Geη©eßaY
02-23-2008, 10:16
Adakale'nin hüzünlü öyküsü!
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] 2.jpg
Adakale
Tuna nehri üzerinde, Romanya tarafına 300, Sırbistan tarafına ise 400 metre mesafede, uzunluğu 1800, genişliği 400 metre olan Adakale, beş yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti'nin karakolu oldu ve gümrük görevi gördü. Türkler; Adakale'ye 15. yüzyılda, Rumeli'nin fethiyle birlikte yerleştiler ve 1967 yılına, Çavuşesku ile Tito, Tuna'ya bir baraj yapmak için anlaşıncaya kadar ada nüfusunun çoğunluğunu oluşturdular. Baraj yapıldı, Adakale sular altında kaldı.
Bazı soysuzlar ve ateistler Osmanlı sözünden müthiş ürkerler! Oysa Osmanlı dünyanın gelmiş geçmiş en büyük medeniyetinin; en köklü ve en kudretli Türk devletinin adıdır. Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun kudret ve azametini görmek için Balkanları ziyaret etmeniz yeterlidir. Tuna Boyları’nda, Köstence’de, Üsküb’de, Saraybosna’da, Mostar’da, Sancak’ta, Kosova’da velhasılı Balkanların her köşesindeki Türk izleri, ecdadımızın ulaştığı medeniyet zirvesinin kutlu sembolleridir. Balkanlardaki Türklük denildiği zaman akla ilk gelen yerlerden biri de Romanya’dır. Osmanlı burada 500 yıl boyunca hüküm sürmüştür.
Romanya denildiği zaman Adakale’nin hüzünlü öyküsü gözümde canlanır. Adakale, Tuna nehrinin ortasında yüzyıllar boyunca varlığını sürdüren cennetten bir köşeydi. Balkanların fethiyle birlikte Türkler ilk defa 1430 yılında Adakale’yle tanıştılar. Bu küçüçük ada gerek stratejik konumu ve gerekse muhteşem doğal güzellikleriyle büyüleyici bir özelliğe sahiptir. O nedenle Türkler bu adayı çok sevdi. 500 yıl boyunca Türklere mesken olan Adakale’nin şöhreti dünyaya yayılmıştı. 600 civarında Türk’ün yaşadığı Adakale’nin etrafı kalın surlarla çevriliydi. Ecdadımız adada zarif bir cami, mektep, medrese, inşa etmişti. Adakale halkı çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle meşhurdu. Hırsızlık olayı hiç olmamıştı. Evlerin, işyerlerinin kapıları gece, gündüz açıktı. Kimse kimsenin malına canına zarar vermezdi. Yüz kızartan suç ve davranışlar hemen hiç yaşanmamıştı. O nedenle Adakale bir huzur ve sevgi adasıydı.
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] 8.jpg
LOKUMU VE KAHVESİ MEŞHURDU
Adakale’nin lokumu ve kahvesi çok meşhurmuş. Evlerin önünde binbir zahmetle yapılan lokumların lezzetine doyum olmazmış. Lokumu gibi kahvesi de dillere destanmış. Adakale’nin…Balkanlar’daki tüm halklar, ateşte pişen Türk kahvesinin lezzetini bu ada sakinleri vasıtasıyla tanımış.
Adakale’nin meşhur erenleri, evliyaları da varmış. Miskin Baba, Bıçakçı Baba, Eren Bana gibi… Ada halkı, minareden yükselen saba makamındaki ezan sesiyle uyanır. Tuna Nehri’nin ortasında tatlı bir heyecanla güne başlarmış.
1 Dünya Savaşı olmuş, Osmanlı yıkılmış, Balkanlar elimizden çıkmış, Kurtuluş Şavaşı kazanılmış, Osmanlı’nın topraklarından yeni bir Türk devleti doğmuş, Lozan Anlaşması yapılmıştır ama Adakale’nin statüsü değişmemiştir. Tuna Nehri’nin ortasındaki bu küçük ve sevimli ada o tarihte halen bir Türk adasıdır.
Evlerin baş köşesini süsleyen cızırtılı radyoların frekansı hep Türkiye’ye ayarlanmıştır ve Adakale’nin mahzun sokaklarında zaman zaman Münir Nureddin Selçuk’ların, Müzeyyen Senar’ların, Zeki Müren’lerin buğulu sesi yankılanmaktadır. Türkiye’den uzakta, Tuna Nehri’nin ortasında küçücük bir Türkiye’de 600 aile mutlu ve müreffeh yaşamaya devam etmektedir.
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] lehbazaarin2.jpg
ADAKALE, TUNA’NIN DALGALARINA KARIŞTI…
1430 yılında başlayan ve 500 yıl süren bu güzel rüya, diktatör Çavuşesku döneminde, 1968 yılında sona erdi. Baraj yapımı sebebiyle Adakale’nin imhasına karar verildiğinde, aslında 500 yıllık bir Türk tarih ve medeniyeti’nin de katline ferman çıkarılmıştır!
Ada sakinlerine karar tebliğ edilir ve Adakale’yi boşaltmaları istenir…
Burada yaşayan Türklere çeşitli tercihler sunulur. İsteyen Türkiye’ye isteyen Köstence’ye gider…Ancak buradaki tatlı rüyayı bir daha hiç göremezler. Pek çok Adakale sakininin kahrından öldüğü anlatılır!..
1970 yılında Adakale’nin tamamen boşaltılmasıyla birlikte, buradaki tarihi eserlerin bir kısmı Tuna Nehri’ndeki Şimyan Adasına nakledilir.
Kale duvaları, Miskin Baba Türbesi ve birkaç tarihi eser… Bu işlemler de tamamlandıktan sonra, Tuna’nın hırçın dalgaları bir sabah dinamit sesleriyle çalkalanır. Balkanlardaki 500 yıllık Türk adası Adakale’nin imhası başlamıştır. Cami-minare, mektep-medrese, çarşı-pazar ve mezarlarla birlikte 500 yıllık acı-tatlı hatıralar da yok edilir!..
Şimyan Adası’na nakledilen kale surları, türbeler vesaire de kaderine terk edilir. Romanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın Tamer Atalay’la birlikte ziyaret ettiğimiz Ada ne yazık ki sahipsiz. Müze görevlisi bir kadın, nöbetçi askerlerin akşam vakitlerinde sarhoş olup Miskin Baba türbesinin taşlarına ve diğer eserlere ateş ettiğini, atış talimi yaptığını anlatıyor! Bir başka görevli ise Osmanlı’dan kale surlarının sökülerek evlerin yapımında kullanıldığını anlatıyor ve “Kendi tarihinize ve eserlerinize niçin sahip çıkmıyorsunuz?” diye anlamlı bir soru soruyor. Aslında kendisine rastlayabilsem bende aynı soruyu Romanya’daki Türk Büyükelçisi’ne soracağım!.. Tuna Nehri’nin kenarındaki bir tarih müzesinde, Adakale’de yaşayan Türklere ait birkaç parça eşya gözümüze ilişiyor. Elbiseler, resimler, çaydanlıklar, ay yıldız nakışlı işlemeler… Tuna Nehri’nin ortasındaki beş asırlık bir Türk Medeniyetinden geriye kalan bu eşyalara baktıkça, Adakale’nin sokaklarında yankılanan çocuk cıvıltıları, camide tilavet edilen Kur’an sadası, kıraathanelerde içilen köpüklü Türk kahvesi adeta bir film gibi gözümde canlanıyor.
Ne diyordu şarkı: Arzular bir bir hayal oldu, Baharımın gülleri soldu… Ömrüm hicran gamla doldu…
Türkler yeniden Tuna Nehri'nde
Çavuşesku ile Tito'nun suya gömdüğü Türk adası Adakale bir Türk işadamının 5 milyon Euro'luk projesiyle canlanıyor
1923 yılında Türkiye yeniden kurulurken, Tuna Nehri üzerindeki minik ada, Adakale dışarıda kaldı. Onca toprak... Toprak bir yana insan kaybedilirken, içinde 300-500 kişinin yaşadığı 1500 metre uzunluğunda 500 metre genişliğinde bir adanın kaybı, o zamanlar çok acı vermedi. Sadece o ada içinde yıllarca Osmanlı tebaası olarak yaşayan birkaç yüz Türk’e Romanya’ya tabi olmak acı geldi.
Oysa bu ada Osmanlı’nın Rumeli’ndeki gözü kulağıydı. Tuna üzerindeki 500 yıllık karakoluydu. 1923 sonrasında bu küçük adadaki Türkler, geleneklerini yaşatmak için ellerinden geleni yaptılar, ta ki 1967 yılına kadar. O yıl Çavuşesku ile Tito, Tuna’ya bir baraj yapmak için anlaşıncaya kadar. Baraj yapıldı, Adakale sular altında kaldı. Türklerin o dillere destan, şarkılarda yaşayan Adakalesi, 39 yıldır tüm tarihi hazineleri ile Tuna'nın 30 metre derinliğinde yatıyor.
Ama bugün, Adakale suların içinden yine doğuyor. Adının saklı kalmasını isteyen bir Türk işadamı, Romanya hükümetinin de yardımlarıyla bu tarihi yeniden canlandırma adına büyük Adakale projesine 5 milyon Euro'luk imza attı. Baraj yapılmadan önce Adakale’nin kalesi, mezarlığı ve diğer tarihi eserlerinin taşındığı Şimian Adası ‘Yeni Adakale’ olarak yeniden restore edilecek. Unutulan Adakale kültürü, Şimian’da canlandırılacak.
Mardin evleri yapılacak
Romanya’da, Adakale’deki Türk ve Osmanlı kültürünü yaşatmak ve korumak adına, bu kültürün Şimian Adası’nda yaşatılması için bir ‘Adakale Yasası’ çıkartıldı. Bu yasa çerçevesinde şimdilik adının saklı kalmasını isteyen bir Türk işadamı, 39 yıl sonra yeniden Adakale kültürünü yaşatabilmek için Şimian yani Yeni Adakale Adası’nı 49 yıllığına kiraladı. Türk işadamı, ada üzerindeki tarihi kalıntıların restorasyonunu üstlenip adayı Avrupa’dan Karadeniz’e açılan Tuna turizmine kazandırmak için büyük bir proje geliştirdi.
Bu projeye göre, Romanya'nın şehir ve eski kültürel eserlerinin yer alacağı minyatür Romanya ve Türkiye'nin tarihi turistik değerleri başta olmak üzere Mardin evleri ve Mısır piramitlerinin de yer alacağı minyatür Dünya (World) Projesi hayata geçirilecek. 55.5 hektarlık adaya oteller, çevre düzenlemeleri, eski Adakale’nin tarihi miraslarını sergileyen mekânlar, spor tesisleri, casino, restoranlar, gemi limanı, parklar, küçük ormanlar, eğitim ve tedavi merkezleri yapılacak. Beş yıl içinde tamamlanacak olan bu dev projeyle yeni Adakale, Tuna turizmine açılacak. İstanbul'dan ve Tuna’nın geçtiği ülkelerin önemli merkezlerinden bu eski Türk adasına gemi turizmi yapılacak.
Adakalelilerin öyküleri
Şimian Adası, Yeni Adakale olarak düzenlenecek. Ama 1967 yılında adayı boşaltmaları emredilen Adakaleliler için ‘yeni’si asla eskisinin yerini tutmayacak. Şimdi Bükreş’te yaşayan 80 yaşında Adakaleli Hüsniye Şemsi, adasını şöyle hatırlıyor: “Bizim adanın kahvesi ne Yemen’de ne de Brezilya’da içilirdi. Kahve Yemen'den gelirdi ama pişirmesi ve kokusu dünyaya bedeldi. İçine leblebi koyar, kömür ateşinde kavurunca karşı kıyalar, Romanya ve Sırbistan'a kokusu giderdi. Biz kahveyi değirmende çekmez, havanda döver, külde ve kumda pişirirdik. Kahvenin tadı Tuna suyundan gelirdi. Adamıza cumartesi ve pazar günleri beş bin kişinin üstünde turist gelirdi. Turistlerden kişi başına 1 Ley ayakbastı parası alınırdı. Bizim adada odun taşımacılığı da çok önemliydi. Adamız küçüktü ama fabrikalarımız çoktu. İki sigara, tekstil ve sucuk fabrikalarımız vardı. Tütünleri Rodop ve Hollanda’dan gelen sigara fabrikamızda 37 çeşit sigara yapılır, hatta puro bile sarılırdı. Kadınlarımız bu fabrikalarda çalışır, erkeklerimiz kayıkçılık, balıkçılık ve lokumculuk yapardı. Adamız bir iş cennetiydi. Çalışmaya adam yetiştiremez olurduk. Romanya’dan kaçak işçi gelirdi. Hapishane iç çamaşırları adamızda dikilirdi.”
Adakaleli Hüsniye Teyze anlatmaya devam ediyor: “1962-63 yıllarında Rumenler ‘Adakale'yi, Şimian'a taşıyacağız’ dediğinde, ada halkı tepki gösterdi. Bu, komünist yönetime yapılan önemli bir başkaldırıydı. Kale içinde tüm ada halkı toplanıp, adayı terk etmeyeceğimizi, gerekirse Türkiye'ye gitmek istediğimizi Bükreş'e duyurmuştuk. Çavuşesku’ya imzalı bir dilekçe yazdık. Ama bizi Tuna'ya döker, balıklara yem yapar diye korkudan postaya veremedik. Ancak gizli yollardan bu dilekçeyi Türkiye Büyükelçiliği’ne ilettik. Komünizmin karşısında fazla direnemedik.
36 hane Köstence'ye, 2 hane Timişoara'ya, 12 hane Bükreş'e, geri kalan büyük çoğunluk Türkiye'ye göç etti. Adakale’miz, Çavuşesku döneminde bir iltica adası oldu. Çok kişi Çavuşesku zulmünden Sırbistan'a kaçtı. Her gün kaçan kaçanaydı. Çavuşesku baktı ki Romanya boşalıyor. Adamızın çevresini tel örgülerle çevirince, Ada halkı kendimizi açık hapishanede sandık. Bu kaçmalarda çok insanlar öldü. Tuna kırmızı akmaya başladı. Ancak bizim ada halkı yüzmeyi çok iyi bilmesine rağmen 200 metre yüzüp Adakale'yi bırakıp Sırbistan'a geçmeyi tercih etmedi. Kaçanlar ise hep Rumen'di.”
Tuna suyunu içen kadın yaşını göstermez
Adakaleli Sacide Sefide Hanım’ın dediğine göre, Tuna suyunun şifası söylemekle bitmezmiş: “Tuna suyunun Adakaleli insanların yaşamında ayrı bir yeri vardı. Tuna suyunu içen kadın yaşını göstermezdi. Uzun ömürlü olur, bu suyla yıkandığında ciltlerimiz kırışmazdı. Biz yemeklerimizi ve özellikle balık çorbalarımızı Tuna suyu ile yapardık. Ama şimdi Tuna suyuna kıyıdan bakıyorum. Bu akan su sanki bizim içtiğimiz Tuna suyu değil. O zaman Tuna masmavi akardı. Şimdi çamurlu akıyor. Birileri bizim o güzel suyumuzu kirletiyor.”
Sacide Hanım, “Şimian Adası’na önce canlılarımız değil, ölülerimiz gitti” diyor ve devam ediyor: “Önce mezarları taşıdılar, ardından tarihi eserleri götürdüler. Bir bölüm ev eşyalarımız ve giyeceklerimiz ise müzelere taşındı.”
Yeni Adakale geliyor ama Adakale doğumlular hâlâ eskisini arıyor.
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] 2.jpg
Adakale
Tuna nehri üzerinde, Romanya tarafına 300, Sırbistan tarafına ise 400 metre mesafede, uzunluğu 1800, genişliği 400 metre olan Adakale, beş yüzyıl boyunca Osmanlı Devleti'nin karakolu oldu ve gümrük görevi gördü. Türkler; Adakale'ye 15. yüzyılda, Rumeli'nin fethiyle birlikte yerleştiler ve 1967 yılına, Çavuşesku ile Tito, Tuna'ya bir baraj yapmak için anlaşıncaya kadar ada nüfusunun çoğunluğunu oluşturdular. Baraj yapıldı, Adakale sular altında kaldı.
Bazı soysuzlar ve ateistler Osmanlı sözünden müthiş ürkerler! Oysa Osmanlı dünyanın gelmiş geçmiş en büyük medeniyetinin; en köklü ve en kudretli Türk devletinin adıdır. Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun kudret ve azametini görmek için Balkanları ziyaret etmeniz yeterlidir. Tuna Boyları’nda, Köstence’de, Üsküb’de, Saraybosna’da, Mostar’da, Sancak’ta, Kosova’da velhasılı Balkanların her köşesindeki Türk izleri, ecdadımızın ulaştığı medeniyet zirvesinin kutlu sembolleridir. Balkanlardaki Türklük denildiği zaman akla ilk gelen yerlerden biri de Romanya’dır. Osmanlı burada 500 yıl boyunca hüküm sürmüştür.
Romanya denildiği zaman Adakale’nin hüzünlü öyküsü gözümde canlanır. Adakale, Tuna nehrinin ortasında yüzyıllar boyunca varlığını sürdüren cennetten bir köşeydi. Balkanların fethiyle birlikte Türkler ilk defa 1430 yılında Adakale’yle tanıştılar. Bu küçüçük ada gerek stratejik konumu ve gerekse muhteşem doğal güzellikleriyle büyüleyici bir özelliğe sahiptir. O nedenle Türkler bu adayı çok sevdi. 500 yıl boyunca Türklere mesken olan Adakale’nin şöhreti dünyaya yayılmıştı. 600 civarında Türk’ün yaşadığı Adakale’nin etrafı kalın surlarla çevriliydi. Ecdadımız adada zarif bir cami, mektep, medrese, inşa etmişti. Adakale halkı çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle meşhurdu. Hırsızlık olayı hiç olmamıştı. Evlerin, işyerlerinin kapıları gece, gündüz açıktı. Kimse kimsenin malına canına zarar vermezdi. Yüz kızartan suç ve davranışlar hemen hiç yaşanmamıştı. O nedenle Adakale bir huzur ve sevgi adasıydı.
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] 8.jpg
LOKUMU VE KAHVESİ MEŞHURDU
Adakale’nin lokumu ve kahvesi çok meşhurmuş. Evlerin önünde binbir zahmetle yapılan lokumların lezzetine doyum olmazmış. Lokumu gibi kahvesi de dillere destanmış. Adakale’nin…Balkanlar’daki tüm halklar, ateşte pişen Türk kahvesinin lezzetini bu ada sakinleri vasıtasıyla tanımış.
Adakale’nin meşhur erenleri, evliyaları da varmış. Miskin Baba, Bıçakçı Baba, Eren Bana gibi… Ada halkı, minareden yükselen saba makamındaki ezan sesiyle uyanır. Tuna Nehri’nin ortasında tatlı bir heyecanla güne başlarmış.
1 Dünya Savaşı olmuş, Osmanlı yıkılmış, Balkanlar elimizden çıkmış, Kurtuluş Şavaşı kazanılmış, Osmanlı’nın topraklarından yeni bir Türk devleti doğmuş, Lozan Anlaşması yapılmıştır ama Adakale’nin statüsü değişmemiştir. Tuna Nehri’nin ortasındaki bu küçük ve sevimli ada o tarihte halen bir Türk adasıdır.
Evlerin baş köşesini süsleyen cızırtılı radyoların frekansı hep Türkiye’ye ayarlanmıştır ve Adakale’nin mahzun sokaklarında zaman zaman Münir Nureddin Selçuk’ların, Müzeyyen Senar’ların, Zeki Müren’lerin buğulu sesi yankılanmaktadır. Türkiye’den uzakta, Tuna Nehri’nin ortasında küçücük bir Türkiye’de 600 aile mutlu ve müreffeh yaşamaya devam etmektedir.
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] lehbazaarin2.jpg
ADAKALE, TUNA’NIN DALGALARINA KARIŞTI…
1430 yılında başlayan ve 500 yıl süren bu güzel rüya, diktatör Çavuşesku döneminde, 1968 yılında sona erdi. Baraj yapımı sebebiyle Adakale’nin imhasına karar verildiğinde, aslında 500 yıllık bir Türk tarih ve medeniyeti’nin de katline ferman çıkarılmıştır!
Ada sakinlerine karar tebliğ edilir ve Adakale’yi boşaltmaları istenir…
Burada yaşayan Türklere çeşitli tercihler sunulur. İsteyen Türkiye’ye isteyen Köstence’ye gider…Ancak buradaki tatlı rüyayı bir daha hiç göremezler. Pek çok Adakale sakininin kahrından öldüğü anlatılır!..
1970 yılında Adakale’nin tamamen boşaltılmasıyla birlikte, buradaki tarihi eserlerin bir kısmı Tuna Nehri’ndeki Şimyan Adasına nakledilir.
Kale duvaları, Miskin Baba Türbesi ve birkaç tarihi eser… Bu işlemler de tamamlandıktan sonra, Tuna’nın hırçın dalgaları bir sabah dinamit sesleriyle çalkalanır. Balkanlardaki 500 yıllık Türk adası Adakale’nin imhası başlamıştır. Cami-minare, mektep-medrese, çarşı-pazar ve mezarlarla birlikte 500 yıllık acı-tatlı hatıralar da yok edilir!..
Şimyan Adası’na nakledilen kale surları, türbeler vesaire de kaderine terk edilir. Romanya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın Tamer Atalay’la birlikte ziyaret ettiğimiz Ada ne yazık ki sahipsiz. Müze görevlisi bir kadın, nöbetçi askerlerin akşam vakitlerinde sarhoş olup Miskin Baba türbesinin taşlarına ve diğer eserlere ateş ettiğini, atış talimi yaptığını anlatıyor! Bir başka görevli ise Osmanlı’dan kale surlarının sökülerek evlerin yapımında kullanıldığını anlatıyor ve “Kendi tarihinize ve eserlerinize niçin sahip çıkmıyorsunuz?” diye anlamlı bir soru soruyor. Aslında kendisine rastlayabilsem bende aynı soruyu Romanya’daki Türk Büyükelçisi’ne soracağım!.. Tuna Nehri’nin kenarındaki bir tarih müzesinde, Adakale’de yaşayan Türklere ait birkaç parça eşya gözümüze ilişiyor. Elbiseler, resimler, çaydanlıklar, ay yıldız nakışlı işlemeler… Tuna Nehri’nin ortasındaki beş asırlık bir Türk Medeniyetinden geriye kalan bu eşyalara baktıkça, Adakale’nin sokaklarında yankılanan çocuk cıvıltıları, camide tilavet edilen Kur’an sadası, kıraathanelerde içilen köpüklü Türk kahvesi adeta bir film gibi gözümde canlanıyor.
Ne diyordu şarkı: Arzular bir bir hayal oldu, Baharımın gülleri soldu… Ömrüm hicran gamla doldu…
Türkler yeniden Tuna Nehri'nde
Çavuşesku ile Tito'nun suya gömdüğü Türk adası Adakale bir Türk işadamının 5 milyon Euro'luk projesiyle canlanıyor
1923 yılında Türkiye yeniden kurulurken, Tuna Nehri üzerindeki minik ada, Adakale dışarıda kaldı. Onca toprak... Toprak bir yana insan kaybedilirken, içinde 300-500 kişinin yaşadığı 1500 metre uzunluğunda 500 metre genişliğinde bir adanın kaybı, o zamanlar çok acı vermedi. Sadece o ada içinde yıllarca Osmanlı tebaası olarak yaşayan birkaç yüz Türk’e Romanya’ya tabi olmak acı geldi.
Oysa bu ada Osmanlı’nın Rumeli’ndeki gözü kulağıydı. Tuna üzerindeki 500 yıllık karakoluydu. 1923 sonrasında bu küçük adadaki Türkler, geleneklerini yaşatmak için ellerinden geleni yaptılar, ta ki 1967 yılına kadar. O yıl Çavuşesku ile Tito, Tuna’ya bir baraj yapmak için anlaşıncaya kadar. Baraj yapıldı, Adakale sular altında kaldı. Türklerin o dillere destan, şarkılarda yaşayan Adakalesi, 39 yıldır tüm tarihi hazineleri ile Tuna'nın 30 metre derinliğinde yatıyor.
Ama bugün, Adakale suların içinden yine doğuyor. Adının saklı kalmasını isteyen bir Türk işadamı, Romanya hükümetinin de yardımlarıyla bu tarihi yeniden canlandırma adına büyük Adakale projesine 5 milyon Euro'luk imza attı. Baraj yapılmadan önce Adakale’nin kalesi, mezarlığı ve diğer tarihi eserlerinin taşındığı Şimian Adası ‘Yeni Adakale’ olarak yeniden restore edilecek. Unutulan Adakale kültürü, Şimian’da canlandırılacak.
Mardin evleri yapılacak
Romanya’da, Adakale’deki Türk ve Osmanlı kültürünü yaşatmak ve korumak adına, bu kültürün Şimian Adası’nda yaşatılması için bir ‘Adakale Yasası’ çıkartıldı. Bu yasa çerçevesinde şimdilik adının saklı kalmasını isteyen bir Türk işadamı, 39 yıl sonra yeniden Adakale kültürünü yaşatabilmek için Şimian yani Yeni Adakale Adası’nı 49 yıllığına kiraladı. Türk işadamı, ada üzerindeki tarihi kalıntıların restorasyonunu üstlenip adayı Avrupa’dan Karadeniz’e açılan Tuna turizmine kazandırmak için büyük bir proje geliştirdi.
Bu projeye göre, Romanya'nın şehir ve eski kültürel eserlerinin yer alacağı minyatür Romanya ve Türkiye'nin tarihi turistik değerleri başta olmak üzere Mardin evleri ve Mısır piramitlerinin de yer alacağı minyatür Dünya (World) Projesi hayata geçirilecek. 55.5 hektarlık adaya oteller, çevre düzenlemeleri, eski Adakale’nin tarihi miraslarını sergileyen mekânlar, spor tesisleri, casino, restoranlar, gemi limanı, parklar, küçük ormanlar, eğitim ve tedavi merkezleri yapılacak. Beş yıl içinde tamamlanacak olan bu dev projeyle yeni Adakale, Tuna turizmine açılacak. İstanbul'dan ve Tuna’nın geçtiği ülkelerin önemli merkezlerinden bu eski Türk adasına gemi turizmi yapılacak.
Adakalelilerin öyküleri
Şimian Adası, Yeni Adakale olarak düzenlenecek. Ama 1967 yılında adayı boşaltmaları emredilen Adakaleliler için ‘yeni’si asla eskisinin yerini tutmayacak. Şimdi Bükreş’te yaşayan 80 yaşında Adakaleli Hüsniye Şemsi, adasını şöyle hatırlıyor: “Bizim adanın kahvesi ne Yemen’de ne de Brezilya’da içilirdi. Kahve Yemen'den gelirdi ama pişirmesi ve kokusu dünyaya bedeldi. İçine leblebi koyar, kömür ateşinde kavurunca karşı kıyalar, Romanya ve Sırbistan'a kokusu giderdi. Biz kahveyi değirmende çekmez, havanda döver, külde ve kumda pişirirdik. Kahvenin tadı Tuna suyundan gelirdi. Adamıza cumartesi ve pazar günleri beş bin kişinin üstünde turist gelirdi. Turistlerden kişi başına 1 Ley ayakbastı parası alınırdı. Bizim adada odun taşımacılığı da çok önemliydi. Adamız küçüktü ama fabrikalarımız çoktu. İki sigara, tekstil ve sucuk fabrikalarımız vardı. Tütünleri Rodop ve Hollanda’dan gelen sigara fabrikamızda 37 çeşit sigara yapılır, hatta puro bile sarılırdı. Kadınlarımız bu fabrikalarda çalışır, erkeklerimiz kayıkçılık, balıkçılık ve lokumculuk yapardı. Adamız bir iş cennetiydi. Çalışmaya adam yetiştiremez olurduk. Romanya’dan kaçak işçi gelirdi. Hapishane iç çamaşırları adamızda dikilirdi.”
Adakaleli Hüsniye Teyze anlatmaya devam ediyor: “1962-63 yıllarında Rumenler ‘Adakale'yi, Şimian'a taşıyacağız’ dediğinde, ada halkı tepki gösterdi. Bu, komünist yönetime yapılan önemli bir başkaldırıydı. Kale içinde tüm ada halkı toplanıp, adayı terk etmeyeceğimizi, gerekirse Türkiye'ye gitmek istediğimizi Bükreş'e duyurmuştuk. Çavuşesku’ya imzalı bir dilekçe yazdık. Ama bizi Tuna'ya döker, balıklara yem yapar diye korkudan postaya veremedik. Ancak gizli yollardan bu dilekçeyi Türkiye Büyükelçiliği’ne ilettik. Komünizmin karşısında fazla direnemedik.
36 hane Köstence'ye, 2 hane Timişoara'ya, 12 hane Bükreş'e, geri kalan büyük çoğunluk Türkiye'ye göç etti. Adakale’miz, Çavuşesku döneminde bir iltica adası oldu. Çok kişi Çavuşesku zulmünden Sırbistan'a kaçtı. Her gün kaçan kaçanaydı. Çavuşesku baktı ki Romanya boşalıyor. Adamızın çevresini tel örgülerle çevirince, Ada halkı kendimizi açık hapishanede sandık. Bu kaçmalarda çok insanlar öldü. Tuna kırmızı akmaya başladı. Ancak bizim ada halkı yüzmeyi çok iyi bilmesine rağmen 200 metre yüzüp Adakale'yi bırakıp Sırbistan'a geçmeyi tercih etmedi. Kaçanlar ise hep Rumen'di.”
Tuna suyunu içen kadın yaşını göstermez
Adakaleli Sacide Sefide Hanım’ın dediğine göre, Tuna suyunun şifası söylemekle bitmezmiş: “Tuna suyunun Adakaleli insanların yaşamında ayrı bir yeri vardı. Tuna suyunu içen kadın yaşını göstermezdi. Uzun ömürlü olur, bu suyla yıkandığında ciltlerimiz kırışmazdı. Biz yemeklerimizi ve özellikle balık çorbalarımızı Tuna suyu ile yapardık. Ama şimdi Tuna suyuna kıyıdan bakıyorum. Bu akan su sanki bizim içtiğimiz Tuna suyu değil. O zaman Tuna masmavi akardı. Şimdi çamurlu akıyor. Birileri bizim o güzel suyumuzu kirletiyor.”
Sacide Hanım, “Şimian Adası’na önce canlılarımız değil, ölülerimiz gitti” diyor ve devam ediyor: “Önce mezarları taşıdılar, ardından tarihi eserleri götürdüler. Bir bölüm ev eşyalarımız ve giyeceklerimiz ise müzelere taşındı.”
Yeni Adakale geliyor ama Adakale doğumlular hâlâ eskisini arıyor.