Kartal Busbey
08-09-2007, 11:44
Amaçları ülkeleri borca sürüklemek
IMF’nin dayattığı üretimden uzak bir yöntem. Finansal kuruluşların kucağına itiliyorsunuz. Üretimin olmadığı ve sizi borca sürükleyen, sizi borç döngüsünden çıkarmayan bir yöntem
Emperyalist kurumlar krizlerden besleniyor!
Güney Amerika ülkeleri, IMF’nin ‘üç kağıt’ reçetelerinden kurtulurken ihracata dayalı model benimsedi ve dayatmalara boyun eğmedi
İçerisinde bulunduğumuz ekonomik sorunlardan çok rahat kurtulabiliriz. Türkiye bunu başaracak potansiyele sahip bir ülke
Ekonomi uzmanları, Latin Amerika ülkelerinin IMF ve emperyalist kurumlara karşı başarılı olmasının sırrının öncelikli olarak milli politikalar belirlemesinden kaynaklandığına işaret etti. IMF gibi bir kuruluş karşısında ekonomik ve ödeme dengelerini tutturan ülkelerin rahatlıkla başarılı olabileceğine dikkat çeken uzmanlar, denge ipini kendi elinde tutan ülkelerin her zaman IMF’nin sırtını yere getirebileceğini ifade etti. Emperyalist kurumların kriz ekonomisinden beslendiğini kaydeden uzmanlar, Türkiye’nin IMF kıskacından kurtulabilmesinin birinci şartının kendi öz kaynaklarımıza dönmek olduğuna vurgu yaptı.
Çok iyi okunmalı
Güney Amerika ülkelerinin yarttığı mucizeyi değerlendiren Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Muhasebe Finans Ana Bilim Dalı Başkanı Osman Altuğ ve Gazeteci Fehmi Köfteoğlu gündem yaratacak tespitlerde bulundu. Osman Altuğ, IMF’nin Latin Amerika ülkelerinden nasıl gönderildiğinin anlaşılabilmesi için öncelikle bu kurumun ne olduğunun açık bir biçimde ortaya konması gerektiğini dile getirdi. IMF’nin dünya üzerinde serbest ticaretin sağlıklı bir biçimde devam etmesi ve kesintiye uğramaması için var olan teknik bir kuruluş olduğunu belirten Altuğ, bu teknik yönünün çok iyi bilinmesi ve okunması gerektiğini kaydetti.
Dengesizlik hakim
Gerek Latin Amerika ülkelerinin IMF’yi göndermesindeki başarının altında, gerekse Türkiye’nin IMF’ye bağlanmasının altında yatan nedenin bu teknik tanımdan geçtiğine işaret eden Altuğ, Türkiye’nin IMF’ye ihtiyaç duymasının başlıca nedeninin dış ticaret açığının olduğunu ifade etti. Türkiye’de ihracat ile ithalat arasında bir dengesizlik olduğunu kaydeden Altuğ, şunları söyledi: “Yani ülkemizin ithalatı, ihracatından fazla. Bu aslında bir açık değil, bunun adı resmen zarar. Ancak ekonomistler buna açık diyor. Öncelikli olarak bu açığın ortadan kaldırılması için, yani zararın karşılanması için IMF’ye ihtiyaç duyuluyor. Türkiye açısından bu tespiti yapmak, aynı zaman da Latin Amerika ülkelerini anlamak açısından da önem taşıyor.” Zararın ortadan kaldırılması için Güney Amerika ülkelerinin çeşitli yollara başvurduğunu söyleyen Altuğ, “Bu zararı karşılayabilmeniz için öncelikle kendi özkaynaklarınızın durumuna bakarsınız. Kendi özkaynaklarınız ile bu zararı karşılayabiliyor musunuz, karşılayamıyor musunuz, bu önem taşımaktadır” diye konuştu.
Brezilya IMF’ye mesafeli durdu
2002’de Brezilya’da yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerini eski işçi lideri Luiz Inacio Lula da Silva kazandı.Brezilya’nın Güney Amerika’nın en önemli ülkelerinden biri olduğunu ve yoksulluğun kaderleri olmadığını söyleyen Lula, ülkesinin iç ve dış borcunu döndürebilmek için ülkenin kendi kaynaklarını harekete geçireceklerini söyleyerek halkın sempatisini kazanmıştı. Lula, Brezilya’nın seçimle iktidara gelen ilk solcu devlet başkanı oldu.Yoksul bir çiftçinin ayakkabı boyacısı oğlu Lula, siyasi yaşamında önemli sloganlara da imza attı.Topraksız çiftçilere öncelik verilmesini ve dış borçların ödenmemesi çağrısı ile ilgi odağı olan Lula seçimlerden sonra kabineyi toplayarak ülke borçlarını masaya yatırdı.Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ve Küba Devlet Başkanı Fidel Castro ile ikili ilişkilireni de iyi tutan Lula, IMF’ye mesafeli bakışı ile de tanınıyor. Lula, kabinesindeki toplantılarda özellikle ekonomik kalkınmayı ana gündem yapıyor
Dayatmalar üretime engel
Güney Amerika ülkeleri Uluslararası Para Fonu’na karşı Türkiye’deki gibi dilek ve temenni ekonomisine bel bağlamadılar
Türkiye’nin uluslararası finans çevrelerinden para alabilmesi için IMF’nin koyduğu şartlara uymak zorunda kaldığını ifade eden Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Altuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin zararını kapatabilmesi için para alırken IMF’nin dayattığı en önemli şart düşük kur yüksek faiz. Burada da ülkeye sıcak para girişi oluyor. Birden, ülkede ithal mallarda patlama görülmeye başlıyor, etraf süper marketlerden geçilmiyor. Bugün süper marketlere gittiğiniz zaman buralarda satılan malların büyük bir kısmının ithal mallar olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla bu şartlar altında yerli malların rekabeti kalmıyor. Böylelikle ekonomi bir darbe de buradan yemiş oluyor. Buradan da anlaşıldığı gibi IMF’nin dayattığı üretimden uzak bir yöntem. Finansal kuruluşların kucağına itiliyorsunuz. Üretimin olmadığı ve sizi borca sürükleyen, sizi borç döngüsünden çıkarmayan bir yöntem. IMF’nin politikası ‘Üç Kağıt’ ekonomisi üzerine kurulu.”
Meydan okudular
Güney Amerika ülkelerinin başarısının ardında yatan temel etkenin tüm bunların dışında IMF’nin dayatmalarına meydan okuyan bir ekonomik modelin oluşturulması olduğunu belirten Altuğ, Türkiye’nin bu ülkelere benzer politikalar uygulaması gerektiğine dikkat çekti. Güney Amerika ülkelerinin IMF’nin ‘üç kağıt’ reçetelerinden kurtulurken katma değer üreten ihracata dayalı bir ekonomi modeli benimsediğini belirten Altuğ söslerini şöyle tamamladı: “Böylelikle ithalat ve ihracat arasındaki zarar değil, tam tersine kar üzerine kuruldu. Bu ülkeler ithalat ve ihracat dengesini ihracat lehine değiştirdi. Borçlanmayı bıraktıkları gibi katma değer üreten ve kar elde etmeye başlayan sonuçlar almaya başladılar. Adam gibi üretip, insan gibi paylaşmaya başladılar. Yukarıda belirttiğimiz gibi zarar etmeyince IMF’nin finansal müdahalelerine ihtiyaçları kalmadı. Latin Amerika ülkelerinin ekonomik başarılarının altında yatan temel etken bence budur. Yüksek üretim ve adaletli paylaşım. Türkiye’deki gibi dilek ve temenni ekonomisine bel bağlamadılar.”
Tek müşteri Türkiye kaldı
Gazeteci Fehmi Köfteoğlu, Güney Amerika ülkelerinin ekonomide başarılı olmalarının tek nedeninin öncelikli olarak kendi öz kaynakları doğrultusunda dik duruş göstermeleri olduğunu kaydetti. Bu ülkelerin uluslararası sistemin dayattığı paradigmaları kabul etmediğini ifade eden Köfteoğlu, “Yönetime gelen milli hükümetlerin ilk işi doları evine göndermek oldu” dedi. Özellikle Arjantin ve Brezilya’nın IMF’nın dayatmalarına karşı büyük mücadele verdiğine işaret eden Köfteoğlu şunları söyledi: “Ekonomilerinin yönlendirimini kendileri yaptılar. Bunun sonucunda da istediklerini elde ettiler. Ekonomiyi uluslararası sistemin etkilerine açmadılar. Dolayısıyla dış dünyanın gelişmelerinden çok etkilenmediler, kendi iç pazarları içerisinde sorunları çözdüler.”
Kırılma noktası
Dünyada yaşanan kriz ve dalgalanmalardan ekonomisi gelişmeyen ülkelerin etkilendiğini vurgulayan Köfteoğulu, “Latin ülkeler konominin temel yapı taşlarını kendi ellerinde tutarak istedikleri sonucu alabiliyorlar” dedi. Türkiye ekonomisinin bir kırılma noktası içerisinde olduğunu belirten Gazeteci Köfteoğlu, “Ekonomideki kötü gidişatı Merkez Bankası Başkanı ve eski Devlet Bakanı Abdüllatif Şener gördü” ifadesini kullandı. Türkiye’nin Latin Amerika ülkelerinden daha büyük ekonomik olanaklara sahip olduğuna vurgu yapan Köfteoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
Çok daha güçlüyüz
“Latin Amerika ülkeleri kendi ekonomik dinamikleri ile IMF kıskacından kurtulabiliyorlarsa Türkiye bunu çok rahat başarabilir. Her şeyden önce Türkiye’nin Latin Amerika ülkelerinden daha güçlü ve daha büyük potansiyele sahip ekonomisi var. Latin Amerika ülkeleri uluslararası sistemin dışına çıkıp kendi yollarına devam edince IMF’nin tek müşterisi kaldı o da Türkiye. Eğer Türkiye olmazsa o zaman IMF personeline maaş bile ödeyemez duruma gelecek. Türkiye’nin ekonomik geleceğini belirleyecek olan artık IMF ile yola devam edilip edilmeyeceği sorusudur. Bu soruyu ekonomi çevrelerinde herkes sormaya başladı. İstikrar isteniyorsa elbette ki IMF ile ilişkiler yeniden gözden geçirilip, IMF’nin Türkiye’den gönderilmesidir.”
Ahtapotun kolları gibi
Uluslararası Para Fonu (IMF), özellikle gelişmemiş ve/veya gelişmekte olan ülkelere verdiği borçla tanınıyor. Dünya Bankası ve IMF’nin sözde kredi olarak verdiği yardımlar zaman içerisinde o ülkelerin milli yapılarını ekonomik yönden tehdit eder bir konuma getirirken, üretime yönelik dayatmalar hemen devamında geliyor. Türkiye’nin de dahil olduğu sistemin parçası konumundaki ülkeler, borç sarmalı içerisinden bir türlü kurtulamıyor. Küresel ve emperyal sermayenin ana kaynaklarından IMF’nin reçeteleriyle refaha ulaşmış bir ülke ise yok
IMF’nin dayattığı üretimden uzak bir yöntem. Finansal kuruluşların kucağına itiliyorsunuz. Üretimin olmadığı ve sizi borca sürükleyen, sizi borç döngüsünden çıkarmayan bir yöntem
Emperyalist kurumlar krizlerden besleniyor!
Güney Amerika ülkeleri, IMF’nin ‘üç kağıt’ reçetelerinden kurtulurken ihracata dayalı model benimsedi ve dayatmalara boyun eğmedi
İçerisinde bulunduğumuz ekonomik sorunlardan çok rahat kurtulabiliriz. Türkiye bunu başaracak potansiyele sahip bir ülke
Ekonomi uzmanları, Latin Amerika ülkelerinin IMF ve emperyalist kurumlara karşı başarılı olmasının sırrının öncelikli olarak milli politikalar belirlemesinden kaynaklandığına işaret etti. IMF gibi bir kuruluş karşısında ekonomik ve ödeme dengelerini tutturan ülkelerin rahatlıkla başarılı olabileceğine dikkat çeken uzmanlar, denge ipini kendi elinde tutan ülkelerin her zaman IMF’nin sırtını yere getirebileceğini ifade etti. Emperyalist kurumların kriz ekonomisinden beslendiğini kaydeden uzmanlar, Türkiye’nin IMF kıskacından kurtulabilmesinin birinci şartının kendi öz kaynaklarımıza dönmek olduğuna vurgu yaptı.
Çok iyi okunmalı
Güney Amerika ülkelerinin yarttığı mucizeyi değerlendiren Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Muhasebe Finans Ana Bilim Dalı Başkanı Osman Altuğ ve Gazeteci Fehmi Köfteoğlu gündem yaratacak tespitlerde bulundu. Osman Altuğ, IMF’nin Latin Amerika ülkelerinden nasıl gönderildiğinin anlaşılabilmesi için öncelikle bu kurumun ne olduğunun açık bir biçimde ortaya konması gerektiğini dile getirdi. IMF’nin dünya üzerinde serbest ticaretin sağlıklı bir biçimde devam etmesi ve kesintiye uğramaması için var olan teknik bir kuruluş olduğunu belirten Altuğ, bu teknik yönünün çok iyi bilinmesi ve okunması gerektiğini kaydetti.
Dengesizlik hakim
Gerek Latin Amerika ülkelerinin IMF’yi göndermesindeki başarının altında, gerekse Türkiye’nin IMF’ye bağlanmasının altında yatan nedenin bu teknik tanımdan geçtiğine işaret eden Altuğ, Türkiye’nin IMF’ye ihtiyaç duymasının başlıca nedeninin dış ticaret açığının olduğunu ifade etti. Türkiye’de ihracat ile ithalat arasında bir dengesizlik olduğunu kaydeden Altuğ, şunları söyledi: “Yani ülkemizin ithalatı, ihracatından fazla. Bu aslında bir açık değil, bunun adı resmen zarar. Ancak ekonomistler buna açık diyor. Öncelikli olarak bu açığın ortadan kaldırılması için, yani zararın karşılanması için IMF’ye ihtiyaç duyuluyor. Türkiye açısından bu tespiti yapmak, aynı zaman da Latin Amerika ülkelerini anlamak açısından da önem taşıyor.” Zararın ortadan kaldırılması için Güney Amerika ülkelerinin çeşitli yollara başvurduğunu söyleyen Altuğ, “Bu zararı karşılayabilmeniz için öncelikle kendi özkaynaklarınızın durumuna bakarsınız. Kendi özkaynaklarınız ile bu zararı karşılayabiliyor musunuz, karşılayamıyor musunuz, bu önem taşımaktadır” diye konuştu.
Brezilya IMF’ye mesafeli durdu
2002’de Brezilya’da yapılan Devlet Başkanlığı seçimlerini eski işçi lideri Luiz Inacio Lula da Silva kazandı.Brezilya’nın Güney Amerika’nın en önemli ülkelerinden biri olduğunu ve yoksulluğun kaderleri olmadığını söyleyen Lula, ülkesinin iç ve dış borcunu döndürebilmek için ülkenin kendi kaynaklarını harekete geçireceklerini söyleyerek halkın sempatisini kazanmıştı. Lula, Brezilya’nın seçimle iktidara gelen ilk solcu devlet başkanı oldu.Yoksul bir çiftçinin ayakkabı boyacısı oğlu Lula, siyasi yaşamında önemli sloganlara da imza attı.Topraksız çiftçilere öncelik verilmesini ve dış borçların ödenmemesi çağrısı ile ilgi odağı olan Lula seçimlerden sonra kabineyi toplayarak ülke borçlarını masaya yatırdı.Venezüella Devlet Başkanı Hugo Chavez ve Küba Devlet Başkanı Fidel Castro ile ikili ilişkilireni de iyi tutan Lula, IMF’ye mesafeli bakışı ile de tanınıyor. Lula, kabinesindeki toplantılarda özellikle ekonomik kalkınmayı ana gündem yapıyor
Dayatmalar üretime engel
Güney Amerika ülkeleri Uluslararası Para Fonu’na karşı Türkiye’deki gibi dilek ve temenni ekonomisine bel bağlamadılar
Türkiye’nin uluslararası finans çevrelerinden para alabilmesi için IMF’nin koyduğu şartlara uymak zorunda kaldığını ifade eden Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Altuğ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin zararını kapatabilmesi için para alırken IMF’nin dayattığı en önemli şart düşük kur yüksek faiz. Burada da ülkeye sıcak para girişi oluyor. Birden, ülkede ithal mallarda patlama görülmeye başlıyor, etraf süper marketlerden geçilmiyor. Bugün süper marketlere gittiğiniz zaman buralarda satılan malların büyük bir kısmının ithal mallar olduğunu görürsünüz. Dolayısıyla bu şartlar altında yerli malların rekabeti kalmıyor. Böylelikle ekonomi bir darbe de buradan yemiş oluyor. Buradan da anlaşıldığı gibi IMF’nin dayattığı üretimden uzak bir yöntem. Finansal kuruluşların kucağına itiliyorsunuz. Üretimin olmadığı ve sizi borca sürükleyen, sizi borç döngüsünden çıkarmayan bir yöntem. IMF’nin politikası ‘Üç Kağıt’ ekonomisi üzerine kurulu.”
Meydan okudular
Güney Amerika ülkelerinin başarısının ardında yatan temel etkenin tüm bunların dışında IMF’nin dayatmalarına meydan okuyan bir ekonomik modelin oluşturulması olduğunu belirten Altuğ, Türkiye’nin bu ülkelere benzer politikalar uygulaması gerektiğine dikkat çekti. Güney Amerika ülkelerinin IMF’nin ‘üç kağıt’ reçetelerinden kurtulurken katma değer üreten ihracata dayalı bir ekonomi modeli benimsediğini belirten Altuğ söslerini şöyle tamamladı: “Böylelikle ithalat ve ihracat arasındaki zarar değil, tam tersine kar üzerine kuruldu. Bu ülkeler ithalat ve ihracat dengesini ihracat lehine değiştirdi. Borçlanmayı bıraktıkları gibi katma değer üreten ve kar elde etmeye başlayan sonuçlar almaya başladılar. Adam gibi üretip, insan gibi paylaşmaya başladılar. Yukarıda belirttiğimiz gibi zarar etmeyince IMF’nin finansal müdahalelerine ihtiyaçları kalmadı. Latin Amerika ülkelerinin ekonomik başarılarının altında yatan temel etken bence budur. Yüksek üretim ve adaletli paylaşım. Türkiye’deki gibi dilek ve temenni ekonomisine bel bağlamadılar.”
Tek müşteri Türkiye kaldı
Gazeteci Fehmi Köfteoğlu, Güney Amerika ülkelerinin ekonomide başarılı olmalarının tek nedeninin öncelikli olarak kendi öz kaynakları doğrultusunda dik duruş göstermeleri olduğunu kaydetti. Bu ülkelerin uluslararası sistemin dayattığı paradigmaları kabul etmediğini ifade eden Köfteoğlu, “Yönetime gelen milli hükümetlerin ilk işi doları evine göndermek oldu” dedi. Özellikle Arjantin ve Brezilya’nın IMF’nın dayatmalarına karşı büyük mücadele verdiğine işaret eden Köfteoğlu şunları söyledi: “Ekonomilerinin yönlendirimini kendileri yaptılar. Bunun sonucunda da istediklerini elde ettiler. Ekonomiyi uluslararası sistemin etkilerine açmadılar. Dolayısıyla dış dünyanın gelişmelerinden çok etkilenmediler, kendi iç pazarları içerisinde sorunları çözdüler.”
Kırılma noktası
Dünyada yaşanan kriz ve dalgalanmalardan ekonomisi gelişmeyen ülkelerin etkilendiğini vurgulayan Köfteoğulu, “Latin ülkeler konominin temel yapı taşlarını kendi ellerinde tutarak istedikleri sonucu alabiliyorlar” dedi. Türkiye ekonomisinin bir kırılma noktası içerisinde olduğunu belirten Gazeteci Köfteoğlu, “Ekonomideki kötü gidişatı Merkez Bankası Başkanı ve eski Devlet Bakanı Abdüllatif Şener gördü” ifadesini kullandı. Türkiye’nin Latin Amerika ülkelerinden daha büyük ekonomik olanaklara sahip olduğuna vurgu yapan Köfteoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
Çok daha güçlüyüz
“Latin Amerika ülkeleri kendi ekonomik dinamikleri ile IMF kıskacından kurtulabiliyorlarsa Türkiye bunu çok rahat başarabilir. Her şeyden önce Türkiye’nin Latin Amerika ülkelerinden daha güçlü ve daha büyük potansiyele sahip ekonomisi var. Latin Amerika ülkeleri uluslararası sistemin dışına çıkıp kendi yollarına devam edince IMF’nin tek müşterisi kaldı o da Türkiye. Eğer Türkiye olmazsa o zaman IMF personeline maaş bile ödeyemez duruma gelecek. Türkiye’nin ekonomik geleceğini belirleyecek olan artık IMF ile yola devam edilip edilmeyeceği sorusudur. Bu soruyu ekonomi çevrelerinde herkes sormaya başladı. İstikrar isteniyorsa elbette ki IMF ile ilişkiler yeniden gözden geçirilip, IMF’nin Türkiye’den gönderilmesidir.”
Ahtapotun kolları gibi
Uluslararası Para Fonu (IMF), özellikle gelişmemiş ve/veya gelişmekte olan ülkelere verdiği borçla tanınıyor. Dünya Bankası ve IMF’nin sözde kredi olarak verdiği yardımlar zaman içerisinde o ülkelerin milli yapılarını ekonomik yönden tehdit eder bir konuma getirirken, üretime yönelik dayatmalar hemen devamında geliyor. Türkiye’nin de dahil olduğu sistemin parçası konumundaki ülkeler, borç sarmalı içerisinden bir türlü kurtulamıyor. Küresel ve emperyal sermayenin ana kaynaklarından IMF’nin reçeteleriyle refaha ulaşmış bir ülke ise yok