Çakı®kağan™
03-18-2008, 16:53
Yazar:
Bu bir konser yazısı değil. Meram ve merak yazısı. Bütün niyet ve çabaya karşın konseri yaşayamamaktan, dinleyip izleyememekten doğan yazı.
Kafamı kurcalayan temel soru şu: Sahnede ne olup bittiğini görmeyecekse, solisti ekrandan izleyecekse insanlar niye konsere gider?
DVD-VCD falan var. Konseri görsel ve işitsel olarak evinizde, istediğiniz yerde yaşayacağınız alet, edavat var. Üstelik bu, sahnedekileri ekrandan izlemekle, müziği devasa hoperlörlerden dinlemekle yetinilen 'konser'lere gitmekten daha az zahmetli, daha az maliyetli!
Mahdum bey ve takımının sahne aldığı 'ön grup'u bir yana bırakırsanız, 21.45'te başlayan Sting konserinde Kuruçeşme Arena'yı dolduran binlerce kişi saatlerce ayakta, omuz omza ekrandan konser izledi. Ve ben, bu eziyete, çileye neden katlanıldığına gerçekten anlam veremedim.
Görüntü-ses değil, atmosfer önemli, diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama asıl anlayamadığım durum da o. Çünkü 'atmosfer' bir facia. Stadyumda, tribünde değilseniz bile kahvede, birahanede maç seyrederken de ekrandan aynen stadyumdaki havayı orada yaşarsınız. Takımdaşlık vardır, rekabet vardır masadan masaya.
Buradan salt görsel ve işitsel düzlemde 'konser' izleyip, yaşadığınız bir ortama geçelim. Herkes aynı şarkıcı-grup için orada olduğuna göre, 'takımdaş'. Dolayısıyla da 'bizimkilerin performansını paylaşmak'tan gelen kıvanç, mutluluk, dostluk falan olaması gerekir değil mi? Evet, gerekir ama öyle olmuyor sayın seyirciler!
Çünkü orada herkes birbirine rakip gözüyle bakıyor. Doğal olarak. Çünkü oradaki her bir insan evladı bayılmış 100 kâğıdı Sting hatırına, orada olmak uğruna. Boru mu? En çok onun hakkı en önde olmak. Ve de en çok haz almak. Kendisinden ve varsa eğer arkadaş, eş, sevgili, aile vb. beraber takılınan haricinde herkes rakip ve düşman. Abartmıyorum, bakışlar öyle söylüyordu.
Dirsek, omuz hareketleriyle yerini genişletme, güzelleştirme, en azından muhafaza etme mücadelesi yaşarken zaten sahnede kimin ne yaptığına, ne söylediğine odaklanman zor. Bütün bu koşulların ürünü olabilir ama, adeta talimat almış gibi daimi yer değiştiren, sürekli yarma hareketinde bulunan gruplar var. Hayır 'görevli' değil, dinleyici-izleyici bunlar. Zaten kimse pek yerinde duramıyor, çünkü 'yeri' yok. Fakat işte bir grup var ki, yer değil, daimi saha değiştiriyor. Davulcu, gitarist(ler), Sting falan orada bir şeyler yapıyormuş, döktürüyormuş, kimin umurunda, deplase olmak
en iyisi. Harekette bereket vardır. Hareketsizler homurdansa da...
Yer değiştirmeseler de hareketsiz olan yok aslında. Madem gelindi
oraya, onca para verildi, eğlenilecek! Yaşı geçkin kadınlar 'slow' sallanıyor, gençler tepinirken. Fondaki ızgara köfte, kızartma kokuları ve hoparlörlerden yükselen rock-caz-pop kırması müzik eşliğinde. Neyse ki Sting bir 'yerel' kıyak yaptı, darbukasıyla Mısırlı Ahmet'i aldı sahneye. Hafiften kıvırır gibi yapınca da tam kıvamını buldu sahne ve izleyici...
Bu konseri 'Broken Music Tour'a borçluyuz. Ve evet, fevkalade bozuk bir şeyler var. Neydi peki bu olan biten? Kimdi orada bütün bu zulmü yaşayan ve yaşatanlar? Bir aralar peydahlanıp kaybolan 'sosyelit' sözünü anımsadım. Keşke olsa, olsak dedirten cinsten gafilli bir sıfat, kimlik 'sosyelit'. Lakin fiiliyatta karşılığı pek bulunmadığın, o kadar abartı da sonuçta mizaha döneceğinden, sosyetelikle elitlik asla bir araya gelemediğinden uçtu gitti söz.
Sosyelitler değilse bile, şehir sosyeteciğinin bir kısmı Sting için Kuruçeşme çıkarması yapmıştı.
Daha bunun Roger Waters'ı var, aynı yerde. Bakalım orada daha neler, kimler çıkacak karşımıza.
Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 16 Haziran 2006 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.
Bu bir konser yazısı değil. Meram ve merak yazısı. Bütün niyet ve çabaya karşın konseri yaşayamamaktan, dinleyip izleyememekten doğan yazı.
Kafamı kurcalayan temel soru şu: Sahnede ne olup bittiğini görmeyecekse, solisti ekrandan izleyecekse insanlar niye konsere gider?
DVD-VCD falan var. Konseri görsel ve işitsel olarak evinizde, istediğiniz yerde yaşayacağınız alet, edavat var. Üstelik bu, sahnedekileri ekrandan izlemekle, müziği devasa hoperlörlerden dinlemekle yetinilen 'konser'lere gitmekten daha az zahmetli, daha az maliyetli!
Mahdum bey ve takımının sahne aldığı 'ön grup'u bir yana bırakırsanız, 21.45'te başlayan Sting konserinde Kuruçeşme Arena'yı dolduran binlerce kişi saatlerce ayakta, omuz omza ekrandan konser izledi. Ve ben, bu eziyete, çileye neden katlanıldığına gerçekten anlam veremedim.
Görüntü-ses değil, atmosfer önemli, diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama asıl anlayamadığım durum da o. Çünkü 'atmosfer' bir facia. Stadyumda, tribünde değilseniz bile kahvede, birahanede maç seyrederken de ekrandan aynen stadyumdaki havayı orada yaşarsınız. Takımdaşlık vardır, rekabet vardır masadan masaya.
Buradan salt görsel ve işitsel düzlemde 'konser' izleyip, yaşadığınız bir ortama geçelim. Herkes aynı şarkıcı-grup için orada olduğuna göre, 'takımdaş'. Dolayısıyla da 'bizimkilerin performansını paylaşmak'tan gelen kıvanç, mutluluk, dostluk falan olaması gerekir değil mi? Evet, gerekir ama öyle olmuyor sayın seyirciler!
Çünkü orada herkes birbirine rakip gözüyle bakıyor. Doğal olarak. Çünkü oradaki her bir insan evladı bayılmış 100 kâğıdı Sting hatırına, orada olmak uğruna. Boru mu? En çok onun hakkı en önde olmak. Ve de en çok haz almak. Kendisinden ve varsa eğer arkadaş, eş, sevgili, aile vb. beraber takılınan haricinde herkes rakip ve düşman. Abartmıyorum, bakışlar öyle söylüyordu.
Dirsek, omuz hareketleriyle yerini genişletme, güzelleştirme, en azından muhafaza etme mücadelesi yaşarken zaten sahnede kimin ne yaptığına, ne söylediğine odaklanman zor. Bütün bu koşulların ürünü olabilir ama, adeta talimat almış gibi daimi yer değiştiren, sürekli yarma hareketinde bulunan gruplar var. Hayır 'görevli' değil, dinleyici-izleyici bunlar. Zaten kimse pek yerinde duramıyor, çünkü 'yeri' yok. Fakat işte bir grup var ki, yer değil, daimi saha değiştiriyor. Davulcu, gitarist(ler), Sting falan orada bir şeyler yapıyormuş, döktürüyormuş, kimin umurunda, deplase olmak
en iyisi. Harekette bereket vardır. Hareketsizler homurdansa da...
Yer değiştirmeseler de hareketsiz olan yok aslında. Madem gelindi
oraya, onca para verildi, eğlenilecek! Yaşı geçkin kadınlar 'slow' sallanıyor, gençler tepinirken. Fondaki ızgara köfte, kızartma kokuları ve hoparlörlerden yükselen rock-caz-pop kırması müzik eşliğinde. Neyse ki Sting bir 'yerel' kıyak yaptı, darbukasıyla Mısırlı Ahmet'i aldı sahneye. Hafiften kıvırır gibi yapınca da tam kıvamını buldu sahne ve izleyici...
Bu konseri 'Broken Music Tour'a borçluyuz. Ve evet, fevkalade bozuk bir şeyler var. Neydi peki bu olan biten? Kimdi orada bütün bu zulmü yaşayan ve yaşatanlar? Bir aralar peydahlanıp kaybolan 'sosyelit' sözünü anımsadım. Keşke olsa, olsak dedirten cinsten gafilli bir sıfat, kimlik 'sosyelit'. Lakin fiiliyatta karşılığı pek bulunmadığın, o kadar abartı da sonuçta mizaha döneceğinden, sosyetelikle elitlik asla bir araya gelemediğinden uçtu gitti söz.
Sosyelitler değilse bile, şehir sosyeteciğinin bir kısmı Sting için Kuruçeşme çıkarması yapmıştı.
Daha bunun Roger Waters'ı var, aynı yerde. Bakalım orada daha neler, kimler çıkacak karşımıza.
Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 16 Haziran 2006 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.