PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dövülmedik kim kaldı?


Çakı®kağan™
03-18-2008, 17:15
Yazar:
Gazeteci, yayıncı, oyuncu, estetik şahikası, manken-ötesi Deniz Akkaya, "Bir değil, iki değil, üç değil. Yetti artık, bütün sevgililerim beni dövüyor" dedi ya, bittim. Peşinden her şeyi meşrulaştırma uzmanı H. Avşar'ın devreye girip, "Vardır elbet sebebi" demesiyle aldı beni bir düşünce: O da mı dayağın tadını, şeklini, nedenlerini bilenlerden? Herhalde.

Sadece Sevda'dan tokat yediğini, sevgilileri tarafından dövülmediğini açıklayan H. Ataizi'ni saymıyorum. İ. Tatlıses'in ayak masajı yapan, üstüne dayak, gerekli hallerde kurşun yiyen kadınlarını geçiyoruz. Adam bunu köşesinde yazdı "Kadınlarımız" nakaratıyla. Atasından babasından öyle görmüş. İçtenlikle ve sıkça söylediği üzere onun mağaradan imparatorluğa uzanan yol haritası dayakla döşenmiştir. Doğal seyir.

Geçenlerde hakkın rahmetine kavuşan gazinocular kralı F. Aslan'ın icraatlarını anmamak olmaz. Onun ardından "Babamı kaybettim" diyerek en çok gözyaşı döken bir zamanların Taşbebek namlı şarkıcısı G. Yazar, "Dayağını da yedim, ekmeğini de" diye inliyordu.

Taşbebek'in tanık oldukları, yolunan saç diplerindeki kanların Kral'ın karısı tarafından özenle temizlendiği dayağı kat be kat aşıyor demek ki. Sahneyi paylaştığı assolistin başından aşağı boca edilen bir kova su var mesela. Kral, 'ıslatma' işine törensel boyut da katıyormuş anlaşılan.

Saz heyeti sahnede, solist ıslatılıp bir güzel benzetiliyor. Onun yerine Taşbebek sahne alıyor. Döndüğünde, bir saat önce tanınmaz vaziyetteki 'sanatçı'yı saçı başı yapılmış şakımaya hazır olarak buluyor. Dayağın kudreti...

Yine onun anılarında Kral'ın yumruklu, tekmeli, tokatlı ıslah eğitiminden nasiplenen klarnet, tambur üstatları gibi başka sanatçılar da var. Haliyle geçiyoruz: Kral da bir zamanlar çocuktu, garsondu aynı eğitimden geçti. Bildiğini, gördüğünü uyguladı, Kral oldu. Doğal.

Bunları söyleyip geçeceğiz, fakat ne mümkün; sahnelerimizin 'Hanımefendi sanatçısı' M. Abacı çıkıyor karşımıza, belalı eşinden, sevgilisinden yediği dayaklarla. Sonra aynı hanımefendi sanatçımız da torununun bakıcısını dayaktan geçiriveriyor. Doğanın kanunu bu: Dövülen döver.

Önüyle arkasıyla sahne şiddettir, anladık. Peki, renkli akademisyenlerimizden, futbolu, basketi, atletizmiyle komple spor uzmanı, aynı zamanda ve özellikle ekonomist, hatta ekodiyalogcu; ekonomi ilmini kitlelere taşıyanlardan, kısaca televole ekonomi erbabı D. Gökçe'ye ne buyurulur? Kulaklarından tuttuğu gibi çakmış kafayı eski eşine.

İmparator'un, Kral'ın bırakın böyle bir icraatı, fantezisi var mıydı, bilmiyorum. Sanmıyorum da. Akademisyen, sportmen, ekonomist ve özellikle ekodiyalogcu donanımı kazandırmış olmalı ona bu mahareti.

#
#
#

D. Akkaya'yla beraber oynamaya başladı bu klip beynimin film makinesinde. Şifo lakaplı yardımcı antrenör, maç sonrası İsviçreli futbolcuya takıyor çelmeyi, karşılığında yiyor tekmeyi. Alpay sıçrayarak indiriyor tekmeyi, yumruklu tekme geliyor cevaben. O sırada 'Harika bücür'ün arşivlerde kalan görüntüsü: Hocası F. Terim'den tokat yiyor daha yolun başında. İmparator Terim kim bilir kimlerden almıştır dayak eğitimini. Gençliğinde kafa atıp burun kırmışlığı var, anımsıyoruz.

Yediği tokatla kulak zarı patlayan D. Akkaya geliyor görüntüye Akmerkez'de o zamanki sevgilisi O. Bayülgen'e tokat atarken. Tam o sırada Malatya Yetiştirme Yurdu'nda bakıcı kadın iki çocuğu kafa kafaya tokuşturuyor tam o sırada başbakanımız, çocukluğunda babası tarafından kemer kayışıyla askıya alınıyor, asan babanın ayaklarına kapanıyor.

Devlet Baba evlatlarını dayaktan geçiriyor daima. Evlatlar da birbirini. İşte böyle!

Zeki Coşkun tarafından yazılan bu makale, 25 Kasım 2005 Cuma günü yayınlanan Radikal Gazetesindeki köşe yazısıdır.

Kartal Busbey
07-08-2008, 08:17
Tesekkurler..:)