PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Han duvarları


_musty_
07-23-2007, 15:45
Han Duvarları

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç sakladı
Bir dakika araba yerinde durakladı

Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...

Gidiyorum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya

İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları,

Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

Ellerim takılırken rüzgarların saçına
Asıldı arabamız bir dağın yamacına,

Her tarafta yükseklik, her tarafta işsizlik,
Bu ıslakla uzayan, dönen kıvrılan yollar.

Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.

Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Serpilmeye başladı bir rüzgâr ince ince,

Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi

Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine

Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali

Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan

Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyordu,

Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine

Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine,
Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;

Geçiyordu araba yola benzer bir sudan
Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,

Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu;
Agır agır önümden geçti deve kervanı,

Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri

Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri
Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya

Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı

Gurbet çeken Gönüller kuşatmıştı ocağı,
Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,

Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor,
Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı

Heryüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı,
Gitgide birer ayet gibi derinleştiler

Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki çizgiler...
Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,

Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,

Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,

Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;

Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı
Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa

Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
*On yıl ayrıyım Kınadağı'ndan

Baba ocağından yar kucağından
Bir çiçek dermeden sevgi bağından

Huduttan hududa atılmışım ben*
Altında da bir tarih. Sekiz mart otuz yedi...

Gözüm imza yerinde başka ad görmedi
Artık bahtın açıktır, uzun etme arkadaş!

Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
Araya gitti diye içlenme baharına,

Huduttan götürdüğün şan yetişir yarına!
Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk

Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk
Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri

Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri
Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,

Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,

Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar
Biz bu sonsuz yollarda varıyoz, gitgide,

İki dağ ortasında boğulan bir geçide
Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden

Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden
Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla

Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla
Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu

Burada son fırtına son dalı kırıyordu
Yaylımız tükenirken yolları aynı hızla

Savrulmaya başladı karlar etrafımızda
Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;

Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
Gönlümde can verirken köye varmak emeli

Arabacı haykırdı *İşte Araplıbeli*
Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana

Biz menzile vararak atları çektik hana.
Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş

Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş
Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor

Kimi haydut kimi kurt masalı anlatıyor
Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri

Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri
Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor

Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor
*Gönlümü çekse de yarin hayali

Asmaya kudretim yetmez cibali
Yolcuyum bir kuru yaprak misali

Rüzgarın önüne katılmışım ben*
Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı

Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı
Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde

Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde
Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık

Bir han yorgun argın tatlı bir uykudaydık
gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım

Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
*Garibim namıma Kerem diyorlar

Aslı'mı el almış haram diyorlar
Hastayım derdime verem diyorlar

Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben*
Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında

Korkarım yaya kaldın bu gurbet çıkmazında
Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!

Bahtına lanet olsun aşmadıysan bu dağı!
Az değildir, varmadan senin gibi yurduna

Post verenler yabanın hayduduna kurduna!
arabamız tutarken Erciyes'in yolunu

Hancı dedim bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?
Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,

Dedi
Hana Sağ indi ölü çıktı gecende!

Yaşaran gözlerimde her sey Artık değişti
Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...

Gonlumu Marasli'nin yaktı kara haberi.
Aradan yıllar geçti iste o günden beri

Ne zaman yolda bir han raslasam irkilirim,
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim

Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!

Ey garip çizgilerle dolu han duvarları
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!...

Faruk Nafiz Çamlıbel

miss_axi07
07-23-2007, 15:48
Çoban Çeşmesi

Derinden derine ırmaklar ağlar,
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi,
Ey suyun sesinden anlayan bağlar,
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi.

"Göynünü şirinin aşkı sarınca
Yol almış hayatın ufuklarınca,
O hızla dağları Ferhat yarınca
Başlamış akmağa çoban çeşmesi..."

O zaman başından aşkındı derdi,
Mermeri oyardı, taşı delerdi.
Kaç yanık yolcuya soğuk su verdi.
Değdi kaç dudağa çoban çeşmesi.

Vefasız Aslıya yol gösteren bu,
Keremin sazına cevap veren bu,
Kuruyan gözlere yaş gönderen bu...
Sızmadı toprağa çoban çeşmesi.

Leylâ gelin oldu, Mecnun mezarda,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda,
Ateşten kızaran bir gül ararda,
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi,

Ne şair yaş döker, ne aşık ağlar,
Tarihe karıştı eski sevdalar.
Beyhude seslenir, beyhude çağlar,
Bir sola, bir sağa çoban çeşmesi...


Faruk Nafız Çamlıbel

benımde en çok sevdıgım sıırı bu :) bırde ayse ve alıye yazdıgı ayrı ayrı bır sıır var onada bayılıyorum :)

White Wolf
11-06-2007, 17:23
sağolasın... ([Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.])