ρυяєgση
08-10-2007, 00:59
CAHİLİN SEVGİSİ
Doğanın padişahtan kaçıp un eleyen kocakarının evine gitmesi, bilgisizliğindendir. O kadıncağız, çocuklarına tutmaç pişirmeye savaşırken o cinsi güzel, Kendisi hoş doğanı görünce,tutup ayacığını bağladı, kanadını kesip güdük bir hale getirdi, tırnağını kesti, yesin diye de önüne saman koydu.”Ehil olmayanlar sana iyi bakamamışlar, kanadın haddini aşmış, tırnağın da uzamış. Na ehil kişiler seni hasta ederler. Ananın yanına gel ki sana iyi baksın!” dedi. Arkadaş, cahilin sevgisini de böyle bil. Cahil yolda daima çarpik, daima yampiri gider.
Padişahin günü,dogani aramakla geçti, nihayet o kocakarinin çadirina yöneldi. Ansizin orada dogani, toz duman içinde gördü. Ona bakip aglamaya başladi. Dedi ki: “Her ne kadar, bize dosdoğru vefakarlıkta bulunmadığın için bu hal sana layıktı. Çünkü cehennem ehliyle cennet ehlinin müsavi olmadığından gaflet ederek cennetten kaçtın, cehennemde karar ettin. Halinden haberdar olan padişahtan sersemce bu kokuşuk kocakarının evine kaçağın layığı budur”
Doğan kanadını padişahın eline sürmekte, hal diliyle “Ben günah ettim”; Ey kerem sahibi, sen iyilerden başkasini kabul etmezsen kötü nereye varsin da halini arz edip aglasin? Padişah, her kötüyü iyi ettiginden onun lütfü cana bu cüreti vermekte, bu cinayetleri yaptirmaktadir” demekteydi.
Yürü çirkin işlerde bulunma ki bizim iyiliklerimiz bile o güzel sevgilimizin huzurunda çirkin görünmektedir. Hal bu ki sen ettigin hizmeti ona layik sandin da cürüm bayragini onun için yücelttin. Sana onu anmaya, Onu çagirmaya izin verdiler de o yüzden günlüne gurur düştü. Kendini Tanri ile konuşur gördün. Halbuki niceler vardir ki bu şüphe yüzünden ondan ayri düşer. Gerçi padişah seninle beraber yerde oturur ama sen kendini tani, haddini bil de daha iyi daha edepli otur!
Dogan dedi ki: “padişahim, pişmanim, tövbe ettim, yeniden Müslüman oldum. Sarhoş ederek aslani bile tutacak derecede kuvvet ve cüret sahibi ettigin kişi sarhoşluk yüzünden yolunu sapitirsa özrünü kabul et. Tirnagimi kestilerse de sen beni kabul eder, benden yüz çevirmezsen ben, güneşin bile perçemini koparirim. Kanadim gittiyse de beni okşarsan, bana iltifat edersen felek bile benim oyunuma karşi mat olur. Bana kuvvet kemerini bagişlarsan dagi yerinden koparirim, bana kudret kalemini verirsen bayraklari yikar, ordulari kirarim. Nihayet benim cüssem, bir sivrisinekten de aşagi degil ya... Ben de Nemrut mülkünü kanadimla vurur, tarumar ederim. Tut ki zayiflikta Ebabilim, tut ki düşmanlarimin her biri bir fildir. Bir findik kadar, fakat yakici kurşun atarim, kurşunum, yüzlerce mancinik derecesinde tesir eder.
Taşim nohut kadarsa da savaşta ne baş birakir,ne migfer! Musa, savaşi bir tek sopasiyla gitti ama o sopayla Firavunu da, kiliçlarini da kirdi geçirdi. Her peygamber, o kapiyi yalnizca dögmüş, bütün dünyaya tek başina saldirmiştir. Nuh, ondan kiliç isteyince Tufan dalgasi, Tanri kudretiyle kiliç kesilmiştir. Ey Ahmet, yeryüzünün askeri kim oluyor ki? Aya bak,ayin bile alnini yar! Bu suretle yildizlarin yomlu, yomsuz olduguna inanan bi,haberler, bu devrin senin devrin oldugunu,kamerin devri olmadigini anlasinlar.
Bu devir, senin devrindir. Çünkü Kelim olan Musa bile daima senin zamanini arzuladi. Musa, senin devrinin parlakligini, o devirdeki tecelli sabahinin zuhurunu gördü de; “ Yarabbi, o ne rahmet devri... o devir, rahmetten de ileri ... o devirde rüyet var. Musa’ nı denizlere daldır da Ahmet’in devrinde izhar et’’ dedi. Tanrı dedi ki : “ Sana o devri onun için gösterdim, o halvetin yolunu onun için açtım”
Ey Kelm, sen o devirden uzaksın; ayağını çek, çünkü bu iklim uzundur. Ben kerem sahibiyim. Tamaha düşüp ağlasın diye mahluka ekmek gösteririm. Ana, çocuk uyansın da gıdasını istesin diye çocuğun burnunu ovar. Çünkü çocuğun, açlığından haberi olmaz, uyuyakalır. Fakat süt muhabbeti, ananın iki memesini de ağrıtmaya başlar.
Ben gizli rahmet olan bir hazineydim, hidayete erişmiş bir ümmet gönderdim.” Can ve gönülle dilediğim bütün keremleri sana Tanrı gönderdi de sen onlara tamah ettin. Ahmet, ümmetler “ Yarab” desinler diye dünyada nice put kırdı. Ahmet’in çalışması olmasaydı sen de ataların gibi puta tapardın.
Ahmet’in ümmetler üzerindeki hakkını bil, başın puta secde etmekten, bunu bilesin diye kurtuldu. Söylersen bu puta tapmadan kurtulmanın şükrünü söyle de Tanrı, seni batın putundan da kurtarsın. O, nasıl, başını putlardan kurtardıysa sende o kuvvetle gönlünü kurtar. Dini babadan bedava bir miras olarak buldun da onun için başını şükretmeden çevirdi. Miras yedi. Mal kadrini ne bilsin?
Rüstem can verdi, Zal bedava şeref kazandı! Ben, birisini ağlatırsam rahmetim coşar; ağlayıp taşanda nimetime erişir. Birisine bir şeyi vermek istemezsen o isteği göstermem. Fakat gönlünü kapattın mı artık açmam. Rahmetim, o ağlamalara bağlıdır. Kul ağladı mı rahmet denizi, kabarmaya,dalgalanmaya başlar.
Doğan diye, dönüp tekrar padişaha gelen doğana derler. Yolunu kaybeden kör doğandır. Bir doğan, yolunu kaybetti, bir viraneye düştü, Baykuşların arasıda kaldı. O rıza nurundandı, baştanbaşa nurdu; fakat kaza ve kader çavuşu, gözünü kör etti; Gözüne toprak saçtı, onu yoldan sapıttı, viranede baykuşlar arasına uğrattı.
Padişahtan ayrı düşmesi şöyle dursun, baykuşlar arasına uğrattı. Padişahtan ayrı düşmesi şöyle dursun, baykuşlar, başına vurmağa, güzelim kanatlarını yolmaya başladılar. Baykuşlar arasına Kendinize gelin; doğan yerinizi, yurdunuzu almaya geldi” diye bir velveledir düştü. Mahalle köpekleri gibi hepsi de kizgin, korkunç bir halde garip doganin başina üşüşüp hirkasini çekiştirmeye başladilar.
Dogan, “ Ben baykuşlara layik miyim?” Baykuşlara bunun gibi yüzlerce virane bagişladim. Ben burada kalmak istemem, padişaha dönmek isterim. Tasalanip kendinize kiymayin. Ben burada durmam vatanima giderim. Bu harabe, sizin gözünüze hoş bir yer görünüyor, bana degil. Benim naz ettigim yer, padişahin koludur” diyordu.
Baykuş ise “ Doğan sizi evinizden, barkınızdan etmek için hileye sapıyor. Hile ile bizi yurdumuzdan ayırmak, yuvamızdan etmek niyetinde. Bu hileci tokluk gösteriyor ama Tanrı hakkı için bütün harislerden beterdir. Hırsından balçığı pekmez gibi yer. Ayıya kuyruğunuzu kaptırmayın. Bizim gibi saf kişileri yoldan çıkarmak için padişahtan, padişahın elinden dem vurmakta.
Bir kuşcağız, hiç padişahla düşüp kalkar mı? Bir parçacık aklınız varsa dinlemeyin bu sözü, O, padişahın cinsinden mi, vezirin cinsinden mi? Hiç sarımsakla badem helvası yenir mi? Padişah, adamlarıyla beni arıyor demesi de hilesinden, fendinden. Bu, kabul edilmeyecek bir malihulya. Bu, olmayacak bir laf, ahmak aldatmak için kurulmuş bir tuzak! Kim buna inanırsa ahmaklığından inanır .
Zayıf bir kuşcağızın padişahla ne münasebeti olabilir? En aşağı bir baykuş , onun beynine vursa ona padişahtan yardımcı gelecek ha! Hani, nerede?” demekteydi. Doğan dedi ki: “ benim bir tüyüm bile kopsa padişah, baykuş yuvasinin kökünü kazir. Baykuş kim oluyor ki? Bir dogan bile beni incitir, gönlümü kirar, bana cefa ederse,
Padişah; her yokuşta her inişte dogan başlarindan harmanlar yapar, tepeler yüceltir. Benim bekçim, onun inayetleridir. Nereye varirsam padişah arkamdadir. Hayalim, padişahin gönlündedir. O, bensiz duramaz. Padişah beni uçurunca onun ziyasi gibi gönül yücelerinde uçarim. Ay gibi güneş gibi uçup gök perdelerini aşarim.
Akillarin aydinligi, benim fikrimden; göklerin halk edilmesi, benim yüzümdendir. Öyle bir doganim ki Hüma bile bana hayran olur. Baykuş kim oluyor ki sirimi bilsin. Padişah, benim kurtulmam için zindani açti, Yüz binlerce mahpusu azadetti. Bir zamancagiz beni baykuşlara hemdem etti de benim yüzümden baykuşlari doganlaştirdi. Ne mutlu o dogana ki uçuşuma uyar, talihi yar olur da sirrimi anlar. Bana yapişin da dogan olun, baykuşsaniz bile doganlaşin! Böyle bir padişaha sevgili olan nereye düşerse, düşsün, nasil olur da garip olur.?
Padişah kimin derdine derman olursa o, ney gibi feryat eder, sessiz sedasiz kalmaz. Ben mülk sahibiyim, başkasinin sofrasina oturup yemegimi yemiyorum. Padişah, uzaktan benim davulumu döven “İrcii” sesidir. Benimle davaya girişenlerin ragmine şahidim, Tanridir.
Padişahin cinsinden degilim, haşa bunu iddia etmiyorum. Fakat onun tecellisiyle, onun nuruna sahibim. Cins oluş, sade şekil ve zat bakimindan degildir. Su, nebatta topragin cinsinden sayilir. Rüzgar, ateşi yaktigi, yanmasina yardim ettigi için rüzgarin cinsi demektir. Nihayet şarap,tabiata neşe verdiginden onun cinsidir. Cinsimiz, padişah cinsinden olmadigi için varligimiz onun varligina büründü, yok oldu.
Varligimiz kalmayinca da tek olarak onun varligi kaldi. Ben onun atinin ayagi önünde toz gibiyim, toz gibi! Can da, canin nişaneleri de toprak oldu. Toprakta onun ayak izi var.” Bu izi bulmak için ayağı altında toprak ol ki başı dik kişilerin tacı olasın. Sizi şeklimin aldatmaması için sözümü dinlemeden şarabımı için, mezemi yiyin. Nice kişiler var ki suret, onların yolarını kesti. Surette kastettiler, Allah’a çattılar.
Bu can da, bedenle birleşmiştir ya. Fakat hiç can bedene benzer mi? Göz nuru iç yağıyla eş olmuştur, gönül nuru bir katre kanda gizli. Neşe ciğerin kızılındandır, gam karasında, akıl bir mum gibi beynim içinde. Bu alakadar keyfiyetsiz bir tarzdadır. Akıllar, bu keyfiyetsizliği bilmede acizdir. Külli can, cüzi cana alakalandı; can ondan bir inci alıp boynuna koydu. Meryem nasıl gönüller alan Mesih’e gebe kaldıysa can da onun gibi koynuna aldığı o inciden gebe kaldı.
Fakat o Mesih, kuru ve yaş üstünde, yeryüzünde seyahat eden Mesih değildir. O,Mesih’in şani seyahatten yücedir. Can, canlar canindan gebe kaldi ya. Işte cihan, böyle candan gebe kalir. Cihan da başka bir cihan dogurur. Bu mahşer de başka bir mahşer gösterir. Kiyamete kadar söylesem, saysam bu kiyameti anlatamam.
Bu, sözler, mana bakimindan “ Yarab” nidasına benzer. Harfler, bir tatlı dudaklının nefesini avlamağa tuzaktır. Kulun “Yarab” sözüne Tanrının “Lebbeyk” cevabı geldikten sonra, nasıl olur da “ Yarab” demekte kusur eder? Fakat bu “ lebbeyk” öyle bir “Lebbeyk” tir ki onu işitemezsin ama baştan aşagiya kadar bütün vücudunla tadabilirsin.
Doğanın padişahtan kaçıp un eleyen kocakarının evine gitmesi, bilgisizliğindendir. O kadıncağız, çocuklarına tutmaç pişirmeye savaşırken o cinsi güzel, Kendisi hoş doğanı görünce,tutup ayacığını bağladı, kanadını kesip güdük bir hale getirdi, tırnağını kesti, yesin diye de önüne saman koydu.”Ehil olmayanlar sana iyi bakamamışlar, kanadın haddini aşmış, tırnağın da uzamış. Na ehil kişiler seni hasta ederler. Ananın yanına gel ki sana iyi baksın!” dedi. Arkadaş, cahilin sevgisini de böyle bil. Cahil yolda daima çarpik, daima yampiri gider.
Padişahin günü,dogani aramakla geçti, nihayet o kocakarinin çadirina yöneldi. Ansizin orada dogani, toz duman içinde gördü. Ona bakip aglamaya başladi. Dedi ki: “Her ne kadar, bize dosdoğru vefakarlıkta bulunmadığın için bu hal sana layıktı. Çünkü cehennem ehliyle cennet ehlinin müsavi olmadığından gaflet ederek cennetten kaçtın, cehennemde karar ettin. Halinden haberdar olan padişahtan sersemce bu kokuşuk kocakarının evine kaçağın layığı budur”
Doğan kanadını padişahın eline sürmekte, hal diliyle “Ben günah ettim”; Ey kerem sahibi, sen iyilerden başkasini kabul etmezsen kötü nereye varsin da halini arz edip aglasin? Padişah, her kötüyü iyi ettiginden onun lütfü cana bu cüreti vermekte, bu cinayetleri yaptirmaktadir” demekteydi.
Yürü çirkin işlerde bulunma ki bizim iyiliklerimiz bile o güzel sevgilimizin huzurunda çirkin görünmektedir. Hal bu ki sen ettigin hizmeti ona layik sandin da cürüm bayragini onun için yücelttin. Sana onu anmaya, Onu çagirmaya izin verdiler de o yüzden günlüne gurur düştü. Kendini Tanri ile konuşur gördün. Halbuki niceler vardir ki bu şüphe yüzünden ondan ayri düşer. Gerçi padişah seninle beraber yerde oturur ama sen kendini tani, haddini bil de daha iyi daha edepli otur!
Dogan dedi ki: “padişahim, pişmanim, tövbe ettim, yeniden Müslüman oldum. Sarhoş ederek aslani bile tutacak derecede kuvvet ve cüret sahibi ettigin kişi sarhoşluk yüzünden yolunu sapitirsa özrünü kabul et. Tirnagimi kestilerse de sen beni kabul eder, benden yüz çevirmezsen ben, güneşin bile perçemini koparirim. Kanadim gittiyse de beni okşarsan, bana iltifat edersen felek bile benim oyunuma karşi mat olur. Bana kuvvet kemerini bagişlarsan dagi yerinden koparirim, bana kudret kalemini verirsen bayraklari yikar, ordulari kirarim. Nihayet benim cüssem, bir sivrisinekten de aşagi degil ya... Ben de Nemrut mülkünü kanadimla vurur, tarumar ederim. Tut ki zayiflikta Ebabilim, tut ki düşmanlarimin her biri bir fildir. Bir findik kadar, fakat yakici kurşun atarim, kurşunum, yüzlerce mancinik derecesinde tesir eder.
Taşim nohut kadarsa da savaşta ne baş birakir,ne migfer! Musa, savaşi bir tek sopasiyla gitti ama o sopayla Firavunu da, kiliçlarini da kirdi geçirdi. Her peygamber, o kapiyi yalnizca dögmüş, bütün dünyaya tek başina saldirmiştir. Nuh, ondan kiliç isteyince Tufan dalgasi, Tanri kudretiyle kiliç kesilmiştir. Ey Ahmet, yeryüzünün askeri kim oluyor ki? Aya bak,ayin bile alnini yar! Bu suretle yildizlarin yomlu, yomsuz olduguna inanan bi,haberler, bu devrin senin devrin oldugunu,kamerin devri olmadigini anlasinlar.
Bu devir, senin devrindir. Çünkü Kelim olan Musa bile daima senin zamanini arzuladi. Musa, senin devrinin parlakligini, o devirdeki tecelli sabahinin zuhurunu gördü de; “ Yarabbi, o ne rahmet devri... o devir, rahmetten de ileri ... o devirde rüyet var. Musa’ nı denizlere daldır da Ahmet’in devrinde izhar et’’ dedi. Tanrı dedi ki : “ Sana o devri onun için gösterdim, o halvetin yolunu onun için açtım”
Ey Kelm, sen o devirden uzaksın; ayağını çek, çünkü bu iklim uzundur. Ben kerem sahibiyim. Tamaha düşüp ağlasın diye mahluka ekmek gösteririm. Ana, çocuk uyansın da gıdasını istesin diye çocuğun burnunu ovar. Çünkü çocuğun, açlığından haberi olmaz, uyuyakalır. Fakat süt muhabbeti, ananın iki memesini de ağrıtmaya başlar.
Ben gizli rahmet olan bir hazineydim, hidayete erişmiş bir ümmet gönderdim.” Can ve gönülle dilediğim bütün keremleri sana Tanrı gönderdi de sen onlara tamah ettin. Ahmet, ümmetler “ Yarab” desinler diye dünyada nice put kırdı. Ahmet’in çalışması olmasaydı sen de ataların gibi puta tapardın.
Ahmet’in ümmetler üzerindeki hakkını bil, başın puta secde etmekten, bunu bilesin diye kurtuldu. Söylersen bu puta tapmadan kurtulmanın şükrünü söyle de Tanrı, seni batın putundan da kurtarsın. O, nasıl, başını putlardan kurtardıysa sende o kuvvetle gönlünü kurtar. Dini babadan bedava bir miras olarak buldun da onun için başını şükretmeden çevirdi. Miras yedi. Mal kadrini ne bilsin?
Rüstem can verdi, Zal bedava şeref kazandı! Ben, birisini ağlatırsam rahmetim coşar; ağlayıp taşanda nimetime erişir. Birisine bir şeyi vermek istemezsen o isteği göstermem. Fakat gönlünü kapattın mı artık açmam. Rahmetim, o ağlamalara bağlıdır. Kul ağladı mı rahmet denizi, kabarmaya,dalgalanmaya başlar.
Doğan diye, dönüp tekrar padişaha gelen doğana derler. Yolunu kaybeden kör doğandır. Bir doğan, yolunu kaybetti, bir viraneye düştü, Baykuşların arasıda kaldı. O rıza nurundandı, baştanbaşa nurdu; fakat kaza ve kader çavuşu, gözünü kör etti; Gözüne toprak saçtı, onu yoldan sapıttı, viranede baykuşlar arasına uğrattı.
Padişahtan ayrı düşmesi şöyle dursun, baykuşlar arasına uğrattı. Padişahtan ayrı düşmesi şöyle dursun, baykuşlar, başına vurmağa, güzelim kanatlarını yolmaya başladılar. Baykuşlar arasına Kendinize gelin; doğan yerinizi, yurdunuzu almaya geldi” diye bir velveledir düştü. Mahalle köpekleri gibi hepsi de kizgin, korkunç bir halde garip doganin başina üşüşüp hirkasini çekiştirmeye başladilar.
Dogan, “ Ben baykuşlara layik miyim?” Baykuşlara bunun gibi yüzlerce virane bagişladim. Ben burada kalmak istemem, padişaha dönmek isterim. Tasalanip kendinize kiymayin. Ben burada durmam vatanima giderim. Bu harabe, sizin gözünüze hoş bir yer görünüyor, bana degil. Benim naz ettigim yer, padişahin koludur” diyordu.
Baykuş ise “ Doğan sizi evinizden, barkınızdan etmek için hileye sapıyor. Hile ile bizi yurdumuzdan ayırmak, yuvamızdan etmek niyetinde. Bu hileci tokluk gösteriyor ama Tanrı hakkı için bütün harislerden beterdir. Hırsından balçığı pekmez gibi yer. Ayıya kuyruğunuzu kaptırmayın. Bizim gibi saf kişileri yoldan çıkarmak için padişahtan, padişahın elinden dem vurmakta.
Bir kuşcağız, hiç padişahla düşüp kalkar mı? Bir parçacık aklınız varsa dinlemeyin bu sözü, O, padişahın cinsinden mi, vezirin cinsinden mi? Hiç sarımsakla badem helvası yenir mi? Padişah, adamlarıyla beni arıyor demesi de hilesinden, fendinden. Bu, kabul edilmeyecek bir malihulya. Bu, olmayacak bir laf, ahmak aldatmak için kurulmuş bir tuzak! Kim buna inanırsa ahmaklığından inanır .
Zayıf bir kuşcağızın padişahla ne münasebeti olabilir? En aşağı bir baykuş , onun beynine vursa ona padişahtan yardımcı gelecek ha! Hani, nerede?” demekteydi. Doğan dedi ki: “ benim bir tüyüm bile kopsa padişah, baykuş yuvasinin kökünü kazir. Baykuş kim oluyor ki? Bir dogan bile beni incitir, gönlümü kirar, bana cefa ederse,
Padişah; her yokuşta her inişte dogan başlarindan harmanlar yapar, tepeler yüceltir. Benim bekçim, onun inayetleridir. Nereye varirsam padişah arkamdadir. Hayalim, padişahin gönlündedir. O, bensiz duramaz. Padişah beni uçurunca onun ziyasi gibi gönül yücelerinde uçarim. Ay gibi güneş gibi uçup gök perdelerini aşarim.
Akillarin aydinligi, benim fikrimden; göklerin halk edilmesi, benim yüzümdendir. Öyle bir doganim ki Hüma bile bana hayran olur. Baykuş kim oluyor ki sirimi bilsin. Padişah, benim kurtulmam için zindani açti, Yüz binlerce mahpusu azadetti. Bir zamancagiz beni baykuşlara hemdem etti de benim yüzümden baykuşlari doganlaştirdi. Ne mutlu o dogana ki uçuşuma uyar, talihi yar olur da sirrimi anlar. Bana yapişin da dogan olun, baykuşsaniz bile doganlaşin! Böyle bir padişaha sevgili olan nereye düşerse, düşsün, nasil olur da garip olur.?
Padişah kimin derdine derman olursa o, ney gibi feryat eder, sessiz sedasiz kalmaz. Ben mülk sahibiyim, başkasinin sofrasina oturup yemegimi yemiyorum. Padişah, uzaktan benim davulumu döven “İrcii” sesidir. Benimle davaya girişenlerin ragmine şahidim, Tanridir.
Padişahin cinsinden degilim, haşa bunu iddia etmiyorum. Fakat onun tecellisiyle, onun nuruna sahibim. Cins oluş, sade şekil ve zat bakimindan degildir. Su, nebatta topragin cinsinden sayilir. Rüzgar, ateşi yaktigi, yanmasina yardim ettigi için rüzgarin cinsi demektir. Nihayet şarap,tabiata neşe verdiginden onun cinsidir. Cinsimiz, padişah cinsinden olmadigi için varligimiz onun varligina büründü, yok oldu.
Varligimiz kalmayinca da tek olarak onun varligi kaldi. Ben onun atinin ayagi önünde toz gibiyim, toz gibi! Can da, canin nişaneleri de toprak oldu. Toprakta onun ayak izi var.” Bu izi bulmak için ayağı altında toprak ol ki başı dik kişilerin tacı olasın. Sizi şeklimin aldatmaması için sözümü dinlemeden şarabımı için, mezemi yiyin. Nice kişiler var ki suret, onların yolarını kesti. Surette kastettiler, Allah’a çattılar.
Bu can da, bedenle birleşmiştir ya. Fakat hiç can bedene benzer mi? Göz nuru iç yağıyla eş olmuştur, gönül nuru bir katre kanda gizli. Neşe ciğerin kızılındandır, gam karasında, akıl bir mum gibi beynim içinde. Bu alakadar keyfiyetsiz bir tarzdadır. Akıllar, bu keyfiyetsizliği bilmede acizdir. Külli can, cüzi cana alakalandı; can ondan bir inci alıp boynuna koydu. Meryem nasıl gönüller alan Mesih’e gebe kaldıysa can da onun gibi koynuna aldığı o inciden gebe kaldı.
Fakat o Mesih, kuru ve yaş üstünde, yeryüzünde seyahat eden Mesih değildir. O,Mesih’in şani seyahatten yücedir. Can, canlar canindan gebe kaldi ya. Işte cihan, böyle candan gebe kalir. Cihan da başka bir cihan dogurur. Bu mahşer de başka bir mahşer gösterir. Kiyamete kadar söylesem, saysam bu kiyameti anlatamam.
Bu, sözler, mana bakimindan “ Yarab” nidasına benzer. Harfler, bir tatlı dudaklının nefesini avlamağa tuzaktır. Kulun “Yarab” sözüne Tanrının “Lebbeyk” cevabı geldikten sonra, nasıl olur da “ Yarab” demekte kusur eder? Fakat bu “ lebbeyk” öyle bir “Lebbeyk” tir ki onu işitemezsin ama baştan aşagiya kadar bütün vücudunla tadabilirsin.