Js.JavNaX
07-23-2007, 11:38
Öncelikle bu konudaki yazıyı okuyalım…
Avrupa Birliği için Kıbrıs’ın önemi çok büyük. Kıbrıs’ın önemi sadece coğrafi konumundan ve GKRY’nin Birliğin tam üyesi olmasının getirdiği karmaşadan kaynaklanmıyor. Kıbrıs’ı Avrupa Birliği için bu denli önemli kılan temel husus, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’nin bütün ilkelerini ve yargılarını teraziye çıkarıyor olması.
Örneğin Avrupa Birliği halen Kıbrıs’ın GKRY’nin haricinde yer alan kesiminde, KKTC’de –veyahut Birliğin ifadesine göre “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait olan bu bölgede”- kendi hukukunu uygulamıyor. Birliğin KKTC’de uygulayamadığı veya uygulamadığı sadece Avrupa müktesebatı da değil. Avrupa Birliği Kuzey Kıbrıs’ta yok.
Çoğu Avrupalı politikacı için Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılması doğru bir çözüm. Çünkü Kosova’da çoğunluğu oluşturan Arnavutlar Sırbistan’a ait olmak istemiyorlar. Kaldı ki Kosova’nın neredeyse sekiz yıldır belirsiz bir statüye ait olması da kabullenilmemesi ve düzeltilmesi gereken bir durum.
Aynı Avrupalı politikacılar Kuzey Irak’ta da bir Kürt devleti –veya en azından bir Kürt federe devleti- kurulmasını yine aynı görüşe dayandırıyorlar ve devamında şunu ekliyorlar; “Iraklı Kürtler 1991 yılından bu yana kendi kendilerini yönetiyorlar ve demokratik bir altyapı kurdular. O nedenle kendi yollarını belirleyebilmeleri gerekir”.
Avrupa Birliği de bu görüşten farklı bir bakış açısına sahip değil. Fakat yine aynı Avrupa Birliği, Adadaki -onlara göre- belirsiz durumun 24 yıldır sürdüğünü görmek istemiyor. Aynı şekilde Kuzey Irak’ta iki kabilenin kurduğu garip yönetimi “demokratik” görürken, KKTC’de ilk gününden bu yana sorunsuz işleyen demokrasiyi ise görmezlikten geliyor. Bundan başka Kosova’da 90’lı yılların ilk yarısına dayandırılan “birlikte yaşama arzusunun zayıflaması”, Kıbrıs’ta tarih boyunca yaşandı ve en son 1963’de son kırılma noktası geçildi...
Diğer taraftan Avrupa Birliği açısından Kıbrıs başka değerlerinin de önemli bir sınavı durumunda. Bu değerlerin başında “pacta sunt servanda” geliyor. Hukukun da temelini teşkil eden ve Birliğin büyük önem atfettiği bu ilke özetle; “verilen söz tutulur” anlamına geliyor. Avrupa Birliği bugüne kadar Kıbrıslı Türklere verdiği hiçbir sözü tutmadı. Hâlbuki aynı Birlik bugün herkesten “verdiği sözleri tutacağına inanmasını” istiyor.
Avrupa Birliği açısından Kıbrıs tecrübesi şu gerçeği de ortaya koydu: Üye ülkelerden birisi veya birkaç tanesi arzu ederse, Birliğe şantaj yapabilir ve bunun hiçbir karşılığı olmaz. Nitekim GKRY’nin tutumu bunu ispat etti.
Ayrıca Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusundaki performansı, Avrupa Birliği’nin hiçbir surette kriz yönetme kabiliyeti olmadığını da ispat etti. Avrupa Birliği şu ana kadar –ne Annan Planı’nın öncesinde ne de sonrasında- Kıbrıs’ta yaşanan sorunların çözülmesi konusunda somut bir adım atamadı.
Avrupa Birliği üye ülkelerinin müktesebatın dışına çıkmasına -hatta meşhur Kopenhag Kriterleri’ni çiğnemesi halinde dahi- tepki gösteremeyeceğini kanıtladı. Çoğulcu ve katılımcı demokrasi, insan hakları, azınlık hakları ve hukukun üstünlüğü meseleleri GKRY’de kıymet görmeyen değerler ve Avrupa Birliği bu konuda tepkisizliğini, sessizliğini koruyor. Şayet
Avrupa Birliği söze konu kavramlar konusunda Türkiye üzerinde kurduğu baskının yüzde birisini GKRY’ye uygulasaydı, bütün sorun çözülebilirdi...
O nedenle Avrupa Birliği açısından Kıbrıs’ı bir ölçüt olarak görmek ve Avrupa Birliği’nin bundan sonra herhangi bir konuda atacağı adımları Kıbrıs’taki genel duruma bakarak yorumlamak mümkün.
Bu açıdan bakıldığında Avrupa Birliği’nin bütün süslü açıklamaları ve gösterişli kuralları arasında Kıbrıs’ta yaptıkları, Birlik hakkında bir çerçeve fikri oluşturmaya imkân veriyor. Buna göre;
Avrupa Birliği egemen olduğu topraklarda hukukunu uygulatmaz. Hatta bu toprakları bir bölümüne ambargo ve yaptırım da uygulayabilir. Avrupa Birliği aynı zamanda verdiği bütün sözleri de tutmaz. Hatta hiç tutmasa da olur.
Avrupa Birliği üye olmayan ülkeleri demokrasi, insan hakları ve azınlıklar gibi konularda baskı altına soksa da, bunu kendi üyeleri için talep etmez.
Avrupa Birliği bir bölgede “ezilenleri”, diğer bölgede “ezenleri” kollayabilir.
Ayrıca aynı göstergelere sahip iki ihtilaftan birinde “kendi geleceğini tayin hakkı ilkesini”, diğerinde ise “sınırların
değişmezliği ilkesini” savunabilir.
Bir de elbette: “Hristiyanlar daima haklıdır!”
Arkadaşlar Ülkemiz üzerine bu denli oyunlar oynayan AB nasıl oluyor da bizi halen kendisine muhtaçmış gibi gösteriyor, Neden halen AB’ye girmeye çalışıyoruz.
“Türk Milleti son derece sağlam ve köklü bir mirasa sahiptir. Önemli olan bu mirasın önemini gereği gibi kavrayabilmek ve geçmişimize sahip çıkarak yüzümüzü geleceğe dönebilmektir.” M.Kemal Atatürk.
İşte sözün özü budur arkadaşlar. Biz Türk milleti olarak AB’ye ABD’ye İMF’ye ve diğer dış güçlerin hiç birine muhtaç değiliz.
Şimdi size soruyorum; Bizi bu duruma sürükleyen nedenler nelerdir.? Lütfen arkadaşlar bakıp geçmeyin yorumlarınızı bekliyorum..
Avrupa Birliği için Kıbrıs’ın önemi çok büyük. Kıbrıs’ın önemi sadece coğrafi konumundan ve GKRY’nin Birliğin tam üyesi olmasının getirdiği karmaşadan kaynaklanmıyor. Kıbrıs’ı Avrupa Birliği için bu denli önemli kılan temel husus, Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’nin bütün ilkelerini ve yargılarını teraziye çıkarıyor olması.
Örneğin Avrupa Birliği halen Kıbrıs’ın GKRY’nin haricinde yer alan kesiminde, KKTC’de –veyahut Birliğin ifadesine göre “Kıbrıs Cumhuriyeti’ne ait olan bu bölgede”- kendi hukukunu uygulamıyor. Birliğin KKTC’de uygulayamadığı veya uygulamadığı sadece Avrupa müktesebatı da değil. Avrupa Birliği Kuzey Kıbrıs’ta yok.
Çoğu Avrupalı politikacı için Kosova’nın Sırbistan’dan ayrılması doğru bir çözüm. Çünkü Kosova’da çoğunluğu oluşturan Arnavutlar Sırbistan’a ait olmak istemiyorlar. Kaldı ki Kosova’nın neredeyse sekiz yıldır belirsiz bir statüye ait olması da kabullenilmemesi ve düzeltilmesi gereken bir durum.
Aynı Avrupalı politikacılar Kuzey Irak’ta da bir Kürt devleti –veya en azından bir Kürt federe devleti- kurulmasını yine aynı görüşe dayandırıyorlar ve devamında şunu ekliyorlar; “Iraklı Kürtler 1991 yılından bu yana kendi kendilerini yönetiyorlar ve demokratik bir altyapı kurdular. O nedenle kendi yollarını belirleyebilmeleri gerekir”.
Avrupa Birliği de bu görüşten farklı bir bakış açısına sahip değil. Fakat yine aynı Avrupa Birliği, Adadaki -onlara göre- belirsiz durumun 24 yıldır sürdüğünü görmek istemiyor. Aynı şekilde Kuzey Irak’ta iki kabilenin kurduğu garip yönetimi “demokratik” görürken, KKTC’de ilk gününden bu yana sorunsuz işleyen demokrasiyi ise görmezlikten geliyor. Bundan başka Kosova’da 90’lı yılların ilk yarısına dayandırılan “birlikte yaşama arzusunun zayıflaması”, Kıbrıs’ta tarih boyunca yaşandı ve en son 1963’de son kırılma noktası geçildi...
Diğer taraftan Avrupa Birliği açısından Kıbrıs başka değerlerinin de önemli bir sınavı durumunda. Bu değerlerin başında “pacta sunt servanda” geliyor. Hukukun da temelini teşkil eden ve Birliğin büyük önem atfettiği bu ilke özetle; “verilen söz tutulur” anlamına geliyor. Avrupa Birliği bugüne kadar Kıbrıslı Türklere verdiği hiçbir sözü tutmadı. Hâlbuki aynı Birlik bugün herkesten “verdiği sözleri tutacağına inanmasını” istiyor.
Avrupa Birliği açısından Kıbrıs tecrübesi şu gerçeği de ortaya koydu: Üye ülkelerden birisi veya birkaç tanesi arzu ederse, Birliğe şantaj yapabilir ve bunun hiçbir karşılığı olmaz. Nitekim GKRY’nin tutumu bunu ispat etti.
Ayrıca Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusundaki performansı, Avrupa Birliği’nin hiçbir surette kriz yönetme kabiliyeti olmadığını da ispat etti. Avrupa Birliği şu ana kadar –ne Annan Planı’nın öncesinde ne de sonrasında- Kıbrıs’ta yaşanan sorunların çözülmesi konusunda somut bir adım atamadı.
Avrupa Birliği üye ülkelerinin müktesebatın dışına çıkmasına -hatta meşhur Kopenhag Kriterleri’ni çiğnemesi halinde dahi- tepki gösteremeyeceğini kanıtladı. Çoğulcu ve katılımcı demokrasi, insan hakları, azınlık hakları ve hukukun üstünlüğü meseleleri GKRY’de kıymet görmeyen değerler ve Avrupa Birliği bu konuda tepkisizliğini, sessizliğini koruyor. Şayet
Avrupa Birliği söze konu kavramlar konusunda Türkiye üzerinde kurduğu baskının yüzde birisini GKRY’ye uygulasaydı, bütün sorun çözülebilirdi...
O nedenle Avrupa Birliği açısından Kıbrıs’ı bir ölçüt olarak görmek ve Avrupa Birliği’nin bundan sonra herhangi bir konuda atacağı adımları Kıbrıs’taki genel duruma bakarak yorumlamak mümkün.
Bu açıdan bakıldığında Avrupa Birliği’nin bütün süslü açıklamaları ve gösterişli kuralları arasında Kıbrıs’ta yaptıkları, Birlik hakkında bir çerçeve fikri oluşturmaya imkân veriyor. Buna göre;
Avrupa Birliği egemen olduğu topraklarda hukukunu uygulatmaz. Hatta bu toprakları bir bölümüne ambargo ve yaptırım da uygulayabilir. Avrupa Birliği aynı zamanda verdiği bütün sözleri de tutmaz. Hatta hiç tutmasa da olur.
Avrupa Birliği üye olmayan ülkeleri demokrasi, insan hakları ve azınlıklar gibi konularda baskı altına soksa da, bunu kendi üyeleri için talep etmez.
Avrupa Birliği bir bölgede “ezilenleri”, diğer bölgede “ezenleri” kollayabilir.
Ayrıca aynı göstergelere sahip iki ihtilaftan birinde “kendi geleceğini tayin hakkı ilkesini”, diğerinde ise “sınırların
değişmezliği ilkesini” savunabilir.
Bir de elbette: “Hristiyanlar daima haklıdır!”
Arkadaşlar Ülkemiz üzerine bu denli oyunlar oynayan AB nasıl oluyor da bizi halen kendisine muhtaçmış gibi gösteriyor, Neden halen AB’ye girmeye çalışıyoruz.
“Türk Milleti son derece sağlam ve köklü bir mirasa sahiptir. Önemli olan bu mirasın önemini gereği gibi kavrayabilmek ve geçmişimize sahip çıkarak yüzümüzü geleceğe dönebilmektir.” M.Kemal Atatürk.
İşte sözün özü budur arkadaşlar. Biz Türk milleti olarak AB’ye ABD’ye İMF’ye ve diğer dış güçlerin hiç birine muhtaç değiliz.
Şimdi size soruyorum; Bizi bu duruma sürükleyen nedenler nelerdir.? Lütfen arkadaşlar bakıp geçmeyin yorumlarınızı bekliyorum..