VADİLİ
08-05-2007, 17:35
Yaşım 41 1978’den beri siyaset ve siyasi fikirlerle yetiştim. Uslanmaz bir sosyalist’tim. Lügatimde önemli yerleri olan kelimeler: halkların kardeşliği, iş-emek-aş-özgürlük, işçiler kardeş-patronlar kalleş, kahrolsun faşizm, kahrolsun ABD-AB emperyalizmi, yaşasın sosyalizm vs.. vs… bu uğurda kolluk kuvvetlerinin darbına maruz kaldım, korkular yaşadım. Çeşitli zamanlarda işimden oldum. İş ve kazanç beğenmezlikleri yaptım. Patronların masasına yumruklar attım. Çeşitli zamanlarda siyasi düşünceme daha yakın olan legal ve illegal kurumlarda çalıştım. Karşıt guruplarla kavgalara katıldım. Dedim ya uslanmaz bir sosyalist’tim. Yaklaşık 20-25 yıldır Türkiyemizin değişik yerlerinde ikamet etmeme rağmen her yıl 1 mayıs’ta İşçiler Bayramını kutlamak için İstanbul’a gidiyordum. İstanbul benim için kutsal bir yerdi. Bunun dışında nerede bir eylem var ben oradaydım. Günübirlik gidiş dönüşler de yorgun ve uykusuzluk halleri. İşyeri sahiplerinde hakarete varan sözleri duymazlıktan geliyordum. İş ve sosyal çevrede Ateist yakıştırmaları. Siyasi bir konu açıldığında hemen ortaya atılmalar, fikir dövüştürmeler, altta kalmalar, horlanmalar. Örgüt çalışmalarında taraftar kazanmak için ezilmeler büzülmeler. Başarısız sonuçlarda üzülmeler umurumda değildi, yinede kendimi mutluymuşum zannediyordum.
Bu uğurda çaba sarf ediyorum ya mutluyum zannediyorum. Dinlediğim müzik bile siyası görüş çerçevesindeydi. Kendimi yılmaz bir devrimci ve savaşçı olarak görüyordum. Bu uğurda ölsem bile iz bırakan biri olarak anılacaktım. Devrim şehidi olarak anılacaktım. Çocuklarım beninle gurur duyacaktı babamız devrim şehidi diye.
İşte fikirden önceki yaşamım böyleydi. Taa ki Ocak 2007’ye kadar. Bir konferans benim hayatımı değiştirdi. Beni kendime getirdi. Konferanstan sonra Tolga Beyden “Kişilik ve Şahsiyet Eğitimi” ile ilgili eğitim programına katılma daveti aldım. Biraz meraktan, biraz da öğrendiklerimi insanları etkilemekte kullanırım düşüncesiyle katıldım. İlk aksam eve giderken: Bunlar benim bildiğim şeyler. İnan, sevgi, yaşamak vs boş ver. Vardır bir çıkarları. Kim kime karşılıksız bir şey yapmış ki bunlarda yapsın. Karşı da kendimi görüyorum ya. Hele bir iki sefer gidelim elbet kokusu çıkar. O zaman gitmeyiz olur biter diyordum.
Bunca zaman boşa eziyet çekmişim. Bunca tatminsizliği boşa yaşıyormuşum. Meğer ben bir arayış içindeymişim. Gerçek insanı, gerçek sevgiyi, gerçek yaşamayı arıyormuşum. Kendimi arıyormuşum, kendimi. Kendi yarattığım dünya yıkılmışta ben altında kalmışım. Meğer her şeye dürbünün tersi ile bakıyormuşum.
Ataların bir sözü vardır.”Zararın neresinden dönülürse kardır.” Sağ olun, sayenizde bu köprünün altından çok sular geçti. Gözüm, gönlüm açıldı. Artık insanlara ve durumlara farklı bakıyorum. Ustam bir toplantısında Allah’ın kullarına şablonla bakılmaz” demişti. Sayenizde artık bakmıyorum. İşimi seviyorum, insanları seviyorum, kimseden bir beklentim yok. Bu sene 1 Mayıs’a gitmedim. O gün işe gittiğimi gören müdürüm ”Ne o,bugün işe gelmişsin öğleden sonramı kaçacaksın?” iş arkadaşlarım benim kesinlikle öğleden sonra gideceğimi söylüyorlardı. Öğleden sonrada “imana mı geldin? Komünistlikten vazmı geçtin diye kızdırmaya çalışıyorlardı. Ama bilmedikleri bir şey vardı ben kesin kararımı verdim ve arkasında duracağım. Artık bu insan lügatinden siyasetle ilgili her şeyi çıkarttı. Hatta gündemdeki cumhurbaşkanlığı tartışmaları ile bile ilgilenmiyorum. Ertesi günü sabahları uğradığım çay ocağındaki arkadaş, l Mayıs ve Ankara Gündemi ile ilgili bana aksi yönde yüklenmeler yaptı. Siyasilere küfürler etti. Umurumda değil. O’na küfürlü konuşmanı insana yakışmadığını söylediğimde, bana “arkadaş, sabahtan seni kızdırmaya uğraşıyorum kızmıyorsun, hep olumlu davranıyorsun. Ne iştir?” öğrenirsin, arkadaş sende öğrenirsin. Bir zamanlar bende senin gibiydim. Her şeye olumsuz bakardım. Hep başkalarının gölgesi başkalarının borazanı olmuştum. Hep beklenti içerisindeydim. Sevmeyi, güveni, saygıyı, gücümü bilmiyordum.
Artık çok şey değişti. Artık başkalarının Borazanı Olmayacağım. Kimseye hakaret etmeyeceğim. Başkaları için yaşamayacağım. Artık ben bir “ Gönül Sultanı ” olma yoluna girdim. Bütün bunlar her şeyin başı olan sevmeyle oluyor. Olacakta. Özden aldığım ve alacağım güçle, gerçek insanlığımı bulmakta kararlıyım. Hedefim: Adalet, güven, sevgi ile yaşamak ve yaşatmaktır.
(idayderle tanıştıktan sonraki değişimler- bursa)
Bu uğurda çaba sarf ediyorum ya mutluyum zannediyorum. Dinlediğim müzik bile siyası görüş çerçevesindeydi. Kendimi yılmaz bir devrimci ve savaşçı olarak görüyordum. Bu uğurda ölsem bile iz bırakan biri olarak anılacaktım. Devrim şehidi olarak anılacaktım. Çocuklarım beninle gurur duyacaktı babamız devrim şehidi diye.
İşte fikirden önceki yaşamım böyleydi. Taa ki Ocak 2007’ye kadar. Bir konferans benim hayatımı değiştirdi. Beni kendime getirdi. Konferanstan sonra Tolga Beyden “Kişilik ve Şahsiyet Eğitimi” ile ilgili eğitim programına katılma daveti aldım. Biraz meraktan, biraz da öğrendiklerimi insanları etkilemekte kullanırım düşüncesiyle katıldım. İlk aksam eve giderken: Bunlar benim bildiğim şeyler. İnan, sevgi, yaşamak vs boş ver. Vardır bir çıkarları. Kim kime karşılıksız bir şey yapmış ki bunlarda yapsın. Karşı da kendimi görüyorum ya. Hele bir iki sefer gidelim elbet kokusu çıkar. O zaman gitmeyiz olur biter diyordum.
Bunca zaman boşa eziyet çekmişim. Bunca tatminsizliği boşa yaşıyormuşum. Meğer ben bir arayış içindeymişim. Gerçek insanı, gerçek sevgiyi, gerçek yaşamayı arıyormuşum. Kendimi arıyormuşum, kendimi. Kendi yarattığım dünya yıkılmışta ben altında kalmışım. Meğer her şeye dürbünün tersi ile bakıyormuşum.
Ataların bir sözü vardır.”Zararın neresinden dönülürse kardır.” Sağ olun, sayenizde bu köprünün altından çok sular geçti. Gözüm, gönlüm açıldı. Artık insanlara ve durumlara farklı bakıyorum. Ustam bir toplantısında Allah’ın kullarına şablonla bakılmaz” demişti. Sayenizde artık bakmıyorum. İşimi seviyorum, insanları seviyorum, kimseden bir beklentim yok. Bu sene 1 Mayıs’a gitmedim. O gün işe gittiğimi gören müdürüm ”Ne o,bugün işe gelmişsin öğleden sonramı kaçacaksın?” iş arkadaşlarım benim kesinlikle öğleden sonra gideceğimi söylüyorlardı. Öğleden sonrada “imana mı geldin? Komünistlikten vazmı geçtin diye kızdırmaya çalışıyorlardı. Ama bilmedikleri bir şey vardı ben kesin kararımı verdim ve arkasında duracağım. Artık bu insan lügatinden siyasetle ilgili her şeyi çıkarttı. Hatta gündemdeki cumhurbaşkanlığı tartışmaları ile bile ilgilenmiyorum. Ertesi günü sabahları uğradığım çay ocağındaki arkadaş, l Mayıs ve Ankara Gündemi ile ilgili bana aksi yönde yüklenmeler yaptı. Siyasilere küfürler etti. Umurumda değil. O’na küfürlü konuşmanı insana yakışmadığını söylediğimde, bana “arkadaş, sabahtan seni kızdırmaya uğraşıyorum kızmıyorsun, hep olumlu davranıyorsun. Ne iştir?” öğrenirsin, arkadaş sende öğrenirsin. Bir zamanlar bende senin gibiydim. Her şeye olumsuz bakardım. Hep başkalarının gölgesi başkalarının borazanı olmuştum. Hep beklenti içerisindeydim. Sevmeyi, güveni, saygıyı, gücümü bilmiyordum.
Artık çok şey değişti. Artık başkalarının Borazanı Olmayacağım. Kimseye hakaret etmeyeceğim. Başkaları için yaşamayacağım. Artık ben bir “ Gönül Sultanı ” olma yoluna girdim. Bütün bunlar her şeyin başı olan sevmeyle oluyor. Olacakta. Özden aldığım ve alacağım güçle, gerçek insanlığımı bulmakta kararlıyım. Hedefim: Adalet, güven, sevgi ile yaşamak ve yaşatmaktır.
(idayderle tanıştıktan sonraki değişimler- bursa)