Kartal Busbey
08-09-2007, 17:53
BENİM VAZİFEM KAYAYI İTMEK...
Fakir bir genç adam geceleyin kulübesinde uyurken,
uyku ile uyanıklık arasında odasının ışıkla dolduğunu
görür. Gaipten gelen bir ses ona şöyle der: “Bundan böyle
Allah için çalışacak ve kulübenin önündeki büyük kayayı
bütün gücünle iteceksin!”
Bunun Allah’tan gelen bir emir olduğuna inanan adam,
ertesi sabah kayayı itmeye başlar. Daha ertesi gün ve
izleyen haftalar... güneşin doğuşundan batışına kadar
taşı itip durur. Aylar süren uğraşı sırasında kaya
yerinden bile kımıldamaz. Adam gece kulübesine
yorgun-argın dönerken, gününün boşa geçtiğini
düşünüyordur artık.
Onun şevkinin kırıldığını hisseden şeytan kalbine
vesveseler vermeye başlar: “Ne kadar zamandır bu
kayayı itip duruyorsun, bir milim bile kımıldamadı.
Kendine bunun için niye yazık ediyorsun? Onu
yerinden oynatman zaten mümkün değil, vs.”
Böylece, gence görevi yerine getirmesinin imkânsız
olduğunu, dolayısıyla başarısızlığa uğradığı duygusunu
aşılamaya çalışır.
Bu tür düşünceler onun şevkini daha da kırar ve ümidini
gitgide yitirir. “Doğru ya, kendimi bu iş için niye
paralıyorum ki?” diye kendi kendisine söylenir.
“Bundan sonra azıcık bir kuvvet harcayacağım.
Bu da yeter de artar bile. Koca kaya yerinden kımıldamayacağına göre.” Ve kararını duâsında
Allah’a bildirir. “Allah’ım, uzun zamandır durmadan
dinlenmeden Senin dediğin gibi hareket ettim.
Bütün gücümle istediğin şeyi yaptım. Her gün yoruluyorum,
ama kayayı bir milim bile kımıldatamıyorum. Neden böyle? Neden başaramıyorum?”
Gaipten bir ses şefkatle cevap verir: “Ey kulum, uzun
zaman önce sana emrime uymanı istediğimde kabul
etmiştin. Sana görevinin kayayı bütün gücünle itmek
olduğunu söylemiştim ve sen de yapmıştın. Ben sana
hiçbir zaman onu yerinden oynatmanı beklediğimi
söylemedim ki! Senin görevin onu itmekti. Şimdi
gücünün tükendiğini, başarısızlığa uğradığını
söylüyorsun. Kendine bir bak bakalım. Kolların daha
da güçlendi,
pazuların büyüdü. Sırtın ağırlığa dayanıklı hale geldi.
Bacakların kalınlaştı ve kuvvetlendi. Taşı itmeye
başladığından çok daha kuvvetlisin şimdi. Evet,
kayayı kımıldatamadın. Ama senden istenen emre
itaat etmen ve onu sadece itmendi. Kayayı yerinden
oynatacak olan Ben’dim.”
Hatasını anlayan genç, ertesi gün kendi görevinin kayayı
yerinden oynatmak değil, onu var kuvvetiyle itmek
olduğunu düşünerek verilen görevi yerine getirir.
İkinci gün, üçüncü gün derken, kaya birden yerinden
kımıldar. O zaman kayayı yerinden kımıldatanın kendisi
değil Allah olduğunu anlar. Biraz daha uğraştığında,
kaya biraz daha oynar ve kenara yuvarlanır. Altından da kendisine ömür boyu yetecek kadar büyük bir hazine çıkar
Fakir bir genç adam geceleyin kulübesinde uyurken,
uyku ile uyanıklık arasında odasının ışıkla dolduğunu
görür. Gaipten gelen bir ses ona şöyle der: “Bundan böyle
Allah için çalışacak ve kulübenin önündeki büyük kayayı
bütün gücünle iteceksin!”
Bunun Allah’tan gelen bir emir olduğuna inanan adam,
ertesi sabah kayayı itmeye başlar. Daha ertesi gün ve
izleyen haftalar... güneşin doğuşundan batışına kadar
taşı itip durur. Aylar süren uğraşı sırasında kaya
yerinden bile kımıldamaz. Adam gece kulübesine
yorgun-argın dönerken, gününün boşa geçtiğini
düşünüyordur artık.
Onun şevkinin kırıldığını hisseden şeytan kalbine
vesveseler vermeye başlar: “Ne kadar zamandır bu
kayayı itip duruyorsun, bir milim bile kımıldamadı.
Kendine bunun için niye yazık ediyorsun? Onu
yerinden oynatman zaten mümkün değil, vs.”
Böylece, gence görevi yerine getirmesinin imkânsız
olduğunu, dolayısıyla başarısızlığa uğradığı duygusunu
aşılamaya çalışır.
Bu tür düşünceler onun şevkini daha da kırar ve ümidini
gitgide yitirir. “Doğru ya, kendimi bu iş için niye
paralıyorum ki?” diye kendi kendisine söylenir.
“Bundan sonra azıcık bir kuvvet harcayacağım.
Bu da yeter de artar bile. Koca kaya yerinden kımıldamayacağına göre.” Ve kararını duâsında
Allah’a bildirir. “Allah’ım, uzun zamandır durmadan
dinlenmeden Senin dediğin gibi hareket ettim.
Bütün gücümle istediğin şeyi yaptım. Her gün yoruluyorum,
ama kayayı bir milim bile kımıldatamıyorum. Neden böyle? Neden başaramıyorum?”
Gaipten bir ses şefkatle cevap verir: “Ey kulum, uzun
zaman önce sana emrime uymanı istediğimde kabul
etmiştin. Sana görevinin kayayı bütün gücünle itmek
olduğunu söylemiştim ve sen de yapmıştın. Ben sana
hiçbir zaman onu yerinden oynatmanı beklediğimi
söylemedim ki! Senin görevin onu itmekti. Şimdi
gücünün tükendiğini, başarısızlığa uğradığını
söylüyorsun. Kendine bir bak bakalım. Kolların daha
da güçlendi,
pazuların büyüdü. Sırtın ağırlığa dayanıklı hale geldi.
Bacakların kalınlaştı ve kuvvetlendi. Taşı itmeye
başladığından çok daha kuvvetlisin şimdi. Evet,
kayayı kımıldatamadın. Ama senden istenen emre
itaat etmen ve onu sadece itmendi. Kayayı yerinden
oynatacak olan Ben’dim.”
Hatasını anlayan genç, ertesi gün kendi görevinin kayayı
yerinden oynatmak değil, onu var kuvvetiyle itmek
olduğunu düşünerek verilen görevi yerine getirir.
İkinci gün, üçüncü gün derken, kaya birden yerinden
kımıldar. O zaman kayayı yerinden kımıldatanın kendisi
değil Allah olduğunu anlar. Biraz daha uğraştığında,
kaya biraz daha oynar ve kenara yuvarlanır. Altından da kendisine ömür boyu yetecek kadar büyük bir hazine çıkar