ailede ruh sağlığı [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ailede ruh sağlığı


qaNSız
08-23-2007, 19:12
Anne ve babanın kendi sorunları, tartışmaları, çatışmaları, kavgaları, anlaşmazlıkları
çocuklara derece derece yansır. Çekişmelerin, küslüklerin, karşılıklı suçlamaların kavga, dayak ve şiddetin sürekli olduğu bir evde çocuklar ciddi bunalımlara düşerler.



Bir toplumun hangi seviyede olduğunu, gelişmiş ya da geri kalmışlığını, her türlü maddî ve mânevî seyirlerini, ben, o toplumun çocuklarında görürüm. Çocuklar neyle meşgul oluyor, neye ilgi duyuyorsa, neyi benimseyip neyi yadırgıyorlarsa ve konuşma dillerindeki kelimeler neyi simgeliyorsa, bilirim ki o toplumun yapısı da öyledir.
Bununla birlikte çocuk, ailesinin taşıdığı özellikleri taşır. Ailesinden aldıklarını, öğrendiklerini aktarır bizlere. Yetiştiği oranda şekillenir. Onu şekillendiren, onu yetiştiren de ilk başta kendi anne ve babasıdır.
Çocuk anne ve babasının ruh sağlığını kendinde yaşar. Bu etki o derece ağırdır ki çocuk, bir fotokopi makinesi gibi ailesinin ruh hâlini yansıtır kendi yaşayışına.
Anne babası çok iyi, çok hoş gerçekten olması gerektiği gibi olmalarına rağmen, çocukları kötü olan anne babalar da var, biliyorum. Tam tersinin de örneklerini görüyorum ama sayıları çok az. Bunlar geneli yansıtmaz.

ÇOCUK, ANNE VE BABASINA BAKARAK BÜYÜR
Ailesindeki ruhsal iyilik ya da ruhsal çöküntü ilk başta çocuğu etkiler. Aile içerisindeki en küçük bir tartışma ya da anlaşmazlık ilk başta çocuğu etkiler. Anne babaları kavga ettiklerinde üzülen, duygulanan, acı çeken, içe kapanan çocuklar ya anneleri ya da babaları için kendilerini feda ederler.
Çocuk ruhunu anlamak için, çocuk ruhunu korumak ve yaşatmak için ilk başta ailenin ruh sağlığının çok iyi, dengeli ve kaliteli olması gerekiyor.
Bir çocuğun ruh sağlığını da, sağlıksızlığını da belirleyen etkenler aile içinde aranmalıdır. Çocuk, doğuştan ruhsal bozukluklar gösteriyor olsa bile yine de anne–baba faktörlerini görmekteyiz. Annenin, hamile iken kullandığı ilaçlar, alkol, uyuşturucu sigara vb. maddeler, örselenmeler, ultraviole ışınları gibi daha birçok etkenler çocuğun ruhsal ve bedensel bozukluklarla dünyaya gelmesine neden olabilmektedir. Yine annenin bu dönemdeki gerginlikleri, sıkıntıları, problemleri, olumsuz ruh hâlleri de çocuğun ruhsal yönünü daha çocuk dünyaya gelmeden etkilemektedir.
O nedenle bir çocuğun içinde bulunduğu ruhsal bozuklukların kökeni öncelikle ailesinde, kendi anne ve babasında aranmalıdır.
Anne ve babanın kendi sorunları, tartışmaları, çatışmaları, kavgaları, anlaşmazlıkları çocuklara derece derece yansır. Çekişmelerin, küslüklerin, karşılıklı suçlamaların kavga, dayak ve şiddetin sürekli olduğu bir evde çocuklar ciddi bunalımlara düşerler.
Babanın içkisi, kumarı, umursamazlığı, eşini aldatması, işsiz kalması da aile dengesini bozar, çocuklarda derin izler bırakır. Özellikle annenin aşağılandığı, dövülüp sövüldüğü ailelerde, çocuklar ben merkezli duyguları ile problemlerin kendilerinden kaynaklandığını düşünürler ve kendilerini suçlarlar. Bunun sonucunda ise çocuklar, evden kaçmalar, intihar girişimleri, çocukluk çağı depresyonları, güvensizlik, sevilmemişlik, ezik ve silik bir kişilik geliştirirler. Bu duygular davranışlarına yansır, arkadaş ilişkilerini bozar, okul başarısını düşürür.
Ailedeki ruh sağlığı bozuksa anne ve baba çocuklarına gereksiz yere bağırır, hırçın davranır ya da onları kendi yanlarına çekmek için anne farklı, baba daha farklı bir şekilde davranır. Sürekli tutarsız davranış ve tutumlarla karşı karşıya kalan çocuk şaşırır, bunu kullanmak için korkularla ve kuruntularla ilgiyi üzerine çekmeye çalışır.

AİLE İÇİ İLETİŞİM
Aile içindeki bireylerin duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmeleri ile ailenin sağlıklı fonksiyonları arasında çok büyük bir bağ vardır. Aileyi oluşturan bireyler, duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade edemedikleri ve herkesin kendi dünyasında yaşadığı bir aile yapısındaki bireylerde zamanla depresyon, endişe, huzursuzluklar, suçluluk ve düşmanlık gibi duygular görülür.
Sınırları açık ve herkesin kendini rahatça ifade edebildiği ailelerde ise bunun tam tersi olarak; iyi niyet, karşılıklı anlayış, işbirliği, ortak düşünceler, birbiri için fedakârlık, birbirine karşı samimiyet ve sevgi, geleceğe güven ile bakma gibi duygular gelişecektir.
Ailede iletişim ve bununla beraber etkileşim ailedeki ruhsal sağlığı önemli ölçüde etkilemektedir. İletişimin olmadığı herhangi bir zaman yoktur. İki insan yan yana olduğunda, hiç konuşmamanın bile, bir anlamı vardır. Yanlış iletişim ve etkileşim durumu veya yetersiz iletişim durumu ailelerdeki sorunlara yol açan nedenlerin başında gelir. Aile bireyleri birbirleri ile sözlü ya da jest ve mimikler ile anlaşırlar. Bu durumdaki aksama aileyi çok olumsuz etkiler.


AİLEDEKİ İLETİŞİM VE ETKİLEŞİMİ
ENGELLEYEN FAKTÖRLER
Aileyi ve bireyleri ilgilendiren konular üzerinde yüzeysel konuşma.
Aşırı soru sorma, yersiz şüphe ve tereddütler.
Yapay ilgi gösterme.
Konuşma ve izah etme olmadan, karşı tarafın hareketlerini, düşüncelerini yorumlamaya ve tahmin etmeye çalışma.
Geçmişteki üzücü ve tatsız olayların sık sık gündeme getirilmesi.
Sorulan soruları cevapsız bırakma.
Bireylere söz ile baskı kurmaya çalışma.
Abartılı bir şekilde onaylama veya reddetme.
Sık sık öneride bulunma veya kişisel düşünceleri kabule zorlama.
Suçlama, eleştirme, olumsuz değerlendirmeler yapma.
Emir verme, tehdit etme.
Samimiyetten uzak kalma, yalan söyleme.
Alay etme, küçük düşürmeye çalışma, fikirlere değer vermeme.
Olayların olumsuz yönlerini çıkarmaya çalışma.
Küçük hataları çok abartma.
Fedakârlığı devamlı karşı taraftan bekleme.
Ortak faaliyetlere gereken önemi vermeme.
Karşıdakine ifade etme imkânı tanımama.
Bu şekilde iletişim ve etkileşim içinde bulunan aile yapısında bireyler arası iletişimde, karşıdaki kişiyi rahatsız etme, yüz kızartma, sert şekilde bakma, yüz buruşturma, konuşmama, yalan söyleme gibi durumların gözükmesi olağandır.
Unutulmamalı ki yaşayan her fert; kendine özgü anlayışı, kişiliği, değer yapısı, entelektüel düzeyi, duygu ve düşünceleri, kimlik yapısı, yetişme tarzı, sosyokültürel statüsü ile yaşayan, hisseden, etkilenen biyopsikososyal bir bütündür. Bu durumda konuşulan her sözün, verilen her mesajın, her jest ve mimiğin iyi veya kötü mânada karşıdaki kişide bir etki yaptığı kesindir.
Aile üyeleri birbirinden aldıkları mesajlar ile kendilerini değerli veya değersiz, kendilerini güvende veya güvensiz hisseder. Bu durum onların psikososyal ve sosyokültürel konumlarını, işlevselliklerini ve ruhsal durumlarını etkiler.

AİLEDE RUH SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN
İyi bir eş seçimi ve eşlerin birbirlerini iyi tanıması, sağlam temeller üzerine bina edilmiş bir aile yapısı için ilk sırada gelmektedir. Evlilik hayatı başlayıp aile kurumu oluştuktan sonra eşler birbirlerine karşı sevgi, saygı, güven, anlayış ve hoşgörüyü düzeyli bir şekilde, yerli yerinde kullanmalı ve korumalıdırlar. Bu değerlerin tahrip edilmemesi ve bunların arkasına devamlı bir şekilde sığınılmaması gerekir. Yine eşler arasında açık ve net bir iletişim ağının olmalıdır. "Beni anlamıyor!" demek yerine kendimizi ona ne kadar anlatabildiğimizi sorgulamalıyız.
Aile içerisindeki ruhsal dengeyi bozan dış müdahalelere karşı kapılarımızı kapatmalıyız. Üçüncü şahısların evin içine girmesine müsaade etmemeliyiz. Kendi anne babamız da olsa eşimizle olan yaşantımıza müdahale fırsatı vermemeliyiz.

TELEVİZYON VE AİLE
İletişim, eğlence, eğitim, haber, belgesel, reklâm gibi daha birçok alanda kendini gösteren ve neredeyse olmazsa olmazlarımız arasına giren televizyon, aile içerisinde ve toplumda çok büyük sorunlar oluşturmaya başlamıştır.
Televizyon kendine bağımlı bir nesil yetiştirmektedir. Evlerimizi hapishaneye çevirmektedir. Aile bireylerini içe kapanık, pasif bir hâle getirerek onları toplumdan soyutlamaktadır. Aile içerisindeki sohbeti, karşılıklı muhabbeti, dertleşmeleri, fikir alış–verişlerini yok etmektedir. Akrabalık bağlarını koparmaktadır. Zaman kaybına neden olmaktadır. Çocukların saldırganlık ruhunu arttırmakta ve hayal güçlerini de yok etmektedir.
Bilinmelidir ki çocuklar gerçekle gerçek olmayanı ayırt etmekte güçlük çekerler. Gözleri önünde olup bitenin bir film, bir senaryo olduğunu bilmezler, gerçek olduğunu zannederler. Sonucunda ise izlediklerini gerçekleştirmek isterler Süpermen gibi uçmak, örümcek adam gibi duvara tırmanmak isterler. Daha vahimi ise kavga, dövüş, şiddet ve ölüm sahnelerini arkadaşları üzerinde uygulamak isterler. İlköğretim çağına kadar inen şiddet, kavga ve cinayetlere her geçen gün yeni bir isim eklenmektedir.
Çocukları şiddet ve saldırganlığa iten tek sebep televizyon değildir elbet. Evdeki şiddet de çocuklar için korkutucu ve zararlıdır. Çocukların korku duymadan, sevgi içinde yaşayabilecekleri güvenli bir aileye ihtiyaçları vardır. Evinde şiddete tanık olan çocukların, ileride mutlaka şiddet gösterecekleri söylenemese de karşılaştıkları sorunları şiddete başvurarak çözmeye "yatkın" olacakları söylenebilir.
Araştırmalar şiddete ve saldırganlığa yönelik davranışların yaşamın erken dönemlerinde öğrenildiğini göstermektedir. Çocuklarımızın genellikle taklit ederek öğrendiklerini de hatırlarsak eğer, ailenin değerleri, inançları, tutumları ve davranışlarının çocuklar üzerinde ne kadar etkili olduğunu göreceğiz.


"TÜRKİYE'DE TELEVİZYON VE AİLE"
KONULU ARAŞTIRMADAN ÇIKAN SONUÇLAR
Her akşam ortalama 5 saat seyrettiğiniz (araştırmadan çıkan sonuç) televizyonunuz, bakın size neler veriyor:
1. Yüzde 90'ı Müslüman olan toplumumuzun ekranlarına gelen insanların sadece Yüzde 20'si Müslüman. Yüzde 44.1'i Hıristiyan. Gerisi Yahudi yahut putperest.
2. Ekrandaki ailelerin eğitim düzeyiyle eğitim düzeyimiz, varlıklarıyla varlığımız, terbiye anlayışlarıyla terbiye anlayışımız uyuşmuyor. Yer yer taban tabana zıtlaşıyor.
3. Ekrandaki ailelerin namus anlayışı, toplum ekseriyetimizin "namus" telâkkisine uymuyor. Ekranda her türlü sapıklık kol geziyor…
4. Dizilerdeki insan ilişkileri yapay. İnsanlarda yardımlaşma duygusu yok. Her şey menfaat üzerine dönüyor…
5. Televizyonda yoğun biçimde gösterilen aile yapısının yüzde 20'si Amerikan tipi. İstanbul tipi aile yüzdesi yalnızca 14…
6. Sık sık ekrana sürülen tiplerden yüzde 74'ü üst gelir grubundan. Toplumumuzda ekseriyeti teşkil eden gelir gruplarının ekrana yansıma oranı ise yalnızca yüzde 26.

AİLE İÇİ ŞİDDET
Şiddete maruz kalan kadın birtakım psikolojik ve fizyolojik sorunlar yaşar. Genelde sessizlik, üzüntü, bazen öfke hâli, tedirginlik, ajitasyon, ağlama, uykusuzluk, gerginlik, kabus görme, güçsüzlük, yorgunluk, hâlsizlik, enerjiden yoksunluk, ümitsizlik, kendisini değersiz bulma, suçluluk, utanç duyma gibi birtakım tepkilere rastlanmaktadır. İntihar girişimleri, depresyon, alkolizm, vücuduna zarar veren türden davranışlara kadar varan durumlar da söz konusu olabilmektedir.
Kadına uygulanan şiddetten çocukların da olumsuz yönde etkilenecekleri unutulmaması gereken önemli bir husustur.
Eşlerini döven erkeklere psikolojik danışma veya psikoterapi yardımı veren merkezlerde yapılan gözlemler, eşini döven erkeğin, etrafına sosyal ilişkilerinde yeterli, çevresi ile iyi ilişkiler kurabilen kişiler olarak görünmekle birlikte, içinde yıkıcı istekleri olan, içtepilerini denetleyemeyen, sık sık öfke patlamaları gösteren kimseler olduklarını ortaya koymaktadır.
Eşleri ile ilişkilerinde yaşadığı çatışmaları dayak yolu ile çözmeye çalışan erkekler, çocuğuna ağır bedensel cezalar veren babalar, sosyal ve kişisel yetersizliklerini ve engellenmiş duygularını, kendilerinden zayıf kimselere fiziksel güç gösterisi ile giderme yolunu seçmektedirler. Bunlar gerçek duygularını anlamakta ve tanımlamakta güçlük çekmekte ve sorumluluğu eşlerine, çocuklarına yüklemektedirler.

TRAVMATİK YAŞAM OLAYLARI
Ailedeki ruhsal dengeyi bozan tek etken anne ve baba davranışları değildir. Aileyi dıştan sarsan bazı olaylar, tüm aile üyelerini örseler. Bunlar: deprem, yangın, heyelan, çığ, sel veya su baskınları gibi doğal afetlerden kaynaklanabilir. Bunun yanı sıra anne veya babadan birinin kaybedilmesi veya ağır bir hastalık geçirmesi, işsiz kalması, trafik kazası geçirmesi ve zorunlu göç gibi travmatik yaşam olayları ailedeki ruhsal dengeleri alt üst edebilmektedir.

AİLENİN PARÇALANMASI:
BOŞANMA
Yapılan istatistiklere göre şiddetli geçimsizlik, boşanma vakalarının en önde gelen nedenidir. Ruh sağlığı yerinde olan ailelerde şiddet, dayak, baskı, geçimsizlik, anlaşmazlık, aldatma, ekonomik sorunlar, evi bırakıp gitme gibi boşanmaya neden olabilecek durumlar söz konusu olmaz. Ancak aile yapısı sarsılan, ruhsal dengeleri iyice bozulan ailelerde bu etkenlerden herhangi birisi boşanmaya sebep olmaktadır.
Kadın haklarındaki gelişmeler, kadınların eğitim düzeylerinin artması, toplumsal yaşama katılması, ekonomik bağımsızlığını kazanması, her ne kadar yerinde ve güzel bir durum olsa da beklenenin tersine evlilikte uyumu arttırmadığı gibi boşanmaları kolaylaştırıcı bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü topluma giren kadın, kendini evinden bağımsız görerek iş hayatında kariyer yapmak, kendi statüsünü değiştirmek, evli kadın rolünden çalışan kadın rolüne geçmekle evden kopmakta, çocuğu ve eşi arasına işi girmekte, aile içerisindeki duygusal bağlantılar kopmakta, aşırı ilgisizlik ve sevgisizlik ortamı oluşmaktadır. Bunlar da birçok ruhsal sıkıntıyı beraberinde getirerek aile yapısını bozmakta ve boşanmaların en büyük sebebi olmaktadır.
Her ailede sorun olur. Önemli olan bu sorunları büyütmek yerine bilinçli bir şekilde davranarak nasıl çözebileceğini düşünmektir. Karşılıklı istişare, görüş ve düşüncelerle, kendi özeleştirilerimizi yaparak ve karşı tarafın hatalarını kırmadan, incitmeden güzel bir üslup ile söyleyerek çözüme gidilmelidir. Hemen "Anlaşamıyoruz, o hâlde boşanalım" demek çare değildir. Ruhsal yönden sağlıklı olan anne ve babalar herhangi bir sorun olduğunda, sorumluluktan kaçmak için en kolay yol olan boşanmayı değil; sorunları çözmek için birlikte sorumluluk alarak kendi içlerinde çözerler ve çocuklarına bu gibi olumsuzlukları yansıtmazlar.
Boşanmış eşler üzerinde karşılaştırmalı olarak yapılan bir araştırmaya göre şu sonuç çıkıyor: Ya mutsuz evlilikler eşlerde ruhsal uyumsuzluklara yol açıyor ya da ruhsal uyumu bozuk olanların evlilikleri kısa sürüyor.



BİR MODEL OLARAK PEYGAMBERİMİZİN AİLE HAYATI

Sevgili Peygamberimiz birçok hadislerinde, ailenin önemine işaret etmiş ve onun bir huzur yeri olduğunu belirtmiş, erkeğin kadına iyi davranması gerektiğini çok açık ve kesin bir şekilde dile getirmiştir. Bu anlamda şöyle buyurmuşlardır:
"En hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananınızdır."
Peygamberimizin iman, ahlâk ve aile fertlerine yumuşak davranma arasında kurduğu bağlantıyı dile getiren şu sözü çok anlamlıdır:
''Mü'minlerin imanca en mükemmel olanı; ahlâkça en güzel olanı ve aile fertlerine yumuşak davrananıdır.''
Hz. Peygamberimiz, çeşitli vesilelerle erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları bulunduğunu söylemiştir. Kadınlar hakkında Allah'tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını istemiştir. Kocasını şikâyet için kendisine gelen kadınların sayısı artınca, bu tür davranışta bulunanların iyi kimseler olmadığını söylemiştir.
Hz. Peygamberimiz, eşleri arasında eşitsizliğe ve muamele farklılığına neden olacak davranışlardan şiddetle sakınmıştır. Bu hususla ilgili olarak O'nun bir sefere çıkacağı zaman eşleri arasında kur'a çekmesi ve sırayla eşlerini yanında götürmesi, yine her eşi için bir gün ve gece tahsis etmesi, onların haklarına gösterdiği titizliğin örnekleridir.
Hanımlarına iyi davranmış, onları dövmemiştir. Kendisi bunu yapmadığı gibi, hanımlarını dövenleri de, "Kadınlarınızı nasıl dövüyor, sonra da akşam olunca beraberce yatıyorsunuz" diyerek kınamıştır. Kadınların dövülmemesi, hele yüze hiç vurulmaması, kötü sözlerle tahkir edilmemesi ve evinin terk edilmemesi konularında ikazda bulunarak:
"Kadınları ancak kötüleriniz döver." buyurmuşlardır.
Kur'an–ı Kerim'de Peygamber Efendimizin hanımları ve aile hayatı hakkında bilgi verilmektedir. Eşleri ile aralarında geçen tartışmalarda hem Peygambere ve hem de hanımlarına öğütlerde bulunulmakta ve yol gösterilmektedir.:
"Ey Peygamber! Hanımlarına şöyle söyle: "Eğer dünya hayatını ve ziynetini istiyorsanız, haydi gelin, sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. Yok, eğer Allah ve Resûlünü ve âhiret yurdunu istiyorsanız, haberiniz olsun ki, Allah içinizden güzellik edenlere pek büyük bir ecir hazırlamıştır." (Ahzâb suresi, 28–29)
Hz. Peygamberimiz, ev halkına gayet iyi davranır, onlarla şakalaşırdı. Hz. Aişe, O'nunla yaptığı iki yarışı şöyle nakleder:
"Bir yolculukta Hz. Peygamber'le yarıştım ve O'nu geçtim. Şişmanladığımda yaptığım diğer bir yarışı ise, Hz. Peygamber kazandı."
Ev içindeki davranışları da O'nun ne kadar mütevazı olduğunu göstermektedir. Hz. Aişe'ye, ev içinde Peygamberimizin davranışları sorulduğunda şu bilgiyi vermiştir:
"Hz. Peygamber, evine girdiği zaman insanlardan herhangi biri gibi tevazu ile davranırdı. Kendi elbisesinin söküğü ile meşgul olur, koyunları eli ile sağar, eşlerine ev işlerinde gerekli hâllerde yardımcı olurdu. Çarşıya, pazara gider, bizzat alış–veriş yapar ve aldığı şeyleri kendisi taşırdı. Ashab–ı Kiram; "İzin verin de biz taşıyalım." dediklerinde, "Herkes kendi yükünü kendi taşısın." buyururdu.
O, hizmetçisiyle yemek yer, onlarla oturup sohbet ederdi. Gelen misafirlerine kendisi hizmet ederdi. Hz. Peygamberimiz, aile fertlerinin eğlenme ve dinlenme gibi ihtiyaçlarını karşılar, meşrû eğlencelerden onları yararlandırmaya çalışırdı. Ramazan ve Kurban bayramları merasimlerine kızlarını ve hanımlarını da götürürdü. Nitekim bir bayram günü, Habeşliler tarafından oynanan kalkan ve mızrak oyununu eşi Hz. Aişe, omzuna dayanarak birlikte seyretmişlerdi.
Hz. Peygamberimize göre kişinin ailesiyle geçirdiği vakit, boşa harcanmış bir zaman değildir. Peygamber Efendimiz insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile fertleri olduğunu öğretmiştir. O, kendisine gelen heyetlere:
"Ailenize dönün ve onlara öğrendiklerinizi öğretin." derdi.
Bir hadislerinde O, "Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur." buyurduktan sonra; "Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz." diyerek çerçeveyi en geniş şekliyle göstermiştir. Bu, aile içerisinde edep, ahlâk, fazilet ve bilgi açısından eğitime işaret etmektedir.
Diğer yandan Hz. Peygamberimiz, çocuklarını İslâmî terbiye altında yetiştirmiş, evliliklerinden sonra da onlarla gerek maddî ve gerekse mânevî olarak ilgilenmeye devam etmiştir. Medine döneminde kızı Fatıma ile damadı Ali'nin evlerine, her gün sabah namazına kalktığı zaman uğrayıp onları namaza kaldırması da, O'nun çocuklarının evliliklerinden sonra bile eğitimlerine verdiği önemi göstermektedir.
Hz. Peygamberimizin Medine hayatı boyunca on yıl hizmet eden ve O'nun aile hayatını en iyi bilenlerden biri olan Enes b. Malik şöyle der:
"Çoluk–çocuğuna ve aile fertlerine karşı Hz. Muhammed'den daha şefkatli olan hiçbir kimse görmedim."
Çocuk insanın çiçeği ve meyvesidir. Ekmek ve su kadar sevgi ve şefkate, ilgiye muhtaç olan çocuğun yetişmesi için en güzel ortam, mutlu ve huzurlu aile yuvasıdır. Bu bakımdan Hz. Peygamber çocuklara karşı çok şefkatli davranmıştır.
Bir gün, torunlarını öpüp okşarken bir adam huzuruna gelmişti. Evlat şefkatinden mahrum olan bu kişi, gördüğü manzaraya duyduğu hayretini gizleyemedi ve;
"Benim on çocuğum var, bunlardan hiçbirini öpmüş değilim." dedi. Hz. Peygamberimiz:
"Şayet senin kalbinden Cenabıhak merhameti söküp atmışsa, ben ne yapabilirim?" buyurdu ve ilave etti:
"Merhamet etmeyene merhamet edilmez."
Hz. Peygamberimiz, evinde bulunan hizmetçi ve işçilere son derece şefkat ve merhametle muamele eder, hiçbir zaman onları incitecek söz ve davranışta bulunmazlardı. Hz. Enes bu konuda şöyle söyler:
"Hz. Peygamber'e on yıl hizmet ettim. Allah'a yemin ederim ki, bana hiçbir zaman 'öff' demedi. Herhangi bir şey için de bana: "Bunu niçin böyle yaptın? Şöyle yapsaydın ya." dememiştir. Sevgili Peygamberimiz örnek aile reisi idi. Hanımlarına ve çocuklarına karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirirdi. O'nun evi örnek bir evdi, hanesinde her zaman burcu burcu mutluluk kokardı.
Sonuç olarak ifade etmek gerekirse, Hz. Peygamberimizin aile hayatı ve aile içindeki davranışları taşıdığı özellikler nedeniyle, maddî planda olduğu kadar mânevî planda da örnek konumdadır. Onun aile hayatında uyguladığı ilkeler, her dönemde önemini kaybetmeden varlığını sürdürmektedir. Toplumların en küçük ünitesi olan ailenin mutlu ve huzurlu olmasının toplumun huzurunu da sağlayacağı gerçeğini, en güzel örnekleriyle Hz. Peygamber'in aile hayatında görmek mümkündür.


__________________