ρυяєgση
08-09-2007, 00:10
Veysel İkibudak
Sakin, sessiz duruyordu; üzerindeki toprağa aldırmadan. Ona dokunanların canı acımamıştı henüz... Gün ışığını gördü yüzlerce yıl sonra... Ağladı... Gözlerinden, bin yıllık acı aktı. Sonra roman dilinde de söylenmeye başladı; hüznün peşine takılan anıları... Bir "insanlık" daha devrildi gecekondular gibi yeryüzünde... Sarsıldı birden güneş. Gözlerini yakan ateş bile yandı.
Fırat susamış; taşları isteksizce yuvarlanıyordu akağında. Kıyılarına kusmaya başlamıştı acılarını. Oysa bir tarafında kurbağalar sevişiyordu daha... yaz serinliğini yaşıyorlardı bir anlamda; sığ sulara sığınıp...
Kahve fallarının bakıldığı fincanda durduğu gibi durmamıştı zaman. Üç vakte kadar sabır, sabır kadar da kahırdı artık umudun adı...
Bir sabah daha doğdu çingene kızın dudaklarında.
Kurbağalar sustu... Fırat, Belkıs ile sevişti. Miadı dolmamış kelimeler söylendi ona. En çok da uykusundan uyandırıldığında ağlamıştı; zamana aldırmadan. Eteğindeki çiçekler soldu, kurbağaların sütü kesildi ateşten. Kelimeler miadını aradı. Belkıs Zeugma'da ağladı. Ağladı... Ağladı... Gözlerinden bin yıllık acı aktı. Fırat kudurdu. Kurbağalar suda boğuldu. Koca bir uygarlığın yazgısında yandı gözleri.
Yorumların gölgesi düştü üzerine.
Afrika'lı büyücülerin gazabına uğramış gibiydi ansızın. Ziggurat'ların sunağına yatırmıştı düşlerini.
Dar zamanlarda içinde tutmak isterken ışığı, zamanın yırtmacından süzülmüştü. Sonra içinde bulunduğu sessizlikten çıkıp, gürültünün ortasına düşmüştü.
Tüm saatler suya düştü sonra...
Ya daha sonrası?
Sonrası...
Sonrası, öncede gizli kaldı.
**
Fırat Nehri binlerce yıldan beri toprağı yeşertip çevresine bereket ve bolluk vererek, çeşitli uygarlıkları besleyerek kanyonlarda hızlı, düzlüklerde ise nazlı nazlı akar.
Fırat'ın akışının nazlılaştığı, tepeden tırnağa yeşile bürünen Fırat Vadisi'nde, nehir manzaralı tepeler üstünde Selevkeia Euphrates (Zeugma) kenti kurulmuştur.
Selevkos kralı Selevkos Nikator I kendi adıyla, kutsal sayılan Fırat'ın adını birleştirerek bu kente Selevkeia Euphrates adını vermiştir.
Duvardan duvara mozaikle kaplı olan zengin Zeugma kentinin mozaik ustası, antik dönemin mitolojik konularının yani sıra, etrafına bolluk ve bereket saçan Fırat Nehri'nin kutsallaştırılmasını da işlemiştir.
Böylece Fırat Nehri ile ilgili mozaiklere yansıtılan sevgi, kutsallık ve tapınımla ilgili betimler iki bin yıl öncesinden Belkıs/Zeugma'da günümüze ulaşmıştır.
Buraya kadar bilinen şeylerden söz ettim size.
Şimdi bu teknik bilgilerin yanı sıra bazılarına sıkıcı gelebilecek şeylerden değil, Zeugma'nın başka yönlerinden söz edeceğim.
Tabi bu arada başlangıç yazısının sıkıcılığından bunalıp okumayı sürdürmeyenlerden de bir çeşit arındırmış olacağım sizleri.
Gelelim öteki ya da asıl bilgilere:
Belkıs Zeugma kentinin nüfusu 80.000'di. Selevkos da Büyük İskender'in generali. Önceleri "Fırat'ın Silifkesi" denilen bir adı vardı. Roma'lıların egemenliğindeyken, köprü, geçit anlamına gelen Zeugma adını aldı.
Benim dikkatimi çeken bir başka yön, bu kazılardan çıkan eserlerin yine o dönemin villalarda oturan zenginlerin oturduğu yerlerden çıkarılmış olmasıdır.
Sanatın sahibi zenginler midir? Sanatçı zengin değilse baştan mı kaybetmiştir? Demek ki değişen bir şey yok aslında. Günümüzde de önemli ve güzel sanat yapıtları villalarda oturan zenginlerin evinde değil midir? (ya da kasalarında)
Döneminin Garnizon ve Ticaret kenti olan Zeugma, konumundan kaynaklı olarak yine o dönemin zenginleri ve sanatçıları tarafından akın edilen bir kent olmuştu.
Zeugma'ya giden, uğrayan sanatçılar, sanat yapıtlarını da orada bırakıp gittiler. Hemen yakınlarındaki komşu kent olan Apemea'da neredeyse kimse kalmadı ve terk edildi. Apemea'da yaşayanlar da Zeugma'ya göçtüler.
Zengin ve gösterişli villalara bakıp küçücük evlerinde, Herkesin imrendiği bir kentte yaşadıklarını düşünerek teselli ettiler kendilerini. İstanbul ne de güzel bir örnektir bu duruma. Zeugma'dan 93 yapıt çıkarılmıştır. Koca kent alanının yalnızca 1000 metrekarelik yerinden çıkarılan sayıya bakın!
Sakin, sessiz duruyordu; üzerindeki toprağa aldırmadan. Ona dokunanların canı acımamıştı henüz... Gün ışığını gördü yüzlerce yıl sonra... Ağladı... Gözlerinden, bin yıllık acı aktı. Sonra roman dilinde de söylenmeye başladı; hüznün peşine takılan anıları... Bir "insanlık" daha devrildi gecekondular gibi yeryüzünde... Sarsıldı birden güneş. Gözlerini yakan ateş bile yandı.
Fırat susamış; taşları isteksizce yuvarlanıyordu akağında. Kıyılarına kusmaya başlamıştı acılarını. Oysa bir tarafında kurbağalar sevişiyordu daha... yaz serinliğini yaşıyorlardı bir anlamda; sığ sulara sığınıp...
Kahve fallarının bakıldığı fincanda durduğu gibi durmamıştı zaman. Üç vakte kadar sabır, sabır kadar da kahırdı artık umudun adı...
Bir sabah daha doğdu çingene kızın dudaklarında.
Kurbağalar sustu... Fırat, Belkıs ile sevişti. Miadı dolmamış kelimeler söylendi ona. En çok da uykusundan uyandırıldığında ağlamıştı; zamana aldırmadan. Eteğindeki çiçekler soldu, kurbağaların sütü kesildi ateşten. Kelimeler miadını aradı. Belkıs Zeugma'da ağladı. Ağladı... Ağladı... Gözlerinden bin yıllık acı aktı. Fırat kudurdu. Kurbağalar suda boğuldu. Koca bir uygarlığın yazgısında yandı gözleri.
Yorumların gölgesi düştü üzerine.
Afrika'lı büyücülerin gazabına uğramış gibiydi ansızın. Ziggurat'ların sunağına yatırmıştı düşlerini.
Dar zamanlarda içinde tutmak isterken ışığı, zamanın yırtmacından süzülmüştü. Sonra içinde bulunduğu sessizlikten çıkıp, gürültünün ortasına düşmüştü.
Tüm saatler suya düştü sonra...
Ya daha sonrası?
Sonrası...
Sonrası, öncede gizli kaldı.
**
Fırat Nehri binlerce yıldan beri toprağı yeşertip çevresine bereket ve bolluk vererek, çeşitli uygarlıkları besleyerek kanyonlarda hızlı, düzlüklerde ise nazlı nazlı akar.
Fırat'ın akışının nazlılaştığı, tepeden tırnağa yeşile bürünen Fırat Vadisi'nde, nehir manzaralı tepeler üstünde Selevkeia Euphrates (Zeugma) kenti kurulmuştur.
Selevkos kralı Selevkos Nikator I kendi adıyla, kutsal sayılan Fırat'ın adını birleştirerek bu kente Selevkeia Euphrates adını vermiştir.
Duvardan duvara mozaikle kaplı olan zengin Zeugma kentinin mozaik ustası, antik dönemin mitolojik konularının yani sıra, etrafına bolluk ve bereket saçan Fırat Nehri'nin kutsallaştırılmasını da işlemiştir.
Böylece Fırat Nehri ile ilgili mozaiklere yansıtılan sevgi, kutsallık ve tapınımla ilgili betimler iki bin yıl öncesinden Belkıs/Zeugma'da günümüze ulaşmıştır.
Buraya kadar bilinen şeylerden söz ettim size.
Şimdi bu teknik bilgilerin yanı sıra bazılarına sıkıcı gelebilecek şeylerden değil, Zeugma'nın başka yönlerinden söz edeceğim.
Tabi bu arada başlangıç yazısının sıkıcılığından bunalıp okumayı sürdürmeyenlerden de bir çeşit arındırmış olacağım sizleri.
Gelelim öteki ya da asıl bilgilere:
Belkıs Zeugma kentinin nüfusu 80.000'di. Selevkos da Büyük İskender'in generali. Önceleri "Fırat'ın Silifkesi" denilen bir adı vardı. Roma'lıların egemenliğindeyken, köprü, geçit anlamına gelen Zeugma adını aldı.
Benim dikkatimi çeken bir başka yön, bu kazılardan çıkan eserlerin yine o dönemin villalarda oturan zenginlerin oturduğu yerlerden çıkarılmış olmasıdır.
Sanatın sahibi zenginler midir? Sanatçı zengin değilse baştan mı kaybetmiştir? Demek ki değişen bir şey yok aslında. Günümüzde de önemli ve güzel sanat yapıtları villalarda oturan zenginlerin evinde değil midir? (ya da kasalarında)
Döneminin Garnizon ve Ticaret kenti olan Zeugma, konumundan kaynaklı olarak yine o dönemin zenginleri ve sanatçıları tarafından akın edilen bir kent olmuştu.
Zeugma'ya giden, uğrayan sanatçılar, sanat yapıtlarını da orada bırakıp gittiler. Hemen yakınlarındaki komşu kent olan Apemea'da neredeyse kimse kalmadı ve terk edildi. Apemea'da yaşayanlar da Zeugma'ya göçtüler.
Zengin ve gösterişli villalara bakıp küçücük evlerinde, Herkesin imrendiği bir kentte yaşadıklarını düşünerek teselli ettiler kendilerini. İstanbul ne de güzel bir örnektir bu duruma. Zeugma'dan 93 yapıt çıkarılmıştır. Koca kent alanının yalnızca 1000 metrekarelik yerinden çıkarılan sayıya bakın!