Resmlerde Mitoloji [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Resmlerde Mitoloji


Js.JavNaX
07-23-2007, 21:54
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.]
[Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.] ([Yalnızca kayıtlı Üyeler Linkleri Görebilirler.])Dördüncü yüzyıldan On dördüncü yüzyıla değin geçen bin yıl “Karanlık
Çağ” diye adlandırılmıştır. Bin yılboyunca ortalığı
karartan “Kilise”dir. Din baskısı, -- ya da daha doğru bir
anlatımla, -- dini kullanarak kilisenin bireyler ve toplum üstüne
koyduğu baskı bin yıl boyunca ortalığın aydınlanmasını engellemiştir.

Bu ortam içinde sanatçının özgür olması beklenemez elbette. Her şey ve herkes gibi sanat da Kilisenin elinde bir silahtır; sanatçı Kilisenin buyruğu altındadır. Sanatçının müşterisi ve de patronu Kilisedir. Resimi, yonutu, yapıyı ısmarlayan Kilisedir. Yapı, Kilisenin yüceliğini sergileyecek biçimde ‘anıtsal’ olmalıdır. Resim ve yonut ise, kutsal kitaplarda anlatılanları/buyurulanları inananlara (ve de inanmayanlara) görsel olarak iletmeli; resimler yüreklere korku salmalı, insanın/kulun çaresizliğini bikes daha anımsatmalıdır.

Erken Hıristiyan sanatında da, daha sonraları da, çok uzun bir süre resim, dinsel iletiler yaymakla görevlidir. Yığınlar, bu resimlerle sürekli baskı altında tutulmuş, bu dünyadaki yaşamdan çok öteki dünyadaki yaşamın vaadlerine bağlanması, böylece bu dünyada daha iyi yaşama isteklerinin körelmesi sağlanmıştır. İnsan, bu resimlere baktıkça ne denli aciz bir yaratık olduğunu anlıyor, kendine güvenmeyi aklından geçiremiyor, ancak gerek bu dünyada, gerekse öteki dünyada, yaratıcı ve düzenleyici ama bilinmez bir gücün merhametine sığınmaktan başka bir çıkar yol olmadığı yargısına varıyordu. Kilisenin isteği de buydu.

Sanatçının özgürlüğü Kilisenin çizdiği sınırların dışına taşamamıştır Ortaçağda. Nitekim, Karanlık Çağın sona erişinden çok sonra bile, -- 16.-19. yüzyıllarda dahi Kilisenin çizdiği sınırları aşan kimi sanatçıların, örneğin, Girit doğumlu ressam Domenikos Theotokopoulos ya da daha yaygın olarak bilinen takma adıyla El Greco’nun (1541-1614); örneğin, uzun adıyla Francisco José De Goya Y Lucientes’in ya da anıldığı kısa adıyla Goya’nın (1746-1828) kendilerini Engizisyon’un önünde buldukları yaygın olarak bilinmektedir.

Ama, kötü anılara karşın, Yeniden Doğuş (Rönesans, İtalyanca rinascita sözcüğünden gelmektedir ve bu sözcüğün anlamı yeniden doğuştur.) özellikle resmin biçimsel ve içeriksel olarak değişmesine yol vermiştir. Her şeyden önce, perspektif çizimin bulunuşu, resmin biçiminde bir devrim yaratmıştır. İçeriğin de değişip en azından çeşitlendiği bir gerçekse de kökende, dinsel baskı Rönesans'ta da, yani 14. yy. sonlarıyla 15. ve 16. yy.da da sanatı yönlendirmiştir. Dönemin sanatçıları dinsel konuların dışına pek taşamamışlardır.

İçeriksel değişim, Kiliseden başka (yeni) toplumsal güç odakları belirmeye başlayınca gerçekleşmiştir.

Burjuvazi gelişince, yalnızca Kilisenin emrinde çalışabilen sanatçılar için yeni işverenler ortaya çıkmıştır. Örneğin, sıradan tarih kitaplarına bile, sanata düşkünlükleriyle ve sanatçıları korumaları altına almış olmalarıyla geçmiş olan İtalyan Medici ailesi, köy kökenlidir ve tecim yoluyla zenginleşerek Avrupa'nın en seçkin aileleri arasına katılmıştır. Dört Papa yetiştiren, Fransa'ya iki kraliçe veren bu ailenin ataları Floransa'ya 12. yüzyılda, kentin kuzeyindeki Caffagiolo köyünden göçetmiş ve tecimle uğraşmaya başlamışlardır. l4. yüzyılın ilk yarısı dolmadan Avrupa'da yaşanan ekonomik bunalım birçok varlıklı ailenin ortadan silinmesine yol açarken Mediciler'e Floransa'yı yönetecek en güçlü aile olma olanağını sağlamıştır.

Mediciler'in karşıtlarını, giderek düşmanlarını silah kullanarak değil, ikna ederek yola getirdikleri söylenir. Bu, toplumda baskı yoluyla egemenliğini sürdürme döneminin de kapanmakta olduğunun anlatımıdır. Kilise, bu tür varlıklı ailelerin çoğalmasıyla, yalnızca sanatçıların denetimini elinden kaçırmanın ötesinde toplum üzerindeki baskıcı tavrını da -- ister istemez -- bırakmak zorunda kalmıştır. Artık Kilisenin istekleri dışında da istekler vardı ve toplum bütününü ilgilendiren kararlar Kral ve Kilise ikilisince eskiden olduğu gibi rahatça verilemiyordu.

Toplumsal (ve elbette siyasal) yapıdaki değişim, bir üst-yapı kurumu olan sanata da yansıyacaktır. Yansımıştır da. Dinsel konuları işlemekten hemen vazgeçilmemiştir, -- isteyen istediğini yapmak özgürlüğünü hemen tadamamıştır ama, bir eşik atlanmıştır.

Örneğin, 1486 yılında Alessandro Di Mariano Filipepi Sandro Boticelli (1445-1510) Venüs’ün Doğuşu’nu boyamıştır. (Bu resim hakkında “Afrodit ya da Venüs’lü Resimler” başlıklı II. Bölümde geniş bilgi verilecektir.) Böylece, Hıristiyanlığın güçlenip yaygınlaşmasıyla gözden düşen Venüs kültü ve ikonografisi Boticelli’nin fırçasıyla yaşama dönmüştür. Adem ile Havva figürleri dışında ilk kez bir kadın figürü çıplak olarak resmedilmiştir bin yılı aşkın bir aradan sonra.

Unutmamak gerek, Floransa’da ‘yeniden doğan Venüs’ 100 yıl kadar önce, 14. yüzyılın ilk yarısında, gene Floransa Kent Meclisi’nce lanetlenmiştir. Floransa Siena’yı savaşta yenince, Siena kent alanına toprak altından çıkarılıp da dikilmiş Venüs yontunun kente uğursuzluk getirdiği gerekçesiyle parçalanıp yeniden toprağa (bu kez Floransa toprağına) gömülmesini kararlaştırmıştır Floransa Kent Meclisi.
Boticelli’nin Venüs’üne değin ressamların çıplak olarak boyayabildiği figürler, ilk erkekle ilk dişi insan olup ilk günahı işleyerek cenneten kovulan Adem ve Havva’ya (Bkz.: “Adem’li Havva’lı Bir Düzine Resim, Çeyrek Düzine Minyatür” başlıklı V. Bölüm) ilişkindir. Adem’li Havva’lı resimlerin günah işlemenin cezasız kalmayacağını/anımsatmayı/vurgulamayı/bastırmayı amaçlayan dinsel resimler olduğu dikkatten kaçmamalıdır.

Dolayısıyla, Antik dönem mitolojisinden alınmış öyküleri (ve elbette bu öykülerin kahramanlarını) işlemek Rönesans ressamlarının işine gelmiştir. Bakire Meryem, Çocuk İsa ve öteki din ulularını, -- azizleri işlemenin dışına çıkabilmişlerdir böylece. Kaldı ki, Venüs’ü yeniden doğduran Boticelli, kökende, Meryem, İsa ve kutsal azizlerin resimlerini yapan dini bütün bir sanatçıydı. Mitolojiye sığınarak Venüs’ün Doğuşu’ndan 3 yıl kadar önce boyadığı Primavera/İlkbahar adlı tablosudaki Venüs’ü dinsel konulu tablolarındaki Madonna’lar gibi betimlemiştir. Bu yüzden de, kimi sanat tarihçileri Primavera Venüs’ünü “Hıristiyanlaşmış Venüs” diye nitelemişlerdir. Dahası, Primavera’da yer alan mitolojik tanrıçaların çıplaklığı saydam tüllerle örtülüdür. Boticelli hiçbirini anadan doğma betimlemeye cesaret edememiştir. Bu cesareti Venüs’ün Doğuşunda gösterebilecektir.

Ressam, mimar ve sanat tarihçisi Giorgio Vasari (1511-1574) iki tabloyu, -- İlkbahar ve Venüs’ün Doğuşu’nu aynı odada gördüğünü yazmıştır. Tabloların görüldüğü oda, Medicilerin Muhteşem Lorenzo’sunun ikinci dereceden kuzeni Lorenzo di Pierfrancesco de’ Medici’nin villasındadır.

Mediciler gibi öteki varlıklı aileler villalarının özellikle yatak odası duvarlarına asılmak üzere resim siparişleri veriyorlardı. Bu resimlerin dinsel konularda olmamasının istendiğini belirtmek gerekir mi? Yatak odalarına yaraşacak resimler yapabilmek için Boticelli’den sonraki kuşaklar da mitolojiye dört elle sarılmışlardır Boticelli gibi.

Böylece konusunu mitolojiden alan resimlerin yapılmasındaki nedenlerden biri saptanmış oluyor.

Elbette başka nedenler de var:

Yukarıda belirtildiği gibi, bin yıl boyunca bilgi Kilisenin tekelinde kalmıştır; Antik dönemde yazılmış kitaplar kiliselerin depolarındaki tozlu raflarından ancak din görevlilerince indirilmiş, onlarca okunmuş, incelenmiş; kiliselerin kalın duvarlarını aşıp sıradan insanların arasına karışamamıştır bu kitaplar. Gerçi okur-yazarlık yaygın değildi ama, okuma-yazma bilen varlıklı kişiler bile bu kitaplardaki bilgilere erişememiştir.

Yeniden Doğuş döneminde kitaplar Kilisenin duvarlarını aşmış, varlıklı ailelerin evlerine girmiştir. Örneğin, Boticelli’nin yaşıtları ve arkadaşları Maiano Kardeşlerin kitaplığında 29 kitap bulunduğu saptanmıştır 1498 yılında. Yarısından fazlası dinsel konuluydu ama, Antik dönemle ilgili olanları da vardı. Boticelli’nin arkadaşlarının kitaplarını okumak, incelemek fırsatını bulmuş olduğunu kestirmek zor değil!.

Kaldı ki, ressam hizmetine girdiği sınıfın eğilimlerini, yönelimlerini bilmek, dilini/konuştuğunu/söylediğini anlamak zorunda. İşverenin kültür düzeyinden habersiz bir sanatçının müşterisini memnun bırakması zayıf olasılık. En az işveren denli aydın olmalı; enaz onun bilgi düzeyinde bulunmalı…

Dolayısıyla, işverenin okuduklarını okumak, bilimsel bilgiyi edinmek, gelişmeleri izlemek zorunda sanatçı. Mitolojik konulara el atması, konularını mitolojik öykülerden seçmesi, Antik mitolojiyi, -- bu demektir ki, Yunan ve Roma kültürünü bildiğini sergiler ki, sanatçıyı dönemin aydınları arasına katar. Dolayısıyla, mitolojiden haberli olmak sanatçının toplumsal konumunu yücelten bir niteliktir.

Antik kültürlere aşina olmak, özellikle Yeniden Doğuş döneminde kişiyi yüceltiyor. Nedenlerini açıklamaya çalışalım:

Yeniden Doğuş, neyin yeniden doğuşu?.. Antik dönemin iki temel dünya görüşünün yeniden doğuşu: Hümanizm ve İdealizm. İlki, insanı her şeyin merkezine oturtan anlayış. Elbette sanatı da etkiliyor. Sanat da (tam anlamıyla din için olmaktan kurtulamamış olmakla birlikte) artık insan için, -- insanın mutluluğu için, insan merkez alarak yapılıyor.

İkincisi, dolaysız olarak sanatı ilgilendiriyor. Sanatçı ideali, -- ideal güzelliği yakalama uğraşında. Antik dönem sanatçılarının geliştirdiği oranları kullanıyor. Örneğin Venüs’ün Doğuşu tablosundaki Venüs figürünün klasik dönem Yunan yontu sanatçılarının geliştirdikleri Kanona (Oranlar düzeneğine) uyduğu/uydurulduğu bilinmektedir. Boticelli’nin söze konu yapıtındaki Venüs figürünün iki göğsünün arasındaki ve göğüsten göbek çukuruna dek olan uzaklıklar, sanatçının Antik Yunan yontu sanatçılarınca geliştirilmiş insan vücuduna ilişkin oranlardan haberli olduğunu ve bu oranları uyguladığını ortaya koymaktadır.

Mitolojik konular, sanatçının Antik kültürleri incelediğinin ve dönemin temel dünya görüşlerini (Hümanizm ve İdealizm) özümsediğinin de kanıtıydı. Çağdaşlığını belirginleştiriyordu bir bakıma. Dolayısıyla, mitolojik öyküleri görselleştiren resimler yapma eğilimi güçlenmiştir. Boticelli ilk ama, ardından gelenler gitgide çoğalmıştır. Rönesans sonrası, giderek (hatta) günümüz sanatçıları da mitoloji kahramanlarını konu olarak seçip işlemişlerdir

prensess
07-24-2007, 19:23
taşındı ;)

Lûηâ KastaLiâ
07-25-2007, 14:49
Emeğine sağlık ,Teşekkürler...