Osmanlı Taşra Adalet Örgütünde Kadılık Teşkilatı [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Osmanlı Taşra Adalet Örgütünde Kadılık Teşkilatı


Geη©eßaY
03-03-2008, 14:08
Osmanlı Taşra Adalet Örgütünde Kadılık Teşkilatı



Osmanlı yargı sisteminin temelini Kadı oluşturur. Bu görevli kendisinden beklenenleri çeşitli yardımcılar kullanarak yerine getirir. Osmanlı İdare anlayışında taşraya temel olarak iki görevlinin atandığını biliyoruz.:
Bunlardan ilki asker kökenli olan: Bey’dir ve Sultanın idari yetkisini temsil eder. Diğeri ise Kadı’dır ve Sultanın kural koyma yetkisinin temsilcisidir.

Osmanlı “sosyal düzen” anlayışının dayandığı denge kavramının bu iki görevlinin yetki ve sınırlarında açıkça ortaya çıktığını görüyoruz. Birisinin diğeri üzerine etkinlik kazanmasını engelleyecek düzenlemeler yapılmıştır. Örneğin; Bey Kadı’nın onayını almadan herhangi bir ceza veremez. Buna karşın Kadı da verdiği kararların uygulanması için Bey’in yaptırım gücüne gereksinim duyar.

Osmanlı’da yargı sisteminin temelini kaza anlayışı oluşturmuştur. Her kazaya bir Kadı atanır. Kanuni Dönemine kadar hem Hanefi hem de Şafii Kadılar atanırken bu dönemden sonra Osmanlı hukukunun dini kuralları ilgilendiren kısmı, Hanefi fıkhına dayanmaya başlamıştır. Bu sistemde yargı yetkisi Kadı’nın elinde idi. Kadının otoritesinin kaynağı Sultandır ve sadece ona karşı sorumludur. Teorik olarak yargılama yetkisine hiç kimse müdahale edemez. Ancak uygulamada merkezin kontol etme etkinliğinin derecesine bağlı olarak özellikle taşrada askeri kesimin müdahale ettiğini, en azından böyle bir eğilimi olduğunu biliyoruz. Yine de bu durum merkez tarafından hiçbir zaman onaylanan bir davranış olarak görülmemiştir.

Büyük Kadılıkların tayini Sadrazama, diğer Kadıların tayini ise Kazaskerlere aittir. Kadılıklar Anadolu, Rumeli ve Mısır olmak üzere üçe ayrılmıştır. Burada göreve başlayanlar bölgelerinde yükselirlerdi. Kadı her şeyden önce bir devlet memurudur. Bu makama yapılan atama süreklidir. Ancak bu sürekli çalıştıkları anlamına gelmemektedir, bu görev süresi 1599’dan sonra önce 3 yıla, daha sonra 2 yıla, 17. yy sonundan itibaren ise 1 yıla indirilmiştir.

Kadılar gelirlerini gördükleri davalardan aldıkları harçlardan sağlarlardı. Osmanlı yargı sisteminin finansmanı merkez tarafından değil sistemi kullananların ödediği harçlara dayanmaktadır. Bu hesaplama atama yapılan yerde bulunan her bin hane için günlük 10 akçe üzerinden yapılırdı. Örneğin 17. yy ortalarında kölesini serbest bırakmak isteyen kişi kadıya 50 akçe ödemek zorunda idi. Herhangi bir konuda hüccet almak istediğinde ise 20 akçe ödemesi gerekiyordu.

Kadıların yaptıkları işler karşılığında harç almaları sistemini ilk uygulamaya koyan Bayezid’tir. Anlatıldığına göre Yıldırım Bayezid Kadıların rüşvet almasına kızarak hepsini bir eve doldurup yakmak istemiştir, ancak kendisine sorunun kökeninde yatan nedenin Kadıların sabit gelirlerinin olmadığı için ortaya çıktığı anlatıldıktan sonra yumuşamıştır. Sabit bir gelire sahip olmak sorunun çözümünü ancak belirli bir dönem sağlayabilmiştir. Ekonomik durumdaki bozulma ile beraber Kadılar rüşvet almaya daha hazır hale geldikleri varsayılmaktadır. Heyd Bozulmanın artmasıyla beraber insanların davaları Kadılara yansıtmaktan kaçındıklarını söyler. Çünkü davayı Kadıya götürdüğünüzde size kaça mal olacağı belli olmamaktadır, ancak yine de bu tür bir değerlendirmenin bugüne kadar siciller kullanılarak ortaya konulmadığını belirtmeliyiz.

Ekonomik ve Sosyal değişim sadece Kadıları değil fakat aynı zamanda mahkeme kurumunun genel niteliğini de etkilemiştir. 16. yy ‘dan itibaren mahkemelerin genel niteliklerinde bazı değişmeler olduğu görülmektedir. Bunlardan sonuçları açısından belki de en önemlisi Avarız-ı Divaniye dağıtımı nedeni ile mahkemenin yerel meclisin toplanma yeri halini almaya başlamıştır. Ancak bütün bu değerlendirmeler sistemin nasıl çalıştığını değil “değiştiğini” anlatmaya yöneliktir.

Kadıların yargılanmada başvurdukları kaynaklar zaman ve mekana bağlı olarak değişiklik göstermesine rağmen üç türlüdür: Bunlar döneme göre Kanunname, Hanefe Fıkhı ve Geleneklerdir. Teorik olarak aralarında herhangi bir çekişme yada çatışma yoktur.

Kadının kararı kesindir ve Osmanlı yargı sisteminde bunu giderecek bir üst mahkeme yoktur. Ancak Divan kararı değiştirmese de davanın yeniden görülmesini isteyebilir.

Kadıların yargı yetkilerinin ilk sınırı merkezin çıkarları ile ilgilidir. Böyle durumlarda Kadıların herhangi bir karar vermeleri söz konusu değildir. “Merkezin çıkarları”nı sabit olanlar ve zaman içerisinde değişenler diye ikiye bölmek mümkündür. Hiç değişmeyen çıkarların en önünde geleni Merkezin Otoritesidir. Bu konuyla ilgili sorunlar Kadının yargı yetkisinin dışındadır. Merkezin değişen çıkarları ise en çarpıcı şekilde işgücü gereksiniminin karşılanmasında ortaya çıkar.

Kadılar belirli bir tutarın üzerindeki para davalarına bakamazlardı. Bu belirli tutar zaman içerisinde değişiklik göstermektedir. Ancak bu sınırın uygulanmasına gerek kalmadan zaten önemli sayılabilecek tutarlar söz konusu olduğunda dava doğrudan Divan-ı Hümayun’a götürülür.

Örneğin; Yohan isimli Zımmi doğrudan İstanbul’a başvurur ve 1000 altınlık alacağını tahsil etmede sorunlar olduğunu belirtir. Merkezden :Bursa kadısına gönderilen emirde bu davanın İstanbul’da görüleceği suçlanan kişinin gönderilmesi gerektiği belirtilir.

Peygamber soyundan gelenlerin de davalarda yargılanma ayrıcalıklarına sahip olduklarını biliyoruz. Bunlar herhangi bir sorunun çıkması durumunda ancak nakibü’l-eşraf kaymakamı tarafından yargılanabilmektedirler. Buna ek olarak Kanun-u İhtisaba muhalefet ettiği düşünülen kişiler de yine Kadının yargı yetkisi alanının dışında kalmış görünmektedir.

Bir Kadının atanması kent sakinleri için önemli bir olaydır. Bu nedenle Kadılar davul zurna çalarak karşılanmakta, bu karşılanma top atışını da içermekte idi. Yeni atanan Kadı daha önce göreceli olarak Bursa’ya benzeyen Selanik gibi bir yerde görev yapmış olabileceği gibi Mısır’dan geliyor da olabilir. Birbirinden farklı sosyo-ekonomik özelliklere sahip bölgelerde görev yapan Kadıların atandıkları bölgeleri tanımak için herhangi bir eğitimden geçtiklerine dair bilgimiz yoktur.

Osmanlı Kadılarının teorik olarak her gün çalıştıklarını biliyoruz. Ancak Osmanlı öncesi dönemde Kadıların çalışma düzenleri biraz daha farklı gözüküyor. Buna göre Memluk Döneminde Kadı El Kudat sadece, Pazar, Pazartesi, Salı ve Perşembe günleri çalışmakta idi.

Kaynak:Nurcan Abacı, Bursa Şehrinde Osmanlı Hukukunun Uygulanması (17.yy) Kültür Bakanlığı Yay. Ss 52-57