Fatih Sultan Mehmed Devri Ateşli Silah Teknolojisi [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Fatih Sultan Mehmed Devri Ateşli Silah Teknolojisi


Geη©eßaY
02-26-2008, 15:21
Fatih Sultan Mehmed Devri Ateşli Silah Teknolojisi


On dördüncü asrın başlarından itibaren kullanılmaya başlanan ateşli silahlar, ancak yüzyılın sonlarından itibaren etkili bir savaş aracı olmuştur. Keyfiyetleri tam olarak tesbit edilemese bile kaynaklara göre ateşli silahlar Osmanlılarda Sultan I. Murad devrinden itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bunların esas olarak yaygınlık kazanması on beşinci yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren olmuştur. Kısa zamanda bu silahların önemini kavrayan Osmanlılar, zamanla artan bir hızla bu silahlara ve bunların üretildiği imalathanelere sahip olmaya başladılar. Başlarda ithal edilen ve kısmen savaşlarda ele geçirilen silahlarla etkili olmaya çalışan Osmanlılar, zamanla kendi ateşli silah teknolojilerini geliştirmişler ve yerli imalathâneler de açmışlardır. Sultan II. Murad döneminde artan üretim ve teknolojik faaliyetin Fatih Sultan Mehmed’in saltanatının ilk yıllarında daha da ileri bir seviyeye ulaştığı görülür. Bu çalışmada ateşli silah teknolojisinde önemli bir dönüm noktası sayılan Fatih Sultan Mehmed devri ateşli silah teknolojisi incelenecektir.

Edirne’deki Top Döküm Çalışmaları

Osmanlıların on beşinci yüzyılın başlarından itibaren savaş alanlarında ve sabit dökümhanelerde top ve ateşli silah yaptıkları bilinmektedir. Bilinen en eski sabit tophane Edirne’de Sultan II. Murad tarafından inşa edilmiştir. Bundan önce de Balkanlardaki bazı kalelerin fethinde, kale çevresinde seyyar top dökümhaneleri kurulmuştur. Edirne’deki tophanenin ne zaman kurulduğu tam olarak belli değildir. Ancak Fatih Sultan Mehmed’in tahta geçmesinden itibaren burada yoğun bir şekilde top dökümüne başlanmıştır. Tahta geçmesinden itibaren bütün planlarını İstanbul’un fethine göre yapan Fatih Sultan Mehmed, burada irili ufaklı pek çok top döktürmüştür. Buradaki çalışmalar Saruca Usta adlı topçubaşıyla Mimar Muslihiddin tarafından organize edilmiş ve Fatih Sultan Mehmed tarafından da sürekli kontrol altında tutulmuştur. Çalışmaları bizzat takip eden Fatih Sultan Mehmed, bazı top ebatlarının tespitine bizzat katılmıştır.

İstanbul’un fethi için çalışmaların yoğunlaştığı 1452 yılı yaz aylarında istediği ücreti alamadığı için Bizans İmparatorluğu’nun hizmetinden ayrılarak Fatih Sultan Mehmed’in hizmetine gelen Macar asılı top döküm ustası Urban, diğer Türk asıllı top döküm ustalarının yanında Edirne’deki top döküm faaliyetlerine iştirak etmiş ve biri burada diğeri de muhasara meydanında olmak üzere iki tane büyük çaplı topun dökümünü gerçekleştirmiştir. Fetihten sonra da Osmanlıların hizmetine devam eden Urban’ın çalışmalarının çok sınırlı olduğu ve Osmanlıların muhasara esnasında sahip oldukları yüz elli-iki yüz kadar topun sadece ikisinin dökümünü gerçekleştirdiği, gerek Türk gerekse Bizans kaynakları tarafından açık bir şekilde ifade edilmektedir.

İstanbul’un Fethi ve Topun Etkisi

İstanbul’un bin yıllık surlarının büyük çaplı toplar tarafından uzun süre dövülerek fethedilmesiyle topun tarihte ilk defa çok etkili bir silah olduğu bütün dünya tarafından anlaşılmıştır. Muhasara esnasında meydana gelen önemli bir gelişme ise daha önceden de bilinen ancak fonksiyonel bir şekilde kullanılamayan havan topunun geliştirilmesidir. Havan topu, muhasaranın devam ettiği günlerde Haliç’te bulunan gemilerin vurulması maksadıyla Fatih Sultan Mehmed tarafından yeniden dizayn edilmiş ve topçu ustaları tarafından dökülerek maksada uygun olarak ilk defa kullanılmıştır. Bir kısım tarihçilerin ileri sürdüğü gibi burada havan topunun icadı söz konusu olmayıp ilk defa fonksiyonel bir tarzda kullanımı esastır. Öte yandan kuşatmada ilk kez kullanılan büyük çaplı muhasara topları da surların yıkılmasında etkili olmuş ve burada denenen büyük çaplı toplar yine Fatih Sultan Mehmed döneminde daha da geliştirilerek başka muhasaralarda kullanılmıştır. İstanbul’un muhasarası esnasında kendisi tarafından tasarlanan havan topunun ve diğer topların teknik çizim ve tasarıları bizzat kendisi tarafından yapılmıştır.

Tophâne-i Amire ve Top Döküm Teknolojisi

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethinden sonra ateşli silah üretimine önem vermiş ve bugünkü Tophâne semtinde bir top dökümhanesi inşa ettirmiştir. Yerli top döküm ustaları yanında az sayıda gayr-i müslim top dökümcüsünün de çalıştığı bu tophâne o zamana kadar dünyada inşa edilen en büyük top dökümhanesi olmuştur. Tophâne-i Âmire’nin Fatih Sultan Mehmed dönemindeki faaliyetleri ve çalışmaları hakkında pek fazla bir bilgi bulunmamakla birlikte büyük çaplı topların döküldüğü ve önemli çalışmaların yapıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim, bu topların bir kısmı günümüze kadar ulaşmıştır.

Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanlıların çok sayıda top imal ettikleri ve bu yüzden çok sayıda topa malik oldukları anlaşılmaktadır. Nitekim daha 1456 yılında yapılan Belgrad muhasarasında düşmana terkedilmek zorunda kalınan topların sayısının iki yüz olduğu kaynaklar tarafından ifade edilmektedir. Diğer yandan düşmanın eline geçen toplar arasında bulunan ve daha sonra Macar kralının sarayına götürülerek sergilenen toplar halkın ilgi odağı haline gelmiştir. Gerek yerli gerekse yabancı kaynakların ifade ettiğine göre, Fatih Sultan Mehmed’in toplarının fevkalâde güzelliği ve büyüklüğü Avrupa’da büyük heyecan uyandırmış ve insanlar bu topu görebilmek için muhtelif ülkelerden gelmişlerdir. Öyle anlaşılıyor ki bu topun ünü bütün Avrupa’ya yayılmıştır.

Seyyar Top Dökümü

Fatih Sultan Mehmed, dönemindeki savaşlarda mahalli senyörlerin ve hanedanların sığındığı kaleleri yıkmak ve almak mecburiyetinde kaldığı için, saltanatı süresince pek çok muhasara savaşı yapmak zorunda kalmıştır. Bundan dolayı onun döneminde topçuluk, bilhassa muhasara topçuluğu önemli bir gelişme kaydetmiş ve dağlık arazilerde bulunan kalelerin muhasara edilebilmeleri için tarihte eşi görülmeyen bir şekilde “seyyar top dökümü metodu”na müracaat edilmiştir. Edirne ve İstanbul’da tophâne olmasına rağmen, top götürmenin müşkül olduğu bölgelerde kısa sürede seyyar top dökümhâneleri kurulmakta ve top dökümü yapılmaktaydı. Tarihçiler, Fatih’in istediği yerde top döktürdüğünü ve büyüklükleri yüzünden topları taşıyamadığı zaman, istediği yere taşıyabilmek için hemen parçalatıp yeniden döktürdüğünü nakletmektedirler. Seyyar top dökümhaneleri ilk defa 1422 yılında, yani Sultan II. Murad döneminde ortaya çıkmış ve daha sonra artarak devam etmiştir.

Rumeli ve Balkan fütuhatı politikası çerçevesinde, bölgeye akınlar yapmak ve buradaki kaleleri almak için sık sık muhasara savaşları yapmak zorunda kalan Fatih Sultan Mehmed’in Balkanlardaki engebeli arazi üzerinde bulunan kaleleri muhasara etmesi yüzünden, özellikle büyük çaplı muhasara toplarının onun zamanında ciddi bir gelişme gösterdiği görülür. Nitekim, daha önce babasının (1449) ve komutanlarından Süleyman Paşa’nın (1474) muhasara ettiği ancak fethedemediği İşkodra Kalesi’nin 1478 yılında yapılan son muhasarasında kalenin etrafındaki tepelere top dökümhaneleri kurulmuş, bakır ve kalay gibi maddeler bölgeye taşınarak oluşturulan seyyar dökümhanelerde çok büyük çaplarda on bir adet top dökülmüştür. Dökülen toplar arasında bulunan ve 13 kantar (702 kg.) ağırlığında taş gülle atan bir büyük muhasara topu, Osmanlı ateşli silah teknolojisinin geldiği yüksek konumu göstermesi açısından dikkat çekicidir. Bu topun, topçuluk tarihinde şimdiye kadar görülen en büyük top olduğu Hammer gibi ciddî Avrupalı tarihçiler tarafından ifade edilmektedir. Bu muazzam topa ‘Muhammed’ ismi verilmiş ve bütün masrafları, Fatih’in eşi Mükerreme Hatun tarafından karşılanmıştır. Bu muhasarada dökülen diğer topların attığı gülle ağırlıkları da 3 kantardan 11 kantara kadar değişiklik göstermektedir.

Fatih Sultan Mehmed döneminde topların pek çoğu tunçtan yapılmıştır. Oldukça pahalı bir malzeme olan bakır ve kalayın karışımıyla elde edilen bronz toplar tabiatıyla çok masraflı olmaktaydı. Ancak Osmanlılar bakırı Kastamonu’da bulunan Candaraoğullarından, kalayı da Venedikli tüccarlar vasıtasıyla ucuza temin etmekteydiler. Oysa aynı dönemde Avrupa’da toplar ucuz olduğu için genellikle demirden yapılırdı. İslâm dünyasında, kalayın fazla bulunmaması sebebiyle her türlü metal silahlar tunç yerine bakır-çinko karışımından elde edilen pirinçten yapılırken, Osmanlılar ticari yollarla kalay elde edebildikleri için silahlarını kalay-bakır karışımından oluşan tunçtan yapmışlardır.

Fatih Sultan Mehmed’in Ateşli Silahlara İlgisi

Fatih Sultan Mehmed’in ateşli silahlara olan ilgisinin oldukça genç yaşlarında iken başladığı zikredilecek olan hadiselerden anlaşılmaktadır. Nitekim, onun birinci saltanatından sonra ikinci defa tahta geçen ve Kosova’da (1448) düşman ordusunu bozguna uğratan babası Sultan II. Murad savaştan sonra ganimet olarak ele geçen ateşli silahları kendisine getiren Şahin Paşa’ya: “Güzel tedbir eyledin ki, Padişah’a (II. Mehmed) armağan gerektir, zira biz bu gazâya oğlum padişahın niyyetine eylemiş idik. İmdi âna biraz hedâyâ gerektir ki, ânın gönlü şâd ola” diyerek onun bu ilgisine dikkat çekmiştir.”

Fatih Sultan Mehmed’in ateşli silahlara olan ilgisi Avrupa devletleri tarafından da bilinmekteydi. Nitekim, bu konuda Avrupa’da yazılan ilk eser olan Venedikli Robertis Valturius’in (1413-1484) De re militari’si (Verona 1472) basıldıktan hemen sonra Rimini lordu S. Padolfo Malatesta (1417-1468) tarafından Fatih Sultan Mehmed’e hediye edilmiştir (Eserin nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., Hazine nr. 2699). Eserin Fatih Sultan Mehmed’e gönderilmesi ve ithaf edilmesi, Fatih’in ateşli silahlara ve askeri teknolojiye verdiği değerin, yabancılarca da bilindiğini açıkça göstermektedir.

Bu Dönemde Yapılan Topların Özellikleri

Fâtih Sultan Mehmed dönemi topçuluk açısından bir dönem olarak görülmektedir. Bu durum, öncelikle padişahın topçuluğa verdiği değer ve top dökücü ustalarını iyi bir şekilde istihdam etmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu dönemde yerli ve yabancı çok sayıda top ustasıyla teknisyeni onun hizmetine girmiş, bu sayede top dökümünde ve kullanılmasında ciddî gelişmeler sağlanmıştır. Özellikle metallerin ergitilmesinde Osmanlıların geliştirdiği sistem, dökümcülük açısından yeni bir gelişme olarak meydana çıkmıştır. Bu yeni teknolojinin, kısa bir süre içinde Avrupa’ya taşındığı ve bu transferde, Fâtih Sultan Mehmed’in hizmetinde bulunmuş yabancı bir ustanın vasıta olduğunu meşhur araştırmacı Joseph Needham ifade etmektedir. Needham, Fâtih’in hizmetinden ayrıldıktan sonra onbeşinci yüzyılın sonlarında Frankfurt’a dönen Nuremberg’li Jörg adlı bir top dökücüsünün, metal ve ateşi birbirine temas ettirmeksizin metal ergiten bir ocak yaptığını ve bu tekniği İstanbul’da dolayısıyla Tophâne-i Âmire’de öğrendiğini belirtmektedir. Bu şekilde metal ergiten fırınların Kritovulos’un ifadelerinde de bulunduğu göz önüne alındığında, Osmanlıların İstanbul’un fethinden önce de bu tekniği kullanmakta oldukları anlaşılmaktadır. Anlaşıldığı kadarıyla, döküm teknolojisiyle mekanik çekiç alanında, onaltıncı yüzyılın sonuna kadar süren Osmanlı üstünlüğünün temelleri onbeşinci yüzyılın başlarına kadar gitmektedir.

Fatih Sultan Mehmed devrinde Osmanlı tunç top dökümcülüğü ciddi bir gelişme dönemi yaşamıştır. Bir taraftan iki parçadan oluşan büyük tunç muhasara topları ilk defa bu dönemde yapılırken, bir taraftan da çok uzun ve ağır muhasara topları dökülmüştür. Bu dönemde yapılan büyük toplar daha sonra parçalanarak küçük toplar halinde yeniden dökülmüştür. Meselâ, Fatih Sultan Mehmed’in İskenderiyye muhasarası (1478) için döktürdüğü 11 adet büyük çaplı muhasara toplarından birisi, yaklaşık yüz sene sonra, 978 (1570) yılında çok büyük olduğu için parçalanmış ve bu toptan üç tane 18, 16, 14 vukiyye çaplarında üç yeni top dökülmüştür. Daha önce muhasarada kullanılmak üzere yapılan bu top, muhtemelen meydan savaşlarında kullanılmak üzere yeniden dökülmüştür.

Günümüze Ulaşan Toplar

Fatih Sulan Mehmed devrinde yapılan topların pek çoğunun büyük çaplı muhasara topları olduğu daha önce ifade edilmişti. Daha sonraki yüzyıllarda muhasara savaşları yerlerini büyük ölçüde meydan savaşlarına bırakmış ve bu sebeple muhasara toplarının önemi azalmıştır. Ayrıca barut sarfiyatı çok olan ve hantallığı sebebiyle taşınması büyük sıkıntılara sebebiyet veren bu toplar, daha sonraki yüzyıllarda parçalanmış ve daha küçük toplar yapılmak üzere eritilmiştir. Bu sebeple bu dönemden günümüze çok az sayıda top ulaşmıştır. Yapılan çalışmalara göre Fatih Sultan Mehmed devrinden bu güne ulaşan topların sayısının altı olduğu görülür. Bunların birisi iki parçalı bir top olup aşağıda bahsedileceği gibi yurt dışındadır. Kalan beş toptan dördü hemen hemen bir birinin aynıdır. Son bir top ise Askeri Müze bahçesinde olup günümüze ulaşan Osmanlı topları arasında en dikkat çekenlerinden birisidir. O dönemden günümüze ulaşan toplar şunlardır.

Bir Teknoloji Harikası: İki Parçadan Oluşan Vidalı Muhasara Topu

Bu top Londra’daki Tower of London Müzesi’nde sergilenmekte olup iki parçalıdır. Üzerinde bulunan kitabeye göre, Receb 868 (Mart 1464) yılında Ali adlı bir top döküm ustası tarafından dökülen bu top halen müzenin dış bahçesinde sergilenmektedir. 1807 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışan İngiliz Sir John Ducks Worth’un kumandasındaki donanmaya ait altı gemiyi batıran ve bu esnada Kilidbahir kalesinde bulunan bu topun elde edilmesi için İngilizler Osmanlı Devleti’yle uzun bir mücadeleye girişmişlerdir. Kırım Savaşı (1856) vesilesiyle Çanakkale’ye gelen İngiliz General J. H. Lefroy, bu topun alınabilmesi maksadıyla giriştiği diplomatik faaliyetlerin sonuçsuz kalması üzerine sonunda bu top için Bab-ı Âli’ye 1600 sterlin teklif etmiştir. Ancak bu teklif de kabul edilmemiştir. Lefroy, bunun üzerine İstanbul’daki elçi Mr. Kalvert’i araya sokarak topu alma mücadelesini sürdürmüştür. Top, Lefroy’un uzun ve maceralı mücadelesinden sonra nihayet Sultan Abdülaziz’in Avrupa seyahatinden bir sene sonra, 1868 yılında İngiltere’ye hediye olarak gönderilmek üzere Çanakkale’den alınmış ve Londra’ya götürülerek müzeye konulmuştur. Altmış senelik bir mücadeleden sonra birden bire İngilizlere verilen bu topun alınması maksadıyla, Kraliçe Queen Victoria’nın Sultan Abdülaziz’e bizzat teklifte bulunduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, Ffoulkes, “Avrupa’nın bu en önemli topunun” elde edilebilmesi için böyle bir teklifin yapıldığını ifade eder.

Topun üzerinde üç ayrı satırda yazılmış bir kitâbe yer almaktadır. Ortasından ikiye ayrılan bu top, iki parçadan oluşmakta ve gülle yoluyla barut haznesi ayrı ayrı parçalardan oluşmaktadır. Kullanılacağı yere ayrı ayrı parçalar halinde taşınan bu top, daha sonra vidalanarak kullanılırdı. Osmanlıların bu tür iki parçalı topları onaltıncı asırda da döktükleri daha önce belirtilmişti. Topun dış yüzeyinde takviye çemberleri bulunmaktadır. Bazı çemberler geniş olup, stilize edilmiş yaprak motifleriyle süslenmiştir. Barut haznesi üzerinde üç, namlu üzerinde ise beş adet ince takviye çemberi bulunmaktadır. Her iki parçanın hem başında hem de sonunda küp şeklinde manevra boşlukları yer almaktadır. Topun üzerinde muylu ve taşıma halkası bulunmadığı gibi kundak dişi de yoktur. 18 ton ağırlığındaki bu topun toplam uzunluğu 523 cm., çapı ise 63,5 cm.’dir. Namlu kısmının uzunluğu 315 cm., barut haznesinin ise vida kısmı hariç 208 cm.’dir. Barut haznesinin çapı ise 24,8 cm.’dir. Topun içindeki kalay miktarı % 10,2, bakır miktarı ise % 89,8 oranındadır. Çağına göre fevkalâde bir silah sayılan iki parçalı topların, hiç bir zaman Avrupa’da yapılamadığı bilinmektedir.

Diğer Toplar

İstanbul’da çap ve uzunluk ölçüleri bir birine yakın olan dört top bulunmaktadır. Bunların birisi Askeri Müze’de ikisi Rumeli Hisarı önünde, birisi de Eyüb Semti’ndedir. Birbirine yapı olarak çok benzeyen ve tunçtan imal edilmiş olan topların üzerinde her hangi bir yazı ve tarih bulunmamasına rağmen, yapılarının özelliklerinden Fatih Sultan Mehmed döneminde yapıldıkları anlaşılmaktadır. Toplar muhtemel olarak bir sefer esnasında, alelacele ve seri olarak dökülmüştür. Bu sebeple pek fazla sanat özelliği taşımazlar. Topların üzerinde derin bir şekilde kazınmış nişan çizgileri bulunmaktadır. Topların bu hususiyetleri itibariyle, ilk nişangâhlı toplar olduğu kabul edilebilir.

Askeri Müze bahçesinde bulunan topun ağırlığı 15 ton, çapı 63 cm., boyu 424 cm.’dir. Top tek parça halinde dökülmüştür. Gülle ağırlığı 285 kg. olan bu topun, beş kantar taş gülle atan bir şayka olduğu anlaşılır. Rumeli Hisarı önünde bulunan toplardan birisinin çapı 68 cm., boyu ise 427 cm; diğerinin çapı 66 cm., 423 cm.’dir. Eyüp’te bulunan topun çapı ise 74 cm., boyu 432 cm olup tam ortasında süslü bir kemer bulunur.

Süslü Top

Askerî Müze bahçesinde bulunan ve Fatih Sultan Mehmed dönemine ait olduğu anlaşılan bir diğer top ise, dış yüzey üzeri rölyefli çok güzel figürlerle süslü olup, büyük bir itinayla dökülmüştür. Onbeşinci asır toplarına göre, Londra’daki toptan sonra en dikkat çekici top bu olmalıdır. Bu topun üzerinde yapıldığı dönemi belirten herhangi bir kitabe bulunmamaktadır. Namlu ucu çevresinde bir çember halinde tam olarak okunamayan bir yazı vardır. Ustasının ismi ve diğer topların üzerinde bulunan teknik bilgiler yoktur. 11 ton ağırlığındaki bu topun gülle ağırlığı 218 kg. olup, 4 kantar taş gülle atan şayka topu olduğu anlaşılmaktadır. Namlu ucunun her iki tarafında iki adet demirden yapılmış taşıma halkası, arka tarafında da yine iki tarafında tunç manevra dişleri bulunmaktadır. Fatih dönemi toplarının pek çoğunda da olduğu gibi top, içten ve dıştan iki kademelidir. Topun çevresi hayli yoğun bir şekilde geometrik ve bitki motifleriyle zenginleştirilmiştir. Üzerinde 20 tane çember halinde süslemeler vardır. Bu süsleme çemberlerinin motiflerinin 18’i birbirinden farklıdır. Top, askerî tarih yanında, sanat tarihi açısından da büyük bir önem arzetmektedir.

Falya deliği, topun arka tarafından 30 cm. daha içeride olup deliğinin olduğu yerde çok güzel bir çiçek motifi bulunmaktadır. Çiçeğin ortası falya deliği olacak şekilde dizayn edilmiştir ve neredeyse hiç yıpranmamıştır. Bu kısmın dikkatli bir şekilde incelenmesi sonucunda, topun az kullanılmış olduğu kanaatine varılabilir ki bu da, 1456 yılında Belgrad seferinde kullanılan ve daha sonra orada bırakılan bir topun bu top olduğuna işaret edebilir. Daha önce de zikredildiği gibi, Fatih Sultan Mehmed’in Belgrad seferi muvaffakiyetsizlikle sonuçlanmış ve aralarında çok kıymetli bir kaç topun da bulunduğu iki yüz top orada terkedilmiştir. Bu toplardan iki tanesi, Macar Krallarının Budin’de bulunan sarayının önüne getirilerek halka teşhir edilmek üzere konulmuştur. Uzun bir süre burada kalan toplar, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1526 yılındaki Mohaç savaşından sonra Budin şehrinin alınmasıyla tekrar ele geçirilmiş ve İstanbul’a getirilmiştir.

Netice

Yukarıda anlatılan noktalardan hareketle, Fatih Sultan Mehmed devrinin Osmanlı ateşli silah teknolojisi açısından oldukça mühim yer tuttuğunu ifade edebiliriz. Ateşli silah teknolojisinin hızla gelişmesi yanında bunları kullanacak grupların süratle teşkilatlandırılması ve öte yandan Tophane adı verilen top imalâthanelerinin açılması gibi faaliyetler, bu dönemin dikkate değer özellikleridir. Bütün bu gelişmelerin ötesinde Osmanlı Devleti’ni bir “Devlet-i Âliye” olarak teşkilatlandıran Fatih Sultan Mehmed’in şahsiyetini görmemek ve takdir etmemek elbette mümkün değildir. Bu dönemde ateşli silâhlar konusunda ortaya çıkan gelişmelerin genel olarak Askerî teknoloji başlığı altında incelenerek geniş bir şekilde değerlendirilmesiyle ortaya yeni ve orijinal bilgilerin çıkacağı muhakkaktır.

Salim AYDÜZ

Kaynaklar

Adıvar, Adnan, Osmanlı Türklerinde İlim (nşr. A. Kazancıgil-S. Tekeli), İstanbul 1982.
Agoston, Gabor “Ottoman Artillery and European Technology in the Fifteenth and Seventeenth Centruies”, Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungaria (AOASH), XLII/1-2 (Budapest 1994).
Aydüz, Salim Osmanlı Devleti’nde Tophâne-i Âmire ve Top Döküm Teknolojisi, doktora tezi, İÜ, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 1998.
Ayverdi, E. H., “Fatih Devrinde İstanbul Mahalleleri”, Vakıflar Dergisi, 4 (1958.
Babinger, F. Mehmed the Conqueror and His Time (trc. R. Manheim, ed. W. C. Hickman), Princeton 1978.
Dirimtekin, Feridun “Belgrad’ın İki Muhasarası”, İED, İstanbul 1956, c: 2.
Ergin, Osman N. (haz), Fatih İmareti Vakfiyesi İstanbul 1945.
Ffoulkes, “The ‘Dardanelles’ Gun at the Tower”, The Antiquaries Journal, 25 (Aralık 1929).
Hammer, J. Von, Devlet-i Osmaniye Tarihi (trc. Mehmed Ata), İstanbul 1332.
İnalcık, Halil, “David Ayalon’un Gunpowder and Firearms in the Mamluk Kingdom adlı eserinin tanıtım yazısı”, TTK Belleten, 83 (1957).
İnalcık, Halil–Oğuz, M. (haz), Gazavât-ı Sultân Murâd b. Mehemmed Hân Ankara 1978.
Kemalpaşazâde, Tevârih-i Âl-i Osman X. Defter (haz. Ş. Severcan), Ankara 1996.
Kennard, A. N. Gunfounding and Gunfounders A Directory of Cannon Founders from Earliest Times to 1800, London 1986.
Kissling, H. J., “Baljemez”, Zeitschrift der Deutschen Morgenlandischen Gesellschaft, 101 (1951).
Konyalı, H., “Fatih’in Topları ve Askerî Müze”.
Lefroy, J. H., “The Great Cannon of Muhammad II (A.D. 1464)”, The Archaeological Journal, 25 (1868).
Murphy, Rhoads, “Osmanlıların Batı Teknolojisini Benimsemedeki Tutumları: Efrenci Teknisyenlerin Sivil ve Askerî Uygulamalardaki Rolü”, Osmanlılar ve Batı Teknolojisi Yeni Araştırmalar Yeni Görüşler, İstanbul 1992.
Needham, J., The Development of Iron and Steel Technology in China, London 1958.
Parker, Geoffrey The Military Revolution Military Innovation and the Rise of the West 1500-1800, Cambridge 1996.
Vasiliev, A. “Jörg of Nuremberg, A Writer Contemporary with the Fall of Constantinople (1453)”, Byzantion 10 (1935).
Yıldız, Netice, İngiliz-Osmanlı Sanat Eseri Alış-Verişi.