Cengiz Han
03-07-2008, 14:55
Uygur Adı:
Uygur adı Türkçe kaynaklarda, Orhon yazıtlarında ilk defa 717 yılındaki olaylar sırasında zikredilmiştir. Bu sırada Uygurlar, Kök Türk hâkimiyetini tanımak istemeyerek Kök Türk ülkesinin doğusuna, muhtemelen de Çin sınırlarına doğru kaçmış olsalar gerek . Çin kaynaklarında Uygur adı Hui-hu, Hui-he, Wei-hu, Wei-wu gibi çeşitli şekillerde yazılmıştır. Uygur adının anlamı ve etimolojisi hakkında çeşitli görüşler vardır. Uygur adının manası, 974'de tamamlanan Çince Kiu Wu Tai adlı eserde "Şahin sür'ati ile dolaşan ve hücum eden" diye açıklanmaktadır. Diğer taraftan, kelimenin etimolo-gique olarak "uy (takip etmek) + gur" tarzında (Sal-gur gibi) meydana geldiği ileri sürülmüş ise de, o tarihlerde Türkçede "takip etmek" manasındaki fiil kökünün "ud+" olduğu belirtilerek, Uygur adının "Oy (oymak, baskı yapmak)+gur" çeklinde açıklanabileceği veya daha kuvvetli bir ihtimal ile bu adın Türkçe "Uy(akraba, müttefık)+gur" olabileceği ve dolayısiyle "On-Uygur" deyiminin de "10 müttefik" manasında olması gerektiği bildirilmektedir .
Uygurların Menşei:
Uygurların Göktürkler gibi Hunların neslinden olduğu yolundaki haberler veren kaynaklar Göktürkler gibi onların da kurttan türediklerini söylerler. Fakat bunun yanı sıra Uygurların ağaçtan türediklerine dair efsaneler de vardır . Uygurlara ait en eski kayıtların M.Ö. 176 ve 43 yıllarında Issık-Köl civarlarındaki kalıntılarda bulunduğu söylenmektedir .
Çin'deki Türk Tabgaç hanedanı sırasında Uygurlar Gao Che adıyla anılmışlardır. Daha sonra da, V.yüzyılın ikinci yarısından sonra, Tölöslerin bir kabilesi olarak geçmektedirler. Bununla beraber İslâm coğrafyacıları, Tokuz-Oğuzlarla Uygurları eş tutmuşlardır. Elimizde bulunan Karabalgasun yazıtı Çince yüzünde Uygurların dokuz aileden meydana gelmiş oldukları zikredilmiştir, fakat bu "dokuz aile"nin adı tek tek sayılmamıştır. Çin kaynaklarının yardımıyla Uygurları meydana getiren dokuz aileyi şu şekilde sayabiliriz: Yüe-lo-ko Yaglakar), Hu-to-ko (Uturkar), To-lo-wu/Hou (Kürebir), Mo-Ko-si-k'i (Bakasıkır), A-vu-ti (Ebirçeg), Ko-sa (Kasar), Hu-Wu-su, Yüe-wu-ku (Yagmurkar), Hi-Ye-Vu (Aymur/Eymür). Bunların liderliği ise Yaglakar ailesinin elinde bulunuyordu.
Hun İmparatorluğundan sonra Doğu Türkistan, M.S. 93-121 yılları arasında Çin istilâsına uğradı. Bu yıldan M.S. 220'ye kadar bölgede Kuşan hâkimiyeti kuruldu. Bu devletin çekilmesinden 360 yılına kadar Doğu Türkistan'da bulunan Yarkent, Lop, Hoten, Kâşgar, Kuça ve Turfan gibi şehir devletleri müstakil oldular. Bu tarihten itibaren Doğu Türkistan bölgesine sırasıyla Şiyenbi, Toba, Cücen, Kök Türk, Türgiş, Uygur, Karluk, Karahanlı ve Karahıtay hanedanları hâkim oldular .
Ötüken Uygur Hakanlığı:
745 yılında Göktürk iktidarını yıkan Uygurlar aslında dokuz urugdan meydana gelen bir boy idi. Daha sonra dokuz Oğuz boyunu da kendilerine katılması ile boy sayısı ona çıkmış ve bundan dolayı ” On-Uygur” (On Müttefik) diye de anılmışlardı. Bu on boya hükmeden Kutluk Bilge Kül Kağan bu tarihte Ötüken’de yeni bir devlet kurdu. Başkenti Orhun nehri kıyısındaki Ordu Balık şehri idi. Kutluk Bilge 747 yılında öldü.
Kutluk Bilge’nin yerine oğlu Moyen-çor (747-759) geçti. Moyen-çor kendidiktirdiği kitabesine göre egemenliğini Yenisey kaynakları Çu-Talas havalisi, İç Asya ve Kerulen nehrine kadar yaydı. Çin imparatorunu 751 yılında Talas savaşını İslâm kuvvetlerine karşı kaybedince ülkesinde iç isyanlara maruz kaldı. Karluklar tarafından desteklenen İslâm kuvvetleri ile Çinliler arasında cereyan eden büyük Talas muharebesi (751)’inde Çinliler ağır mağlûbiyete uğramış, Tarım havzasının Uygurlar’a geçmesini sağlayan ve Çin’in Orta Asya’dan çekilmesi ile sonuçlanan bu savaş üzerine, Çin’de büyük hâdiseler olmuştur ki, bunların en mühimi, Türk anadan doğan An-lu-şan adlı bir kumandanın 200 bin kişilik bir kuvvetle Lo-yang (755) ve Ç’ang-an (757)’ı zapt ederek kendisini imparator ilan etmesi idi. Mo-yen-çur, T’ang imparatoru Su-stung’u destekledi. Lo-yang’ı geri aldı (757). Çin yılda 200 bin top ipek vermeği taahhüt etti. . İsyancı güçlerden biri Çin kentlerini ele geçirince Çin İmparatoru Sutsung Uygurlardan yardım istemek zorunda kaldı. Çin’e yardıma giden Moyen-çor her iki başkenti geri aldığı gibi yaptığı iyiliğin mükafatı olarak çeşitli maddi ve manevi unvan ve kazançlar sağladı.
Moyen-çor 759 yılında ölünce yerine oğlu Böğü Kağan (747-759) geçti. 759’da yerine geçen Bögü Kağan, (Tanrıda bolmuş il tutmuş Alp Külüg Bilge Kagan)’da dikkatini karışıklıkların devam ettiği Çin’e çevirmişti. Asıl niyeti T’ang sülalesinin artık sözünün geçmediği Çin’e hakim olmaktı. Uygur ordusunun Çin’de görünmesi ile (762), hakanla akrabalık kurmuş olan Töles menşeli, Çin kumandanı P’u-ku (Buku, Türk ünvanı) Hua-ien tarafından isyancılar zararsız hale getirildi ve Uygur ileri harekatı önlendi ise de, Türk nüfuzu Çin’de çok artmıştı. Başkent ve şehirlerde pekçok Uygur serbestçe ticaret yapıyor, istedikleri kadar ipekli kumaş alıp, istedikleri fiyattan satıyorlardı.
Tibetlilerin hücumuna uğrayan Çin’i korumak üzere P’u-ku Huai-en ‘in daveti ile Bögü’nün yaptığı Lo-yang seferi (763) Türk kültür tarihi bakımından büyük neticeler doğurdu. Hakan Ötüken’e dönerken, Uygurların hayat ve telakkilerinin değişmesi bakımından çok tesiri görülen Mani dinini Türkler arasında yaymak üzere, dört rahibi de beraberinde getirmişti. Böylece hayvani gıdalar yemeği yasaklayan, savaşçılık duygusunu zayıflatan, Hıristiyanlık- Mazdeizm-Budizm karışımı bir din olan Manihizm, hakan tarafından kabul edilerek Türk ülkesinde resmi bir mahiyet kazandı. Böğü Kağan devri olaylarının iki boyutu vardır: 1) Siyâsi 2) Dinî. Siyâsi boyut Böğü Kağan’ın Çin’den ticari menfaatler elde etmesiydi. Dinî boyut ise 762 Çin Seferi sırasında tanıştığı Maniheist rahiplerin etkisi ile Mani dinine girmesi ve onu ülkesinin resmi dini haline getirmesiydi . Böğü Kağan Uygurların bozkır adetlerini bırakıp medeni olmalarını arzu ediyordu. Bunun da Mani diniyle mümkün olacağını inanıyordu. Halbuki Mani dini Uygurları zayıflatan en büyük etken olmuştur. Uygurların hareketsizliği, et yememeğe, insan öldürmemeğe teşvik eden bu din onları gevşetti ve cesaretlerini körletti. Maniheizm bir tüccar ve şehirli dinidir. Uygurluların savaşçılığını körelttiği doğrudur ancak Uygurlular’ın ilim sanat ve edebiyattaki ilerlemelerine olan faydası inkar edilemez .
780 senesinde Tun Baga Tarkan, Böğü Kağan'ı öldürerek kendisini kağan ilan etmiştir. Kağan olduktan sonra, ilk iş olarak derhal Çin ile siyasî münasebetlerinin düzeltilmesi yolunu seçmiş ve bunda da muvaffak olmuştur. Çinliler tarafından kendisine "Alp Kutlug Bilge Kağan" unvanı verilmiştir. Kutlug Bilge Kağan'ın başlıca faaliyetlerini şöyle sıralayabiliriz. Tibet ve Karlukların Uygurlara karşı teşkil ettikleri çeteleri ortadan kaldırmış, Karlukları tamamen kendine tâbi kıldıktan sonra, Turfan bölgesine inmiştir. Burada da Tibet ve Karluk çeteleriyle karşılaşmış ve bunları da tamamen ortadan kaldırdıktan sonra, şehirleri geri alarak asayişi bozmayan bölge halkını ödüllendirmiş, asayişi bozanları ise şiddetle cezalandırmıştır. Kutlug Bilge Kağan'ın en büyük icraatı Kırgız seferidir. Kırgız seferi kendi adını ebedîleştirmiştir denilebilir. Orta Asya'nın kuzeyinde oturan ve bir Türk boyu olan Kırgızlar, cesur ve kuvvetli idiler. Uygurlar bugünkü Turfan bölgesine kadar hâkim olunca, Kırgızların güney bölgeleriyle ilişkileri hemen hemen kesilmişti. Bu yüzden Kırgızlar daha kuzeye çekilmek zorunda kalmışlardır.
Kutlug Bilge Kağan 805 senesinde ölünce, yerine "Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kagan" geçmiştir. Bu Kağan'ın önemli faaliyetlerini şöyle sıralayabiliriz. Doğu Türkistan'ın önemli şehirlerinden birisi olan Kuça'yı Tibetlilerin elinden kurtarması ve Maniheizm'in Uygurlar arasında yayılması içingöstermiş olduğu gayret.
Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kağan ölünce, yerine bir evvelki kağan'ın küçük kardeşi 821 senesinde kağan olmuştur. Bu kağan'ın unvanı "Ay Tengride Kut Bulmış Bilge Kağan"dır. Uygurların ilk devrinden itibaren 21. kağanı olan bu kişinin bir başka ismi de "Kasar Tegin"dir.
Kasar Tegin başa gelince Çinlilerle bir evlilik yoluyla akrabalık kurmak istemişti. Daha önceleri de gördüğümüz Çinli prenseslerle evlenerek bir akrabalık bağı tesis edilmesini her iki toplum, özellikle Çinlilere yararlar sağlayacağı aşikârdır. 821 senesinden sonra, Uygurlarda siyâsi yönden genel bir bozukluk görülmektedir. Uygurlardaki bu iç karışıklıkları Mani dinine bağlayanlar olduğu gibi, meydana gelen sülâle değişmesinin de rol oynadığını ve Çin'in olumsuz etkisinin de olduğunu söyleyenler vardır. Kasar Tegin bütün maiyetiyle birlikte öldürülmüştür. Yerine 832-839 seneleri arasında başa geçen manevi oğlu "Hu-te-le" kağanlık yapmıştır. "Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kağan" unvanını almıştır. Bu dönemde iç karışıklıklar hat safhaya gelmiş ve bu arada büyük bir kış mevsiminden sonra, hayvanların pek çoğu telef olmuştur. Bu durum ise Uygur ekonomisini oldukça sarsmış ve Çin'e satacak mal bulamaz duruma gelmişlerdir.
Hu-Te-le kağan 839 senesinde ölünce yerine Wu-Tu-Kung ile aynı senede Wu-Chie Kağan başa geçmiştir. 840 senesine gelindiğinde, 100 bin kişilik bir Kırgız ordusunun Uygur başkenti Karabalgasun'u kuşatarak, son Uygur kağanı olan Wu-Chie'yi öldürmüşlerdir. Uygurlar, Kırgızlar tarafından büyüklü küçüklü kılıçtan geçirilmişlerdir. Kırgızlar böylece belki de Moyun-çor ve Kutluk Bilge zamanlarında uğradıkları yenilgilerin intikamını almış oldular. Bu savaştan kurtulan Uygurlar çeşitli yönlere hareket ederek yeni yurt edinmek için çaba harcamışlardır .
Kan-Çou Uygur Devleti:
Bugünkü Kansu şehrinin yakınında kurulan Kan-Su Uygur devleti, bilhassa X. yüzyılın ortalarından itibaren Uygurların kuvvet merkezi hâline gelmiştir. Bu Uygurlar da Sha-Chou Uygurları gibi, XI. yüzyıldan sonra, Tangut ve Kıtanların hâkimiyetlerini tanımışlardır. Kan-Su Uygurlarına aynı zamanda "Sarı Uygurlar" da denilmektedir. 840 tarihinden sonra Uygurların bir kısmının Tibet ve An-Shi bölgesine göç ettikleri bilinmektedir. Bu bölgenin merkezi ise, Kansu (Kan-Chou) şehri idi. Kansu şehri bilhassa, Çin ile bugünkü Doğu Türkistan arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Uygurlar bu bölgeye gelmeden önce, bu bölge ve ticaret yolu, Tibetlilerin eline geçmişti. Bu bölgeye gelip yerleşen Uygurların askerî bakımdan çok zayıf olduklarını Çin kaynakları bahsetmektedirler.
Bu bölgenin asıl özelliği Budizmin en fazla yayılmış olduğu bir yer ve Dun-huang mağaralarının bulunmasındandır. Bu sebeple Uygurların eski dini Maniheizmin burada daha çok yaşanmış olması ve Uygurların yeniden Budizm dinine bir dönüş yapmış olmaları çok muhtemeldir. Budist kitaplarının Sarı Uygur Kağanını "Gök Hükümdarı" diye anmaları ve onuncu yüzyılın başında buradan Çin'e gelmiş olan rahiplerin yeşil cübbe giymiş olmaları da, onların çoktan Budist olduklarını gösteren deliller olması lâzımdır.
Dokuzuncu yüzyılın sonunda Turfan Uygurları tarafından Doğu Türkistan'dan kovulan Tibetliler Kansu'ya gelmişler ve Sarı Uygurların başına ciddî olarak dert olmuşlardır. Çinlilerle beraber Tibet tehlikesini de atlatan Sarı Uygurlar, ancak onuncu yüzyılın başlarında rahat nefes alabilmişlerdir.
911 tarihinde Sarı Uygurların ilk defa olarak askerî bir harekete geçtiklerini ve mabetlerin bulunduğu Dun-huang (Bin Buda) şehrini zaptettiklerini Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Bu hareket daha ziyade, Maniheist bir geleneğe sahip olan ve Sarı Uygurlarla Turfan Uygurları arasında kurulmuş küçük bir Çin devletine karşı yapılmış akındır. Bu devletçik "Beyaz elbise giyen imparatorun devleti" idi. Sarı Uygurların bu başarıları üzerine itibarları da çok artmıştır.
923 senesinde Kan-Su veya Sarı Uygurların başında Jen-Mei kağan bulunuyordu. Jen-mei kendileri için büyük tehlike oluşturan Tibetlilere karşı Çin'le bir anlaşma yapmıştır. Çinliler de sınırlarının güvenli olması için Sarı Uygurlara güvenmişler ve bu anlaşmayı imzalamışlardır. 924 senesinde Jen-mei ölünce yerine kardeşlerinin en küçüğü Tegin "kağan" oldu. 924 ile 928 seneleri arasında Uygurlar arasında karışıklıkların çıktığını görüyoruz. Artık Sarı Uygurlar, kendi iç işleriyle uğraşmaya başlamışlardı. Öyle anlaşılıyor ki, Sarı Uygurlar, batıdan gelen malları alıyorlar ve kendi kervanları ile Çine götürüyorlardı. Dar bir sahada yaşayan bu Uygurların hayatlarını devam ettirebilmeleri için ticaretin büyük önemi vardı.
933 senesinden sonra, Tibetlilerin Uygur kervanlarını soymaları üzerine başlayan Tibet harpleri, Uygurların kendi menfaatlerini korumak maksadıyla yapılan mücadelelerdir. Diğer taraftan Çinlilerin bu savaşlarda Uygurların yanında olması da kendi çıkarlarını Tibetlilere kaptırmamak içindir.
Sarı Uygurların daha önce kurulmuş olan Türk devletleri gibi fütuhat politikası yoktu. Belki bunun tek sebebi Sarı Uygurların artık yavaş yavaş yerleşik hayata geçmiş olmalarıdır. Onların tek amacı Kan-Chou (Kansu) şehrinde barış içinde oturup, yabancıların baskın ve istilâsına uğramadan kervanlarını gönderebilmekti. Bu sebeple Çin ile daima dostluk içinde yaşamışlar ve kendileri için en büyük tehlike olan güneydeki Tibetlilere karşı cephe almışlardı .
Doğu Türkistan (Turfan) Uygur Devleti:
İç Asya’ya doğru göçen Uygurların başında, Vu-hi Tegin’in kardeşi, Ngo-nie Tegin bulunuyordu. Kendisi 13 Uygur kabile birliğinin son “kagan”ı (846-948) kabul edilmektedir. Batıya gelen Uygur kolu Tanrı Dağları, Beş-balık, Turfan taraflarına yerleşerek, 840’da Kara-Balasagun’da istilacılar eli ile öldürülen Uygur hakanının yeğeni, Mengli’yi “kagan” (Ulug Tangride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge) seçtiler (856). Tibetliler’in hücumuna karşı, nüfûzu altında tutmak istediği bu bölgede kendisine bir dost arayan Çin, bu Uygur Devleti’ni derhal tanıdı. 873’e doğru “kagan”ın Buku Cin olması muhtemeldir. T’anglar, ismen de olsa, kendilerine bağlı ve siyasetlerine uygun bir tutum içinde bulunan bu Uygur devletinin, meşru Çin idaresine isyan eden Turfan, Beş-balık askerî valilerini ortadan kaldırarak Hami’ye kadar hakimiyet kurmalarına şüphesiz müdahale etmiyorlardı. Bu suretle siyasî nüfuzu gittikçe artan ve İç-Asya’nın ticaret yolları üzerinde olması ile de iktisaden gelişen Uygur Devleti aynı zamanda Manihizm’in bölgede yayılmasına vasıta oluyordu. Nitekim T’anglar’ın yıkılışı sırasında Tun-huang askeri bölgesini işgal eden Çin’li kumandan, yukarıda bahsettiğimiz muhtar “devlet”ini kurarken “Beyaz elbise giyen Gök-oğlu” lakabını almıştı (Maniheistler beyaz giyiyorlardı). Fakat bilindiği gibi, Kan-çou Uygurları bu muhtar “devlet”e son vermişler (911), bu tarihten itibaren Doğu Türkistan Uygur Devleti de müstakil olmuştu. Bundan sonra, güneyde Tibet, Batı Türkistan’da Karluk bölgesi ile sınırlı ve başlıca şehirleri Turfan, Kaşgar, Beş-balık, Kuça, Hami (Urumçi) olan ülkelerini müdafaa ile yetinerek sanat, edebiyat ve ticaret sahasında yükselen bu Uygur Devleti ile ilgili siyasi hadiseler hakkında fazla bilgi görülmüyor. Ancak 947’lerde başkentin Hoço (Doğu Türkistan’da Kara-hoca = Kao-Ch’eng) şehri ve yazlık merkezin de Beş-balık (Pei-ting) olduğu ve “Gün Ay Tangride Kut Bulmış Ulug kut onanmış, alpın, erdemin, il tutmuş Alp Arslan Kutlug Kül Bilge Tangri Han”ın devleti idare ettiği biliniyor. Uygur hükümdarlarına “ıduk-kut” lakabı verilmiş ve başkent Iduk-kut (İdi-kut) şehri diye anılmıştır. Uygurlar hakkında en ilgi çekici bilgiye, Çin’deki Kuzey Sung imparatoru tarafından 981’de Kara-hoça’ya elçi olarak gönderilen Wang-Ye Tö’nün seyahat notlarında tesadüf edilmektedir ki kültür tarihi bakımından büyük değer taşır. Doğu Türkistan Uygur Devleti’nde, doğu Uygur kolunda olduğu gibi, Budizm çok yayılmış, hatta Maniheizm’den üstün bir mahiyet almış, bunun yanında Nasturi Hıristiyanlık ve başlangıçta pek az olmak üzere İslamiyet tesirlerin göstermiştir. Müslüman-Türk Karahanlılar, Kaşgarlı Mahmud’un eserinde (1074) “kâfir” diye bahsedilen Uygurlar’la mücadele ediyor ve Uygur memleketinde İslâmiyet’i yaymağa çalışıyorlardı. Sonra İslâmiyet Çin’e Uygurlar vasıtası ile girdiği için oradaki ilk Müslüman Çinlilere Huei-ho (Uygur) denilmiştir. Doğu Türkistan Uygur Devleti (1209)’da Cengiz Han’a bağlandığı zaman, o tarihe kadar Kara-Hitaylar’a tabi durumunda olan Iduk-kut Barçuk Art-Tegin bulunuyordu. İslam kaynaklarında daima “Dokuz-oğuz” diye bahsedilen Uygurların hakimiyeti fiilen sona ermekle beraber, Moğollar tabiiyetinde olarak Uygur sülalesi, İduk-kut ünvanı ile, Çin’de Ming devrinin başlarına, son Uygur İdi-kut’u Ho-şang, Ming sülalesi kurucusuna teslim oluncaya kadar (1368) devam ettiği gibi, birçok Uygur, Cengiz Moğolları devletinde yüksek idari vazife almış ve Uygur medeni tesirleri Asya’nın doğusu ve batısında asırlarca hissedilmiştir .
BİBLİYOGRAFYA
1. ÇANDARLIOĞLU,Gülçin,”Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü”,Türkler,II, Ankara:Yeni Türkiye Yay.,2002,198-199.
2. ESİN, Emel, İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslâm’a Giriş, İstanbul 1978.
3. GÜNGÖR, Erol, Tarihte Türkler,İstanbul:Ötüken Yayınları,1996.
4. İZGİ, Özkan,Uygurların Siyasi ve Kültürel Tarihi, Ankara 1987.
5. KAFESOĞLU, İbrahim,Türk Millî Kültürü, İstanbul: Boğaziçi Yay., 1996.
6. ÖGEL,Bahattin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, I, İstanbul: MEB Yay.,1971.
7. SALMAN,Hüseyin,’’İslâmiyet’ten Önceki Türk Devletleri’’,Türk Tarihi ve Kültürü,Ankara:Pegem Yay.2005,24.
8. TEKİN, Talat, Orhun Yazıtları, Ankara 1988
Uygur adı Türkçe kaynaklarda, Orhon yazıtlarında ilk defa 717 yılındaki olaylar sırasında zikredilmiştir. Bu sırada Uygurlar, Kök Türk hâkimiyetini tanımak istemeyerek Kök Türk ülkesinin doğusuna, muhtemelen de Çin sınırlarına doğru kaçmış olsalar gerek . Çin kaynaklarında Uygur adı Hui-hu, Hui-he, Wei-hu, Wei-wu gibi çeşitli şekillerde yazılmıştır. Uygur adının anlamı ve etimolojisi hakkında çeşitli görüşler vardır. Uygur adının manası, 974'de tamamlanan Çince Kiu Wu Tai adlı eserde "Şahin sür'ati ile dolaşan ve hücum eden" diye açıklanmaktadır. Diğer taraftan, kelimenin etimolo-gique olarak "uy (takip etmek) + gur" tarzında (Sal-gur gibi) meydana geldiği ileri sürülmüş ise de, o tarihlerde Türkçede "takip etmek" manasındaki fiil kökünün "ud+" olduğu belirtilerek, Uygur adının "Oy (oymak, baskı yapmak)+gur" çeklinde açıklanabileceği veya daha kuvvetli bir ihtimal ile bu adın Türkçe "Uy(akraba, müttefık)+gur" olabileceği ve dolayısiyle "On-Uygur" deyiminin de "10 müttefik" manasında olması gerektiği bildirilmektedir .
Uygurların Menşei:
Uygurların Göktürkler gibi Hunların neslinden olduğu yolundaki haberler veren kaynaklar Göktürkler gibi onların da kurttan türediklerini söylerler. Fakat bunun yanı sıra Uygurların ağaçtan türediklerine dair efsaneler de vardır . Uygurlara ait en eski kayıtların M.Ö. 176 ve 43 yıllarında Issık-Köl civarlarındaki kalıntılarda bulunduğu söylenmektedir .
Çin'deki Türk Tabgaç hanedanı sırasında Uygurlar Gao Che adıyla anılmışlardır. Daha sonra da, V.yüzyılın ikinci yarısından sonra, Tölöslerin bir kabilesi olarak geçmektedirler. Bununla beraber İslâm coğrafyacıları, Tokuz-Oğuzlarla Uygurları eş tutmuşlardır. Elimizde bulunan Karabalgasun yazıtı Çince yüzünde Uygurların dokuz aileden meydana gelmiş oldukları zikredilmiştir, fakat bu "dokuz aile"nin adı tek tek sayılmamıştır. Çin kaynaklarının yardımıyla Uygurları meydana getiren dokuz aileyi şu şekilde sayabiliriz: Yüe-lo-ko Yaglakar), Hu-to-ko (Uturkar), To-lo-wu/Hou (Kürebir), Mo-Ko-si-k'i (Bakasıkır), A-vu-ti (Ebirçeg), Ko-sa (Kasar), Hu-Wu-su, Yüe-wu-ku (Yagmurkar), Hi-Ye-Vu (Aymur/Eymür). Bunların liderliği ise Yaglakar ailesinin elinde bulunuyordu.
Hun İmparatorluğundan sonra Doğu Türkistan, M.S. 93-121 yılları arasında Çin istilâsına uğradı. Bu yıldan M.S. 220'ye kadar bölgede Kuşan hâkimiyeti kuruldu. Bu devletin çekilmesinden 360 yılına kadar Doğu Türkistan'da bulunan Yarkent, Lop, Hoten, Kâşgar, Kuça ve Turfan gibi şehir devletleri müstakil oldular. Bu tarihten itibaren Doğu Türkistan bölgesine sırasıyla Şiyenbi, Toba, Cücen, Kök Türk, Türgiş, Uygur, Karluk, Karahanlı ve Karahıtay hanedanları hâkim oldular .
Ötüken Uygur Hakanlığı:
745 yılında Göktürk iktidarını yıkan Uygurlar aslında dokuz urugdan meydana gelen bir boy idi. Daha sonra dokuz Oğuz boyunu da kendilerine katılması ile boy sayısı ona çıkmış ve bundan dolayı ” On-Uygur” (On Müttefik) diye de anılmışlardı. Bu on boya hükmeden Kutluk Bilge Kül Kağan bu tarihte Ötüken’de yeni bir devlet kurdu. Başkenti Orhun nehri kıyısındaki Ordu Balık şehri idi. Kutluk Bilge 747 yılında öldü.
Kutluk Bilge’nin yerine oğlu Moyen-çor (747-759) geçti. Moyen-çor kendidiktirdiği kitabesine göre egemenliğini Yenisey kaynakları Çu-Talas havalisi, İç Asya ve Kerulen nehrine kadar yaydı. Çin imparatorunu 751 yılında Talas savaşını İslâm kuvvetlerine karşı kaybedince ülkesinde iç isyanlara maruz kaldı. Karluklar tarafından desteklenen İslâm kuvvetleri ile Çinliler arasında cereyan eden büyük Talas muharebesi (751)’inde Çinliler ağır mağlûbiyete uğramış, Tarım havzasının Uygurlar’a geçmesini sağlayan ve Çin’in Orta Asya’dan çekilmesi ile sonuçlanan bu savaş üzerine, Çin’de büyük hâdiseler olmuştur ki, bunların en mühimi, Türk anadan doğan An-lu-şan adlı bir kumandanın 200 bin kişilik bir kuvvetle Lo-yang (755) ve Ç’ang-an (757)’ı zapt ederek kendisini imparator ilan etmesi idi. Mo-yen-çur, T’ang imparatoru Su-stung’u destekledi. Lo-yang’ı geri aldı (757). Çin yılda 200 bin top ipek vermeği taahhüt etti. . İsyancı güçlerden biri Çin kentlerini ele geçirince Çin İmparatoru Sutsung Uygurlardan yardım istemek zorunda kaldı. Çin’e yardıma giden Moyen-çor her iki başkenti geri aldığı gibi yaptığı iyiliğin mükafatı olarak çeşitli maddi ve manevi unvan ve kazançlar sağladı.
Moyen-çor 759 yılında ölünce yerine oğlu Böğü Kağan (747-759) geçti. 759’da yerine geçen Bögü Kağan, (Tanrıda bolmuş il tutmuş Alp Külüg Bilge Kagan)’da dikkatini karışıklıkların devam ettiği Çin’e çevirmişti. Asıl niyeti T’ang sülalesinin artık sözünün geçmediği Çin’e hakim olmaktı. Uygur ordusunun Çin’de görünmesi ile (762), hakanla akrabalık kurmuş olan Töles menşeli, Çin kumandanı P’u-ku (Buku, Türk ünvanı) Hua-ien tarafından isyancılar zararsız hale getirildi ve Uygur ileri harekatı önlendi ise de, Türk nüfuzu Çin’de çok artmıştı. Başkent ve şehirlerde pekçok Uygur serbestçe ticaret yapıyor, istedikleri kadar ipekli kumaş alıp, istedikleri fiyattan satıyorlardı.
Tibetlilerin hücumuna uğrayan Çin’i korumak üzere P’u-ku Huai-en ‘in daveti ile Bögü’nün yaptığı Lo-yang seferi (763) Türk kültür tarihi bakımından büyük neticeler doğurdu. Hakan Ötüken’e dönerken, Uygurların hayat ve telakkilerinin değişmesi bakımından çok tesiri görülen Mani dinini Türkler arasında yaymak üzere, dört rahibi de beraberinde getirmişti. Böylece hayvani gıdalar yemeği yasaklayan, savaşçılık duygusunu zayıflatan, Hıristiyanlık- Mazdeizm-Budizm karışımı bir din olan Manihizm, hakan tarafından kabul edilerek Türk ülkesinde resmi bir mahiyet kazandı. Böğü Kağan devri olaylarının iki boyutu vardır: 1) Siyâsi 2) Dinî. Siyâsi boyut Böğü Kağan’ın Çin’den ticari menfaatler elde etmesiydi. Dinî boyut ise 762 Çin Seferi sırasında tanıştığı Maniheist rahiplerin etkisi ile Mani dinine girmesi ve onu ülkesinin resmi dini haline getirmesiydi . Böğü Kağan Uygurların bozkır adetlerini bırakıp medeni olmalarını arzu ediyordu. Bunun da Mani diniyle mümkün olacağını inanıyordu. Halbuki Mani dini Uygurları zayıflatan en büyük etken olmuştur. Uygurların hareketsizliği, et yememeğe, insan öldürmemeğe teşvik eden bu din onları gevşetti ve cesaretlerini körletti. Maniheizm bir tüccar ve şehirli dinidir. Uygurluların savaşçılığını körelttiği doğrudur ancak Uygurlular’ın ilim sanat ve edebiyattaki ilerlemelerine olan faydası inkar edilemez .
780 senesinde Tun Baga Tarkan, Böğü Kağan'ı öldürerek kendisini kağan ilan etmiştir. Kağan olduktan sonra, ilk iş olarak derhal Çin ile siyasî münasebetlerinin düzeltilmesi yolunu seçmiş ve bunda da muvaffak olmuştur. Çinliler tarafından kendisine "Alp Kutlug Bilge Kağan" unvanı verilmiştir. Kutlug Bilge Kağan'ın başlıca faaliyetlerini şöyle sıralayabiliriz. Tibet ve Karlukların Uygurlara karşı teşkil ettikleri çeteleri ortadan kaldırmış, Karlukları tamamen kendine tâbi kıldıktan sonra, Turfan bölgesine inmiştir. Burada da Tibet ve Karluk çeteleriyle karşılaşmış ve bunları da tamamen ortadan kaldırdıktan sonra, şehirleri geri alarak asayişi bozmayan bölge halkını ödüllendirmiş, asayişi bozanları ise şiddetle cezalandırmıştır. Kutlug Bilge Kağan'ın en büyük icraatı Kırgız seferidir. Kırgız seferi kendi adını ebedîleştirmiştir denilebilir. Orta Asya'nın kuzeyinde oturan ve bir Türk boyu olan Kırgızlar, cesur ve kuvvetli idiler. Uygurlar bugünkü Turfan bölgesine kadar hâkim olunca, Kırgızların güney bölgeleriyle ilişkileri hemen hemen kesilmişti. Bu yüzden Kırgızlar daha kuzeye çekilmek zorunda kalmışlardır.
Kutlug Bilge Kağan 805 senesinde ölünce, yerine "Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kagan" geçmiştir. Bu Kağan'ın önemli faaliyetlerini şöyle sıralayabiliriz. Doğu Türkistan'ın önemli şehirlerinden birisi olan Kuça'yı Tibetlilerin elinden kurtarması ve Maniheizm'in Uygurlar arasında yayılması içingöstermiş olduğu gayret.
Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kağan ölünce, yerine bir evvelki kağan'ın küçük kardeşi 821 senesinde kağan olmuştur. Bu kağan'ın unvanı "Ay Tengride Kut Bulmış Bilge Kağan"dır. Uygurların ilk devrinden itibaren 21. kağanı olan bu kişinin bir başka ismi de "Kasar Tegin"dir.
Kasar Tegin başa gelince Çinlilerle bir evlilik yoluyla akrabalık kurmak istemişti. Daha önceleri de gördüğümüz Çinli prenseslerle evlenerek bir akrabalık bağı tesis edilmesini her iki toplum, özellikle Çinlilere yararlar sağlayacağı aşikârdır. 821 senesinden sonra, Uygurlarda siyâsi yönden genel bir bozukluk görülmektedir. Uygurlardaki bu iç karışıklıkları Mani dinine bağlayanlar olduğu gibi, meydana gelen sülâle değişmesinin de rol oynadığını ve Çin'in olumsuz etkisinin de olduğunu söyleyenler vardır. Kasar Tegin bütün maiyetiyle birlikte öldürülmüştür. Yerine 832-839 seneleri arasında başa geçen manevi oğlu "Hu-te-le" kağanlık yapmıştır. "Ay Tengride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge Kağan" unvanını almıştır. Bu dönemde iç karışıklıklar hat safhaya gelmiş ve bu arada büyük bir kış mevsiminden sonra, hayvanların pek çoğu telef olmuştur. Bu durum ise Uygur ekonomisini oldukça sarsmış ve Çin'e satacak mal bulamaz duruma gelmişlerdir.
Hu-Te-le kağan 839 senesinde ölünce yerine Wu-Tu-Kung ile aynı senede Wu-Chie Kağan başa geçmiştir. 840 senesine gelindiğinde, 100 bin kişilik bir Kırgız ordusunun Uygur başkenti Karabalgasun'u kuşatarak, son Uygur kağanı olan Wu-Chie'yi öldürmüşlerdir. Uygurlar, Kırgızlar tarafından büyüklü küçüklü kılıçtan geçirilmişlerdir. Kırgızlar böylece belki de Moyun-çor ve Kutluk Bilge zamanlarında uğradıkları yenilgilerin intikamını almış oldular. Bu savaştan kurtulan Uygurlar çeşitli yönlere hareket ederek yeni yurt edinmek için çaba harcamışlardır .
Kan-Çou Uygur Devleti:
Bugünkü Kansu şehrinin yakınında kurulan Kan-Su Uygur devleti, bilhassa X. yüzyılın ortalarından itibaren Uygurların kuvvet merkezi hâline gelmiştir. Bu Uygurlar da Sha-Chou Uygurları gibi, XI. yüzyıldan sonra, Tangut ve Kıtanların hâkimiyetlerini tanımışlardır. Kan-Su Uygurlarına aynı zamanda "Sarı Uygurlar" da denilmektedir. 840 tarihinden sonra Uygurların bir kısmının Tibet ve An-Shi bölgesine göç ettikleri bilinmektedir. Bu bölgenin merkezi ise, Kansu (Kan-Chou) şehri idi. Kansu şehri bilhassa, Çin ile bugünkü Doğu Türkistan arasındaki ticaret yolu üzerinde bulunuyordu. Uygurlar bu bölgeye gelmeden önce, bu bölge ve ticaret yolu, Tibetlilerin eline geçmişti. Bu bölgeye gelip yerleşen Uygurların askerî bakımdan çok zayıf olduklarını Çin kaynakları bahsetmektedirler.
Bu bölgenin asıl özelliği Budizmin en fazla yayılmış olduğu bir yer ve Dun-huang mağaralarının bulunmasındandır. Bu sebeple Uygurların eski dini Maniheizmin burada daha çok yaşanmış olması ve Uygurların yeniden Budizm dinine bir dönüş yapmış olmaları çok muhtemeldir. Budist kitaplarının Sarı Uygur Kağanını "Gök Hükümdarı" diye anmaları ve onuncu yüzyılın başında buradan Çin'e gelmiş olan rahiplerin yeşil cübbe giymiş olmaları da, onların çoktan Budist olduklarını gösteren deliller olması lâzımdır.
Dokuzuncu yüzyılın sonunda Turfan Uygurları tarafından Doğu Türkistan'dan kovulan Tibetliler Kansu'ya gelmişler ve Sarı Uygurların başına ciddî olarak dert olmuşlardır. Çinlilerle beraber Tibet tehlikesini de atlatan Sarı Uygurlar, ancak onuncu yüzyılın başlarında rahat nefes alabilmişlerdir.
911 tarihinde Sarı Uygurların ilk defa olarak askerî bir harekete geçtiklerini ve mabetlerin bulunduğu Dun-huang (Bin Buda) şehrini zaptettiklerini Çin kaynaklarından öğreniyoruz. Bu hareket daha ziyade, Maniheist bir geleneğe sahip olan ve Sarı Uygurlarla Turfan Uygurları arasında kurulmuş küçük bir Çin devletine karşı yapılmış akındır. Bu devletçik "Beyaz elbise giyen imparatorun devleti" idi. Sarı Uygurların bu başarıları üzerine itibarları da çok artmıştır.
923 senesinde Kan-Su veya Sarı Uygurların başında Jen-Mei kağan bulunuyordu. Jen-mei kendileri için büyük tehlike oluşturan Tibetlilere karşı Çin'le bir anlaşma yapmıştır. Çinliler de sınırlarının güvenli olması için Sarı Uygurlara güvenmişler ve bu anlaşmayı imzalamışlardır. 924 senesinde Jen-mei ölünce yerine kardeşlerinin en küçüğü Tegin "kağan" oldu. 924 ile 928 seneleri arasında Uygurlar arasında karışıklıkların çıktığını görüyoruz. Artık Sarı Uygurlar, kendi iç işleriyle uğraşmaya başlamışlardı. Öyle anlaşılıyor ki, Sarı Uygurlar, batıdan gelen malları alıyorlar ve kendi kervanları ile Çine götürüyorlardı. Dar bir sahada yaşayan bu Uygurların hayatlarını devam ettirebilmeleri için ticaretin büyük önemi vardı.
933 senesinden sonra, Tibetlilerin Uygur kervanlarını soymaları üzerine başlayan Tibet harpleri, Uygurların kendi menfaatlerini korumak maksadıyla yapılan mücadelelerdir. Diğer taraftan Çinlilerin bu savaşlarda Uygurların yanında olması da kendi çıkarlarını Tibetlilere kaptırmamak içindir.
Sarı Uygurların daha önce kurulmuş olan Türk devletleri gibi fütuhat politikası yoktu. Belki bunun tek sebebi Sarı Uygurların artık yavaş yavaş yerleşik hayata geçmiş olmalarıdır. Onların tek amacı Kan-Chou (Kansu) şehrinde barış içinde oturup, yabancıların baskın ve istilâsına uğramadan kervanlarını gönderebilmekti. Bu sebeple Çin ile daima dostluk içinde yaşamışlar ve kendileri için en büyük tehlike olan güneydeki Tibetlilere karşı cephe almışlardı .
Doğu Türkistan (Turfan) Uygur Devleti:
İç Asya’ya doğru göçen Uygurların başında, Vu-hi Tegin’in kardeşi, Ngo-nie Tegin bulunuyordu. Kendisi 13 Uygur kabile birliğinin son “kagan”ı (846-948) kabul edilmektedir. Batıya gelen Uygur kolu Tanrı Dağları, Beş-balık, Turfan taraflarına yerleşerek, 840’da Kara-Balasagun’da istilacılar eli ile öldürülen Uygur hakanının yeğeni, Mengli’yi “kagan” (Ulug Tangride Kut Bulmış Alp Külüg Bilge) seçtiler (856). Tibetliler’in hücumuna karşı, nüfûzu altında tutmak istediği bu bölgede kendisine bir dost arayan Çin, bu Uygur Devleti’ni derhal tanıdı. 873’e doğru “kagan”ın Buku Cin olması muhtemeldir. T’anglar, ismen de olsa, kendilerine bağlı ve siyasetlerine uygun bir tutum içinde bulunan bu Uygur devletinin, meşru Çin idaresine isyan eden Turfan, Beş-balık askerî valilerini ortadan kaldırarak Hami’ye kadar hakimiyet kurmalarına şüphesiz müdahale etmiyorlardı. Bu suretle siyasî nüfuzu gittikçe artan ve İç-Asya’nın ticaret yolları üzerinde olması ile de iktisaden gelişen Uygur Devleti aynı zamanda Manihizm’in bölgede yayılmasına vasıta oluyordu. Nitekim T’anglar’ın yıkılışı sırasında Tun-huang askeri bölgesini işgal eden Çin’li kumandan, yukarıda bahsettiğimiz muhtar “devlet”ini kurarken “Beyaz elbise giyen Gök-oğlu” lakabını almıştı (Maniheistler beyaz giyiyorlardı). Fakat bilindiği gibi, Kan-çou Uygurları bu muhtar “devlet”e son vermişler (911), bu tarihten itibaren Doğu Türkistan Uygur Devleti de müstakil olmuştu. Bundan sonra, güneyde Tibet, Batı Türkistan’da Karluk bölgesi ile sınırlı ve başlıca şehirleri Turfan, Kaşgar, Beş-balık, Kuça, Hami (Urumçi) olan ülkelerini müdafaa ile yetinerek sanat, edebiyat ve ticaret sahasında yükselen bu Uygur Devleti ile ilgili siyasi hadiseler hakkında fazla bilgi görülmüyor. Ancak 947’lerde başkentin Hoço (Doğu Türkistan’da Kara-hoca = Kao-Ch’eng) şehri ve yazlık merkezin de Beş-balık (Pei-ting) olduğu ve “Gün Ay Tangride Kut Bulmış Ulug kut onanmış, alpın, erdemin, il tutmuş Alp Arslan Kutlug Kül Bilge Tangri Han”ın devleti idare ettiği biliniyor. Uygur hükümdarlarına “ıduk-kut” lakabı verilmiş ve başkent Iduk-kut (İdi-kut) şehri diye anılmıştır. Uygurlar hakkında en ilgi çekici bilgiye, Çin’deki Kuzey Sung imparatoru tarafından 981’de Kara-hoça’ya elçi olarak gönderilen Wang-Ye Tö’nün seyahat notlarında tesadüf edilmektedir ki kültür tarihi bakımından büyük değer taşır. Doğu Türkistan Uygur Devleti’nde, doğu Uygur kolunda olduğu gibi, Budizm çok yayılmış, hatta Maniheizm’den üstün bir mahiyet almış, bunun yanında Nasturi Hıristiyanlık ve başlangıçta pek az olmak üzere İslamiyet tesirlerin göstermiştir. Müslüman-Türk Karahanlılar, Kaşgarlı Mahmud’un eserinde (1074) “kâfir” diye bahsedilen Uygurlar’la mücadele ediyor ve Uygur memleketinde İslâmiyet’i yaymağa çalışıyorlardı. Sonra İslâmiyet Çin’e Uygurlar vasıtası ile girdiği için oradaki ilk Müslüman Çinlilere Huei-ho (Uygur) denilmiştir. Doğu Türkistan Uygur Devleti (1209)’da Cengiz Han’a bağlandığı zaman, o tarihe kadar Kara-Hitaylar’a tabi durumunda olan Iduk-kut Barçuk Art-Tegin bulunuyordu. İslam kaynaklarında daima “Dokuz-oğuz” diye bahsedilen Uygurların hakimiyeti fiilen sona ermekle beraber, Moğollar tabiiyetinde olarak Uygur sülalesi, İduk-kut ünvanı ile, Çin’de Ming devrinin başlarına, son Uygur İdi-kut’u Ho-şang, Ming sülalesi kurucusuna teslim oluncaya kadar (1368) devam ettiği gibi, birçok Uygur, Cengiz Moğolları devletinde yüksek idari vazife almış ve Uygur medeni tesirleri Asya’nın doğusu ve batısında asırlarca hissedilmiştir .
BİBLİYOGRAFYA
1. ÇANDARLIOĞLU,Gülçin,”Uygur Devletleri Tarihi ve Kültürü”,Türkler,II, Ankara:Yeni Türkiye Yay.,2002,198-199.
2. ESİN, Emel, İslâmiyetten Önceki Türk Kültür Tarihi ve İslâm’a Giriş, İstanbul 1978.
3. GÜNGÖR, Erol, Tarihte Türkler,İstanbul:Ötüken Yayınları,1996.
4. İZGİ, Özkan,Uygurların Siyasi ve Kültürel Tarihi, Ankara 1987.
5. KAFESOĞLU, İbrahim,Türk Millî Kültürü, İstanbul: Boğaziçi Yay., 1996.
6. ÖGEL,Bahattin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, I, İstanbul: MEB Yay.,1971.
7. SALMAN,Hüseyin,’’İslâmiyet’ten Önceki Türk Devletleri’’,Türk Tarihi ve Kültürü,Ankara:Pegem Yay.2005,24.
8. TEKİN, Talat, Orhun Yazıtları, Ankara 1988