Osmanlida Peygamber Sevgisi [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Osmanlida Peygamber Sevgisi


Cengiz Han
03-09-2008, 12:29
Osmanlı’nın özünü ve temellerini besleyen manevî unsurların en başında “ilâ-yı kelimetullâh aşkı ve peygamber sevgisi” gelmiştir. Osmanlı sultanları, hayatları boyunca gazâ meydanlarında bu mukaddes değerlere karşı sonsuz sevgi, saygı ve bağlılıklarını ispatlama sevdasıyla harikalar sergilemiştir. Peygamberimize ve mukaddes beldelere hürmet, muhabbet, hizmet ve sadakat, soylu ceddimizin her daim şiarı olmuştur.

Padişahlar, devlet işlerinin aksamaması için şeyhülislâmların verdiği fetvaya dayanarak Hacca gidememişler; ancak Hz. Peygambere ve mübarek topraklara karşı “Veysel Karâni gibi” gönül bağlamaktan da geri kalmamışlardır. Osmanlı, Yavuz Sultan’ın tabiriyle “Harem-i Şerif’in hâdimi (hizmetkarı) olma” anlayışını, buralar elinden çıkana kadar sürdürmüş; Haremeyn’e sancak asmaktan, vali ve kadı göndermekten bile hayâ etmiştir.

Osmanlılar, Resûlullah’ın, Ehl-i Beyt’in ve Ashâb-ı Kirâm’ın kabirlerini ihyâ edip hatıralarını günümüze kadar taşımaya öncülük etmiş; hünkârlar, hanım sultanlar ve devlet erkânı, Mekke ve Medine’de hayır kurumu, medrese ve imârethane inşası için birbirleriyle yarışmışlardır.
Devlet-i Âl-i MUHAMMEDî’

Her şeyden önce Osmanlı, ilk kurduğu askerî birliği, O’nun davasını bayraklaştırdığından ötürü “Peygamber Ocağı” pâyesiyle onurlandırmış; neferini de “Mehmetçik” adıyla taltif etmiştir. Ordusuna verdiği isimlerden biri “Asâkir-i Mansûre-i MUHAMMEDiye” iken, devletinin başka bir adını da “Devlet-i Âliye-i MUHAMMEDiye” koymuştur.

II. Murad ve Haremeyn’e Vakfettiği Miras

Ceddimiz, Kâ’be ve çevresinin tamir ve imarına, hacıların hizmetlerinin görülmesine ve hac yolunun güvenlik ve işleyişine ayrı bir titizlik göstermiştir. Bu hizmetleri, bir ibadet neşvesi içerisinde yerine getirmiş ve devletinin aslî görevlerinden saymıştır. Mesela, Peygamber müjdesine erişmiş Fâtih gibi büyük bir dâhiyi yetiştiren Sultan II. Murad, malının yüklü bir kısmını Mekke ve Medine fukarası ile Kâ’be, Ravza-i Mutahhara ve Mescid-i Aksa’da yetmiş bin kere okunacak Kelime-i Tevhid’in ve Kur’ân hatimlerinin sevabının ruhuna hediye edilmesi için harcanmasını vasiyet etmiştir.

Fâtih’in Eşsiz Sevgisi

Peygamber aşkıyla yanmada başı çeken Osmanlı padişahı belki de Fâtih Sultan Mehmed’dir. Öyle olmasaydı; asırlar öncesinden Hz. Peygamberin övgüsüne herhalde mazhar olamazdı. O’na karşı tarifsiz muhabbetini, en güzel biçimde İstanbul’un Fethi’nde ortaya koymuştur. Rumeli Hisarı’nı, O’nun güzel ismi “MUHAMMED”in Arapça yazılışına göre inşa etmiş; fethin gerçekleşmesi için de O’ndan şöyle imdat dilemiştir: “Ey MUHAMMED mu’cizât-ı Ahmed’i muhtar ile/ Umarım gâlib ola a’dâ-yı dine devletim.”
Cem Sultan ve Kâbe-i Muazzama

Osmanlı’nın, hassaten de Kâ’be-i Muazzama’ya hürmet ve alakası bambaşkaydı. Cem Sultan’ın, hac fârizasını ifâ ettikten sonra yazdığı şu beyitler, padişahların duygularına tercüman olan en harika sözlerdendir: “Kâbetullah’a varıp bir kez tavaf eyledim/ Bin Karaman, bin Acem, bin Memleket-i Osman’dır.”