ensar_paşa
07-18-2008, 17:52
Risale-i Nur'u nasıl okumalı?
Zübeyir GündüzalpBaşkalarına okuyacağım hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi, Risale-i Nur’u ve sevgili ve muazzez Üstadım Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkındaki müdafaa, takrir, mektup, şiir, fıkra ve makaleleri tekrar be tekrar okurum ve okumalıyım.
Okuyacaklarımı yalnız muhataplar için değil, evvelemirde kendim için, kendim bilmek ve öğrenmek için, onları en mükemmel ve en güzel bir surette hazmetmek için okurum.
Hem okuyacağım mevzuya ne kadar derinlik ve fazla vukufiyet peyda edersem, onu ne kadar mükemmel hazmedersem, onun kıymet ve künhünü ne kadar ziyade idrak eder, tanırsam, ona karşı o derece bir iştiyak ve itminan besler ve ondan o derece istifade ve istifaze ederim.
Okuduğuma karşı akıl ve kalbimde o derece emin ve muhkem bir vaziyet hasıl olur ki, o okuduğum hak ve hakikate, hiçbir kimse mukavemet edemez ve hiçbir kimse beni mağlup edemez.
Bir heyete veya bir topluluğa okuyacağım mevzuyu, yüksek sesle defalarca okur ve mânâlarını düşüne düşüne, cümleler ve paragraflar üzerinde dura dura okurum.
Böylece içimde İlâhî bir his ve heyecan tahassul eder, bu da derin bir dikkat ve alâka çeker, dinleyiciler üzerinde okunan hakikatlere karşı lâhutî bir cazibe ve mıknatısiyet vücuda gelir.
Kuranî, imanî ve İslâmî bir mevzuyu okumaya başlayınca onu derinden derine ve mükerreren mütalaa ederim.
Gece, gündüz ve diğer boş saatlerimde, yani yolda ve vasıtada bulunduğum vakitlerde dahi onu zihnimden geçiririm. Satırlarını gözlerimin önüne getiririm. Dimağım onun istilasına uğramış gibi olurcasına kadar onunla zihnen meşgul olurum.
Eğer bir cemaata okuyacaksam elime kağıdı kalemi alır, “Ben falan heyete veya cemaata şu notları anlatacağım” diye o noktaları sıralayarak yazarım.
İşte hakikatleri muhataplara hüsn-ü kabülde muvaffakiyetlere, zafer ve galebelere nail kılan düsturlardan birisi budur ki, sihirli bir tesir ve kuvvete haizdir.
Bir çok mevzuya ait çeşit çeşit kitapları sathî veya dikkatli okumaktan, bir meslek ve gaye-i hayat edinilmeye değer bir şaheseri iyice okumak, zamanlarımızın çoğunu ebedî ve ezelî hakikatler hazinesi olan bu esere hasretmek, daha üstün ve daha değerli bir harekettir.
Bir eserin güzellikleri, hususiyetleri ve meziyetleri ilk okunuşta insana görünmez.
Elimize aldığımız Nur Külliyatından herhangi bir kitabı en az üç defa okuduktan sonra, Risale-i Nur’un füsunkâr ve cazibedar güzellikleri parlak bir surette bize görünmeye başlar.
Bizi kendine bağlar, İlâhî bir cezbe ile bizi kendine cezbeder. Rahmanî ve Kur’ânî bir kuvvet-i cazibe bizi Nur Risalelerini bir ömür boyunca okumak saadetine sevkeder.
* * *
Aziz, sıddık, muhterem kardeşlerimiz!
Şimdi Risale-i Nur en ücra köşelere kadar gitmiş ve büyük bir revaca mazhar olarak en kuvvetli ve küllî bir vaziyet almıştır.
Neşriyat ve fütuhat, dahil ve hariçte muazzam ve muhteşem bir surette inkişaf etmektedir.
Nur talebelerinin arasındaki harikulâde ittifak ve tesanüt ise bütün dünyada iştihar etmiş bir durumdadır.
İslâmiyetin bidayetinden bu zamana kadar, İslâmiyeti içten yıkmak için, İslâm düşmanları İslâm milletlerinin arasına fesat ve tefrika tohumları atmış, parçalamaya çalışmışlardır.
Zamanımızda da bu böyledir. Ayrıca, her asırda İslâmiyete mücahidâne hizmet eden hizbü’l-Kur’ân’ı mağlup etmek gayesi ile müntesiplerini ve erkanlarını birbiri ile münakaşa, mübareze ettirmek, kardeşi kardeşle çarpıştırmak planları ve şeytanetleri çevrilmişse de muvaffak olamamışlardır.
O hizbü’l-Kur’ân bilakis daha ziyade kuvvetlenmiş ve genişlemiştir.
İşte bu âhirdeki hizbü’l-Kur’ân olan Nur talebelerinin maddî, mânevî harika kuvvetlerine dayanamayan, kırk seneden beri ittihat ve ittifakını kıramayan din düşmanları ve münafıklar ve bunlara aldananlar, türlü türlü entrika ve dolapları Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin sağlığında çevirmişler, kardeşi kardeşle boğuşturmaya çalışmışlar, iftiralar ve menfi, farfaralı propagandalar yapmışlardır.
Talebe veya dost suretine bürünerek yaptıkları fena faaliyetlerle Nur talebelerinin tesanüdlerinin birden kuvvetlenmesine, bu hususlarda gayet dikkatli ve uyanık bulunmalarına sebep olmuşlardır.
Her fena dedikoduda ehl-i iman ağzından da çıksa mutlaka dinsizlerin veya münafıkların parmağı olduğu teyakkuzunu taşımalarına sebep olmuşlardır.
Dinsizlerin aleyhine Nur talebelerinin lehine olarak tecelli eden bu neticeyi sonra o münafıklar gözleri ile görmüşler yeise ve çaresizliğe düşmüşlerdir.
Ne şekilde olursa olsun, her kimden gelirse gelsin, hangi ehl-i imanın ağzından ve elinden çıkarsa çıksın, Nur talebelerinin ittifakını bozabilmek kastı ile ortalığa yayılacak ittiham ve iftiralara, dedikodu ve şayialara mukabele etmeyeceğiz.
Onlarla uğraşma küçüklüğüne düşmeyeceğiz. Onlarla meşgul olup, hizmete ve ibadete, Nurları çalışmaya sarf edeceğimiz kıymettar vakitlerimizi öldürmeyeceğiz.
Bilhassa ve bilhassa şahıslarımıza gelen iftira ve darbelerden memnun kalacağız.
Risale-i Nur’un selâmetle intişarı ve ittihad ve tesanüdümüz uğrunda, icabında, haysiyet ve izzetimizi, hissiyat ve nefsimizi dahi feda edeceğiz.
Risale-i Nur’un tesir ve neşrine muvakkat da olsa zarar vermiş olmak felâketine düşmeyeceğiz.
Evet öyle planlar ve çok kimselerin münafık parmağı ile hasıl olduğundan habersiz bulunduğu öyle entrikaların döndüğünde aldanmış veya aldatılmış ehl-i imandan göreceğimiz hücum ve taarruzlar karşısında ehl-i imanla mücadele etmeyeceğız.
İcabında elini öpüp hürmetkâr olacağız. İşte böylece hareket etmek, Nur Risalelerinden aldığımız derslerin iktizası olarak mutlaka işleyeceğimiz bir fiil olacaktır.
Bu gayet tesirli, gayet feyizli ve mukni derslere seve seve itaat etmeyi büyük bir şeref-i mânevî ve nimet bilmek azmimiz ve şiarımız olacaktır.
Üstadımız Bediüzzaman’ın bir nevi emir ve vasiyeti hükmündeki bu ulvî derslerin bizlere ve gelecekteki Nurculara hitap ettiğini bilmek, bunlara boyun eğip mucibince amel etmek, bilhassa vefatından sonra Üstadımıza olan sadakat ve teslimiyetin, inkiyat ve itaatin iktiza ettiği bir vazife-i katiye olacaktır.
Hem sevgili Üstadımızdan sureten ayrıldıktan sonra, Kur’ân ve iman nam ve hesabına büyük Üstadımız Bediüzzaman’a sadakat ve teslimiyetimizin ne dereceye kadar olduğu da meydana çıkmış olacaktır.
Kendi kendimize düşünüp mülahaza ettiğimiz vakit, o kudsî derslere itaat ve sadakatte noksanlığımızı görürsek tövbe istiğfar edip sadakatimizi kuvvetlendirmek için Nur Risalelerine daha fazla dikkat ve gayretle çalışacağız.
Zira bir zâta olan asıl ve halis sadakat, o zâtın vefatından sonra devam eden sadakat ve vasiyetini tam yerine getirmek sureti ile olur.
İşte biz Nur talebeleri böylece halisane bir surette Nur Risalelerinin derslerine ne kadar fazla riayet ve itaat edersek, muhterem Üstadımıza olan sadakatta ne kadar ileri gidersek, her hususta o derece muvaffakiyet ve selâmetlere nail olacağız. Bu hakikat geçmiş binler nümune ve misaller ile sabittir. Vaki ve kat’idir.
Cenab-ı Hak şimdiki ve istikbaldeki Nur talebelerini dinsizlerin, münafıkların, talebe veya dost suretine giren kimselerin zararlı, yıkıcı propagandaları ve dedikodularından muhafaza etmek ve Nur talebelerini daima uyanık bulundurmak için kemal-i merhametinden o pek lâzım ve elzem ve iksir nevinden olan derslerin husule gelmesini irade buyurmuş.
Okuyanlara tam tesirli olabilmesi ve bu tesir ve nüfuzu temin etmesi için de Üstadımız Bediüzzaman’ın hararetle kaleme alabilmesi için bazı sebepler halk etmiştir.
Umum Nur talebelerinin, Nur Risalelerinin neşrinde ve hizmetinde muvaffakiyetleri için muhterem, mübarek ağabeylerimizin ve kıymettar ve fedakar Nur talebelerinin makbul dualarına muhtaç olduğumuzu arz ederiz.
Kur’ân-ı Mû’cizü’l-Beyanın parlak ve yüksek bir mucize-i mânevîsi olan Risale-i Nur’un kudsî hizmetinde azamî ihlas, azamî sadakat, azamî sebat, azamî fedakarlık, azamî takva ve azamî dikkat ve iktisatla muvaffak kılmasını Rabb-ı Rahimimizden gözyaşlarımızla niyaz ederiz.
Nur talebeleri adına
Zübeyir Gündüzalp
Zübeyir GündüzalpBaşkalarına okuyacağım hakaik-i imaniye ve Kur’âniyeyi, Risale-i Nur’u ve sevgili ve muazzez Üstadım Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri hakkındaki müdafaa, takrir, mektup, şiir, fıkra ve makaleleri tekrar be tekrar okurum ve okumalıyım.
Okuyacaklarımı yalnız muhataplar için değil, evvelemirde kendim için, kendim bilmek ve öğrenmek için, onları en mükemmel ve en güzel bir surette hazmetmek için okurum.
Hem okuyacağım mevzuya ne kadar derinlik ve fazla vukufiyet peyda edersem, onu ne kadar mükemmel hazmedersem, onun kıymet ve künhünü ne kadar ziyade idrak eder, tanırsam, ona karşı o derece bir iştiyak ve itminan besler ve ondan o derece istifade ve istifaze ederim.
Okuduğuma karşı akıl ve kalbimde o derece emin ve muhkem bir vaziyet hasıl olur ki, o okuduğum hak ve hakikate, hiçbir kimse mukavemet edemez ve hiçbir kimse beni mağlup edemez.
Bir heyete veya bir topluluğa okuyacağım mevzuyu, yüksek sesle defalarca okur ve mânâlarını düşüne düşüne, cümleler ve paragraflar üzerinde dura dura okurum.
Böylece içimde İlâhî bir his ve heyecan tahassul eder, bu da derin bir dikkat ve alâka çeker, dinleyiciler üzerinde okunan hakikatlere karşı lâhutî bir cazibe ve mıknatısiyet vücuda gelir.
Kuranî, imanî ve İslâmî bir mevzuyu okumaya başlayınca onu derinden derine ve mükerreren mütalaa ederim.
Gece, gündüz ve diğer boş saatlerimde, yani yolda ve vasıtada bulunduğum vakitlerde dahi onu zihnimden geçiririm. Satırlarını gözlerimin önüne getiririm. Dimağım onun istilasına uğramış gibi olurcasına kadar onunla zihnen meşgul olurum.
Eğer bir cemaata okuyacaksam elime kağıdı kalemi alır, “Ben falan heyete veya cemaata şu notları anlatacağım” diye o noktaları sıralayarak yazarım.
İşte hakikatleri muhataplara hüsn-ü kabülde muvaffakiyetlere, zafer ve galebelere nail kılan düsturlardan birisi budur ki, sihirli bir tesir ve kuvvete haizdir.
Bir çok mevzuya ait çeşit çeşit kitapları sathî veya dikkatli okumaktan, bir meslek ve gaye-i hayat edinilmeye değer bir şaheseri iyice okumak, zamanlarımızın çoğunu ebedî ve ezelî hakikatler hazinesi olan bu esere hasretmek, daha üstün ve daha değerli bir harekettir.
Bir eserin güzellikleri, hususiyetleri ve meziyetleri ilk okunuşta insana görünmez.
Elimize aldığımız Nur Külliyatından herhangi bir kitabı en az üç defa okuduktan sonra, Risale-i Nur’un füsunkâr ve cazibedar güzellikleri parlak bir surette bize görünmeye başlar.
Bizi kendine bağlar, İlâhî bir cezbe ile bizi kendine cezbeder. Rahmanî ve Kur’ânî bir kuvvet-i cazibe bizi Nur Risalelerini bir ömür boyunca okumak saadetine sevkeder.
* * *
Aziz, sıddık, muhterem kardeşlerimiz!
Şimdi Risale-i Nur en ücra köşelere kadar gitmiş ve büyük bir revaca mazhar olarak en kuvvetli ve küllî bir vaziyet almıştır.
Neşriyat ve fütuhat, dahil ve hariçte muazzam ve muhteşem bir surette inkişaf etmektedir.
Nur talebelerinin arasındaki harikulâde ittifak ve tesanüt ise bütün dünyada iştihar etmiş bir durumdadır.
İslâmiyetin bidayetinden bu zamana kadar, İslâmiyeti içten yıkmak için, İslâm düşmanları İslâm milletlerinin arasına fesat ve tefrika tohumları atmış, parçalamaya çalışmışlardır.
Zamanımızda da bu böyledir. Ayrıca, her asırda İslâmiyete mücahidâne hizmet eden hizbü’l-Kur’ân’ı mağlup etmek gayesi ile müntesiplerini ve erkanlarını birbiri ile münakaşa, mübareze ettirmek, kardeşi kardeşle çarpıştırmak planları ve şeytanetleri çevrilmişse de muvaffak olamamışlardır.
O hizbü’l-Kur’ân bilakis daha ziyade kuvvetlenmiş ve genişlemiştir.
İşte bu âhirdeki hizbü’l-Kur’ân olan Nur talebelerinin maddî, mânevî harika kuvvetlerine dayanamayan, kırk seneden beri ittihat ve ittifakını kıramayan din düşmanları ve münafıklar ve bunlara aldananlar, türlü türlü entrika ve dolapları Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin sağlığında çevirmişler, kardeşi kardeşle boğuşturmaya çalışmışlar, iftiralar ve menfi, farfaralı propagandalar yapmışlardır.
Talebe veya dost suretine bürünerek yaptıkları fena faaliyetlerle Nur talebelerinin tesanüdlerinin birden kuvvetlenmesine, bu hususlarda gayet dikkatli ve uyanık bulunmalarına sebep olmuşlardır.
Her fena dedikoduda ehl-i iman ağzından da çıksa mutlaka dinsizlerin veya münafıkların parmağı olduğu teyakkuzunu taşımalarına sebep olmuşlardır.
Dinsizlerin aleyhine Nur talebelerinin lehine olarak tecelli eden bu neticeyi sonra o münafıklar gözleri ile görmüşler yeise ve çaresizliğe düşmüşlerdir.
Ne şekilde olursa olsun, her kimden gelirse gelsin, hangi ehl-i imanın ağzından ve elinden çıkarsa çıksın, Nur talebelerinin ittifakını bozabilmek kastı ile ortalığa yayılacak ittiham ve iftiralara, dedikodu ve şayialara mukabele etmeyeceğiz.
Onlarla uğraşma küçüklüğüne düşmeyeceğiz. Onlarla meşgul olup, hizmete ve ibadete, Nurları çalışmaya sarf edeceğimiz kıymettar vakitlerimizi öldürmeyeceğiz.
Bilhassa ve bilhassa şahıslarımıza gelen iftira ve darbelerden memnun kalacağız.
Risale-i Nur’un selâmetle intişarı ve ittihad ve tesanüdümüz uğrunda, icabında, haysiyet ve izzetimizi, hissiyat ve nefsimizi dahi feda edeceğiz.
Risale-i Nur’un tesir ve neşrine muvakkat da olsa zarar vermiş olmak felâketine düşmeyeceğiz.
Evet öyle planlar ve çok kimselerin münafık parmağı ile hasıl olduğundan habersiz bulunduğu öyle entrikaların döndüğünde aldanmış veya aldatılmış ehl-i imandan göreceğimiz hücum ve taarruzlar karşısında ehl-i imanla mücadele etmeyeceğız.
İcabında elini öpüp hürmetkâr olacağız. İşte böylece hareket etmek, Nur Risalelerinden aldığımız derslerin iktizası olarak mutlaka işleyeceğimiz bir fiil olacaktır.
Bu gayet tesirli, gayet feyizli ve mukni derslere seve seve itaat etmeyi büyük bir şeref-i mânevî ve nimet bilmek azmimiz ve şiarımız olacaktır.
Üstadımız Bediüzzaman’ın bir nevi emir ve vasiyeti hükmündeki bu ulvî derslerin bizlere ve gelecekteki Nurculara hitap ettiğini bilmek, bunlara boyun eğip mucibince amel etmek, bilhassa vefatından sonra Üstadımıza olan sadakat ve teslimiyetin, inkiyat ve itaatin iktiza ettiği bir vazife-i katiye olacaktır.
Hem sevgili Üstadımızdan sureten ayrıldıktan sonra, Kur’ân ve iman nam ve hesabına büyük Üstadımız Bediüzzaman’a sadakat ve teslimiyetimizin ne dereceye kadar olduğu da meydana çıkmış olacaktır.
Kendi kendimize düşünüp mülahaza ettiğimiz vakit, o kudsî derslere itaat ve sadakatte noksanlığımızı görürsek tövbe istiğfar edip sadakatimizi kuvvetlendirmek için Nur Risalelerine daha fazla dikkat ve gayretle çalışacağız.
Zira bir zâta olan asıl ve halis sadakat, o zâtın vefatından sonra devam eden sadakat ve vasiyetini tam yerine getirmek sureti ile olur.
İşte biz Nur talebeleri böylece halisane bir surette Nur Risalelerinin derslerine ne kadar fazla riayet ve itaat edersek, muhterem Üstadımıza olan sadakatta ne kadar ileri gidersek, her hususta o derece muvaffakiyet ve selâmetlere nail olacağız. Bu hakikat geçmiş binler nümune ve misaller ile sabittir. Vaki ve kat’idir.
Cenab-ı Hak şimdiki ve istikbaldeki Nur talebelerini dinsizlerin, münafıkların, talebe veya dost suretine giren kimselerin zararlı, yıkıcı propagandaları ve dedikodularından muhafaza etmek ve Nur talebelerini daima uyanık bulundurmak için kemal-i merhametinden o pek lâzım ve elzem ve iksir nevinden olan derslerin husule gelmesini irade buyurmuş.
Okuyanlara tam tesirli olabilmesi ve bu tesir ve nüfuzu temin etmesi için de Üstadımız Bediüzzaman’ın hararetle kaleme alabilmesi için bazı sebepler halk etmiştir.
Umum Nur talebelerinin, Nur Risalelerinin neşrinde ve hizmetinde muvaffakiyetleri için muhterem, mübarek ağabeylerimizin ve kıymettar ve fedakar Nur talebelerinin makbul dualarına muhtaç olduğumuzu arz ederiz.
Kur’ân-ı Mû’cizü’l-Beyanın parlak ve yüksek bir mucize-i mânevîsi olan Risale-i Nur’un kudsî hizmetinde azamî ihlas, azamî sadakat, azamî sebat, azamî fedakarlık, azamî takva ve azamî dikkat ve iktisatla muvaffak kılmasını Rabb-ı Rahimimizden gözyaşlarımızla niyaz ederiz.
Nur talebeleri adına
Zübeyir Gündüzalp