PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tayyip fıkrası duydunuz mu?


Çakı®kağan™
03-18-2008, 17:03
Yazar:
Merkez Bankası'na başkanın atanması, komediden de öte absürd bir filme döndü. Eski başkanın makamını terk etmesiyle bu görev için adı geçen kişi hemen devreye girdi, ertesi sabah basın toplantısı düzenledi, 'vekil' olarak.

Asaleten atanması için Cumhurbaşkanı onayı bekleniyor. Tam da bu noktada gümbürtü koptu.

Adı geçenin eşi türbanlı olduğundan Cumhurbaşkanı ona karşıymış söylentileri sardı ortalığı.

Başbakan, ismin Köşk'te olduğunu, Maliye Bakanı'nın Cumhurbaşkanı'yla görüşmesinde bunu herkesin öğreneceğini açıklamakladı. Türban söylentileri karşısında kükredi. Zenci-beyaz ayrımından girdi, 'Bal gibi getiririm' diyerek noktaladı.

Bir haftalık tantanadan sonra Cumhurbaşkanlığı'ndan açıklama: Hükümetten bize o isim bildirilmedi! Onca spekülasyon boşa mıydı? Hayır. Konuşma sırası Başbakan'da: "Köşkü sözümüz var, orası açıklamadıkça biz isim açıklamayacağız."

Ne bu şimdi?

Devlet sorumluluğu, çatışmadan kaçınma, centilmenlik anlaşması falan diyebilirsiniz. İyi ama o zenciler-beyazlar nereye gitti? "Liyakat" lafları, "Bal gibi getiririm" sözleri niyeydi, ne oldu? Meğer rüya görmüşüz. Bunların hiçbiri olmamış. Komik değil, absürt. Daha da öte, bütün bir toplumun aptal, salak yerine konulması.

Aslında aynı filmi sürekli izliyoruz. Zina yasasını anımsayın. Buradakileri basın, kamuoyu, vatandaş falan-zaten ipleyen yok. O sıra AB'yle yatıp kalkıyoruz. Zina yasası için oradan da 'Olmaz' sesleri geliyor. Başbakan yine efeleniyor: Kendi işlerine baksınlar, ne karışıyorlar!

Fakat sonra bakıyorsunuz, o kadar elzem, neredeyse uğruna baş konulan yasa tasarısı için, hiç öyle bir şey yokmuş, olmamış havası...

#
#
#

Aptallar için Amerikan dizilerini andırıyor bütün bu yaşadıklarımız. Örneğin iki kişi konuşmaktadır:

-Ben gidiyorum...

-Gidiyor musun?

-Evet, gidiyorum.

-Demek, gidiyorsun?

-Gidiyorum...

Böyle uzayıp gider muhabbet. Gülersiniz.

Fakat asıl bomba söz bittikten sonra patlar.

Giden, eden yoktur! Kendisine bildirimde bulunulan şaşkın şaşkın bakar muhatabına, 'Buradasın?' der. Yanıt, 'Evet' tir, olanca doğallığıyla. Adam şaşkındır, 'Gidiyorum, demiştin...' Karşıdaki fevkalade soğukkanlıdır: 'Yoo, öyle bir şey söylemedim.'

Budur durum.

Abartmasız her gün 40-45 dakikalık sitcom dizisi çıkabilir başbakandan, hükümetten. Kemal abi, eşi, kızı, oğlu... 'Uyuyan Güzel' balesinde çakılı kalan Kültür ve Turizm Bakanı Koç, Ayşe Arman'ın deyimiyle 'deniz barbunyası' Kürşad Tüzmen, yüzünde hiçbir ifade belirtisine rastlanmayan, fevkalade romantik olduğu söylenen Ulaştırma(ma) Bakanı Binali Yıldırım, düşük profile mahkûm edilen AKP solcusu -ve vicdanı- Abdüllatif Şener... Saymakla bitmez.

Başrolün kimde olduğunu söylemeye gerek yok: Vatandaşa anasını alıp gitmesini emreden, ardından da onu dava eden, yukarıdaki örneklerde olduğu gibi esip gürleyen, ardından 'Ben öyle bir şey demedim' havasına giren, başrolü de hak etmektedir elbette.

Bahse giriyorum, bu dizi İngilizlerin dünyaya pazarladığı 'Emret Başbakanım'ına beş basar.

Yapabilecek delikanlı çıkarsa tabii. O biraz sıkar. Başbakan, üç yıllık iktidarı boyunca 61'i basına yönelik olmak üzere, 'kişilik haklarına saldırı' gerekçesiyle toplam 71 dava açmış. Bunların 46'sı sonuçlanmış, 31'ini de kazanmış. Elde ettiği tazminat toplamı 254 bin YTL imiş.

Dikta şefi Evren paşa dahil, bütün liderlerine fıkralar üreten toplumda neden bir tane Tayyip fıkrası duymadığımı, şimdi anlıyorum galiba. Ama durum komikten de öte. Belki fıkraya gerek yok.

Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 24 Mart 2006 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Kartal Busbey
07-08-2008, 08:13
Tesekkurler..:)