Mahkeme Kararı ile Boşanma [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mahkeme Kararı ile Boşanma


qaNSız
08-23-2007, 19:19
Evlilik birliğinin sona ermesinin bir diğer şekli eş-lerin mahkemeye başvurarak hâkim kararıyla boşanmaları-dır. Bu şekilde kazâî boşanmaya çağdaş İslâm hukuku li-teratüründe tefrîk denilir. Bu tür boşanmanın öncekilerden en önemli farkı bunun ancak bir hâkim kararıyla ger-çekleşmesi ve hâkimin de ancak belirli sebeplerin varlı-ğı durumunda boşanmaya karar verebilmesidir. Halbuki ön-ceki iki boşanma şeklinde de bir hâkim hükmüne gerek ol-madığı gibi, boşanmanın gerçekleşebilmesi için belirli sebeplerin varlığı da şart değildir.

Din İşleri Yüksek Kurulu ise, hâkim kararıyla gerçek-leştirilen boşanmaların “bir bâin talak” olduğu görüşün-dedir.

İslâm toplumunda adliye teşkilâtının gerek kuruluş gerekse hukukî ihtilâflardaki rolü itibariyle ileri dö-nemlerdekine denk bir yaygınlık kazanmadığı ilk dönem-lerde hakemler, taraflar arası hukukî çekişmelerin hal-ledilmesinde aktif bir rol üstlenmişlerdi. Ancak hakemin boşamaya karar vermesi, kocanın ona bu içerikte bir ve-kâlet vermesine bağlı olduğu gibi hakemin nelere yetkisi olduğu da fıkıh ekollerine göre farklılık taşır. Bununla birlikte hakem kararı ile evliliğin sona ermesi de, ta-rihsel işlevi itibariyle hâkim kararı ile boşanma gru-bunda mütalaa edilebilir.

a) Kazâî Boşanma Sebepleri

Fıkıh mezheplerinin kabul ettiği boşanma sebepleri birbirinden farklıdır. Bu konuda en dar kabul Hanefî mezhebininkidir. En geniş yorum ise Mâlikî ve Hanbelî mezheplerine aittir.

Bütün Sünnî mezhepleri göz önüne alındığında İslâm hukukunda kabul edilen boşanma sebepleri şu başlıklar altında ele alınabilir:

1. Hastalık ve Kusur

Evlilik birliğinin devam ettirilmesini zorlaştırıcı nitelikteki hastalık ve kusurlar kazâî boşanma sebebi sayılmaktadır. Ancak hangi tür hastalıkların bu nitelik-te sayılacağı İslâm hukukçuları arasında tartışmalıdır. Burada ikili bir ayırım yapılır:

1. Erkekte bulunan hastalık ve kusurlar. Bundan mak-sat kocada iktidarsızlık vb. gibi cinsî münasebete engel bir hastalık ve kusurun bulunmasıdır. Bu tür hastalık ve kusurların bir boşanma sebebi olduğunda hukukçular görüş birliği içindedirler. Aslında Hanefî hukukçulardan Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf sadece bu gruba giren hastalık ve kusur sebebiyle kadının kocasından boşanmasını kabul e-der. Burada boşanmanın kabul edilmesi bu tür hastalık ve kusurlar yüzünden eşin zarar görmesi sebebiyledir. Bo-şanma ile bu zarar bertaraf edilmiş olmaktadır. Bu gruba giren bir hastalığın kadında bulunması halinde kocanın boşama hakkı olduğundan ayrıca tefrik imkânından söz et-meye gerek yoktur.

2. Delilik, cüzzam vb. hastalıklar. Eşlerden iki ta-raf için de söz konusudur. Bu tür beraber yaşamayı im-kânsız veya meşakkatli hale getiren hastalıklar Hanefî hukukçulardan İmam Muhammed ile diğer mezhep hukukçuları tarafından bir boşanma sebebi olarak kabul edilmiştir. İmam Muhammed’e göre bu tür bir hastalık sebebiyle ancak kadın boşanma talebinde bulunabilir; kocanın esasen ta-lâk hakkı bulunduğundan mahkemeye başvurup boşanma talep etmesine gerek yoktur. Diğer mezhep hukukçuları ise her iki tarafın da bu sebeplere dayanarak boşanma talep ede-bileceği görüşündedirler.

Bu tür bir hastalık ve kusur sebebiyle boşanma tale-binde bulunabilmesi için eşin evlilik anında bu hastalık veya kusurdan haberdar olmaması, öğrendikten sonra da razı olmamış bulunması gerekir. Aksi halde eşin boşanmayı talep hakkı düşer.

Genellikle bu hastalıklar sebebiyle boşanma için baş-vurulduğunda hastalık iyi olabilecek gibi ise hâkim bo-şanmayı bir yıl tecil eder, iyi olma ümidi yoksa derhal boşanmaya hükmeder. Bu tefrik de bir bâin talâk kabul edilir.

Kadî Şüreyh, İbn Şihâb ez-Zührî ve Ebû Sevr gibi bazı hukukçular boşanma sebebi sayılan hastalık ve kusurları bunlarla sınırlı tutmazlar. Karşı tarafta nefret uyandı-ran veya beraber yaşamayı zarar verici kılan her türlü hastalık ve kusur diğer taraf için bir boşanma sebebidir derler.

2. Kocanın Nafakayı Temin Etmemesi

Kocanın eşinin nafakasını temin etmemesi belirli şartlarla bir boşanma sebebidir. Kocanın nafakayı temin etmemesi iki şekilde olur: Ya koca gücü yettiği halde karısının masraflarını karşılamaz veya gücü yetmediği için karşılayamaz. Bunun boşanma hukuku bakımından do-ğurduğu sonuç farklıdır.

Her şeyden önce belirtilmelidir ki Hanefî mezhebine göre kocanın eşinin masraflarını karşılamaması veya kar-şılayamaması bir boşanma sebebi değildir. Bu mezhepte koca nafaka yükümlülüğünü yerine getirmiyorsa kadın mah-kemeye başvurarak kendisi için nafaka takdir ettirir. Yukarıda geçtiği üzere bu nafakayı tahsil için hukukun kendisine tanıdığı imkânlardan yararlanır. Ancak diğer üç mezhep aralarında farklılıklar olmakla birlikte koca karısının nafakasını temin etmez ve bu nafakayı karşıla-mak üzere görünen, bilinen bir malı da olmazsa kadının hâkime müracaatla boşanma talebinde bulunmasını kabul ederler. Karısının nafakasını karşılamadan onu evlilik birliği içinde tutmayı Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça yasakla-nan “zarar vererek kadınları tutmak” (el-Bakara 2/231) şeklinde yorumlarlar. Şu kadar var ki İmam Mâlik kocası-nın fakirliğine razı olan kadının sonradan tefrik tale-binde bulunamayacağını söyler. Benzer bir görüş İbn Kayyim el-Cevziyye tarafından da ileri sürülmektedir. Ona göre kadın fakirliğini bilerek evlendiği veya sonra-dan fakir düşen kocasına karşı nafaka yükümlülüğünü ye-rine getirmemesi sebebiyle boşanma talebinde bulunamaz. Ancak koca fakirliğini gizlemiş ve kendini varlıklı gös-termiş ise bu durumda kadın boşanma talebinde bulunabi-lir.

Bu tür ayrılık İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre bir fesih, İmam Mâlik’e göre bir ric‘î talâktır. Ancak bu son görüşte kocanın eşine geri dönüş hakkını kullana-bilmesi için karısına karşı nafaka yükümlülüğünü yerine getirecek durumda olması gerekir.

3. Terk ve Gaiplik

Burada birbirinden farklı iki durum söz konusu olmak-tadır; terk ve gaiplik. İslâm hukuku literatüründe terk gaip olma, gaiplik de mefkud olma terimleriyle anlatıl-mıştır.

Bugünkü hukukta gaiplik olarak ifade edilen mefkud olma hali nerede olduğu, ölü mü diri mi bulunduğu bilin-meyen kimsenin durumudur. Bu kimsenin ölümüne hükmedile-bilmesi için Ebû Hanîfe ve Şâfiî’ye göre doksan yaşına kadar veya yaşıtları hayatta olduğu sürece beklenir; bi-lâhare ölümüne hükmedilir. Bu iki mezhebe göre gaiplik bir boşanma sebebi değildir; kadın kocasının ölümüne hükmedilinceye kadar kocasını beklemek zorundadır. İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel ise gaibin ölümüne hükmedilme dışında, bunu bir boşanma sebebi olarak da kabul etmiş-lerdir. İmam Mâlik’e göre kocadan son haber alınma ta-rihinden itibaren dört sene geçtiğinde kadın sırf bu se-beple kocasından boşanmayı talep edebilir. Ahmed b. Hanbel “kadın kocasının ölümü için kuvvetli bir karîne varsa dört yıl geçtikten sonra boşanma talebinde buluna-bilir” der. Böyle kuvvetli bir karînenin bulunmadığı du-rumlarda ise kadın ölümüne hükmedilinceye kadar kocasını beklemek zorundadır.

Kocanın sağ olduğunun bilinmesi durumunda evine dön-memesi gaip olma şeklinde değerlendirilmiştir. Hanefî ve Şâfiîler bu durumu da bir boşanma sebebi olarak kabul etmezler. Mâlikî ve Hanbelîler ise tam tersine bu durum-da daha kolay bir tarzda terkedilen kadına boşanma hakkı tanımışlardır. Yalnız Hanbelîler bu gaipliğin bir maze-ret sebebiyle olmamasını şart koşarlar. Kocanın eve dön-memekte kabul edilebilir bir mazereti varsa kadın boşan-ma talebinde bulunamaz. Mâlikîler’e göre gaiplik bir se-ne veya daha fazla, Hanbelîler’e göre altı ay veya daha fazla sürerse hâkim belirli şartlarla boşanmaya hükme-der. Bu ayrılık Mâlikîler’e göre bir bâin talâk, Hanbelîler’e göre fesihtir. Hukuk-ı Âile Kararnâmesi’nde Mâlikî mezhebinin görüşü tercih edilerek kadına tefrik hakkı verilmiş, kadın için gaip olan kocanın ölüm ihti-malinin kuvvet derecesine göre dört ve bir yıl bekleme süresi öngörülmüştür (md. 127).

4. Fena Muamele ve Geçimsizlik

Hanefîler ve Şâfiîler’e göre kocanın eşine fena mua-mele etmesi, eşler arasında şiddetli geçimsizlik bir bo-şanma sebebi değildir. Böyle bir durumda gerek iki tara-fın akrabalarından oluşan hakem heyeti gerekse mahkeme tarafların arasını bulmaya çalışırlar. Ancak bu mümkün olmaz koca da karısını boşamaya veya muhâleaya yanaşmazsa bu iki mezhepte hukuken yapılacak fazla bir şey yoktur. Osmanlı Devleti’nde uzun yıllar Hanefî mez-hebinin resmî mezhep olarak yürürlükte olması bu açıdan bazı problemler ortaya çıkarmamış değildir. Kadınlar is-temedikleri evliliklerden kurtulmak için bazan hukukun imkânlarını zorlamışlar, bazan da hukuk dışı yollara yö-nelmişlerdir. Mâlikî ve Hanbelî hukukçulara göre ise ko-canın karısına fena muamele etmesi ve aralarında geçim-sizlik olması durumunda belirli şartlarla bu durum bir boşanma sebebidir.

Mâlikîler’e göre kocasının kendisine fena muamelede bulunduğu kadın hâkime başvurup boşanma talebinde bulu-nabilir. Bu iddiasını ispat ederse hâkim derhal boşanma-ya karar verir. Ancak kadın kocasının kötü muamelede bu-lunduğunu ispat edemez, fakat bu sebeple boşanma tale-binde de ısrar ederse hâkim her iki tarafın ailesinden uygun birer kişiyi hakem olarak seçer. Bu hakemler ta-rafların arasını ıslah etmeye gayret ederler. Bu mümkün olmazsa boşanmaya hükmederler. Eğer ailedeki geçimsizli-ğin sebebi koca ise hakemler bâin talâka, kadın ise muhâleaya hükmederler. İkisi arasındaki fark şuradadır ki bâin talâkta boşanmanın malî yüklerini koca üstlendi-ği halde, muhâleada bu yüklerden tamamen veya büyük öl-çüde kurtulmuş olur. Hanefîler ve Şâfiîler’le Mâlikî ve Hanbelîler arasında hakem tayininde en önemli fark ge-rektiğinde hakemlerin boşanma kararını verebilip verememelerinde yatmaktadır. Önceki iki mezhepte eğer koca bo-şanma konusunda bir yetki vermemişse hakemlerin boşama yetkisi olmadığı halde, sonraki iki mezhepte bu yetki vardır. Mâlikîler’e göre bu boşama bir bâin talâktır.

b) Liân

Karısının zina ettiğini veya çocuğunun zina mahsulü olduğunu iddia eden ve bu iddiasını gerektiği şekilde ispat edemeyen koca hâkim huzurunda hususi bir şekilde yeminleşir ve evlilik birliğine hâkim tarafından son ve-rilir. Kur’an’da da ana hatlarıyla temas edilen bu pro-sedüre (en-Nûr 24/6-9) İslâm hukukunda liân denilir. Liân sonunda hâkim tarafların arasını tefrik eder. Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre bu bir bâin talâk hükmünde ise de Hanefîler’den Ebû Yûsuf’a ve diğer mezhep imamlarına göre taraflar birbirlerine ebedî olarak haram olurlar.

c) Îlâ

Kocanın dört ay veya daha fazla karısına yaklaşmaya-cağına dair yemin etmesi veya bu içerikte bir nezirde bulunmasına îlâ denilir. Hanefîler’e göre koca bu süre içinde karısıyla bir araya gelirse, yemin etmişse yemin kefâreti, nezirde bulunmuşsa adadığı o şey gerekli olur. Şayet koca bu süre içinde karısına dönmezse hâkimin ka-rarına ihtiyaç kalmadan kadın bir bâin talâkla boşanmış sayılır.

Hanefîler hariç diğer üç mezhebe göre îlâ vukuunda sa-dece dört ayın geçmesiyle talâk meydana gelmez. Koca dö-nüş veya talâktan birini seçmek zorundadır, değilse kadı-nın başvurusu üzerine hâkim evlilik birliğine son verir.


__________________