Geη©eßaY
02-22-2008, 14:49
XV. yüzyıl Osmanlı denizciliğine damgasını vuran en önemli özellik, denizlerde tarih kadar eski olan korsanlığın ön plana çıkmasıdır. Akdeniz’de Osmanlı korsanlığının gelişimi ise, XV. yüzyılın sonlarında çoğu isimsiz deniz korsanlarının yarı resmî faaliyetleri ile başlamıştır.
Arapça “korsan” kelimesi, İtalyanca “corsaro”dan gelir ve denizlerde düşman gemilerine yapılan saldırıyı ve yine denizlerden gelerek sahillere yapılan akınları ifade eder. Bu kavram için kullanılan kelimeler arasındaki farka önem verilmemesi sebebiyle korsanlığın ve özellikle Osmanlı korsanlığının bir “haydutluk” gibi algılanması, denizlerde yaşanan olaylara çok az dikkat edildiği sonucunu doğurmaktadır. Bu hususa temas eden Andrea Rieger, XV. yüzyıl sonlarında ve XVI. yüzyıl başlarında “korsan” kelimesinin sadece Hıristiyanlar için kullanıldığını ve müslümanlara “levend” denildiğini ileri sürerek bu kavram kargaşasının düzeltilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
Gerçekten Osmanlı İmparatorluğu’nda korsanlık yapan denizcilerin, belgelerde ve dönemin kaynaklarında daha çok “levend reisleri” veya “gönüllü reisler” olarak anılması bu fikri teyit etmektedir. Gönüllü reislerin esas itibariyle Cezayir’de bulundukları, devlet donanmasının denizlere açıldığı zamanlarda ona katıldıkları, diğer zamanlarda ise üslendikleri yerlerde sahil muhafaza görevi yürüttükleri görülmektedir. Levend reislerinin sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetindeki yerlere veya adalara saldırıda bulundukları zaman “korsan” ve “harâmî” kelimeleriyle adlandırıldıkları dikkat çekmektedir.
Batı tarihçileri arasında korsanlar, “deniz haydutları” olarak vasıflandırılmakta ve dolayısıyla milletlerarası hukuka aykırı hareketlerde bulunmuş olmakla suçlandırılmaktadırlar. Halbuki meseleyi bu yönden mütalaâ doğru değildir. Çünkü korsanlar, Osmanlı donanması çerçevesi içinde değil de, müstakil hareket ettikleri zamanlarda bile, milletlerarası İslâm hukuku yani şeriat bakımından kanun harici tutulmamaktaydılar. Korsanların hareket serbestliğine sahip olduklarını düşündüren pek çok örnek olmasına rağmen, yine de bağlı bulundukları Osmanlı Devleti’nin hukuk kurallarına göre davranmak mecburiyetinde oldukları anlaşılmaktadır. Müslüman korsanlar, devletten bağımsız olarak hareket ettikleri zaman bile İslâm hukukunun sınırları içinde kalmışlardır. Çünkü İslâm hukukuna göre, dârü’l-İslâm olan İslâm ülkesi ile dârü’l-harb olan gayrimüslimlerin yaşadığı ülke arasında devamlı savaş hâli geçerlidir ve barış yapılmış olsa bile bu durum geçici olduğundan savaş hâli her zaman hazır olmayı gerektirmektedir. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nin gaza ve cihat için denize açılacak levend reislerine müdahale etmesi beklenemezdi. Bunun tek istisnası dost ve müttefik olarak “emân” verilmiş bulunan ve ilişki şartları ahidnâmelerde açıklanmış olan devletlerdi.
Osmanlı levendlerinin, yani korsanlarının XVI. yüzyılda Venedik ve Fransa gibi devletler dışında denizde rastlanacak gemilere ve topraklara karşı gazaya çıkmaları takdir ediliyordu. Nitekim tarihçi Mustafa Selânikî, bunların, “küffâr-ı hâksâr üstüne gâh u bî-gâh cihâd u gazâda olan benâm korsân ve kurnâz levend tâifesi” olduklarından bahsetmektedir. Bu sebeple Osmanlı korsanlarının birer “haydut” değil, aslında birer “deniz gazisi” olduğu ve karadaki akıncılara mukabil oldukları dikkate alınmalıdır.
---------------------------
Kaynaklar
*İdris Bostan, “Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği”, Türkler, Ankara 2002, c. X, s. 125.
*İdris Bostan, “Adriyatik’te Korsanlar ve Deniz Gazileri”, Toplumsal Tarih, 127 (İstanbul 2004), s. 64.
*H. J. Kissling, “II. Sultan Bayezid’in Deniz Politikası Üzerine Düşünceler (1481-1512)”, Türk Kültürü, sa. 84 (Ankara 1969), s. 27.
Arapça “korsan” kelimesi, İtalyanca “corsaro”dan gelir ve denizlerde düşman gemilerine yapılan saldırıyı ve yine denizlerden gelerek sahillere yapılan akınları ifade eder. Bu kavram için kullanılan kelimeler arasındaki farka önem verilmemesi sebebiyle korsanlığın ve özellikle Osmanlı korsanlığının bir “haydutluk” gibi algılanması, denizlerde yaşanan olaylara çok az dikkat edildiği sonucunu doğurmaktadır. Bu hususa temas eden Andrea Rieger, XV. yüzyıl sonlarında ve XVI. yüzyıl başlarında “korsan” kelimesinin sadece Hıristiyanlar için kullanıldığını ve müslümanlara “levend” denildiğini ileri sürerek bu kavram kargaşasının düzeltilmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
Gerçekten Osmanlı İmparatorluğu’nda korsanlık yapan denizcilerin, belgelerde ve dönemin kaynaklarında daha çok “levend reisleri” veya “gönüllü reisler” olarak anılması bu fikri teyit etmektedir. Gönüllü reislerin esas itibariyle Cezayir’de bulundukları, devlet donanmasının denizlere açıldığı zamanlarda ona katıldıkları, diğer zamanlarda ise üslendikleri yerlerde sahil muhafaza görevi yürüttükleri görülmektedir. Levend reislerinin sadece Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetindeki yerlere veya adalara saldırıda bulundukları zaman “korsan” ve “harâmî” kelimeleriyle adlandırıldıkları dikkat çekmektedir.
Batı tarihçileri arasında korsanlar, “deniz haydutları” olarak vasıflandırılmakta ve dolayısıyla milletlerarası hukuka aykırı hareketlerde bulunmuş olmakla suçlandırılmaktadırlar. Halbuki meseleyi bu yönden mütalaâ doğru değildir. Çünkü korsanlar, Osmanlı donanması çerçevesi içinde değil de, müstakil hareket ettikleri zamanlarda bile, milletlerarası İslâm hukuku yani şeriat bakımından kanun harici tutulmamaktaydılar. Korsanların hareket serbestliğine sahip olduklarını düşündüren pek çok örnek olmasına rağmen, yine de bağlı bulundukları Osmanlı Devleti’nin hukuk kurallarına göre davranmak mecburiyetinde oldukları anlaşılmaktadır. Müslüman korsanlar, devletten bağımsız olarak hareket ettikleri zaman bile İslâm hukukunun sınırları içinde kalmışlardır. Çünkü İslâm hukukuna göre, dârü’l-İslâm olan İslâm ülkesi ile dârü’l-harb olan gayrimüslimlerin yaşadığı ülke arasında devamlı savaş hâli geçerlidir ve barış yapılmış olsa bile bu durum geçici olduğundan savaş hâli her zaman hazır olmayı gerektirmektedir. Bu sebeple Osmanlı Devleti’nin gaza ve cihat için denize açılacak levend reislerine müdahale etmesi beklenemezdi. Bunun tek istisnası dost ve müttefik olarak “emân” verilmiş bulunan ve ilişki şartları ahidnâmelerde açıklanmış olan devletlerdi.
Osmanlı levendlerinin, yani korsanlarının XVI. yüzyılda Venedik ve Fransa gibi devletler dışında denizde rastlanacak gemilere ve topraklara karşı gazaya çıkmaları takdir ediliyordu. Nitekim tarihçi Mustafa Selânikî, bunların, “küffâr-ı hâksâr üstüne gâh u bî-gâh cihâd u gazâda olan benâm korsân ve kurnâz levend tâifesi” olduklarından bahsetmektedir. Bu sebeple Osmanlı korsanlarının birer “haydut” değil, aslında birer “deniz gazisi” olduğu ve karadaki akıncılara mukabil oldukları dikkate alınmalıdır.
---------------------------
Kaynaklar
*İdris Bostan, “Beylikten İmparatorluğa Osmanlı Denizciliği”, Türkler, Ankara 2002, c. X, s. 125.
*İdris Bostan, “Adriyatik’te Korsanlar ve Deniz Gazileri”, Toplumsal Tarih, 127 (İstanbul 2004), s. 64.
*H. J. Kissling, “II. Sultan Bayezid’in Deniz Politikası Üzerine Düşünceler (1481-1512)”, Türk Kültürü, sa. 84 (Ankara 1969), s. 27.