Küçük Buse ve NeRMiN [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Küçük Buse ve NeRMiN


ρυяєgση
08-09-2007, 00:13
Küçük Buse
hayata minik bir dokunuş,
sonsuz ölümün kapısını araladığında,
geriye,
düşleri çalınmış boş avuçlar kalır.

Korkuyorum, çok korkuyorum. Midem bulanıyor. Oda çok soğuk. Uyumak istiyorum. Ama uyuyamıyorum. Demin su istedim. Verdi. Tırnaklarımı yedim, kanadılar. Sürekli terliyorum. Ölmek istemiyorum. Ağlamaya çalıştım, olmadı. Bağırmaya da çalıştım. Ama uyuşmuş gibiyim. Sürekli kalbim çarpıyor.

Geliyorlar yine. Kara hayaletler. Gözlerini göremiyorum. Artık sürekli konuşmaya başladılar. Sesleri iğrenç, bir de kötü kokuyorlar. Ama şşştt ben yanıt vermeyince beni bulamıyorlar. Onun için çok sessiz yazmalıyım. Bugün bir ara o küçük böcek göründü. Arkadaşım olan. Onu ilk gördüğümde korkmuştum. Ama "korkma!" dedi . Konuşmaya başladık. Çok şaşırdım, konuşabiliyordu. Masallarda olur sanırdım. Ama hayır, gerçekti. Konuşuyordu.

"Neden buradayım?"
"Seni su ülkesine götürmek için geldim."
"Orası neresi?"
"Su ülkesinde, burada gördüğün karanlık hayaletleri görmeyeceksin."
"Annem olacak mı?"
"Şimdi değil, belki sonra o da gelir.Su ülkesine gideceksin ama hiç ıslanmayacaksın."
"Peki boğulmaz mıyım?"
"Hayır, biz orada hava değil su soluyoruz."
"Yanıma keşke elbisemi alsaydım."
"Gerek yok, senin kıyafetin hazır".
"Ne renk?"
"Beyaz elbette."

Beyaz, üstünde sarı papatyalar varmış. Uzun, tülden bir elbiseymiş. Ama şimdi giyemezmişim. "Sen neden bu kadar çirkinsin?" dedim. "Yanına gelebilmemin tek yolu buydu. Bu odaya böceklerden başkası giremez ki," dedi. Doğru. Ben de ondan başkasını görmedim zaten.

Yerde iki küçük el gördüm sabah. Bana doğru gelirlerken, birden kül oldular. Anlamadım. Anne okula geç kalacağım. Hadi uyan artık. Herkesin annesi çocuklarını uyandırır. Ben, seni uyandırıyorum. Ben büyünce senin gibi olmayacağım. Kızımı uyandırıp ona kahvaltı hazırlayacağım. Ama acaba senin kadar güzel olur muyum? Saçların hep yumuşak. Benimkiler ince ve tel tel. Böcek bana su ülkesinde renkli tokalarımın olacağını ve saçlarımın da senin kadar uzayacağını söyledi. Nasıl bir yer olduğunu çok merak ediyorum. Sordum, seni tanımıyormuş. Ama tanışmak istiyormuş. Dedim ki, "Benim annem hep meşgul. Sana zaman ayırabilir mi bilmiyorum." Aslında isterim tanışmanızı. Belki sevmezsin ilk başta. Ben de sevmemiştim. Ama konuştukça, çirkin olmasına rağmen sevdim onu.

Böceğe bir kardeşimin olacağını, bu nedenle senin beni istemediğini ve benden kurtulmak için beni kaçırttığınızı söyledim. O da bunların yalan olduğunu söyledi. Beni seviyormuşsunuz. Ama o da beni çok seviyormuş. Bu yüzden, beni hep olmak istediğim o uzak ülkeye götürecekmiş. Bazen oraya gitmek istiyorum, bazen de gitmemek. Bir süre sonra sizi de görebilecekmişim orada. "Ne zaman?" dedim. "Zamanı gelince," dedi. Senin gibi konuştu. Sen de hep zamanı gelince derdin. Acaba sen mi gönderdin bu böceği? Bilmiyorum ki?

Yanıma hiç kitap almadım. Ödevlerimi de yapmadım. Ben neden buradayım? Ayak sesleri duyuyorum. Böcek, "hazır mısın?" dedi.

"Neye?"
"Su ülkesine yolculuğa."
"Sen çok küçüksün beni nasıl taşıyacaksın?"
"Ben taşımayacağım seni, birlikte uçacağız."
"Nasıl?"
"Şimdi bir adam gelecek, o sana yardım edecek."
"Peki."

Çok merak ediyorum. Kapı açıldı. O içeri girdi. Bana yardım etmeye geldi. "Bir dakika" dedim. "Son bir şey yazıyım". "Tamam" dedi.

Su ülkesinde görüşürüz.
Böcek herkesin oraya bir gün mutlaka geleceğini söyledi.
Şimdi gitmeliyim.

NeRMiN
Ölümü üzerine giydiğinde
beyaz bedeni,
sessiz tanrıçalar gibi
susuyordu.

Boş beyaz bir sayfa, kalem ve oda buz gibi soğuk. Ne olacak şimdi? Gördüklerimi, yaşadıklarımı nasıl aktaracağım? İnsan, canlı olarak geçireceği son bir kaç saatte, arkasında ne bırakabilir? Ölümün kısa süre sonra geleceğini bilerek, yaşamındaki en son sahneyi nasıl oynar? Sahneyi ben kursaydım işim daha kolay olurdu. Kolay mı olurdu? Nasıl kolay olurdu? Ne yapardım ki? Eğer kendi canımı kendim almaya karar verseydim, son saatlerimde ne yapardım? Belirli bir zaman koyar mıydım- intihar zamanı? Sanırım koyardım. Yoksa son yapacaklarım, yapmak istediklerim hiç bitmez ve ben de son olarak yapmak istediklerimi yaparken, beni buna iten nedeni- yani yaşamımı sonlandırma kararımı- unuturdum. Evet bir intihar zamanı koyardım. Belki derdim ki, üç saat sonra yaşamımı sonlandıracağım. Böylece yaşanması olası karışıklığı da ortadan kaldırmış olurdum. Ya da bir döngünün bitmesini beklerdim. Yani son yapmak istediklerimi sıraya koyup, bir kez yapıp bitirdikten sonra tekrar geri dönmezdim. Son yemeğimi ve son tatlımı yer, son kahvemi ve son sigaramı içer, son kez dışarı bakar, son kez annemin sesini duyar, son kez en sevdiğim müziği dinler, son kez sevişir, son kez son kez son kez. Ve en son satırlarımı yazar ve bir daha geri dönmezdim.
Neler yazıyorum ben şimdi? Son iki saatim. Bana verilen senaryoda, buz gibi bir oda, bir kağıt ve bir kalem var. Ölümümün şeklini bilmiyorum. Nasıl öleceğim, kim yapacak bunu, nasıl yapacak, canım yanacak mı? Tüm bunlar bir şaka gibi. Nefesim daralıyor, buradan çıkamayacağımı biliyorum. Kabullendim artık. Sanırım üç dört gündür şu dört duvar arasındayım. Tam olarak bilmiyorum. Tam olarak nerdeyim onu da bilmiyorum. Tamam en iyisi yazmaya olanlardan başlamak. Kafamı toparlamalıyım. Nasıl bu kadar sakin olabiliyorum anlamadım. Sanırım yine ilaç verdi bana.

Burası dört duvar arasına hapsedilmiş kare bir oda. Tavanı oldukça yüksek. Oturduğum ve yattığım yer; duvara monte edilmiş , hapishanedekiler gibi beton bir yatak (yatak demeye dilimi varmıyor ama başka tarifi yok). Tepemin üstünde, uzanamayacağım bir yükseklikte minik bir pencere var, dışarısını göremiyorum. Pencereden içeri aydınlık sızıyor. İçerde başka hiçbir şey yok. Odanın giriş kapısı buz gibi demirden. Küçük, sürmeli, kare bir bölmesi var. Yemekler buradan atılıyor.Yattığım yerin çaprazında kalan köşede, yerde tuvalet olarak kullandığım bir delik var. Tuvaletimi yapmamın hemen ardından, kapıdaki sürmeli bölmeden temizlenmem için kağıt atılıyor. Bir keresinde deliğe elimi sokmayı denedim, dirseğime kadar boka bulandım.

En son hatırladığım, ağzıma kapanan bir elin ucundaki eter kokusuydu. Tekrar kendime geldiğimde buradaydım. İki saat sonra öleceksin, sen ne yapıyorsun, ne yazıyorsun! Kim okuyacak bu yazdıklarımı acaba? Tamam, kendimi tanıtayım. Ben Nermin, 28 yaşındayım, evli ve bir çocuğum var. Alkan şirketinde 5 senedir muhasebeci olarak çalışıyordum. Eşimin adı Mustafa, kızım Emel. Yaşadığımız il, Antalya. Adresim; Sugözü mahallesi Alaca apartmanı. Yıl, 1997. Kaçırıldığım gün 15 Mayıs. Ne yapıyorum ben ? Bu saçmalık! Beni öldürecek olan, sanki bu yazdıklarımı başkalarına mı okutacak? Zaten nerede yaşadığımı bilmiyor mu?

Lanet herif, ya da kadın ya da her ne boksan. Bu satırları sana yazıyorum. Bedenim, beynim ilaçların etkisiyle o kadar uyuştu ki sinirlenemiyorum, ağlayamıyorum, korkamıyorum, bağıramıyorum buraya geldiğimden beri. Hissizleştim. Allah belanı versin orospu çocuğu, hayvan. Sen benim ölümümü göreceksin ama öbür tarafta iki elim yakanda olacak. Buraya geldiğim günden beri tek duam senin ölmüş suratını görüp yüzüne tükürmek. Bunu bu dünyada yapamasam da tek dileğim, varlığımın kabusun haline dönüşmesi. Ne istedin benden ha, ne istedin? Kime ne zararım dokunmuş bugüne dek. Tamam kırdığım insanlar olmuştur ama benim hiç düşmanım yok ki yahu. Bilmediğim birilerini kendime düşman olarak kazandıracak bir hayatım hiç olmadı ki. Benim kadar sıradan bir insanı öldürmekle ne geçecek eline hayvan? Sen tanımadığım birisin kesin. Öyle sapık, salak biri. Ben de bok yoluna gidiyorum kesin. Belki de bunların hepsi bir şakadır ha! Ağlayamıyorum, içim de hissedemiyorum duygularımı. Bedenimden önce şart mıydı bu duygularımı öldürmen? Kimsin ha, sorunun ne? Bu yazdıklarımın ne faydası var. Bilmiyor mu ondan ölesiye nefret edeceğimi, ve bu nefreti ölmüş hislerimle yansıtamayacağımı.

Emel canım, küçüğüm, meleğim. Annen ağlayamıyor kızım, senin kokunu duyamıyor, saçlarını okşayamıyor, geceleri yattığında hep istediğin o küçük prenses masalını sana okuyamıyor. Üzgünüm bir tanem, üzgünüm. Seni bensiz bıraktığım için üzgünüm. Benim hatam olmalı, bir günah işlemiş olmalıyım ki böyle cezasını çekiyorum. Güzel gözlü, bahar kokulu kızım, üzülme ne olur üzülme. Annen bu dünyada olmasa bile hep seninle olacak söz veriyorum sana. Geceleri hep ellerini alacağım avuçlarımın içine, hep yüzünü öpeceğim kızım.Tüm meleklerle birlikte sana şarkılar söyleyeceğiz, tüm kötülükleri uzaklaştıracağım çevrenden canım. Sana kızdığım , yapma dediğim her şeyden dolayı özür dilerim kızım. Affet beni, affet tatlım.

Allah belanı versin senin, vicdansız şerefsiz herif! İnşallah bedenindeki her bir parçan acı çekerek ölümü tadarsın. İnşallah! Lanet olsun!

Mustafa, ben ne yaptım Mustafa? Kime kötülüğüm dokundu ? Neden ayrı düştük? Ne yapıyorsun kimbilir şimdi be canım? Ne kadar perişan olmuşsunuzdur. Kestin mi umudunu benden yoksa hala arıyor musunuz beni? Aramayın koca adam, aramayın. Kaçırdılar ilk aşkını. İçini ferah tut, kimse dokunmadı bana. En azından acı çekmediğimi bil. Tutuşturdular şu kalemle kağıdı elime sanki çok yazmayı bilirmişim gibi. Ben de yazıyorum, kimin okuyacağını, neden yazdığımı bilmeden. Kim uyuyacak şimdi göbeğinde? Kim sana şaklabanlıklar yapacak geceleri? Sen kendine nasıl bakacaksın şimdi? Çöpleri sakın dışarıda bırakma, kokarlar. Çiçekleri sula koca adam, solmasınlar. Özellikle şu yeni aldığımız koca yapraklıyı. Hani senin çirkin dediğin, hani aldıktan sonra “Aman Nermin botanik bahçesine döndük, yakında doğa turları düzenleyecekler evimize” dediğin var ya, işte o. Kokunu özledim şimdiden. Nasıldır gideceğim yer koca adama, nasıl bir yer bekliyor beni? Karanlık mı, soğuk mu, yalnız mı olacağım? Bir daha görebilecek miyim sizleri? Geride kalanlar için daha zor derler. Öyle mi sevgilim, öyle mi olacak? Olmasın be koca adam. Belki yine bir araya geliriz. Ölümde umudu yaşar mı insan böyle? Affet beni sevgilim, ne için bilmiyorum, belki her şey için. Kızma bana sakın, seni bıraktığım için kızma.

Vaktim dolmak üzere, belki bu yazdıklarım yırtılacak, belki kimse hiçbir zaman nerede olduğumu bilmeyecek, belki kimsenin basmadığı ya da her gün birilerinin üstünden geçtiği bir toprağın altında çürüyecek bedenim.Ama tek duam, tek dileğim; sevdiklerimin onları her zaman sevdiğimi ve son satırlarımda onları içimde sakladığımı bilmeleri.

Ölüm beni bu dünyadan ayırsa da, yaşamım devam edecek.