//SeRHaT//
07-17-2008, 02:03
Bediüzzaman Said Nursi’nin İrşad Metodu
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] 2.jpgSaid Nursî, her çağın kendine has şartları olduğunu kabul eder, yapılacak irşad ve tebliğin mevcut şartlara ve çağın anlayışına uygun olması gerektiğini savunur ve irşad alanındaki stratejisini şu sözlerle ifade eder. "Hz. Mevlâna benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nur'u; ben o*nun zamanında gelseydim Mesnevi'yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı, şimdi ise Risâle-i Nur tarzındadır."
Said Nursî'nin, irşad ve tebliğ alanında dikkat ettiği bazı prensipleri şu şekilde sıralayabiliriz.
a. Said Nursî, irşad ve tebliğe nefsinden başlamıştır. Çünkü; "Nefsini islah edemeyen, başkasını islah edemez"1 prensibi, o*nun temel ilkelerinden biridir. Risâle-i Nur'u doğrudan doğruya nefsine hitaben yazdığını şu sözleriyle ortaya koyar: "Yazdığım hakaik-ı İmaniyeyi doğrudan doğruya nefsime hitap etmişim. Herkesi davet etmiyorum; belki ruhları muhtaç ve kalpleri yaralı olanlar, o edviye-i Kur'âniyeyi arayıp buluyorlar."2
b. Said Nursî'nin, irşad ve tebliğ metodu, Kur'an metodudur. Çünkü, Said Nursî, Risâle-i Nur'u yazarken, Kur'an'dan başka yanında eser bulundurmamış ve o*ndan başka mürşid tanımamıştır. Bunu şu sözleriyle ifade etmiştir: "Kur'ân-ı Hakim mürşidimizdir, üstadımızdır, imâmımızdır, her bir âdabda rehberimizdir..."3
"Yazılan sözler o*nun (Kur'an'ın) bir nevi tefsiridir ve o Risâleler ki, hakaik-ı Kur'aniyenin malıdır ve hakikatleridir."4 "... Sesim yetişse, bütün küre-i arza bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattirler fakat benim değildirler; Kur'an-ı Kerim'in hakaikından telemmu etmiş şuâlardır."5
c. Said Nursî, bir mürşid olarak, önce yarayı ve hastalığı teşhis etmiş, sonra tedavi yollarını beyan etmiştir. Bunu şu ifadelerinde açık bir şekilde görmek mümkündür: "Eski zamanda dalalet cehâletten geliyordu. Bunun yok edilmesi kolaydır. Bu zamanda dalalet fen ve felsefe ve ilimden geliyor. Bunun izâlesi müşküldür."6 "Dünya, büyük bir mânevi buhran geçiriyor. Manevi temelleri sarsılan Garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir vebâ, bir tâun felaketi, gittikçe yer yüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı İslam cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa, İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz. o*nun için ben yalnız iman üzerine mesâimi teksif etmiş bulunuyorum."7
Dipnotlar
1. Said Nursi, Sözler, s. 243.
2. Said Nursi, Mektûbât, s. 72.
3. Said Nursi, Barla Lâhikası, s. 11.
4. Said Nursi, a.g.e., s. 11.
5. Said Nursi, Barla Lâhikası, s. 11, 12.
6. Said Nursi, Sözler, s. 707.
7. Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 543
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] 2.jpgSaid Nursî, her çağın kendine has şartları olduğunu kabul eder, yapılacak irşad ve tebliğin mevcut şartlara ve çağın anlayışına uygun olması gerektiğini savunur ve irşad alanındaki stratejisini şu sözlerle ifade eder. "Hz. Mevlâna benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nur'u; ben o*nun zamanında gelseydim Mesnevi'yi yazardım. O zaman hizmet Mesnevi tarzındaydı, şimdi ise Risâle-i Nur tarzındadır."
Said Nursî'nin, irşad ve tebliğ alanında dikkat ettiği bazı prensipleri şu şekilde sıralayabiliriz.
a. Said Nursî, irşad ve tebliğe nefsinden başlamıştır. Çünkü; "Nefsini islah edemeyen, başkasını islah edemez"1 prensibi, o*nun temel ilkelerinden biridir. Risâle-i Nur'u doğrudan doğruya nefsine hitaben yazdığını şu sözleriyle ortaya koyar: "Yazdığım hakaik-ı İmaniyeyi doğrudan doğruya nefsime hitap etmişim. Herkesi davet etmiyorum; belki ruhları muhtaç ve kalpleri yaralı olanlar, o edviye-i Kur'âniyeyi arayıp buluyorlar."2
b. Said Nursî'nin, irşad ve tebliğ metodu, Kur'an metodudur. Çünkü, Said Nursî, Risâle-i Nur'u yazarken, Kur'an'dan başka yanında eser bulundurmamış ve o*ndan başka mürşid tanımamıştır. Bunu şu sözleriyle ifade etmiştir: "Kur'ân-ı Hakim mürşidimizdir, üstadımızdır, imâmımızdır, her bir âdabda rehberimizdir..."3
"Yazılan sözler o*nun (Kur'an'ın) bir nevi tefsiridir ve o Risâleler ki, hakaik-ı Kur'aniyenin malıdır ve hakikatleridir."4 "... Sesim yetişse, bütün küre-i arza bağırarak derim ki: Sözler güzeldirler, hakikattirler fakat benim değildirler; Kur'an-ı Kerim'in hakaikından telemmu etmiş şuâlardır."5
c. Said Nursî, bir mürşid olarak, önce yarayı ve hastalığı teşhis etmiş, sonra tedavi yollarını beyan etmiştir. Bunu şu ifadelerinde açık bir şekilde görmek mümkündür: "Eski zamanda dalalet cehâletten geliyordu. Bunun yok edilmesi kolaydır. Bu zamanda dalalet fen ve felsefe ve ilimden geliyor. Bunun izâlesi müşküldür."6 "Dünya, büyük bir mânevi buhran geçiriyor. Manevi temelleri sarsılan Garb cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir vebâ, bir tâun felaketi, gittikçe yer yüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı İslam cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa, İslâm cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini küfrün çürük direkleri tutamaz. o*nun için ben yalnız iman üzerine mesâimi teksif etmiş bulunuyorum."7
Dipnotlar
1. Said Nursi, Sözler, s. 243.
2. Said Nursi, Mektûbât, s. 72.
3. Said Nursi, Barla Lâhikası, s. 11.
4. Said Nursi, a.g.e., s. 11.
5. Said Nursi, Barla Lâhikası, s. 11, 12.
6. Said Nursi, Sözler, s. 707.
7. Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, s. 543