Çakı®kağan™
03-18-2008, 17:13
Yazar:
Geçmiş olsun, final muhteşem. Bakın, Aydınlar Bildirisi hemen sonuç verdi. Daha geçen hafta TÜSİAD'ın aynı yöndeki açıklaması karşısında küplere binen 'Kimse yargıya müdahele etmesin' diye esip gürleyen Başbakanımız, aydınlar sesini yükseltince, 'Tamam, bakarız çaresine' deyiverdi. İşte aydının gücü!
Aydınlar Bildirisi üzerine mi, Dışişleri Bakanı'nın 301. maddeden açılan davaların dış dünyadaki imajımızda 'Geceyarısı Ekspresi' etkisi yarattığını söylemesinden mi, bilinmez, Başbakan birdenbire aydınlanıverdi: "Düşünce özgürlüğünün ve üretme özgürlüğünün önündeki her türlü engeli kaldırmaya kararlıyız" diyor. Ki, aynı başbakan TÜSİAD adına aynı görüşleri dile getiren Mustafa Koç için savcıları göreve çağırıyordu.
Ne değişti bir haftada? 169 imzalı Aydınlar Bildirisi yayımlandı. O kadar. Demek ki, başbakanımız iş dünyasına gıcık kapıyor ama aydınları seviyor, onların sözüne kulak veriyor, istediklerini hemen yerine getiriyor.
Böyle diyebilir miyiz? Keşke. Madem bu kadar etkili olabiliyor aydınlar, şimdiye dek neredeydiler, sorusunu da sormamız gerekiyor. Geçen hafta burada, 'Orhan Pamuk Türkiyeli bir yazar değildir' başlıklı yazıda aynı soruyu gündeme getirmiştim.
Çok farklı tepkiler aldım o yazıya. Doğrudan telefon açıp kutlayanlar da oldu, kızanlar da. Yazının yayımlandığı gün, bu yönde bir aydınlar bildirisi hazırlandığı ve imzaya açıldığı haberini aldım.
Orada bulunan Yayıncılar Birliği yönetiminde görevli, yayımladığı kitaplardan birine 'Türklüğe hakaret' davası açılan dostum, bu girişimi, 'Toydan sonra nara, o da bağıra çağıra' diye değerlendirdi. Trakya deyimiymiş. Toy, düğün demek ya, ondan sonra bağıra çağıra nara atmak iş işten geçtikten sonra kuru gürültü anlamına geliyor. Bizim bildiri de biraz o hesap.
Ne diyor bildiri: Pamuk davasındaki saldırıyı 6-7 Eylül Sergisi'nde, Ermeni Konferansı'nda da gördük. Bu saldırılar demokratikleşme sürecine yöneliktir, 'Endişelerimizi ifade ediyoruz' deniyor. Saldırganları cesaretlendiren İçişleri Bakanı'nı ve davalara izin veren Adalet Bakanı'nı kınıyoruz. Talep: Davalar durdurulsun.
Görüldüğü gibi aklı başında herkesin söyleyeceği ve katılacağı bu görüşleri 'akademisyenler, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler' olarak tamı tamına 169 kişi ifade ediyormuş. Ne bir kişi eksik, ne bir kişi fazla! Hepi topu bu kadar. Tuhaf değil mi?
Herhalde ülke gerçeklerinden habersiz hatta kimilerine göre 'dışa bağımlı'-görünmemek, azınlık kalmamak için olsa gerek, bildiri ve imzayı hazırlayanlar, gösteri sanatlarından birkaç isim de almış.
Sinan Çetin, Müjde Ar, Yılmaz ve Mustafa Erdoğan gibi renklere de yer vermişler. İsabetli seçim.
Madem Orhan Pamuk davası sonrası bu bildiriye gerek duyuldu, merak ettiğim birkaç nokta var. İsimleri lazım değil, dava giriş ve çıkışında söz konusu saldırıların göbeğinde duran insanlar vardı. İmzalarını görmedim. 'Korumalık' gibi ayak işlerine mi bakıyordu onlar? İmzaları istendi de vermediler mi?
Sorular çoğaltılabilir ama bir gün Demirel'in "Şu aydının tarifini yapsanıza" sözünü yineleyeceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu.
Geçen haftaki yazı üzerine arayanlar arasında TYS yönetici ve üyeleri de vardı. 301-305. maddeler ve davalarla ilgili Pen'le ortak basın açıklaması yaptıklarını söylüyorlardı. Açıklamaları dikkate alınmamış ki, pek duyulmadı.
Böyle böyle gürültü patırtıyla yıl bitti.
Aydın kimdir, yazar kimdir, nerede ne yapar sorusunu yine düşünürüz. Şimdilik gelen yıla bakalım. Bildirilere gerek duymayacağımız, kim var, kim yok sorusunu sormayacağımız, dövülüp kovulmayacağımız zamanlara...
Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 30 Aralık 2005 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.
Geçmiş olsun, final muhteşem. Bakın, Aydınlar Bildirisi hemen sonuç verdi. Daha geçen hafta TÜSİAD'ın aynı yöndeki açıklaması karşısında küplere binen 'Kimse yargıya müdahele etmesin' diye esip gürleyen Başbakanımız, aydınlar sesini yükseltince, 'Tamam, bakarız çaresine' deyiverdi. İşte aydının gücü!
Aydınlar Bildirisi üzerine mi, Dışişleri Bakanı'nın 301. maddeden açılan davaların dış dünyadaki imajımızda 'Geceyarısı Ekspresi' etkisi yarattığını söylemesinden mi, bilinmez, Başbakan birdenbire aydınlanıverdi: "Düşünce özgürlüğünün ve üretme özgürlüğünün önündeki her türlü engeli kaldırmaya kararlıyız" diyor. Ki, aynı başbakan TÜSİAD adına aynı görüşleri dile getiren Mustafa Koç için savcıları göreve çağırıyordu.
Ne değişti bir haftada? 169 imzalı Aydınlar Bildirisi yayımlandı. O kadar. Demek ki, başbakanımız iş dünyasına gıcık kapıyor ama aydınları seviyor, onların sözüne kulak veriyor, istediklerini hemen yerine getiriyor.
Böyle diyebilir miyiz? Keşke. Madem bu kadar etkili olabiliyor aydınlar, şimdiye dek neredeydiler, sorusunu da sormamız gerekiyor. Geçen hafta burada, 'Orhan Pamuk Türkiyeli bir yazar değildir' başlıklı yazıda aynı soruyu gündeme getirmiştim.
Çok farklı tepkiler aldım o yazıya. Doğrudan telefon açıp kutlayanlar da oldu, kızanlar da. Yazının yayımlandığı gün, bu yönde bir aydınlar bildirisi hazırlandığı ve imzaya açıldığı haberini aldım.
Orada bulunan Yayıncılar Birliği yönetiminde görevli, yayımladığı kitaplardan birine 'Türklüğe hakaret' davası açılan dostum, bu girişimi, 'Toydan sonra nara, o da bağıra çağıra' diye değerlendirdi. Trakya deyimiymiş. Toy, düğün demek ya, ondan sonra bağıra çağıra nara atmak iş işten geçtikten sonra kuru gürültü anlamına geliyor. Bizim bildiri de biraz o hesap.
Ne diyor bildiri: Pamuk davasındaki saldırıyı 6-7 Eylül Sergisi'nde, Ermeni Konferansı'nda da gördük. Bu saldırılar demokratikleşme sürecine yöneliktir, 'Endişelerimizi ifade ediyoruz' deniyor. Saldırganları cesaretlendiren İçişleri Bakanı'nı ve davalara izin veren Adalet Bakanı'nı kınıyoruz. Talep: Davalar durdurulsun.
Görüldüğü gibi aklı başında herkesin söyleyeceği ve katılacağı bu görüşleri 'akademisyenler, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler' olarak tamı tamına 169 kişi ifade ediyormuş. Ne bir kişi eksik, ne bir kişi fazla! Hepi topu bu kadar. Tuhaf değil mi?
Herhalde ülke gerçeklerinden habersiz hatta kimilerine göre 'dışa bağımlı'-görünmemek, azınlık kalmamak için olsa gerek, bildiri ve imzayı hazırlayanlar, gösteri sanatlarından birkaç isim de almış.
Sinan Çetin, Müjde Ar, Yılmaz ve Mustafa Erdoğan gibi renklere de yer vermişler. İsabetli seçim.
Madem Orhan Pamuk davası sonrası bu bildiriye gerek duyuldu, merak ettiğim birkaç nokta var. İsimleri lazım değil, dava giriş ve çıkışında söz konusu saldırıların göbeğinde duran insanlar vardı. İmzalarını görmedim. 'Korumalık' gibi ayak işlerine mi bakıyordu onlar? İmzaları istendi de vermediler mi?
Sorular çoğaltılabilir ama bir gün Demirel'in "Şu aydının tarifini yapsanıza" sözünü yineleyeceğim hiç aklıma gelmezdi doğrusu.
Geçen haftaki yazı üzerine arayanlar arasında TYS yönetici ve üyeleri de vardı. 301-305. maddeler ve davalarla ilgili Pen'le ortak basın açıklaması yaptıklarını söylüyorlardı. Açıklamaları dikkate alınmamış ki, pek duyulmadı.
Böyle böyle gürültü patırtıyla yıl bitti.
Aydın kimdir, yazar kimdir, nerede ne yapar sorusunu yine düşünürüz. Şimdilik gelen yıla bakalım. Bildirilere gerek duymayacağımız, kim var, kim yok sorusunu sormayacağımız, dövülüp kovulmayacağımız zamanlara...
Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 30 Aralık 2005 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.