Ashaba kötü söz söyleyenler hakkında [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ashaba kötü söz söyleyenler hakkında


Cengiz Han
06-25-2008, 00:29
Bismilâhirrahmânirrahiym



BATIL GÖRÜŞLER



Ashaba kötü söz söyleyenler hakkında



Zamanımızda sofu görünen en alim zannedilen adamların içinde; Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu), Hz. Ömer (Radiyallahu anhu), Hz. Osman (Radiyallahu anhu)'a “kâfirdir” ve Hz. Aişe Validemize “fahişedir” diyenler var.

Biz her ne kadar çalışsak onların derecelerinin yüz milyonda biri olmamıza imkân yoktur. Bu saydıklarımıza buğz edip “kâfir” diyen, Hz. Aişe Validemize “fahişedir” diyenlerin ve onlara müsamaha edenlerin Allah'u Teâlâ'nın gadabına ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzurundan kovmasına, İslâmiyetten büsbütün çıkmalarına sebeb olur.



(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No:4302)

“Huzeyfe (bin el-Yeman) (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Şüphesiz benim havuzum Eyle'den Aden'e kadar olan mesafeden cidden daha uzundur. (İmâm-ı Şa’râni “Ölüm-Kıyamet-Ahiret”, Hadis No: 283, s. 200.) Nefsim (kudret) elinde olan (Allah)'a yemin ederim ki, muhakkak kabları yıldızların sayısından daha çoktur ve muhakkak o, sütten daha beyaz ve baldan daha tatlıdır. Ruhum (kudret) elinde olan (Allah)'a yemin ederim ki adam yabancı develeri kendi havuzundan kovduğu gibi bende bir takım adamları (sahabelere buğz edenleri) huzurumdan kovarım, buyurdu demiştir. (Bunun üzerine sahabeler tarafından):

- Yâ Resûlullah! Sen bizi tanıyacak mısın? diye soruldu. O:

- Evet! Siz benim yanıma abdest izinden yüzleriniz, kollarınız ve ayaklarınız nurlu olarak geleceksiniz. Bu alâmet sizden başka hiç bir kimsede olmayacaktır,” buyurdu.



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 163)

“Ashabıma ihtiram ile şan ve şerefimi muhafaza eden kimse cennetteki havuzumdan su içer; yani etmeyen içmez. Zira dinimizin esası bulunan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfe onlardan rivâyet olunduğu cihetle onlara fasıklık isnadı ancak dîn-i mübinin ortadan kaldırılmasına çok istekli olan bir zındıktan beklenir.”

Ashabın her hangi birine buğz etmek zındıklıktır. Zındıklık ise kâfirlikten daha kötüdür!



(Kütüb-i Sitte, Cild 1, Hadîs No: 3, s. 524)

“Hazreti Cabir (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'ın şöyle dediğini nakletmiştir:

- Cenâb-ı Hakk, Ashâbımı Nebiler ve peygamberler hâriç bütün cin ve ins'e tercih etmiş, üstün tutmuştur.” (Hayatü’l-Sahabe, Cild 2, s. 408.)



(Sûre-i Maide, Âyet 92)

“Allah'a itaat edin, Resûlüne itaat edin.” (Sûre-i Muhammed, Âyet 33; Sûre-i Nisa, Âyet 13, 69, 80; Sûre-i Maide, Âyet 92; Sûre-i Enfal, Âyet 1, 20, 24; Sûre-i Nur, Âyet 52, 54; Sûre-i A’li İmran, Âyet 32; Sûre-i Fetih, Âyet 17; Sûre-i Hucurat, Âyet 14; Sûre-i Tegabün, Âyet 12; İslâm Tarihi (M. Asım Köksal), Cild 11, s. 270.)

Resûlüne itaat eden kimse, O'nun ailesine “fahişedir!” denilirse, kendinin ailesine fahişedir diyenden daha fazla onlara düşman olur. Çünkü Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ailesi mü'minlerin annesidir. (Sûre-i Ahzab, Âyet 6.) Annene fahişedir derse, sen onunla nasıl iyi olursun? Yarın mahşerde Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in yanında dört Cihar-ı Yar ve Hz. Aişe validemiz var. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna ne yüzle varacak, ne yüzle bakacaksın? Senin çok iyi anlaştığın kişi de yanlış görüşte ise, onunla Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in huzuruna çıkmana ve O'nun sana “ümmetimdir” diye sahib çıkmasına imkân var mı? “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 12, Hadis No: 2007; Cild 9, Hadis No: 1495; 500 Hadis-i Şerif Kitabı, Hadis No: 380, s. 307; Muhtar’ül Ehadisin Nebeviyye, Hadis No: 1273, s. 606; Mevahib-i Ledünniyye, Cild 2, s. 161; Sahih-i Müslim, Cild 8, Hadis No: 161 (2639), s. 106; Berika, Cild 1, s. 246; Marifetname, s. 491, 939; Müzekki’n Nüfus, s. 284; El-Uhudü’l Kübra (İmâm-ı Şâ’rani), s. 995.)



(Kütüb-i Sitte, Cild 1, Hadîs No: 6)

“Enes (Radiyallahu anhu)'den: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdular ki:

- Allah beni ve ashabımı seçti. Onları bana hısım (akraba) ve yardımcılar kıldı. Bilesiniz ahir zamanda bir güruh çıkıp onların kadrini (kıymetini) düşürmeye çalışacak. Sakın onlarla evlenmeyin. Onlarla birlikte namaz kılmayın, cenazelerine namaz kılmayın, onlara lânet etmeniz helâldir.” (Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 1196.)



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 1197)

“Allah beni seçti ve bana Ashab da ihsan etti. Onlardan bazılarını bana vezir yaptı, kimini de damatlar ve yardımcılar kıldı. Onlara kim söverse, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun, kıyâmet gününde onun hiç bir ameli kabul olunmayacak.”



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 158)

“Şüphesiz ümmetimin en ziyâde edepsizi Ashâb-ı Kirâmımın aleyhinde dil uzatmaya cür'et ve cesaret eden kötülerdir.” (Ebû Nuaym, Hilye, II, 183.)



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 160)

“Damatlarımla kayınbaba ve kayınbiraderlerim gibi zevcelerime yakınlığı bulunanların cennete girmeleri için Cenâb-ı Hakk'a tazarru ve niyaz eyledim. Cenâb-ı Hakk dahi kabulü ile beni mesrûr eyledi.” (Münavi, Künûzu’l-Hakaik, s. 77.)



(Kütüb-i Sitte, Cild 1, Hadîs No: 7)

“Abdullah ibn-i Mugaffel (Radiyallahu anhu) Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle dediğini rivâyet etmiştir:

- Ashabım hakkında Allah'tan korkun. Onları kendinize hedef edinmeyin. Kim onları severse bu bana olan sevgisi içindir, kim onlara buğz ederse bu da bana olan buğzu sebebiyledir. Onları kim incitirse beni incitmiş olur. Beni incitende Allah'ı incitir. Allah'ı incitenin ise belası yakındır. (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 4116; Mir’ât-ı Kâinat, Cild 1, s. 592; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 2, s. 357; Tuhfet-ül-ahvazi, Cild 10, s. 365.)



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 732)

“Ümmetim arasında bid'atlar zuhur edipte ashabıma sövülürse, alim olan (bu babtaki) bilgilerini izhar etsin; eğer bunu yapamazsa Allah'ın lâneti onun üzerine olsun.”



(Sahîh-i Buhari Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1491)

“Ebû Saîd'i Hudri (Radiyallahu anhu)'den gelen rivâyete göre Nebi (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

- (Ey müstakbel müslümanlar!) Sakın Ashâb'ıma sebb ü şetm etmeyiniz. (Onların şeref ve fazîleti yüksektir. Bakınız!) Sizden birinin Uhud (dağı) kadar altın sadaka verdiği farzedilse, bu (muazzam sadakanın sevâbı) Ashâb'dan birisinin iki avuç (hurma) sadakası (fazileti) ne erişemez. (Hattâ) bunun yarısına da ulaşamaz.”(Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 4114; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1491; Kenzü’l-İrfan, Hadis No: 150; Müslim Fedail’üs-Sahabe 221-222; Davud, sünne 16; Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 1, Hadis No: 161; Kütüb-i Sitte, Cild 16, Hadis No: 6028; Gunyetü’t-Talibin, s. 245; Mir’ât-ı Kainat, Cild 1, s. 592; Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 9-10, s. 359.)



(Sûre-i Cum'a, Âyet 5)

“Kendilerine Tevrat (kitap) yükletilen sonra onu, taşımayanların durumu, koca koca kitaplar taşıyan eşşeğin durumu gibidir. Allah'ın âyetlerini yalanlamış olan kavmin durumu ne kötüdür. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.”



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 225)

“Kendisinden sorulan bir meseleyi ehlinden gizleyip cevabını vermeyen alimin ağzına cehennem ateşinden bir gem vurulur.” (İhyâu’Ulumi’d-Din, Cild 1, Hadis No: 138, s. 159; Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 731, 5494, 5260; Kütüb-i Sitte, Cild 11, Hadis No: 4119; Muhtarü’l-Ehâdisin Nebeviyye, Hadis No: 407, s. 257.)



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4243)

“…Allah'ın meleklerin ve bütün insanların lâneti Ashabıma sövenlerin üzerine olsun.” (Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 1490; 5886; Kenzü’l-İrfan, Hadis No: 155; Gunyetü’t-Tâlibin, s. 245; Kırk Mevzuda Kırk Hadîs Kitabı, Hadis No: 14, s. 360; Feyzü’l-Kadir, Cild 6, s. 146; Hayatü’s-Sahâbe, Cild 2, s. 409; Taberâni, Heysemi, 10/21.)

“Râmûzu'l-Ehadis, Hadîs No: 1050)

“En üstün iman (sevdiğini) Allah için sevmen, sevmediğini de Allah için yermen, dilini Allah'ın zikrinde daim etmen; kendi nefsin için sevdiğini insanlar için sevmen, (yine) kendi nefsin için hoşlanmadığını insanlar için de hoşlanmaman; (el-hasıl) hayrı söylemen yada susmandır.” (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 1, Hadis No: 13; Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 2602; El-Uhudül Kübra (İmam-ı Ş’râni); s. 995; Kütüb-i Sitte, Cild 10, Hadis No: 10 (3344); Ebû Dâvûd, Sünnet 3 (4599); 250 Hadis-i Şerif Kitabı, Hadis No: 57, s. 50.)

Allah'u Teâlâ için seviyorsan, Ashabı sevmeyen guruplardan uzak ol. Allah'u Teâlâ için sevmiyorsan yine onları sevme.



(Sünen-i ibn-i Mâce, Cild 10, Hadîs No: 3992)

“…Yahudiler yetmişbir, Hıristiyanlar yetmişiki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim yetmişüç fırkaya ayrılacak. Bir fırka cennette, yetmişiki fırka ateşte.

- Cennette olan fırka hangisidir ya Resûlullah?

- (Sahabilerin yolunda olan) cemaat diye cevap verdi.” (El-Uhûdü’l Kübra (İmam-ı Şa’râni), 15; Gunyetü’t-Talibin, s. 260; Marifetnâme, s. 497; Hayatü’s-Sahâbe, Cild 1, s. 19; Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 3213; Envarü’l Aşıkîn, s. 369.)

Sahabilerin en büyüklerine buğz eder, “kâfir” der, hele “fahişedir” derse, onların yolunda olmasına imkan var mı? Onların yolunda olmazsa Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) cehennemde ateştedir buyuruyor.”







Dört Cihar-ı Yar hakkında ki ayet ve hadisler:





(Sûre-i Fetih, Âyet 18-19, 29)

(18) “Yemin ederim ki o ağacın altında sana biat ederlerken Allah, mü'minlerden razı olmuştur. Kalplerinde olanı bilmiş, onlara güven indirmiş ve onları pek yakın bir fetih ile mükafaatlandırmıştır.

(19) Allah onları elde edecekleri bir çok ganimetlerle de mükafatlandırdı. Allah üstündür, hikmet sahibidir.”

(29) “Muhammed, Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulananlarda kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. İlâ Ahir…”



(Hayatü's-Sahabe, Cild 2, Sayfa: 408)

“Cabir bin Abdullah (Radiyallahu anhu) rivâyetine göre şöyle demiştir. Cenâb-ı Hakk, benim Ashâbımı (Nebiler ve Resûller hâriç) bütün alemlerden üstün kılmıştır. Sahâbelerim arasından da benim için dört kişiyi seçti: Ebû Bekir'i, Ömer'i, Osman'ı ve Ali'yi (Allah onlara merhamet etsin) Onları benim arkadaşlarım yaptı. Allah bütün Ashâbım hakkında hayır buyurdu (diledi). Ümmetimi de bütün ümmetlere tercih etti. Ümmetim içinden de dört çağ halkını seçti: Birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü asır (müslüman)lar (ın)ı.” (Bezzâr, Heysemi: 10/16.)



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 75)

“Ebû Bekr es-Sıddîk benden sonra ümmetime benim vezirim ve halifemdir. Ömer benim dilimle konuşur. Ali ise amcazademdir, kardeşimdir ve sancağımın hamilidir. Osmana gelince, O bendendir ben de ondan.”



(İmâm-ı Şa'râni «Ölüm-Kıyâmet-Âhiret», Hadîs No: 286, s. 200-201)

“Enes bin Malik (Radiyallahu anhu)'den Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:

Havuzumun dört köşesi vardır.

a- Onlardan ilki Ebû Bekr'in elindedir. (Yani iradesi altındadır.)

b- İkinci köşesi Ömer'in elindedir.

c- Üçüncü köşesi Osman'ın elindedir.

d- Dördüncü de Ali'nin elindedir. (Allah onların hepsinden razı olsun.)

Binaenaleyh her kim Ebû Bekir'i sever, fakat Ömer'e düşmanlık ederse Ebû Bekir ona su vermez. Her kim Ömer'i sever de Ebû Bekir'i sevmezse Ömer de ona su içirmez. Her kim Osman'ı sever de Ali'yi sevmezse Osman da ona su vermez. Ali'yi sevip de Osman'a düşmanlık eden kimseye de Ali su vermez.”



(Kütüb-i Sitte, Hadîs No: 12, Hadîs No: 4369)

“Saîd ibn-i Zeyd (Radiyallahu anhu) anlatıyor: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle söylediğini işittim:

“Ebû Bekir cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talha cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa'd ibn-i Malik cennetliktir, Abdurrahman ibn-i Avf cennetliktir, Ebû Ubeyde ibnu'l-Cerrah cennetliktir.”

Hadîsin Kitabındaki Açıklaması:

(Râvi der ki: Zeyd) Onuncuda sükut etti. Dinleyenler:

- Onuncu kim?”diye sordular. (Bu taleb üzerine):

- Saîd ibn-i Zeyd” dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilâve etti:

- Allah'a yemin ederim. Onlardan birinin Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömrü boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh (Aleyhis-selâm)'un ömrü kadar uzun olsa bile. (Ebû Dâvud, Sünnet 9 (4648-4650).)









Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) hakkında ki ayet ve hadislerden bazıları:





(Sûre-i Nur, Âyet 22; Sûre-i Tevbe, Âyet 40, 100; Sûre-i Zümer, Âyet 33, Sûre-i Hadid, Âyet 10; Sûre-i Fetih, Âyet 16; Ayrıca Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu Anhu) hakkındaki 26 Hadis-i Şerif de rivâyet edilmiştir. (Bak Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddin Ahmed Efendi), Sayfa: 63-86), Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 6123; Kenzü’l-İrfan, Hadis No: 105, 112, 114.)



(Sûre-i Rum, Âyet 2-5)

“Rumlar (Arapların) bulunduğu bölgeye en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra bir kaç (üç-dokuz) yıl içinde galip geleceklerdir. Eninde sonunda emir Allah'ındır. O gün mü'minlerde Allah'ın yardımı ile sevineceklerdir. Allah, dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir. Çok esirgeyicidir.”

Bilâl Babam bu âyetin tefsirini şöyle yapmıştır: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- “Rumlar galip gelecekler senelerin parçasında. Senelerin parçası bir, üç, beş, yedi, dokuz olur. Dokuzdan sonra parça sayılmaz.

- Ya Ebû Bekir! Sen kâfirlerle yaptığın bahiste seneyi on, deveyi yüz et. On seneden evvel Rumlar kazanacak buyurdu.Öyle yaptılar. On seneden evvel Rumlar, Mecusilerin elinden Kuds'i Şerifi aldılar. Yüz deveyi, Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) kâfirlerden aldı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e getirdi. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Kes, Ashab yesin, buyurdu. Kestiler, Ashab yedi.



(Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), s. 51-52)

“Hazreti Ebû Bekir (Radiyallahu anhu) bütün malını Allah yolunda sadaka verip bir hırka ile evinde oturuyordu. Bir kimse kapıyı çaldı:

- Yâ Ebû Bekir! Benim on iki bin akça borcum vardır. Bugün muhakkak vermem lâzım geliyor. Lütfedip beni bu borçtan kurtar, dedi. Hazreti Ebû Bekir:

- Bütün malımı hatta elbisemi Allah yolunda dağıttım. Üzerimde bir hırkam vardır. Senin borcunu nasıl ödeyim? buyurdular. Fakir kimse:

- Siz de yine mal kaldığını duydum. Fadlından ümid ediyorum ki borcumu ödeyesin, dedi.

Hazreti Ebû Bekir artık duramadı. Bir Yahudi'ye gidip on iki bin akça borç istedi:

- İnşallah yarın öğleden sonra veririm, buyurdu.

Yahudi:

- Yarın vermezsen ne olacak? dedi.

- Yarın öğleden sonra borcumu vermezsem, kendimi sana köle yapacağım, istersen satarsın, istersen köle olarak işinde çalıştırırsın, buyurdu.

Yahudi parayı verdi Hazreti Ebû Bekir o parayı fakire verip:

- Al borcunu öde! buyurdular. Ertesi gün sabahleyin, bu borcumu nereden bulup ödeyim diye düşündü. Bir çare bulamadı. Gidip Yahudi'ye köle olmağa karar verdi.

Hazreti Aişe (Radiyallahu anha)'nin evine gitti. Selâm verdikten sonra:

- (Bir Yahudi'den borç aldığını, öğleden sonraya kadar ödemesi lâzım geldiğini ve şimdi ödeme imkânı olmadığından Yahudi'ye köle olmağa gittiğini söyledi ve) hakkını helâl et, ben gidiyorum buyurdu.

İkisi birden ağlıyorlardı. Hazreti Ebû Bekir çıkıp gitti. Hz. Aişe annemiz ağlarken gözünden bir damla yaş yere düştü. Hakk Teâlâ'nın kudretiyle o göz yaşı damlası hemen bir cevher oldu. Hazreti Aişe, cevheri görüp sevindi ve babasını çağırdı. Hz. Ebû Bekir dönüp geldi. Hazreti Aişe cevheri göstererek:

- Hakk Teâlâ bunu gözümün yaşından yarattı. Bunu götür sat, parası ile borcunu öde dedi.

Hazreti Ebû Bekir Sıddîk, cevheri alıp satmak için çarşıya götürdü. Hakk Teâlâ, Cebrail (Aleyhis-selâm)'a:

- Resûlümün zevcesi Âişe'nin gözünün yaşından kudretimle bir cevher yarattım. Kulum Ebû Bekir, onu pazarda satmağa gitti. Hemen cennete git, kudretim hazînesinden yirmi bin altın al, nûrdan bir tabak içine koy, Ebû Bekir'in önüne var, o cevheri satın alıp bana getir. Çünkü o cevheri Arş'ıma koyup onun nûru ile Arş'ımı aydınlatacağım ve mü'min kullarımın kalbleri o cevherle nûrlu olacaktır, buyurdu.İla Âhir…”



(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1488)

“Amr İbn-i Âs (Radiyallahu anhu)'dan rivâyete göre, Nebî (Sallallahu aleyhi vesellem) Amr'ı, Zât-ı Selâsil (gazası için teçhiz olunan) asker üzerine kumandan nasbedib göndermişti. Râvî Amr der ki:

(Bu gazâdan döndüğümüzde) Resûlullah'ın huzûruna girdim. Ve:

- Yâ Resûlullah! Ashab içinde size en sevimli kimdir? diye sordum. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Âişe'dir! buyurdu. Ben:

- Erkeklerden kimdir? dedim. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Âişe'nin babası! buyurdu. Ben:

- Sonra kimdir? dedim. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ömer İbn-i Hattab buyurdu.

Sonra Resûlullah bir takım ricâlin adlarını saydı. (Amr İbn-i Âs der ki: Resûlullah beni en sonraya bırakır korkusu ile sustum da başkalarını sormadım.” (Kırk Mevzuda Kırk Hadis Kitabı, Hadis No: 19, s. 362.)



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 6303, 3096)

(6303) “Cennete (bilâ hisab) bir adam girecek, cennetin her evinde ve odasında bulunan herkes ona «Merhaba! Merhaba, bize buyurun!» diyecekler. İşte o adam sensin ey Ebû Bekr”

(3096) “(Kıyamet günü) melekler, peygamberler ve sıddîklarla beraber Ebû Bekir (Radiyallahu anhu)'e gelirler onu alıp hemen alel-acele doğru cennete götürürler.”



(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3916)

“Âişe (Radiyallahu anha)'dan rivâyet edilmiştir: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ebû Bekir'e söyleyiniz, cemaate namaz kıldırsın, buyurmuştu. Âişe:

- Yâ Resûlullah! dedi. Ebû Bekir senin makamına geçerse (sesini) ağlamaktan cemaate işittiremez. Ömer'e emret, cemaate namaz kıldırsın. Resûl-i Ekrem (yine):

- Ebu Bekir'e söyleyiniz cemaate namaz kıldırsın! buyurdu. Aişe (Radiyallahu anha):

- Hafsa'ya, “Resûl-i Ekrem'e söyle!” dedim. Ebû Bekir senin makamı (mihrabı)na geçerse (sesini) ağlamaktan cemaate işittiremez. Ömer'e emret, cemaate namaz kıldırsın. Hafsa (dediğimi) yaptı. Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Hiç şübhe yok ki siz Yusuf'un kadınlarından farksızsınız. Ebû Bekir'e söyleyiniz, cemaate namaz kıldırsın. Bunun üzerine Hafsa (Radiyallahu anha), Âişe (Radiyallahu anha)'ye:

- Senden bir hayır görmeyecek miyim? demişti.”



(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3918)

“Ebû Hüreyre (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) buyurdu ki:

- Her kim Allah yolunda (herhangi bir maldan) iki tane verirse cennete «Ey Allah'ın kulu bu bir (büyük) hayırdır! diye çağrılır. Namaz ehlinden olanlar namaz kapısından çağrılacak, cihad ehlinden olanlar cihad kapısından çağrılacak, sadaka ehlinden olanlar sadaka kapısından çağrılacak, oruç ehlinden olanlar Reyyân kapısından çağrılacak. Bunun üzerine Ebû Bekir (Radiyallahu anhu):

- Varım yoğum sana feda olsun! dedi. Kişinin bu kapılardan (ayrı ayrı) çağrılmasına zaruret (ihtiyaç) olmasa gerek. Sonra bir kişi bütün kapılardan çağrılır mı? Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evet, buyurdu. Seninde onlardan bütün kapılardan çağrılanlardan olmanı dilerim.”

Başka bir rivâyette İbn-i Habbân'ın İbn-i Abbâs'dan tahriç ettiği hadîste Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Evet Ya Ebû Bekir! Sen o (bütün kapılardan çağrılacak olan) kişisin! buyurduğu kaydedilmektedir.



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 101, 112, 114)

(101) “Nebî müstesna olduğu halde Ebû Bekir herkesten efdaldir.” (Suyûti, el-Câmius-sağir, 1,6.)

(112) “Ehl-i cennet (cennet halkının) kâmillerinin (ileri gelenlerinin) seyyidi (efendisi) Ebû Bekir ve Ömer hazarâtıdır. Tahkîka (şüphesiz) Ebû Bekir cennet ehli meyanında (arasında) semâda süreyyâ yıldızı gibi parlaktır.” (İbn Mâce, mukaddime 11; Ahmed b. Hanbel, 1, 80; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3909.)

(114)“Benden sonra makam-ı hilâfet Ebû Bekir'in ve ondan sonra Ömer'indir. Bunlardan sonra ihtilâf zuhûr eder.” (Münâvî, Künüzü’l-hakâik, s. 69.)









Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'in sözlerini doğrulayan Âyet ve hadîslerden bazıları:





(Sûre-i Hucurat, Âyet 1-3; Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 4669, 4670; Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3942; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1494; Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 2396, 2399; Kenzü’l-İrfan, Hadis No: 117-118.)



Hz. Aişe (Radiyallahu anha)'nin doğru olduğuna dair inen Âyet-i Kerime'de Cenâb-ı Hakk Teâlâ Hazretleri buyurdu:



(Sûre-i Nur, Âyet 16)

“Onu işittiğiniz zaman, bunu söylemek bize lâyık olmaz, haşa! Bu pek büyük bir iftiradır, demeli değil mi idiniz?”

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu): “Haza bühtanın Azim” dedi. Bu büyük bir iftiradır demektir. Allah'u Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'de: “Siz neden (Ömer gibi) büyük bir iftiradır demediniz? buyurdu. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'e sordular:

- Sen nereden bildin? Hz. Ömer (Radiyallahu anhu):

- Allah'ın görmediği bir yer olmadığını, Allah'tan emirsiz bir şey olmayacağını, Allah'u Teâlâ'nın kendi Habibinin (sevgilisinin), Peygamberinin namusunu koruyacağını düşündüm. Bu büyük bühtandır dedim, buyurdu.

Hz. Ömer (Radiyallahu anhu), Makamı İbrahim'de namaz kılınması için Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e söyledi ve hakkında ayet indi.



(Sûre-i Bakara, Âyet 125)

“Ve o vakti de yad edeniz ki, biz Beyt-i Şerîfi nâs için bir sevapgah ve bir Dâr-ül Eman (güven yeri) kıldık. Siz de makamı İbrahim'den bir namazgâh ittihaz ediniz ve biz İbrahim'e ve İsmail'e kati emir vermiştik ki; benim beytimi tavaf edenler için ve orada mücavir bulunanlar için ve rükûa, sücuda varacaklar için tertemiz bulundurunuz.”

Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ve mü'minlerin hanımlarının örtünmesi için söyledi ve hakkında ayet indi.



(Sûre-i Ahzab, Ayet 59)

“Ey Peygamber! zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına de ki: Üzerlerine feracelerini sıkı örtsünler. Bu onların tanınmalarına ve eza edilmemelerine en yakın, (en muvafık bir sebeb)tir. Ve Allah çok mağfiret edendir, çok merhametli olandır.”

Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i aileleri kıskanınca, Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) gelip Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in ailelerine kızdı ve tekdir etti. Bunun hakkında da ayet indi. (Sûre-i Tahrim, Âyet 5)

Hz. Ömer (Radiyallahu anhu), Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), münâfıkların başkanı Abdullah İbn-i Ubey ibn-i Selül'ün cenaze namazına gitmesini engellemek istedi ve hakkında ayet indi. (Sûre-i Tevbe, Âyet 84)

Hazreti Ömer (Radiyallahu anhu), Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e içkiyi yasaklamasını söyleyince yine hakkında ayet indi. (Sûre-i Maide, Âyet 90-91; Sûre-i Nisa, Âyet 43; Sûre-i Bakara, Âyet 219)

Sûre-i Mü'minun'un 12 ve 14. Âyetlerine muaffakiyetleri.

İki hasmın arasında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hükmünü kabul etmeyip, Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'e havale edilmesini istemesi üzerine Hz. Ömer (ra)'e giden ve Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'in hükmünü kabul etmeyen kişinin Hz. Ömer (Radiyallahu anhu), tarafından öldürülmesi, bunun ayetle tasdik edilmesi: (Sûre-i Nisa, Âyet 65)

Yahudinin birinin, Cebrail (Aleyhis-selâm)'a düşman olduklarını söylemesi üzerine Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'in:

- Her kim Allah'a, meleklerine, Resûllerine bâhusus Cibril ve Mikâil (Aleyhis-selâm)'a düşman ise şüphesiz Allah da o türlü kâfirlere düşmandır. (Sûre-i Bakara, Âyet 98)

Bir gün Kâbul Ahbar:

- Arz Meliki'nin, semâ meliki elinden hâli yamandır, demiş. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'de:

- Meğer ki nefsi ile hesaplaşmış ola deyince, Kâbul Ahbar:

- Nefsim yed'i kudretinde tutan Allah'a yemin ederim ki, Tevrât'ta da böyledir. Sen, ona tâbi olmuş oldun, dedi. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) hemen secde-i şükrâna kapandı. (Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 2, Hadîs No: 261, s. 346-353'i izahında açıklanmaktadır.)

Bedir esirlerini Hz. Ebû Bekir (Radiyallahu anhu), Hz. Osman (Radiyallahu anhu) ve Peygamberiniz (Sallallahu aleyhi vesellem) bırakılmalarını istedi. Hz. Ali (Radiyallahu anhu) o zaman genç olduğu için fikrini almaya lüzum görmediler. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu):

- Ya müslüman olsunlar, ya da öldürelim dedi. Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'in sözünü tasdik eden ayet indi.

- Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) neden bilmedi de Hz. Ömer (Radiyallahu anhu) bildi?

- Allah'u Teâlâ, hiç bir şeyi bildirmediği zamanda, şerîat ölçüsüyle ölçüp, isabetli kararlar vermede Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'e bu meşrebi Allah'u Teâlâ verdi. Kimseye bildirmeyip, Hz. Ömer (Radiyallahu anhu)'e bildirdi.



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No:3603)

“İnsan ve cin şeytanlarının (Hazreti) Ömer'den kaçtıklarını gördüm.” (Râmûzu’l-Ehâdis, Hadis No: 4670.)



(Sahîh-i Buhari Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1494)

“…Cennette bir de (muhteşem) köşk gördüm. Avlusunda bir cariye vardı. Ben:

- Bu köşk kimindir? diye sordum. Cibril:

- Ömer'indir diye cevap verdi. İlâ Ahir…” (Sahih-i Müslim, Cild 7, Hadis No: 20 (2394), s. 292-293.)







Hazreti Osman (Radiyallahu anhu) hakkında ki hadislerden bazıları:





(Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3946, 3949, 3954, 3957; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 9, Hadis No: 1492, 1497.)



(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3946, 3955)

(3946) “Abdurrahman bin Habbâb (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edilmiştir; dedi ki: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'i gördüm, güçlük ordusuna bağışta bulunmaya teşvik ediyordu. Osman bin Affan (Radiyallahu anhu) ayağa kalktı ve:

- Ya Resûlullah! dedi. Allah yolunda, palas ve palanlarıyla yüz deve vermeyi üzerime alıyorum. Resûl-i Ekrem orduya bağışı teşvik (etmeye devam) etti. Osman (ikinci kez) ayağa kalktı ve:

- Ya Resûlullah! dedi. Allah yolunda, palas ve palanlarıyla iki yüz deve vermeyi taahhüd ediyorum. Resûl-i Ekrem (sözlerine devamla) orduya bağışı teşvik etti. Osman bin Affân (üçüncü kez) ayağa kalkarak:

- Allah yolunda, palas ve palanlarıyla (tam teçhizatlı) üç yüz deve vermeyi üzerime alıyorum, dedi. Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem)'in şöyle buyurarak minberden indiğini gördüm:

- Bu (bağışı)ndan sonra ne yapsa Osman'a zarar vermez.” (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3946.)



(3955) “Cabir (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir: Dedi ki Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'e namazını kılması için bir adamın cenazesi getirildi ve Resûl-i Ekrem onun cenaze namazını kılmadı. Bunun üzerine:

- Ya Resûlullah! denildi. Bundan önce hiç kimseye cenaze namazı kılmadığını görmedik? Resûl-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- O, Osman'a buğz ederdi, Allah'da ona buğz etti.”



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No: 4462, 5797, 6192)

(4462) “Osman'ın şefaatı sayesinde, cehennemi hak etmiş yetmiş bin kişi hesabsız cennete girecektir.”

(5797) “Ağlama! (Ey Osman) Nefsim yed-i kudretinden olana yemin olsun ki, benim yüz kızım olsa, (hepsi ölünceye kadar) biri öldüğünde diğerini veririm sana. İşte bu Cibril'dir bana haber verdi: Allah bana (ölen kızımın) kız kardeşini sana vermemi emretmiş. Mehrini de aynı ölen kız kardeşinin mehri gibi tayin etmemi (emretmiş).”

(6192) “Ey Osman! Allah sana bir gömlek (hilafet) giydirecek. Münâfıklar onu senden çıkarmak isterlerse, bana kavuşuncaya kadar sakın onu sırtından çıkarma!” (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3951.)



(Hayatü's-Sahabe, Cild 3, s. 92)

“Osman (Radiyallahu anhu)'ın oğlu Abdurrahman anlatıyor:

- Bir defasında Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem), Osman'ın hanımı olan kızı Rukiye'nin evine girdi. O esnada kızı, Osman'ın başını yıkıyordu. Allah Resûlü:

- Kızcağızım, Ebû Abdullah'ı incitme. Çünkü o, Sahâbelerim arasından ahlâkı bana en çok benzeyendir, buyurdu.” (Taberani, Heysemi: 9/81.)



(Dört Büyük Halife Kitabı (Şemsüddîn Ahmed Efendi), s. 188)

Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) bir hadis-i şerîfte:

“Bütün Peygamberler hayâtlarına bir kimse ile fahretmişlerdir, öğünmüşlerdir. Ben de Osman bin Affan ile öğünürüm, buyurmuştur.”



(Sahîh-i Buhâri Tecrîd-i Sarîh, Cild 9, Hadîs No: 1492, 1497)

(1492) “Enes ibn-i Malik (Radiyallahu anhu)'den rivâyet olunduğuna göre, Nebî (Sallallahu aleyhi vesellem) bir kere Ebû Bekr, Ömer, Osman (Radiyallahu anhu) ile birlikte Uhud'a çıkmıştı. Orada bulundukları sırada dağ deprendi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Ey Uhud, uslu dur! Bil ki, üstünde bir peygamber, doğru seciyeli bir zât, iki de şehîd bulunuyor buyurdu.”

(1497) “Abdullah ibn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyete göre, Mısırlılardan birisi Abdullâh ibn-i Ömer'e gelerek:

- Ey İbn-i Ömer! Uhud günü Osman, (harbe iştirak etmeyip) kaçmıştır, bilir misin? diye sordu. İbn-i Ömer:

- Evet diye cevap vermiş. Sorucu:

- Onun Bedir gazasındanda çekinip gizlendiğini de bilir misin? demiş. İbn-i Ömer:

- Evet! Biliyorum diye cevap vermiş. O kimse:

- Osman Bîat-ı Rıdvan'da bulunmamıştır; bunu da biliyor musun? demekle İbn-i Ömer:

- Evet biliyorum diye tasdik etmiş. (Bu kimse sorgularına aldığı tasdik cevaplarını fikrine uygun bulup tahsîn ederek):

- Allahu Ekber, demiş. Bunun üzerine ibn-i Ömer (bu adamın yanlış düşüncelerini düzeltmek üzere):

- Yahu şöyle gel bakayım! Sana hakîkatı bildireyim, diye şöyle izah etmiştir: Uhud harbi günü Osman'ın firârı keyfiyeti: Ben çok iyi bilir, sana da bildiririm ki Cenâb-ı Hakk Uhud'da bulunamamak kusurunu afv ve bundan mütevellid günâhını mağfiret etmiştir. Bedir gazasından gaybûbeti ise, Osman'ın refikası olan Resûlullah'ın kızı (Rukiyye)nın Bedir seferi sırasında ağır hasta bulunması ve Resûlullah'ın Osman'a: Ey Osman, senin için Bedir'de hazır bulunan bir gâzî sevabı ve bir gazi ganimet sehmi vardır; buyurup izin vermiş olması sebebiyledir. Bîat-ı Rıdvan'da bulunamaması da (Mekke'ye vazife ile gönderilmiş olmasındandır.) Eğer Mekke havâlîsine Osman'dan ziyade şeref ve nüfuz sâhibi bir kimse bulunsaydı, muhakkak Resûlullah Osman'ın yerine onu gönderirdi. Resûlullah, Osman'ı gönderip o Mekke'ye gittikten sonra Bîat-ı Rıdvân icrâ edilmişti. Osman'ın bu şerefli bîatten mahrûm olmaması için Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) sağ eline işaret ederek: İşte bu, Osman'ın elidir, buyurup. Onunla sol eli üzerine vurdu da işte Osman için bîattır, buyurdu. Abdullah ibn-i Ömer Mısır'lı sorucuya (bu izâhâtı verdikten sonra):

- Sana verdiğim bu cevaplarla berâber artık şimdi gidebilirsin! dedi.” (Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3954.)







Hazreti Ali (Radiyallahu anhu) hakkında ki hadislerden bazıları:





(Sünen-i Tirmizi, Cild 6, Hadis No: 3959, 3965, 3976; Râmuzu’l-Ehâdis, Hadis No: 871; Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih, Cild 8, Hadis No: 1236.)



(Kenzü'l-İrfan, Hadîs No: 128, 133, 137)

(128) “Ben ilmin Medinesiyim (şehriyim) İmam Ali de kapısıdır. İlmi isteyen kapısına müracaat etsin.” (Tirmizi, Menâkıb, 20.)

(133) “Bir kimse Alî'yi severse beni sevmiş olur. Ve Alî'ye buğz eden bana buğz etmiş olur.” (Hâkim, Müstedrek, III, 135.)

(137) “İmam Ali Hazretlerinin vech-i şeriflerine (mübarek yüzüne) bakmak ibadet makamına kaimdir. (İbadet yerine geçer.) (Ebû Nuaym, Hilye, V. 58.)



(Râmûzu'l-Ehâdîs, Hadîs No:1748, 2183, 3406, 3666, 3769)

(2183) “Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ali'yi kasdederek Allah'ım, ona yardım et, onun sebebiyle de yardım et, onu esirge ve onun sebebiyle de esirge. Ona yardım et, onun sebebiyle (halka) yardım et! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, Allah'ım! buyurdular.”

(1748) “Ya Ali! Sen ve cemaatin cennettedir! Lakabları olan ve kendilerine (Rafıza) denilen bir kavim gelecektir. Onlara rastlarsanız öldürün, çünkü onlar müşriktirler.”

(3406) “Ali'yi sevmek, günahları ateşin odunu yiyip erittiği gibi yer, eritir.”

(3666) “Ey Ali! Ben senin hakkında Allah'tan beş şey diledim, dördünü verdi, birini vermedi: Ümmetimin (benden sonra) senin emrin altında birleşmelerini diledim, vermedi. Senin hakkında verdikleri: Yer yarıldığında (insanlar dirileceği zaman) ilk dirilecek olan ben ve sen olacağız. Elinde Liva'ül-Hamd bulunmuş bir halde evvelkileri ve sonrakileri geçip, önümde yürüyeceksin! Benden sonra mü'minlerin velisi sen olacaksın. Rabb'im senin hakkında bunu bana ihsan etti.”

(3769) “Benden sonra fitne baş gösterecek: Böyle bir şey olursa Ebû Talib'in oğlu Ali'den ayrılmayın! Çünkü o Hak ile batılı ayırandır.”



(Sünen-i Tirmizî, Cild 6, Hadîs No: 3959, 3964, 3965, 3966, 3976)

(3959) “Ebû Serîha veya Zeyd bin Erkam (Radiyallahu anhu) tarikiyle Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem)'den şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir:

- Ben her kimin velisi isem Ali de onun velisidir.”

(3964) “Büreyde (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir, dedi ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem):

- Allah bana dört kişiyi sevmeyi emretti ve kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi, buyurdu. Bunun üzerine:

- Ya Resûlullah! denildi. Bize onların adlarını açıkla. Resûli Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu:

- Onlardan biri Ali (bunu üç kere tekrarladı) ve (diğerleri) Ebû Zerr, El-Mikdâd ve Selmân'dır! Allah onları sevmeyi bana emretti ve kendisinin de onları sevdiğini bana bildirdi.”

(3965) “Hubşî bin Cünâde (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir; dedi ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurdu: “Ben Ali'den, Ali'de bendendir ve benim adıma (taahhüdleri) ancak ben veya Ali yerine getiririz.”

(3966) “İbn-i Ömer (Radiyallahu anhu)'den rivâyet edilmiştir, dedi ki: Resûlullah (Sallallahu aleyhi vesellem) Ashâbı arasında kardeşlik kurmuştu ki Ali, gözleri yaşlı olarak geldi ve “Ya Resûlullah!” dedi. “Ashabın arasında kardeşlik kurdun; fakat beni hiç kimse ile kardeş etmedin” Bunun üzerine Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ona şöyle buyurdu:“Sen benim dünya ve ahirette kardeşimsin!”

(3976) “Cabir bin Abdullah (Radiyallahu anhu)'dan rivâyet edilmiştir: Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) Ali'ye «bana karşı sen, Musa'ya karşı Harun'un mertebesindesin; ancak şu var ki benden sonra Peygamber yoktur” buyurdu.









Hz. Aişe (Radiyallahu anhu) Validemiz hakkında ki âyetlerden bazıları:





(Sûre-i Nur, Âyet 11-19)

(11) “(Muhammed'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar, şüphesiz sizin içinizden bir gruptur? Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günâh olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Ele başılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azab vardır.”

(12) “Erkek ve kadın mü'minlerin, bu iftirayı işittiklerinde kendi vicdanları ile hüsnü zanda bulunup da "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?”

(13) “(Bu iddiayı ortaya atanların) da bu konuda dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahitler getirip, isbat edemediler. Öyle ise onlar Allah nezdinde yalancıların tâ kendisidirler.”

(14) “Eğer dünyada ve ahirette Allah'ın lütuf ve merhameti üstünüzde olmasaydı, size mutlaka büyük bir azab isabet ederdi.”

(15) “Çünkü siz bu iftirayı, gelişi güzel birbirinizin ağzından alıyor ve hakkında bilgi sahibi olmadığınız (bu uydurma haberi) ağızlarınızda geveleyip duruyorsunuz. Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu, Allah katında çok büyük (suç) tur.

(16) “Onu duyduğunuzda, «Bunu konuşup yaymamız bize yakışmaz. Haşa! Bu, çok büyük bir iftirâdır» demeli değil miydiniz!”

(17) “Eğer inanmış insanlarsanız, Allah bir daha buna benzer tutumu tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır.”

(18) “Ve Allah âyetlerini size açıklıyor. Allah (işin iç yüzünü) çok iyi bilir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir.”

(19) “İnananlar arasında kötü söz ve davranışın yayılmasını arzulayan kimseler için dünyada ve ahirette de çetin bir ceza vardır. (Her şeyi) Allah bilir; siz bilmezsiniz.”

NaqOYaN
07-09-2008, 10:07
teşekküler de bayağı uzunmuş

efsane38
07-28-2008, 21:31
Ashaba Dil Uzattınmı İşin Biter.Teşekkürler Yüreğine Sağlık ALLAH razı Olsun

Çakı®kağan™
11-22-2008, 14:01
eline sağlık güzel paylaşım...