŞaMaN
07-26-2007, 23:21
Türbe ziyaretleri İslam dininde kutsal sayılmıştır. Ancak türbe ziyaretlerinde türbenin muhtelif yerlerine çaput bağlama, madeni para bırakma vb. tür geleneklerin de Türklerin zamanında inanmış olduğu Şaman dininden geçen bir görenektik diye bir yerde okumuştum. Ne kadar doğru bilmiyorum ama bana kalırsa doğruluk payı var.

Doğrudur. Hala anadolunun bazı yerlerde gözüken dilek ağaçları vb. şamanizm etkisidir. Madeni para ise yunanlılardan geçme :)

şaman mısın?:13::13:

sence :13:

kerkük
07-26-2007, 23:22
Doğrudur. Hala anadolunun bazı yerlerde gözüken dilek ağaçları vb. şamanizm etkisidir. Madeni para ise yunanlılardan geçme :)



sence :13:

valla ben bişi anlamdım bu konudan:D

Bolubeyi
07-26-2007, 23:43
eee sonuç ne şimdi:D:D:D:

ŞaMaN
07-27-2007, 01:25
Size şamanizmi tebliğ ediyorum :D

İSKEL@
07-27-2007, 04:34
şamanlık hakkında bir çok yalan yazı wardır ... büyücülükleri hakkında özellikle ne kadar doru bunlar bilmiyorum ama çok gizemli bir inanç...

nnny
07-27-2007, 08:50
yaa benim arkadaşın adı sartukam bana sorun :D

ŞaMaN
07-27-2007, 11:31
şamanlık hakkında bir çok yalan yazı wardır ... büyücülükleri hakkında özellikle ne kadar doru bunlar bilmiyorum ama çok gizemli bir inanç...

büyücülük falan yok kardeş. bazı bitkilerin ne işe yaradığını bildikleri için ilaç hazırlamayı iyi biliyorlar o kadar.

İSKEL@
07-27-2007, 12:31
büyücülük falan yok kardeş. bazı bitkilerin ne işe yaradığını bildikleri için ilaç hazırlamayı iyi biliyorlar o kadar.

türkiyede nufus kağıtları şaman olarak geçmiyorlar dimi

CcC GKHN CcC
07-27-2007, 12:35
büyücülük falan yok kardeş. bazı bitkilerin ne işe yaradığını bildikleri için ilaç hazırlamayı iyi biliyorlar o kadar.kardeşim bu nokta çok önemli bir nokta.. Burda duralım.. ;) Lokman hekim kavramı burdan gelmektedir.. Bir büyüğümün ağzından dinlemiştim.. Koltuk altımdaki nasırı konuk olduğum köyün birinde yaşlı bir teyze bitkisel bi ilaçla 1 saat içinde geçirdi demişti ;) Anadoluya gelin elinizde çıkan nasırı bi günde geçiren bitkisel ilaç hala mevcuttur..

ŞaMaN
07-27-2007, 12:40
türkiyede nufus kağıtları şaman olarak geçmiyorlar dimi

bilmem hiç denemedim valla :D

kardeşim bu nokta çok önemli bir nokta.. Burda duralım.. ;) Lokman hekim kavramı burdan gelmektedir.. Bir büyüğümün ağzından dinlemiştim.. Koltuk altımdaki nasırı konuk olduğum köyün birinde yaşlı bir teyze bitkisel bi ilaçla 1 saat içinde geçirdi demişti ;) Anadoluya gelin elinizde çıkan nasırı bi günde geçiren bitkisel ilaç hala mevcuttur..

şamanların yaptığı ayin sırasında kendinden eçip bazı haberleri vermesininde içtiği kımıza kattığı bazı otlarla olduğu söylenir.

ayrıca artık moda oldu bitkisel ilaçlar :)

İSKEL@
07-27-2007, 12:47
bilmem hiç denemedim valla :D



şamanların yaptığı ayin sırasında kendinden eçip bazı haberleri vermesininde içtiği kımıza kattığı bazı otlarla olduğu söylenir.

ayrıca artık moda oldu bitkisel ilaçlar :)

kutsal kitaplar dışında bir dini yazdıklarını bilmiyorum zaten bu çok saçma :) ozaman ruh halinide yazsınlar adam günlük geçmek istediğine dine geçer.. bunun nufus kağıdı ile sınırlandırılması garip.

bu arada bitkisel ilaçları hakkında çok şeyler duydum :) doğadan tedavi gerçekten gelişmiş olmalı :)

CcC GKHN CcC
07-27-2007, 12:49
kutsal kitaplar dışında bir dini yazdıklarını bilmiyorum zaten bu çok saçma :) ozaman ruh halinide yazsınlar adam günlük geçmek istediğine dine geçer.. bunun nufus kağıdı ile sınırlandırılması garip.

bu arada bitkisel ilaçları hakkında çok şeyler duydum :) doğadan tedavi gerçekten gelişmiş olmalı :)
arkadaşım bence daha önce de bu tür tedaviler vardı anadolu insanı arasında.. Çünkü bakarsan tıp alanında çok büyük somut adımlar atmışız.. Temel olmadan gerisi gelmez.. Ben bu tür bitkisel ilaçların tıp ın temelini oluşturduğunu düşünüyorum ;)

İSKEL@
07-27-2007, 12:53
arkadaşım bence daha önce de bu tür tedaviler vardı anadolu insanı arasında.. Çünkü bakarsan tıp alanında çok büyük somut adımlar atmışız.. Temel olmadan gerisi gelmez.. Ben bu tür bitkisel ilaçların tıp ın temelini oluşturduğunu düşünüyorum ;)

hemen hemen bi çok kullandığım ilacın içindekilerini okumuşumdur önemli bi çok tedavide bitkisel malzeme ağırlığı yüksektir ilaçların bir çoğu bitkisel ağrlıklıdır. kimyasal ilaçlar daha ağır ve çok gelişmiş tıbda daha yaygın kullanılır..

CcC GKHN CcC
07-27-2007, 12:56
hemen hemen bi çok kullandığım ilacın içindekilerini okumuşumdur önemli bi çok tedavide bitkisel malzeme ağırlığı yüksektir ilaçların bir çoğu bitkisel ağrlıklıdır. kimyasal ilaçlar daha ağır ve çok gelişmiş tıbda daha yaygın kullanılır..
şöyle bir olay var ama bitkisel ilaçlarda daha hiçbir yan etki duymadım ben.. ;)

ŞaMaN
07-27-2007, 12:59
kutsal kitaplar dışında bir dini yazdıklarını bilmiyorum zaten bu çok saçma :) ozaman ruh halinide yazsınlar adam günlük geçmek istediğine dine geçer.. bunun nufus kağıdı ile sınırlandırılması garip.

bu arada bitkisel ilaçları hakkında çok şeyler duydum :) doğadan tedavi gerçekten gelişmiş olmalı :)

hiçbişey yazdırmayıp boş bırakırsın o zaman :D

İSKEL@
07-27-2007, 13:07
şöyle bir olay var ama bitkisel ilaçlarda daha hiçbir yan etki duymadım ben.. ;)

zakkumun meyvesi :D:D:D:D

İSKEL@
07-27-2007, 13:07
hiçbişey yazdırmayıp boş bırakırsın o zaman :D


walla o daha da kötü en iyisi bununla savasıp o bölümü kaldırmak ;)

CcC GKHN CcC
07-27-2007, 13:24
zakkumun meyvesi :D:D:D:D
karpuzun çekirdeği eheheh :D

anter_os
07-28-2007, 20:37
Nazar ile ilgili geleneğin Rumlardan kaldığını biliyorum. Yani bir Anadolu geleneğidir. Bilen bilir gerçi yılan saçlı tanrıça Medusa da görenleri taşa çevirir efsaneye göre. Gözleri de mavi olduğundan mavi nazarlık takılınca geldiği gibi kaçacağına inanılır. Şaman geleneği olduğu şüpheli.

A.S.P.A.V.A.
08-07-2007, 01:27
Atalarımızın inançlarını merak edenler için faydalı..
az çok bilmemiz gerekir de zaten.
Kültürümüzde tarihten günümüze aktardığımız ananelerimiz vardır elbet.
Ama bu ananeler,zamanla değişmiş,körelmiş,terkedilmiş veya asimile edilmiş olabilir.
Son hali geçerlidir bence..

eXTReMe Tracker