Çok Uzun Geyik Bazı Hikayelerde var Aralarda [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çok Uzun Geyik Bazı Hikayelerde var Aralarda


Eidoss
08-09-2007, 12:38
Yarattığımız mucizelerin bile farkında değiliz
Yurdumun bir reklam ajansı, yurtdışından 50.000 adetlik baskılı T-Shirt ihracat bağlantısı yapmayı başarır...

Baskılı T-Shirtler, sıcak baskı tekniği ile, herhangi bir fotoğrafın T-Shirt'e basılması şeklinde üretilmektedir. İşte bu yöntem uygulanıp üretilen ilk 10.000 adetlik parti yerine ulaştığında, alıcı firma işin mükemmelliği karşısında gözlerine inanamamış, uygulamayı yerinde inceleyip bilgi sahibi olmak için bu konuda uzman iki kişilik heyeti Türkiye'ye yollamış.

Olay buraya kadar gögüş kabartıcı. Ancak, reklam şirketini almış bir panik. Üretimde o kadar iptidai bir yöntem uyguluyorlar ki, bunun ilgili firma tarafından anlaşılıp siparişin iptal edileceği korkusunu yaşıyorlar. Derken heyet geliyor. Karşılıklı sevgi gösterileri,iltifatlar, izzet, ikram;heyet sabırsız, illaki imalatı göreceğiz diye sızlanıyorlar. Bizimkiler hala
panikte; yapacak başka birşey kalmıyor, utana sıkıla atölyenin yolunu tutuyorlar. Sanayi
sitesinin loş bir katındaki atölyeye girdiklerinde manzara şöyle; bir kırık dökük masa, yerlerde boyalar, yırtık elbiseli birkaç çırak, iki usta ve onbeş metrelik uzun bir tezgah ve tabii ki meşhur T-Shirt'ler baskı için sıra bekliyorlar.

Bu ortamda beyaz T-Shirt'lere bu kadar temiz baskı yapmak olanaksız. Ama heyet nezaketen uygulamanın başlamasını istiyor. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan firma yetkilileri,
çaresiz gösteriye başlıyorlar. İki çırak, masaya paralel tahtanın iki ucundan tutuyorlar. Bu arada usta gerekli boya ayarını yapıyor ve:

-Şimdi!,

diye bağırıyor.İki çırak var güçleri ile öteki uça koşuyorlar.

Sonuç: Harika....

Ertesi gün heyet teşekkür ederek ayrılıyor. Korku ile beklenen birkaç gün sonra karşı firmadan 50.000 adetlik bir sipariş daha geliyor. Bizimkiler, kabul edilmenin sarhoşluğu içinde bayram yapıyorlar.

Olaydan bir yıl sonra heyetin verdiği rapor tesadüfen ellerine geçiyor. Aynen söyle:
"Türk'ler bütün ısrarlarımıza rağmen söz konuşu fabrikayı bize göstermediler.Ancak sanayi casusluğuna karşı aynı ürünün sahtesinin yapıldığı yerde bizi aldatmaya çalıştılar. Biz nezaketen inanmış göründük. Orada bu sürede değil 50.000 adet, 500 adet dahi yapılamayacağını çocuklar bile anlar.Bu bakımdan siparişin devamını Türk'lere vermekten başka çaremiz yoktur."

Yarattığımız mucizelerin bile farkında değiliz.
(Y.Kemal Erener'in Düzenli Karmaşa adlı kitabından alınmıştır.)





Fizik Sorusu
Bu soru Kopenhagen daki bir Üniversitenin fizik sınavından alınmıştır:

"Bir gökdelenin yüksekliğini barometre ile nasıl
bulursunuz, anlatınız."



Öğrencilerden birinin cevabi: "Barometrenin ucuna bir ip bağlarsınız.
sonra gökdelenin tepesinden asıp sallarsınız. Barometre yere
değdiğinde
ipin boyuyla barometrenin boyunun toplamı gökdelenin yüksekliğini
verecektir." Bu oldukça orijinal cevap hocayı çileden
çıkartmaya yetti ve öğrenci dersten kaldı. Öğrenci cevabinin doğruluğu konusunda
itirazda bulundu ve Üniversite durumu çözmek için başka bir hoca gönderdi.



Bu noktada öğrenci hakkında ne düşünürdünüz? Sizin
kararınız ne olurdu ?
Çocuk kalmalı mi geçmeli mi ?



Yeni hoca, cevabın aslında doğru olduğuna fakat kayda
değer bir fizik bilgisinin varlığını göstermediğine karar verdi. Sorunu
çözmek üzere ;
Öğrencinin en azından asgari bir temel fizik bilgisi olup olmadığını
anlamak için ona altı dakika vererek sorunun sözlü cevabını vermesi
kararını aldı. İlk beş dakika genç sessizliğe gömüldü. Alnı
düşünceden kırış kırış olmuştu. Hoca zamanın tükenmekte olduğunu
hatırlattığında genç çeşitli cevaplarının olduğunu fakat hangisini kullanacağına karar
veremediğini söyledi. Tekrar acele etmesi tavsiye edilince genç söyle
cevapladı:



"İlk olarak, barometreyi gökdelenin tepesine çıkartıp
kenarından aşağı bırakıp yere inene kadar geçen süreyi ölçersiniz. Binanın
yüksekliği (H=0.5 x g x t kare) formülü uygulanarak hesaplanabilir. Fakat
barometre için kotu bir seçim..."



"Veya güneş parlıyorsa, barometrenin yüksekliğini
ölçersiniz. Sonra onu bir yere dikip gölge uzunluğunu ve sonra da gökdelenin gölge
uzunluğunu
ölçebilirsiniz. Bundan sonrası basit bir orantıyı çözmek olacaktır"



"Fakat bu konuda gök bilimsel bir cevap istiyorsanız
barometrenin ucuna bir sicim bağlayıp onu bir sarkaç gibi sallandırabilirsiniz;
önce yer seviyesinde daha sonra da gökdelenin tepesinde. Yüksekliği
T=2pi kare kök (I /g) formülündeki farktan yararlanarak bulabilirsiniz."



"Yahut da gökdelenin dışarısında bir yangın çıkış merdiveni varsa
barometreyi bir cetvel gibi kullanarak yukarıya çıkarken gökdelenin boyunu
barometre yüksekliği biriminden sayıp bunları toplayabilirsiniz."



"Eğer ille de SIKICI olmak istiyorsanız, tabii
ki barometre ile gökdelenin tepesindeki ve yer seviyesindeki basıncı
ölçer milibar cinsinden çıkan farkı feet'e çevirebilirsiniz ve yüksekliği
bulursunuz."



"Ancak bizler daima zihnin bağımsızlığı ve bilimsel metotlar kullanma konusunda teşvik edildiğimiz içindir ki en iyi yol şüphesiz hademenin kapısını çalmak ve yeni bir barometre isteyip istemediğini sorarak gökdelenin yüksekliğini söylemesi durumunda ona bu barometreyi vereceğimizi söylemek olurdu."



Simdi genci dinledikten sonra hala ayni şeyi mi
düşünüyorsunuz ? Geçmeli
mi kalmalı mı ?


Öğrencinin adi : Niels Bohr, Fizik'te Nobel ödülü kazanan tek Danimarkalı.







Bu olay Trabzon Farabi tıp fakültesinde aynen yaşanmış bir olaydır:
Acil kapısının önüne kornalar çalarak 2-3 araç geliyor. İçinden insanlar fırlayarak klasik doktorlar nerde sedye
getirin seklinde bağrışmalar oluyor. Öndeki arabadan çıkan bir kişi arkadaki arabaya hastayı arabadan çıkarmasını söylüyor. Ve arkadakinin yanıtı “SIZIN ARABADA DeğiLMiYDi???”.....
Yani vatandaşlar hastayı Rize de bırakıp diğer arabada olduğunu sanarak Rize'den yani 1 saatlik yoldan son sürat gelmişler...









Bu yazıda U.F.O. fenomeninin ne olduğunu
inceleyeceğiz. Önce U.F.O. ne demektir ona bakalım.
U.F.O. gavurca "Undefined Fucking Objects"
kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiştir.
Türkçe anlamı ise "Koduğumun Uçan Şeyleri". Türkçesini
kısaltırsak "K.U.S." Ama Türkçe ‘de K.U.S. bildiğimiz
kus anlamına geldiğinden ve moda olmadığından biz
gavurcasını, yani U.F.O.'yu kullanacağız. UFO adından
da anlaşıldığı gibi ne idüğü belirsiz uçan şeyler
demektir. Yani biseyin UFO olabilmesi için önce uçması
ve ne idüğü belirsiz olması şarttır. Mesela uçaklar
UFO değildir, çünkü ne oldukları bellidir. Bülent
Ersoy da UFO değildir. Ne idüğü belirsiz olmasına
rağmen uçamadığından UFO olamaz. Yani illaki uçacak ve
ne olduğu belli olmayacak! Dünyada yapılan UFO
ihbarlarının %95'nin kus sürüsü, balon, uçak, bulut
v.s. gibi normal şeylerdir. %5'lik kısım ise
muammalarla doludur. Bizi de ilgilendiren iste bu
%5lik kısımdır.

TANRILARIN ARABALARI:
UFOcuların kutsal kitaplarından biri. Erik Von Daniken
adında bir uyanık tarafından yazılmıştır. Bu kitapta
Erik Von Daniken (ona kısaca Erik diyebiliriz) çok
eski zamanlardan beri uzaylıların dünyaya geldiğini
arkeolojik buluntularla ispat etmeye çalışmaktadır.
Mesela Mısırdaki piramitleri uzaylılar yapmıştır.
Sadece piramitler değil Cin Seddi, Maya ve Inka
şehirleri, And dağlarının tepesindeki devasa resimler,
İngiltere’deki Stonehenge (Peri Bacaları, Pamukkaledeki
Travestiler (bazıları traventen de der), v.s. v.s.
Bunların hepsini uzaylılar yapmışlardır. Uzaylıların
başka isi gücü olmadığından dünyaya gelip taştan
topraktan şeyler yapmaktadırlar. Simdi Eriğin
iddialarını ayrıntılı biçimde inceleyelim:

Piramitlerden Örnekler
Eriğin İddiası: Mısır piramitleri milyonlarca tas
bloğun üst üste konmasıyla yapılmışlardır. Bu kadar
taşı düzgünce kesip piramit yapmak insanların isi
olamaz. Uzaylılar bu taşları lazerle kesmişler ve
üst üste dizmişlerdir.
Doğrusu: Eğer piramitleri Eriğin iddia ettiği gibi
uzaylılar yapmış olsaydı, piramidin inşaatı birkaç
hafta ancak sürerdi, fakat ortalama 30 yıl sürmüştür.
Demek ki uzaylılar çalışmak yerine dötlerini devirip
yatmışlardır. Oysa bu taşları binlerce amele çok
uzaklarındaki taşocaklarından anaları ağlayarak
çıkarmış, yontmuş, taşımış ve üst üste koymuşlardır.

Eriğin İddiası: Piramitlerin taban alanının
yüksekliğiyle toplamının 120.000.000'la çarpımı
dünyanın güneşle olan uzaklığını vermektedir. Bunu o
zamanın adamları nereden bilecek? Bunu ancak uzaylılar
bilir.
Doğrusu: Ulaşmak istediğiniz bir sayıya çeşitli
denklemler kullanarak ulaşabilirsiniz. Mesela Bülent
Mersoyun'un dötünün yarıçapının karesinin memelerinin
yüksekliğine bölümünün 100.000.000'la çarpımı da
dünyayla güneş arasındaki mesafeyi verir. Bülent'in
dölünü de mi uzaylılar yaptı?

Eriğin İddiası: Maya, Aztek, Inka gibi eski Amerikan
medeniyetlerini uzaylılar kurmuşlardır. Onların da
binaları piramit seklindedir. Sirius yıldızını da
biliyorlardı. Bunlar çok mükemmel takvimler
yapmışlardı. Ve muazzam bir medeniyet kurmuşlardı.
Uzaylılar yardim etmese NAH yaparlardı.
Doğrusu: Uzaylılarda piramit saplantısı var herhalde.
O piramitlerde rahipleri tanrilara binlerce insani
kurban ediyorlardı. Sirius yıldızını tabii
biliyorlardı, çünkü göğe bakan herkes bilebilir
(Sirius nedense UFOcuların en sevdiği yıldızdır,
nerden öğrendilerse). Tarım toplumu olduklarından iyi
bir takvim geliştirmişlerdi. Eski Amerikan
medeniyetleri çok gelişmiş oldukları halde tekerleği
bilmiyorlardı. Demek ki uzaylılar da bilmiyordu. Ama
uzay gemileri tekerlek seklinde. Allah Allah!

Eriğin İddiası: And dağlarının tepesinde bulunan
Nazka'daki devasa kertenkele, kus, yılan resimleri
uzaylıların yollarını bulabilmeleri için yapılmış
şekillerdir. Bunlar yerden bakıldığında hiçbir anlamı
yoktur. Bunların tadına varmak için havadan bakmak
lazımdır. İnsanlar böyle şeyleri niye yapsınlar ki,
böyle salak şeyleri ancak uzaylılar yapar.
Doğrusu: Uzaylıların radarı falan yok herhalde.
Koskoca uzayda nasıl dolaşıyorlar da, dünyada
kayboluyorlar. Bu resimlerin niye yapıldığını
arkeologlar hala araştırıyorlar. Bulana bizden bir
adet kesmeşeker.

Eriğin İddiası: Mağaralardaki ve tapınaklardaki
astronot ve uzay gemisi resimleri ilkel insanların
uzaylıları gördüğünün en kesin kanıtıdır.
Doğrusu: Bu resimler her anlama gelebilecek
resimlerdir. Mesela mağara duvarındaki koca kafalı adam
resmi astronotu temsil etmektedir. Buna sebep çizenin
beceriksizliği değil uzaylıların dünyaya gelmeleridir.
Yine tapınaklardaki kargacık-burgacık adam resimleri
de uzay gemisine binmiş uzaylı resimleridir. Resimlere
dikkatli bakınca adamın uzay gemisine değil tombul bir
hatuna binmiş olduğu görülür.

Eriğin İddiası: İnsanları uzaylılar imal etmişlerdir.
Uzaylılar maymunları genetik işlemlerden geçirerek
insan haline getirmişlerdir. İnşanlar aslında uzaydan
gelenlerin torunlarıdır. İnsanlar gerizekalı
yaratıklarken onların genlerini değiştirerek
evrimlerini hızlandırmış ve modern insani
yaratmışlardır. İnsanlar uzaylılar gelmeden önce kendi
kendilerine evrim geçirip bu hale gelmişlerdir. Cennet
uzayda bir gezegendir. Adem ve Havva aslında
uzaylıdır. Sirius yıldızının bir gezegeninde yasayan
atalarımız bu gezegenin yok olması üzerine bu dünyaya
gelmişler ve kendilerini dünyanın şartlarına
uydurmuşlardır.

Doğrusu: Erik, bu mevzuuda tam anlamıyla sıçmıştır.
Yukarıda görülen ve birbiriyle anormal şekilde çelişen
bu fikirlerin hepsi Eriğin iddialarıdır. Uzaylılar
insan yaratmak için maymun yerine sığırları seçselerdi
acaba neye benzeyecektik. Niye elin gezegeninde insani
yaratıyorlar? Başka isleri mi yok? insanların nasıl
yasadığından onlara ne? Madem geliyorlar o zaman neden
piramit gibi hiç bir ise yaramayan şeyler yapıyorlar?
Nil taşınca bir sürü insan ölüyor. Piramit yapacağına,
o taslarla set, baraj falan yapsalar ya. Böyle şeyler
yapmazlar, niye? Çünkü evrensel kanunlara (?!) göre
gezegenlerdeki medeniyete müdahale etmek yasak. Madem
yasak ne diye gelip piramit, kus resmi, heykel falan
yapıyorlar? Neden insanların genleriyle oynuyorlar?
Hade ulen!!!






Zift Mi Kesildin Be Mübarek!
OSMANLI döneminde, liman cüzdanını kaybeden kaptan yenisini çıkarmak için Liman Reisliği'ne gitmiş...

Memur başlamış sormaya:

"Adın ne?"
"Kara Ali!"
"Nerelisin?"
"Karabigalı!"
"Geminin adı ne?"
"Kara Yunus!"
"Nereden geliyorsun?"
"Karadeniz'den!"
"Yükün ne?"
"Karalahana!"
"Nereye gideceksin!"
"Karamürsel'e!"

MEMUR, ya sabır demiş:

"Dönüşte bizim limana uğrayacak mısın?

"Hayır. Orada gemiyi karaya çekeceğim, Karaman'da Karadağlı, Karamustafa'yı gördükten sonra, karadan Mekke - i
Mükerreme'ye gidip, kara donlu Baytullah'a yüz süreceğim!"

Memur lahavle çekmiş:

"İnşallah oradan yüzünün akıyla dönersin!"

"Yüzümüz ak mı kara mı çıkar, bu ancak kara toprağa girdikten sonra belli olur!"

Memur dayanamamış:

"Zift mi kesildin be mübarek!










Meraklı
Fazla merak zarar getirir...

Adam süper dedikoducu ve meraklı... marketi var.. bir gün

dükkanının

karşısına bir Çin'li lokanta açar. Bizimki çatlar meraktan... Bu

Çin'li

ne

pişiriyor diye.. Aniden Çin'li bunun dükkana gelir ve:

- 3 kutu köpek maması istiyorum der.

Bizimki şoyle düşünür içinden (yaaaa demek bu köpek maması

yediriyor millete)

-veremem der..

- Neden?

- Köpeklerinizi görmem lazım..

Çin'li ok der ve gidip köpekleri getirir mamalari alır.. 1 hafta

sonra

Çin'li

tekrar gelir... 4 kutu kedi maması der.... Bizimki yine(hummm bak

köpek

maması

tutmadı şimdi de kedi ha) veremem der

Çin'li sorar:

- Neden?

- Kedileri görmem lazım

Çin'li sabırlı... Gider getirir kedileri alır mamaları yine 1 hafta

sonra

Çin'li gelir elinde 1 paket..

Bizimki sorar:

- Bu ne?

- Aç bak

Adam açar bir de ne görsün kutunun içinde bok var.

- bu neeeeee?

Çin'li:

- Şimdi de 5 paket tuvalet kağıdı lütfen.









Gerçekten de öz dumur bir olay anlatacağım size! Hani su İETT’nin yeşil otobüsleri var ya; çevreci ve ABS frenli olanlar...
Gayet güzel bir gün herkes kendi kıvamında ve tadında yolculuk ederken, birden bir telefon sesiyle irkildik.

Gazman'inki gibi çalıyordu. Neyse adam çalan telefonu açtı ve konuşmaya başladı. Biraz argosu rahatsız ediyordu çevreyi ama,
asıl rahatsızlık veren kapalı olması gereken telefonun açık ve kullanılır vaziyette olmasıydı.

Tabi çok geçmeden İETT şoförünün ikaz sesi duyuldu:
-Beyefendi cep telefonuyla bu otobüste konuşmanız yasak!

Adam hiç iplemeden konuşmaya devam etti. Şoför tekrar uyardı:
-Beyefendi kime diyorum, cep telefonuyla konuşmanız yasak, aaaa!

Adam hala konuşuyor, hiç tınmıyor. Şoför daha fazla dayanamadı bir hışımla el frenini çektiği gibi, caaaart diye durdurdu
otobüsü ve herifin tepesine dikildi.

Kardeşim ne laf anlamaz adamsın sen yahu! Bu otobüste cep telefonuyla konuşamazsın. Yasak yahu yasak! Şoförün bu hiddetli
hareketinin ardından telefonla konuşan adam bir an duraksadı ve telefonda konuştuğu kişiye dönerek:

- Alo, Hilmi abi benim bu otobüste cep telefonuyla konuşmam yasakmış abi. Ne yapalım abi, tamam sen konuş ben sadece dinliyorum abi...

Cümleten apıştık kaldık billa...






Size bir bilmece, cevabı da aşağıda. Önce düşünün sonra cevaba bakın.Dürüstlük böyle gerektirir:

Pennsylvania'dan New York'a giden bir otobüsü kullanıyorsunuz. Başlangıçta otobüste 32 yolcu var.
İlk durakta 11 kişi iniyor, 9 kişi biniyor. İkinci durakta 2 kişi biniyor, iki kişi iniyor. Bir sonrakinde 12 kişi biniyor,
16 kişi iniyor. Son durakta 5 kişi biniyor 3 kişi iniyor.

Bu durumda otobüs şoförünün gözlerinin rengi nedir?
.
.
.
.
Bulamadınız mı yoksa? Çok yazık. Aslında işin çözümü kolay. Yalnızca doğru bilgiye odaklanmak gerek.
Muhtemelen inen ve binen kişileri dikkatle saydınız, hatta not edip muhasebesini tuttunuz. Ama soru bambaşka çıktı.
Oysa yanıt ilk cümlede saklı. Otobüsü kullanan sizsiniz. Yani kendi göz renginizi söylemeniz yeterli.

Endişe etmeyin zaten çoğu insan ayni hataya düşüyor.








Bir gün İzmir’de Belediye otobüsünde gidiyoruz arkadaşlarla.
Bizim arkadaş boş yer buldu ve oturdu. Sonraki durakta da eli
bastonlu yaşlı bir amca geldi. Arkadaş da kıllığına adama yer
vermedi. Adam o arkadaşın oturduğu koltuğun yanına geldi ve ayakta
arkadaşın yer vermesini bekliyor. Fakat arkadaş yerini vermedi.
Neyse adamcağızın da yazık bastonu otobüs hareket ettikçe bir o
tarafa bir bu tarafa kayıyor. Arkadaş dayanamadı ve yaşlı amcaya
'Amca bastonun ucuna lastik takarsan kaymaz' dedi. Adam söyle baktı
sonra 'o lastiği zamanında baban taksaydı simdi sen olmazdın,
ben de orda oturuyor olurdum' deyince bütün otobüs koptu.
Arkadaş o gün bu gündür belediye otobüsüne binmez

White Wolf
05-16-2008, 08:26
paylaşımın için sağol kardeş.