PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Söyleyemem, çünkü çok derin...


Çakı®kağan™
03-18-2008, 17:07
Yazar:
Şarkının aslında söylememekten değil, açamamaktan mustariptir gizli aşkın sahibi. Başbakanın malvarlığını açıklayamaması gibi... Gizli aşkın önünde görünür ve görünmez engeller vardır. Yaş, konum farkı, aradaki ilişkinin kaynağı, taraflardan en az birinin hayatında başkasının olması gibi. Servet de böyle bir şey bu memlekette. Herkes edinemiyor. Edinen de durduk yere edinmiyor. Dolayısıyla görünür-görünmez engellerin, sınırların aşılması söz konusu servet için. Haliyle 'açıklama'sı zor.

Edinmede olduğu gibi açıklamanın önünde engeller vardır.

Türk edebiyatının modern anlamda ilk romanı sayılan Aşk-ı Memnu'nun adından başlayarak doğrudan doğruya tam da bu konuya; yasak aşka odaklanması rastlantı değildir. Çünkü kapalı toplumda, bırakın insanların yönetime katılmasını, kendi hayatlarını örgütlemelerinin, dolayısıyla servet elde etmelerinin önünde engeller vardır. Aynı şekilde, kadınla erkek de birbirine yasaklıdır.

Töresel olanın yanına dinsel kural ve yasakları da ekleyin. Bütün bunların sonucu olarak, cinsel kimliğin oluştuğu evrede insanların karşı cinsi sadece 'aile-içi'nde gördüğü, tanıdığı gerçekliği çıkar karşınıza. O nedenle 'göz açıp gönül verilen', en yakındakidir genellikle, akrabadır. Memnu'dur yasaktır-aşk.

Servet meselesi de böyle. Salt yönetim erki içindekilerin kamu kaynaklarına el koymasıyla 'tasarruf' edilen, dolayısıyla biriken varlık, ancak belli bir statünün ürünü, doğal hakkı olarak kabul ediliyordu Osmanlı'da. Yani iç kaynak kullanımı. Ve dış kaynak: Savaş, talan vb... Nihayet, o varlığın kullanılmasıyla, ticaretle artırılması.

Cumhuriyet döneminde ne kadar değişti bu? Sivil kesimin de eli az çok para gördü ama 'servet' denen şey, yine olmazsa olmaz biçimde yukarıyla, yönetim erkiyle ilişkiyi zorunlu kılıyordu. 'Açıklanamayan' büyük ölçüde budur, bence.

Halk arasındaki deyimler, bu 'memnu' yasaklı-ilişki ve işlemin pek de sır olmadığını ortaya koyar. Toplumun paraya bakışı, adeta bir suç ilişkisini işaret etmektedir. İnsanlar, kendi çabalarıyla, özkaynaklarıyla servet edinemeyeceklerini bilirler. Onun için de mutlaka bir yerlerden bir 'kar suyu karışmıştır' derler, başkasının açıklanamayan servetlerine baktıklarında. Kar suyu, harici katkıdır. Doğal akışın dışındaki bir kaynaktır...

Kar suyunun daha somutlaşmış ifadesi belki de şudur: "Çok laf yalansız, çok mal haramsız olmaz!"

#
#
#

Geleneksel, kapalı topluma özgü durumun ifadesi bu sözler. Ama biliyoruz ki, son 25-30 yıldır paraya ve hayata bakışta büyük dönüşümler yaşandı. Tıpkı kendisini dinsel kimliğiyle açıklayan cemaatlerin yapısında da büyük değişimler yaşandığı gibi. Ancak bütün bu inançsal, kültürel, ideolojik, düşünsel ve maddi pratik içindeki dönüşümlere karşın PARA (SERVET)-İKTİDAR ilişkisi olanca kudretiyle varlığını sürdürdü.

Allah'ın ipine sarılmayı vaaz eden Özal'ın zengin severliğinden tutun, Demirel'in aile fotoğrafına, oradan Erbakan'ın altınlarına ve ucu bu yaşta hapise kadar uzanan kayıp trilyon davasına dek yine şu son 20 yılın görüntülerini anımsayın...

Açıklanmayan, açıklanamayan 'derin'lik galiba buralarda.

'Olmaya cihanda devlet...' diye başlayan meşhur söz, meselenin aslına götürür bizi: Devlet/iktidar olmadıkça, servet olmuyor.

İslam Kalvinizmi'nden falan dem vuruluyor ya, meğer ne kadar Protestanlaşmışız, anlayın!

Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 03 Şubat 2006 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Kartal Busbey
07-08-2008, 08:14
Tesekkurler..:)