ANUBİS
09-01-2007, 11:47
Sarhoş oldum da Seni hatırladım yine Sol elim Acemi elim Zavallı elim".
Orhan Veli sol eline ağıt yaktığından beridir sol cephede yeni bir şey yok. Yine acemilik, yine zavallılık...
Aylardır heyecanla beklenen "siyasi nikah" tam bir çadır tiyatrosuna dönüştü. Gelin, nikah salonuna gelmedi. Damat, "Evlenmeyi kabul ediyor
musunuz?” sorusunu "Hayır" diye yanıtladı. Evlendirme memuru "Ben de sizleri sosyal demokrat delegelerin bana verdiği yetkiye dayanarak ebediyen düşman ilan ediyorum" dedi.
Nikah salonu boşaltıldı.
Salon masrafları ortada kaldı.
Kız ve oğlan tarafları birbirlerine girdiler.
Nikah karakolda bitti.
* * *
Türk tarihinde düello değil, pusu geleneği olduğunu Çetin Altan yıllar önce yazmıştı.
Bir şafak vakti, hakem ve şahitler huzurunda, silahları ve kuralları belli bir hesaplaşmayı ancak soylu yürekler göze alabilir.
Oysa bu toprakların geleneğinde rakipler, birbirlerini zuladan açılmış pusu ateşleriyle yokederler. Kurşunlar sırttan çıkarılır, intikamlar yine kuytularda kalleşçe sokuşturulan hançerlerle alınır.
Pusu geleneğiyle yetişmişseniz rakibinizin yüzüne deri eldiven çarpıp, korulukta randevulaşmak yerine, en uygun çapraz ateşin açılabileceği arazide mevzilenirsiniz.
Düşmanla sırt sırta verip, 20'şer adım uzaklaştıktan sonra namluyu rakibin kalbine yöneltmeyi göze alamaz, "Ben rakipsiz olayım. Hasmımı bir kuytuda sıkıştırayım" diye beklersiniz.
Hakemi satın almaya kalkarsınız.
"Falanca gelsin, benim yerime dövüşsün" dersiniz. "Başım ağrıyor" diye randevudan kaçarsınız.
Az çok aristokratlık özentiniz varsa, kamuoyu önünde iddialı düello çağrıları yapar ama iş silah seçmeye geldi mi ya buluşma noktasına gelmezsiniz, ya da saatinde orada olmazsınız. "Rakibimin saati yanlışmış, ben vaktinde gitmiştim" diye mazeretler yaratırsınız.
Veya gelir, rakiple sırt sırta verir, ama hakem 20 saymadan döner ve ateş edersiniz.
Sırttan vurmak, zor vazgeçilir bir kişilik hastalığıdır.
Dün Ankara'da her köşede bir pusu kurulmuş, yollara bubi tuzakları döşenmişti. Herkes bir kuytuya sinmiş, bıçaklarını biliyordu.
Bir umutla şafak vakti Ankara'ya koşmuş SHP'li ve CHP li delegeler centilmence bir düello beklerken çirkin bir pusu ateşiyle şaşkına döndüler. Topluca intihar etmiş yunus balıkları gibi kıyıya vurmuşlardı. Yağlarından DSP'ye yakıt yapılıyordu bir köşede...
* * *
Bir şairle açtık, bir şairle kapatalım. Birleşik sol partiye cenaze marşı olarak Attilla İlhan'ın "Ağır Kan Kaybı"nı öneriyorum:
"Ne kadar korkmuştuk, elimizden tutmadılar
Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
Kim neyi savundu bilinmez, nereye kadar
Biz, yani Erdoğan, Ayşenur, Ali ve Ahmet
Başka bir yalnızlıkta boğulduk havasızlıktan Sanki bir tespih koptu tane tane savrulduk
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket
Ne solculuğumuz solculuktu, ne sağcılığımız
Karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar
Kimse bizi sevmedi
Ağır kan kaybıyız."
Orhan Veli sol eline ağıt yaktığından beridir sol cephede yeni bir şey yok. Yine acemilik, yine zavallılık...
Aylardır heyecanla beklenen "siyasi nikah" tam bir çadır tiyatrosuna dönüştü. Gelin, nikah salonuna gelmedi. Damat, "Evlenmeyi kabul ediyor
musunuz?” sorusunu "Hayır" diye yanıtladı. Evlendirme memuru "Ben de sizleri sosyal demokrat delegelerin bana verdiği yetkiye dayanarak ebediyen düşman ilan ediyorum" dedi.
Nikah salonu boşaltıldı.
Salon masrafları ortada kaldı.
Kız ve oğlan tarafları birbirlerine girdiler.
Nikah karakolda bitti.
* * *
Türk tarihinde düello değil, pusu geleneği olduğunu Çetin Altan yıllar önce yazmıştı.
Bir şafak vakti, hakem ve şahitler huzurunda, silahları ve kuralları belli bir hesaplaşmayı ancak soylu yürekler göze alabilir.
Oysa bu toprakların geleneğinde rakipler, birbirlerini zuladan açılmış pusu ateşleriyle yokederler. Kurşunlar sırttan çıkarılır, intikamlar yine kuytularda kalleşçe sokuşturulan hançerlerle alınır.
Pusu geleneğiyle yetişmişseniz rakibinizin yüzüne deri eldiven çarpıp, korulukta randevulaşmak yerine, en uygun çapraz ateşin açılabileceği arazide mevzilenirsiniz.
Düşmanla sırt sırta verip, 20'şer adım uzaklaştıktan sonra namluyu rakibin kalbine yöneltmeyi göze alamaz, "Ben rakipsiz olayım. Hasmımı bir kuytuda sıkıştırayım" diye beklersiniz.
Hakemi satın almaya kalkarsınız.
"Falanca gelsin, benim yerime dövüşsün" dersiniz. "Başım ağrıyor" diye randevudan kaçarsınız.
Az çok aristokratlık özentiniz varsa, kamuoyu önünde iddialı düello çağrıları yapar ama iş silah seçmeye geldi mi ya buluşma noktasına gelmezsiniz, ya da saatinde orada olmazsınız. "Rakibimin saati yanlışmış, ben vaktinde gitmiştim" diye mazeretler yaratırsınız.
Veya gelir, rakiple sırt sırta verir, ama hakem 20 saymadan döner ve ateş edersiniz.
Sırttan vurmak, zor vazgeçilir bir kişilik hastalığıdır.
Dün Ankara'da her köşede bir pusu kurulmuş, yollara bubi tuzakları döşenmişti. Herkes bir kuytuya sinmiş, bıçaklarını biliyordu.
Bir umutla şafak vakti Ankara'ya koşmuş SHP'li ve CHP li delegeler centilmence bir düello beklerken çirkin bir pusu ateşiyle şaşkına döndüler. Topluca intihar etmiş yunus balıkları gibi kıyıya vurmuşlardı. Yağlarından DSP'ye yakıt yapılıyordu bir köşede...
* * *
Bir şairle açtık, bir şairle kapatalım. Birleşik sol partiye cenaze marşı olarak Attilla İlhan'ın "Ağır Kan Kaybı"nı öneriyorum:
"Ne kadar korkmuştuk, elimizden tutmadılar
Doğrudur kendi içimizde daraldığımız
Kim neyi savundu bilinmez, nereye kadar
Biz, yani Erdoğan, Ayşenur, Ali ve Ahmet
Başka bir yalnızlıkta boğulduk havasızlıktan Sanki bir tespih koptu tane tane savrulduk
Köy köy, bucak bucak, memleket memleket
Ne solculuğumuz solculuktu, ne sağcılığımız
Karanlık bir kapı olup üstümüze kapandılar
Kimse bizi sevmedi
Ağır kan kaybıyız."