Anadolu kültür tarihi kaya resimleriyle başlar [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Anadolu kültür tarihi kaya resimleriyle başlar


Ģ ม√ э ή
07-26-2007, 15:40
Prof. Erzen’den “...resimlerin büyük bir bölümünü dağ keçileri, bizonlar, çeşitli av hayvanları, sihirle ilgili motifler, stilize edilmiş şekiller ve eski yarı göçebe Türk boylarının kullanmış oldukları amblemler meydana getirmektedirler. Özellikle daha geç dönemlere ait stilize edilmiş resim ve amblemler, kuzeyde Erzurum yakınlarındaki Cunni mağarasındaki resim ve amblemlerle, Kütahya Aizani tapınağının büyük taş blokları üzerindeki hayvan resimleriyle çok büyük benzerlik göstermektedir. Bu resimlerin eski Türk boyları tarafından yapılmış olduğu kesindir. Ayrıca bu yöredeki resimlerin benzerlerini ise, Anadolu dışında Azerbaycan, Kobistan ve Sibirya’da son yıllarda keşfedilen binlerce kaya üstü resmi meydana getirir. Görüldüğü gibi, çok geniş coğrafi alana yayılmış olduğu halde şekil ve içerik bakımından birbirinin benzeri olan bu resimlerin eskiden göçebe ya da yarı göçebe Türk boyları tarafından yapılmış oldukları, bugün artık yerli ve yabancı bilim adamlarınca kesinlikle kabul edilmiştir. Dolayısıyla, tarih öncesi çağlarda bile, Anadolu ve özellikle Doğu Anadolu bölgesi ile Azerbaycan ve Asya bozkırları arasındaki sanat merkezleri arasında kopmaz bir birliğin olduğu açıktır. Bu durum ayrıca, tarih öncesi dönemlerden yeni zamana kadar, Orta Asya’dan Anadolu’ ya devamlı göçlerin yapıldığını açık bir şekilde ortaya koyar.” Prof. Erzen’in buraya kadar vermiş olduğu açıklamalarda 3 nokta- ya dikkat çekeceğiz;

Divan-ü lugat-it Türk ve Cami'ül Tevarih te verilmis olan Anadolu Asiret tamgalari ile Erzurum cunni magarasinda -5000 yillari ile -3000 yillarina ait magara duvarlarina vurulmus olan tamgalar aynidir bu Orta asya Kökenli tamgalarin Anadoluda bulunmasi Türk boylarinin -5000 lerde Anadoluda oldugunu gösterir (Dogu anadoluda)

Bu tamgalari alttaki adrese tiklayarak görebilirsiniz.

Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Lütfen yukarıdaki "Tam Sürüm Bilgini Göster"e tıklayın. (Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Lütfen yukarıdaki "Tam Sürüm Bilgini Göster"e tıklayın.)

-Kaya resimleri benzerlerinin, hatta eşlerinin Azerbaycan, Kobistan ve Sibirya’da oluşu.

-Amblem, sihir motifleri ve tasvirler içerdikleri.

-Bunların Türk boyları tarafından yapılmış oldukları gerçeği.

Bu bulgulara Prof. Uyanık’ın bulmuş olduğu Çilgiri yazıtı’nı ve Prof. Alok’un tespit ettiği Kaya yazıtları’nı da katmak gerekir.

Sonuç olarak; 1. Etap: Benzerleri ya da eşleri Azerbaycan, Kobistan ve Sibirya’da bulunan bu kaya resimleri Türk Boyları tarafından yapılmış olduğuna göre, Prof. Erzen ve ekibindeki meslektaşları;

a- Anadolu kültür ve tarihinin başlangıcının Türklere ait olduğunu.

b- Anadolu’da, Türk kültürünün bu kaya resimleriyle başladığını ve dolayısıyla

c- Anadolu’nun dip kültürünü –Ön-Türk tari- hinin varlığını henüz kimse bilmemelerine rağmen -Asya Türk kültürünün oluşturula bileceği düşüncesini açığa çıkarmışlardır.

Fakat elde bunu ispat edebilecek yazılı ya da bu seviyede kat’î değerde bir belge olmadığından bu fikir olasılılık seviyesinde kalmıştır. Biz bu çok önemli dönemi 1. etap olarak adlandırıyoruz.

II. Etap; kaya ve mağara resimlerinde bulunan semboller, sihir motifleri ve tasvirlerin, Ön-Türkçe Tamgalar ve yazılar olduğunun Kâzım Mirşan tarafından okunmasıdır. (Üst ve Orta Asya’dan gelen yazı elemanları) Prof. Erzen, Sibirya ile ve genelde Orta Asya ile Doğu Anadolu kaya ve mağara resimleri arasındaki eşitlik ve benzerlikten söz etmişti. Bu konudaki açıklamaları Mirşan’dan dinleyelim.(4) “..Sat Dağı’nın Gevaruh vadisindeki resimlerin pek çoğu Ulu-Kem ve Baykal-Lena resimleri ile büyük bir yakınlık göstermekte ve buna Dsat dağına yerleşen Ön-Türkler’in Sibirya’dan geldikleri veya Talas’tan (Kazakistan) çıkarak Sibir’e giden Ön-Türk kollarından birinin Sat dağına yerleştiği söylenebilmektedir.

“Sat dağı kültürüne Başet dağı bölgesinde de rastlamaktayız; Van’ın Yedisalkım (eski Put) köyü yerleşim alanının bitiminde başlayan Geli Dere Say’ındaki (Kanyonunda) “Kızların Mağarası” resimlerini Orta Asya resimleri ile kıyaslamak mümkündür...”

Sibirya ile Anadolu kültürünün ilişkisini Mirşan, Ankara yöresindeki Bursai Köyünde rastlamış olduğu, Sibirya’ya ait bazı kelimelerle de ifade etmektedir. Öz (Vadi), sütüşgü (sütüstü) yani kaymak, vb...

Biz buna “Ankara” adını ilave edebiliriz. Anadolu kültürünü, Antik Grek kültürüne bağlamak için yakıştırma yoluna girmiş olan tarihçiler; Ankara adının Grekçe gemi çapası demek olan “ancyra” (ankira / ansira)dan geldiğini iddia ederler ve bu, bilimsel bir iddia olarak kabul edilir! Soruyoruz, Anadolu’nun ortasında 900 metre yükseklikteki yaylada, gemi çapası ne arar?.. Acaba söz konusu gemi “başka bir Nuh’un gemisi midir? Asya’ya dönelim. Sibirya’yı doğuda sınırlayan Yeni-sei ırmağına, Baykal-Lena havzasından akan kolun adı Angara’dır ve de eski Ankaralılar, Ankara’yı-Angara diye seslendirirler.

Yazıya ilk adım, Sat dağında atılmıştır. Yukarıdaki resimde tarihi Ersin Alok tarafından –8.bin olarak tespit edilmiş olan ON-OĞ okunan tamga görülmektedir. Yan çizilmiş olan boğa boynuzu OĞ “kişi” anlamını ifade eder. Boynuzun kıskaçladığı 10.leke “kozmos, Tanrı beldesi” anlamında ON diye okunur. İki damganın ON-OĞ şeklinde birleşmesinden “Kozmik Kişi” anlamı ortaya çıkar.(*5)

Buradan şu sonuca varmaktayız,

1) Kaya üstü ve mağara resimlerinin bir anlam taşıması, bu resimleri yapan kişilerin bu anlamı ifade eden dile sahip olduklarını göstermektedir ki tamga ve yazıtlar Ön-Türkçe okunduğuna göre bu dilde Ön-Türkçe’dir. Öyleyse, bu tarihlerden başlayarak, Doğu Anadolu yüksek yaylasına iç Asya kültürünü getiren “Asya Kişisi”ne artık Ön-Türk kişisi dememiz gereklidir.

2) Bu da Anadolu kültür tarihini başlatanların ön atalarımız, Ön-Türkler olduğunu, dolayısıyla Anadolu dip kültüründe, Ön-Türk kültürünün, yazılı belgeye dayanarak –8. binlerde yer almış olduğunu iddia edebiliriz.

Sonuç olarak Hint Avrupa dilleri teorisinin Kafkaslar ve Anadolu’ya yerleştirilmesinde, Ön-Türk kültürünün kökeninde var olmuş olduğunun kabul edilmesi ve bu teorinin yeniden sistemlendirilmesi gereği ortaya çıkar.

Merhum Akurgal’ın kitabında, Doğu Anadolu yüksek yaylasına ait yukarıda sunduğumuz bilgilerden hiç birine rastlayamadık.

Doğu Anadolu’da ilk yazıt

Doğu Anadolu’da ilk yazıt, rahmetli Prof. Muaffık Uyanık’ın, Van’ın Çilgiri ilçesinde bulmuş olduğu Çilgiri Yazıtı’dır. 45 santimetre çapında, bir mermer sütun dilimi üzerine yazılmıştır. Ortasındaki haç şeklindeki OQ damgası ve kenarına çok sonraları kazınmış olan Ermenice yazı nedeniyle, Ermeni mezar taşı sanılmıştır.

Van müzesinin bahçesinde kar, güneş, asitli yağmurlar altında korumasız bırakılan bu yazıtın evrensel değeri konusunda dikkatini çektiğimiz zamanın Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in derhal müdahalesi sonucu içeriye alınmıştır. Kendisine bu vesileyle teşekkür ederiz. (6)



Prof. M. Uyanık, 1970’de Tir-i Şin kaya resimleri merkezi konusunda aşağıdaki bilgileri vermektedir. “...1967/68/69 yıllarında yaptığım araştırmalarla, Van / Hakkari sınırı üzerinde, Çatak doğusunda Tir-i şin (Yeşil Ok) yaylasında, dünyanın belli başlı kaya resimleri merkezleri Prof Uyanık bu taşın yazısının “Urartu Yazısı” olduğunu iddia etmiştir ki, tamamen yerinde bir tespittir. M. Uyanık bu yazının Ön-Türkçe olabileceğini hissetmiştir. Yazıtın tarihini, Uyanık’ın verdiği tarih, buradan Alok’un tarih tespitleri ve Çatalhöyük Ana Tanrıçası’nın gövdesindeki Ön-Türkçe yazıtla kıyasladığımızda, kolayca –7/6.binleri buluruz.

Sonuç olarak, a) Anadolu’nun ilk yazıtının tarihi, Prof Akurgal’ın vermiş olduğu –1700 değil, -7/6.binlerdir. b) Anadolu’daki ilk yazı şekli hiyeroglif değil, damga sistemine dayanan Ön-Türk yazısıdır.

K.Mirşan’ın, 10,10,1989’da Ankara’dan göndermiş olduğu mektubunda yer alan Çilgiri yazıtının okunuş şeklini aşağıdaki kutuda gösteriyoruz.

Okurlarımız çeviriyi yadırgayabilir ve tereddütlere düşebilirler, çünkü ONU UTUS ÖGİS gibi sadece, 3 sözcüklü diziden “Uygarlıkların oluşumunu sağlayan Ögis” gibi bir cümle inşa edilmiştir. Çünkü henüz sözcükleri bağlayan ekler, bağlantılar oluşmamıştır. Bu üç sözcüğü ilk seviyede “uygarlık... oluşum...Ögis” diye sıraladıktan sonra ancak bütüne bakarak metnin tümü ortaya çıkabilir.

Çeviride geçen “cennet ve peygamber” hakkında da açıklamalarda bulunmak isteriz.;

-Tek Tanrı kavramını bulmuş olan Ön-Türklerdeki ÖN-İÇİŞ karşılığı kullanılan “cennet” sözcüğünü, deyim olarak kabul etmek gereklidir. ÖZ-İÇİŞ’in anlamı, ÖZ’ümün, benim, kendimin İÇ’i, bu İÇ’te “Tanrıyı bulma” “Tanrıyla özdeşleşme” olacaktır. Ön-Atalarımızda, binlerce yıl önce bulunan “Tanrıyla özdeşleşme” kavramını, binlerce yıl sonra İslâmiyet’te, bu seviyeye eriştiğini kabul etmiş olan Hallacı-ı Mansur’un “Enel Hak” diye haykırmasında görmekteyiz. Bu felsefi seviyenin farkında olmayan ya da olmak istemeyen yobazlar, Hallac-ı Mansur’u linç etmişlerdir.

ÖZ- İÇİŞ kavramının, görüldüğü gibi İslâmiyet’teki cennet kavramıyla ilgisi yoktur. İleri seviyedeki Ön-Türk düşüncesinde bu “tanrıyla özdeşleşme “ kavramında kadın erkeğiyle eşit değerde bir ferttir.

-ÖGİS karşılığında kullanılan peygamber sözünü de deyim olarak kabul etmek gerekmektedir. ÖG, felsefe demektir, bugün dilimizde ÖGE halinde prensip anlamında kullanılmaktadır. İS düşünce demek olduğuna göre, “Felsefi düşünce” sahibi kavramını ifade etmektedir. Ön-Türkler’de “doğru yolu gösteren, gerçeği gören kişi” demektir. Anadolu’da bu anlamda “uluğ kişi, eren, ermiş” sözcükleri kullanılmaktadır. Yazıtta, Anadolu lehçesiyle şu sözcükleri yakalayabiliriz.

-UT, üt/mek, yenme, elde etmek, kazanmak, Batı Anadolu’da sıkça kullanılır.

-AT, ad, (isim) at/ılmış, tanrıya fırlatılmış.

-OQUN, (okung) ok’un, ok’a ait.

-AŞINÇ, aş/mış, aşan.

-ESİS, (akla) esen, hatırlanan, esin’lenmek, daima hatırda olan yani Tanrı.Ön-Mısır’da İSİS olmuştur.

-EKİNÇ, iki’nç, ikinci, sonradan olan.

Mirşan mektubunda, Asya’dan bazı sözcükler de vermiştir;

-ÖG, felsefe olduğu gibi ÖGDİ, methiye, övgü, ÖG-KÖNÜL, identifikasyon, ÖGMELİK, ifade diksiyon, ÖGRETİNGÜ, öğretim.

-ONAY, İLKEY, progressiv orijin, ONARI EVİRÜ, yeniden teşekkül. ON, başarı, gelişme, uygarlık.

-Tatarca; IŞIK ORUN, korunmuş mevki, IŞNA AÇU, ormanda yer açma, IŞIKTA YESEV, sükûnetle yaşamak, IŞANMAK, inanmak.

Bu yazıt, ÖGİS’in tanrıya erişmesi hatırasına dikilmiş bir taş olduğuna göre, tanrıya erişmesi “Oz’laşma” yoluyla olacağına göre vücudu ateşe verilmiştir. Bu durumda demek ki karşımızda ateş kültü vardır. –7.binlerdeki bu kült’- ün, dolayısıyla Ön-Türk kültürünün, ileriki bin yıllarda devam etmekte olduğunu, siyasal kuruluşlar dışında, ateş kültlerinin varlığıyla da örneğin, İslâhiye yöresindeki Gedikli kalıntılarında görmekteyiz.

Çilgiri yazıtının bir eşi, Cudi dağında, Nuh’un gemisi sanılan kalıntının 2,5 km. yakınında, Nuh’un gemisini arayan araştırma ekibi tarafından bulunmuştur. (*8) Üzerinde bulunan büyük ölçüdeki haç nedeniyle heyet hayretler içinde kalmıştır. Çünkü haçın tarihi onlara göre, Tufan tarihi sanılan –3.binler olacağına göre, Hıristiyanlığın sembolü haç, nasıl olur da bu tarihlerde burada bulunmaktadır? Ayrıca aynı yörede üzerinde 8 haç işlenmiş bir başka taş daha tespit etmişlerdir.

Çilgiri yazıtının ortasındaki büyük haç, yani OQ tamgasını, Van’ın taşlara işlenmiş çok sayıdaki haç nedeniyle “Put” adı taşıyan (bugün Yedisalkım) köyünde Van’da Ahtamar adasında bulmuş olduğumuz Ön-Türkçe yazıt taşta ve gene Ahtamar Ermeni Kilisesi’nin giriş kapısının iki yanında, Çatalhöyük’de ve Antalya Beldibi mağarasında “Beldibi ateş evinde” görmekteyiz. Bulguların en güzel örneklerini, halılarımız ve kilimlerimiz üzerinde görmekteyiz. Özellikle halıların göbek motifini, etrafı Ön-Türkçe damgalarla süslü haç, yani OQ damgası oluşturmaktadır.

Sonuç; Çilgiri yazıtı, alttadir

ANADOLUNUN BIZE AIT OLDUGUNUN DIP KÛLTÜRÜN ÖN_TÜRK OLDUGUNUN GÖRSEL SAHIDIDIR HALAMI SEVR ,HALAMI 1071 HALAMI IDDIA
Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Lütfen yukarıdaki "Tam Sürüm Bilgini Göster"e tıklayın. (Linkleri sadece üyelerimiz görebilir. Lütfen yukarıdaki "Tam Sürüm Bilgini Göster"e tıklayın.)