PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kim zehirledi bu kuşları?


Çakı®kağan™
03-18-2008, 17:13
Yazar:
Belediye Başkanımız şehrin dört bir yanındaki afişlerde 'Mutlu bir bayram geçirmenizi dilerim' diyor, altında imzası. En tepede kocaman 'İstanbul'da bayram sevinci...' sözleri okunuyor. Ve o sevincin görüntüsü: Havada kanat çırpan kuşlar.

Martısı, güvercini, kargası, kırlangıcı.. ve kümeslere, bahçelere tıkıştırdığımız tavuğu, ördeği, kazı, hindisiyle bütün kanatlılar, uçtukları için olsa gerek özgürlüğün simgesi kuşlar artık uzun menzilli füze! Yanı başımızda duran tavuklar, tepemizde dolaşan kuşlar. Birer afet.

Hayır, Hitchcock'un filmindeki gibi saldırmıyor, gagalarıyla terör estirmiyorlar. Taşıdıkları virüsü etrafa yayıyor, çaresine bakmamışsanız öldürüyorlar. Sakin sakin. Allah için hayvanların kurban edildiği bayramda bu kez kuşlar ve ülkenin doğu yakası başta olmak üzere kırsal alanda tavuklar, tavuklarla temas eden çocuklar kurban oldu.

Binlerce, onbinlerce kanatlı, korku ve öfke karışımı bir saldırganlıkla canlı canlı torbalara dolduruluyor, öldürülüyor. 'Dost bilmiştik biz onları!'

Çarşıda pazarda sarı sarı samanlar üstüne yerleştirilmiş afilli 'Hakiki köy yumurtası-çift sarılı vitamin deposu' yazılarının da sırra kadem bastığını görürsünüz. Bahçe içinde bir ev, kümeste birkaç civciv, kendi ellerinizle besleyip büyümelerini günbegün izlemek, sonra taze taze yumurtaları her sabah kümesten ellerinizle almak gibi 'gelecek hayalleri'ne de veda.

Şehri çepeçevre saran eciş bücüş görünümlü gecekondularında geldikleri yerin alışkanlığıyla kümeslerinden hâlâ vazgeçmeyen köylü takımı, ezel ebet düşmanımız zaten! Yetkililer bas bas bağırıyor: 'Kümesçiliğin bitmesi gerekiyor'.

Peki neden, ne oldu?

Daha dün danalar delirmişti, hatırlayın.

Kırmızı et, tehlikeliydi. Kolestrolden başlayın, sayın sayabildiğiniz kadar zararlarını. Hele bir de bunlar verdiğiniz yemden ya da havaya, suya, toprağa, çayıra, çimene, ota sinen 'uygarlık artığı' kimyasallarla birleşince; danalar, sığırlar deliriyor... Eti zehir oluyordu. Varsa yoksa beyaz ete dönmüştük, hatırlayın. Tavuk yetmezse, tadı kırmızı ete yakın olan hindi var. Devekuşu çiftlikleri kurduk.

Ama o 'fabrika' işi tavuklar da saman gibi... Hiçbir şey 'doğal'ın yerini tutmaz. Köy tavuğu, köy yumurtası en lezzetlisi, en yararlısı! Ama dönüp bakıyorsunuz, meğer en tehlikelisi o!

Virüs, denetimsiz çevrede oluyor çünkü. Kuş gribi. Çin'den göçmüş bu lanetler. Daha düne kadar övünç kaynağımız coğrafya; 'kuşların göçyolu üzerinde' olmak, şimdi dert...

Meyvesi, sebzesi, tavuğu, yumurtası, eti, sütüyle 'doğal' olan, sakat olan. Tehlike. Zehir.

Neden kimse sormuyor, nereden geldi bu zehir?

Biz burada her türden kanatlıyı düşman ilan ederken dün, Avusturalya'nın Sydney şehrinde Asya Pasifik Temiz Kalkınma ve İklim Ortaklığı adlı bir toplantı düzenlendi. Altı ülkenin katıldığı bu ortaklık, iklim değişikliğiyle mücadele etmek, madencilik ve enerji sektörünün gelişimi, temiz enerji kaynaklarının kullanımı için fon oluşturacakmış.

ABD, Avustralya, Güney Kore, Japonya, Çin, Hindistan'dan oluşan bu ortaklık, tüm dünyadaki petrol, kömür gibi fosil yakıtların yüzde 50'sini kullanıyor. Fosil yakıtlar, 'sera etkisi' yapıyor:

İklimi etkiliyor, toprağı, suyu, havayı, bitkileri, kuşları, insanları zehirliyor. Kuş gribi. Peki...

Bitmedi: 300 milyon nüfuslu ABD, tüm dünyadaki 'sera etkisi' yaratan zehirli atığın yüzde 20'sini tek başına gerçekleştiriyor. Ve toplantıya ev sahipliği yapan Avustralya'yla tüm ABD, Kytoto Sözleşmesi'ni imzalamıyor!

Ne istediniz kuşumuzdan, tavuğumuzdan, kümesimizden, insanımızdan. Gitti işte onlar da...

Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 13 Ocak 2006 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Kartal Busbey
07-08-2008, 08:15
Tesekkurler..:)