ElFİdA
08-06-2007, 18:34
Şimdi de ´YÜREĞİNİN SESİNİ DİNLE´
12 yıl önce ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada büyük yankılar uyandıran ve yazarı Susanna Tamaro’yu büyük bir üne kavuşturan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanın devamı Yüreğimin Sesini Dinle, Can Yayınları tarafından yayımlandı.
12 yıl önce ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada büyük yankılar uyandıran ve yazarı Susanna Tamaro’yu büyük bir üne kavuşturan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanın devamı Yüreğimin Sesini Dinle, Can Yayınları tarafından yayımlandı.
İlk kitap, 80 yaşındaki bir kadının uzaklara giden torununa yazdığı mektuplardan oluşuyordu. Yüreğimin Sesini Dinle ise,ilk kitabın devamı niteliğinde olup, artık genç bir kadın olan torunun, anneannesinin dramatik ölümüyle başlayan kimlik arayışının, kendi gerçekliğinin peşindeki yolculuğunun, dokunaklı ve sarsıcı öyküsü...
Susanna Tamaro, İtalya, Fransa ve Portekiz’den sonra Türkiye’de de okurla buluşan yeni romanı için 13-17 Aralık tarihleri arasında İstanbul’daydı. İtalyan yazar, D&R Profilo ve D&R Erenköy’de düzenlenen imza günlerinde okurlarıyla bir araya gelerek kitaplarını imzaladı.
Yüreğimiz Susanna Tamaro’ya götürdü bizi de, yüreğinin sesini dinlemek, keyifli bir röportaj yapabilmek için.
İlk önce kendi, Türk edebiyatımızı nasıl değerlendirdiğinizi sorarak başlamak istiyorum.
Türk edebiyatında sadece tercüme edilmiş eserleri biliyorum, Nazım Hikmet ve Orhan Pamuk’u okudum.
Orhan Pamuk’u okuduğunuza göre, kendisinin Nobel Ödülünü almasıyla ilgili düşüncelerinizi bize aktarır mısınız ?
Pamuk’un bu ödülü alması hem kendisi hem de Türkiye için güzel bir şey bence. Türkçe’nin ve Türk edebiyatının dünyada tanıtılması için büyük bir şans olacak bu ödül.
25 yaşındayken trajik bir olay yaşamışsınız, eğer o deneyimi yaşamasydınız belki de bizler Susanna Tamoro adıyla hiç karşılaşmayacaktık.
25 yaşımdayken bir dizi olay başıma geldi, tek bir olay değil. Bunlar, benim yazar olmamda, yaratıcı olmamda çok etkili oldu. İnsanı tanımama yardımcı oldu.
”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” kitabı dünyada çok yankı uyandırdı, siz bu başarıyı bekliyor muydunuz?
Ben de o kitabımın bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum, hatta kitabı çıkarırken korkuya bile kapıldım çünkü anlatılan gizemli bir durumdu. Bu kadar ilgi bulması beni de şoke etti.
Kitabınızda yer alan ana karakterler genellikle hayata hüzünlü yerinden bakan tiplemeler, bunun nedeni nadir? Sizin de hüzünlü bir yapınız mı var?
Hayır ben karakterlerim gibi hüzünlü biri değilim, özel hayatımda gayet neşeli bir yapım vardır. Dünyada yaşanan kötülükleri çok gördüm, pek çok felakete tanık oldum. Bu da ruhumun hüzünlü bir derinliğe erişmesine neden oldu.
“Yüreğimin Sesini Dinle” adlı son kitabınızı ne kadar zamanda tamamladınız?
Son kitabımı ise uzun yıllar zihnimde geliştirdim, toparladım ve 3 ay gibi kısa bir sürede yazdım. Ama gelişimi çok uzun yıllara dayanıyor.
“Yüreğinin Sesini Dinle” ilk kitabın devamı niteliğinde, peki bu son kitabınızında devamı gelecek mi?
Birinci kitabımı yazdığım zaman onun ikincisini yazmaya hiç niyetim yoktu. İlk yıllar için bu kitabı kapamıştım kafamda. Fakat sonradan yazmaya karar verdim. O yüzden büyük laf etmek istemiyorum, belki 20 yıl sonra ben de merak edebilirim bu kız evlenecek mi, çocuğu olacak mı, nasıl bir hayat sürecek diye. Ama şu anda bu kitabın devamını getirmeye niyetim yok.
Sizin bir de sinema filmi deneyiminiz var ama kitap kadar ses getiren bir çalışma olmadı sanırım. Bundan da biraz bahsedelim mi?
Ben rejisörlük okudum, yazarlığa başlamadan önce televizyon kanalları için film çekimleri yaptım, filmimi de “Yanıtla Beni” adlı hikayeme çektim. İnsan ruhunun derinliklerine işleyen, ruhumuzu konu alan bir filmdi bu. Ne yazık ki dünyamızda insan ruhunu konu alan filmlere pek yer verilmiyor. Amerikan tarzı filmler ilgi görüyor, bu nedenle de benim filmim pek yankı uyandırmadı.
Bu filmin Türkiye için de ayrı bir önemi var, filmin son satırları Mevlana Celaleddin Rumi’nin bir sözüyle bitiyor, bu öğenin ülkenizde bir yankı uyandırmasını beklerdim açıkçası.
Melis Hansoylu
Kültür ve Sanat Muhabiri
12 yıl önce ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada büyük yankılar uyandıran ve yazarı Susanna Tamaro’yu büyük bir üne kavuşturan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanın devamı Yüreğimin Sesini Dinle, Can Yayınları tarafından yayımlandı.
12 yıl önce ülkemiz de dahil olmak üzere tüm dünyada büyük yankılar uyandıran ve yazarı Susanna Tamaro’yu büyük bir üne kavuşturan Yüreğinin Götürdüğü Yere Git adlı romanın devamı Yüreğimin Sesini Dinle, Can Yayınları tarafından yayımlandı.
İlk kitap, 80 yaşındaki bir kadının uzaklara giden torununa yazdığı mektuplardan oluşuyordu. Yüreğimin Sesini Dinle ise,ilk kitabın devamı niteliğinde olup, artık genç bir kadın olan torunun, anneannesinin dramatik ölümüyle başlayan kimlik arayışının, kendi gerçekliğinin peşindeki yolculuğunun, dokunaklı ve sarsıcı öyküsü...
Susanna Tamaro, İtalya, Fransa ve Portekiz’den sonra Türkiye’de de okurla buluşan yeni romanı için 13-17 Aralık tarihleri arasında İstanbul’daydı. İtalyan yazar, D&R Profilo ve D&R Erenköy’de düzenlenen imza günlerinde okurlarıyla bir araya gelerek kitaplarını imzaladı.
Yüreğimiz Susanna Tamaro’ya götürdü bizi de, yüreğinin sesini dinlemek, keyifli bir röportaj yapabilmek için.
İlk önce kendi, Türk edebiyatımızı nasıl değerlendirdiğinizi sorarak başlamak istiyorum.
Türk edebiyatında sadece tercüme edilmiş eserleri biliyorum, Nazım Hikmet ve Orhan Pamuk’u okudum.
Orhan Pamuk’u okuduğunuza göre, kendisinin Nobel Ödülünü almasıyla ilgili düşüncelerinizi bize aktarır mısınız ?
Pamuk’un bu ödülü alması hem kendisi hem de Türkiye için güzel bir şey bence. Türkçe’nin ve Türk edebiyatının dünyada tanıtılması için büyük bir şans olacak bu ödül.
25 yaşındayken trajik bir olay yaşamışsınız, eğer o deneyimi yaşamasydınız belki de bizler Susanna Tamoro adıyla hiç karşılaşmayacaktık.
25 yaşımdayken bir dizi olay başıma geldi, tek bir olay değil. Bunlar, benim yazar olmamda, yaratıcı olmamda çok etkili oldu. İnsanı tanımama yardımcı oldu.
”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” kitabı dünyada çok yankı uyandırdı, siz bu başarıyı bekliyor muydunuz?
Ben de o kitabımın bu kadar ilgi göreceğini beklemiyordum, hatta kitabı çıkarırken korkuya bile kapıldım çünkü anlatılan gizemli bir durumdu. Bu kadar ilgi bulması beni de şoke etti.
Kitabınızda yer alan ana karakterler genellikle hayata hüzünlü yerinden bakan tiplemeler, bunun nedeni nadir? Sizin de hüzünlü bir yapınız mı var?
Hayır ben karakterlerim gibi hüzünlü biri değilim, özel hayatımda gayet neşeli bir yapım vardır. Dünyada yaşanan kötülükleri çok gördüm, pek çok felakete tanık oldum. Bu da ruhumun hüzünlü bir derinliğe erişmesine neden oldu.
“Yüreğimin Sesini Dinle” adlı son kitabınızı ne kadar zamanda tamamladınız?
Son kitabımı ise uzun yıllar zihnimde geliştirdim, toparladım ve 3 ay gibi kısa bir sürede yazdım. Ama gelişimi çok uzun yıllara dayanıyor.
“Yüreğinin Sesini Dinle” ilk kitabın devamı niteliğinde, peki bu son kitabınızında devamı gelecek mi?
Birinci kitabımı yazdığım zaman onun ikincisini yazmaya hiç niyetim yoktu. İlk yıllar için bu kitabı kapamıştım kafamda. Fakat sonradan yazmaya karar verdim. O yüzden büyük laf etmek istemiyorum, belki 20 yıl sonra ben de merak edebilirim bu kız evlenecek mi, çocuğu olacak mı, nasıl bir hayat sürecek diye. Ama şu anda bu kitabın devamını getirmeye niyetim yok.
Sizin bir de sinema filmi deneyiminiz var ama kitap kadar ses getiren bir çalışma olmadı sanırım. Bundan da biraz bahsedelim mi?
Ben rejisörlük okudum, yazarlığa başlamadan önce televizyon kanalları için film çekimleri yaptım, filmimi de “Yanıtla Beni” adlı hikayeme çektim. İnsan ruhunun derinliklerine işleyen, ruhumuzu konu alan bir filmdi bu. Ne yazık ki dünyamızda insan ruhunu konu alan filmlere pek yer verilmiyor. Amerikan tarzı filmler ilgi görüyor, bu nedenle de benim filmim pek yankı uyandırmadı.
Bu filmin Türkiye için de ayrı bir önemi var, filmin son satırları Mevlana Celaleddin Rumi’nin bir sözüyle bitiyor, bu öğenin ülkenizde bir yankı uyandırmasını beklerdim açıkçası.
Melis Hansoylu
Kültür ve Sanat Muhabiri