ANUBİS
09-01-2007, 11:47
Eflatun'un "Devlet"ini okumuş muydunuz?
Milattan 400 yıl önce yazılmış bu kitapta Eflatun'un hocası Sokrates öğrencileriyle tartışır. Ve bu diyaloglarda insanlığın belli başlı sorunlarına çareler aranır.
"Kim lider olmalı" sorusu da yanıt aranan sorulardan biridir.
Sokrates, devleti filozofların yönetmesi gerektiği inancındadır. Ama bu görüşe öğrencileri dudak bükerler. Derler ki; "Kendini felsefeye verenler kaçık demesek bile bir tuhaf adamlar oluyorlar:
Sokrates bunu şu örnekle yanıtlar:
"Bir gemi düşünün. Gemiciler 'Gemiyi kim daha iyi kullanır' diye birbirlerine girmişler, ama hiçbiri kaptanlığın ne olduğunu bilmez. Geminin kumandasını kim ele geçirse ötekiler onu öldürmeye ya da gemiden sürmeye kalkıyorlar. Gemiyi ele geçirip, ne var ne yok aşırıyorlar.
Kumandayı kendilerine verenleri övgüye boğuyor, büyük denizci, eşsiz kaptan, usta gemici sayıyorlar.
Bu arada akıllarından bile geçmiyor ki gerçek kaptan havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları, rüzgarları bilen, gemiyi bunlarla yürüten adamdır. Şimdi bu gemideki kargaşada başa geçen tayfalar tabii ki gerçek kaptana dalgacı, geveze, işe yaramaz derler:
Bu açıklama üzerine Sokrates'in öğrencileri üstelerler:
"Ama en aklı başında olanlar bile bu felsefe yüzünden devlete hizmet edemeyecek hale geliyorlar".
"Bunun kabahati onların değil, onları kullanamayanlarındır".
"Peki doğruluk başa geçince kötülükler korosunu takar mı ardına?"
"Takmaz, tam tersine en temiz değerleri, iyiliği, ölçüyü, düzeni götürür beraberinde..."
* * *
Milattan önce 400 yılında "iyi lider" işte böyle tanımlanıyordu. "Politikayı erdemliler yönetirse toplum iyi yönetilir" diye düşünülüyordu.
Sonra aradan 1900 yıl geçti. 16. yüzyılın başlarında ünlü İtalyan filozofu Niccolo Machiavelli yeni bir lider tanımıyla çıktı ortaya.
"Hükümdar" adlı eserinde şunları yazdı: "Hükümdar olmak için çok değerli bir insan olmaya gerek yoktur. Çok şanslı olmak da gerekmez. Kurnaz olmak yeterlidir."
Bu saptamasıyla Machiavelli, siyaset biliminde bir çığır açtı. Siyaseti ahlaktan ayırdı. Artık politikacılar "iyi kötü", "değerli değersiz" diye ayrılmayacak, "başarı" tek kıstas olacaktı. Machiavelli "Hükümdar" adlı kitabında bu başarının anahtarını da verdi:
"Hükümdarın başarısı için iyi niteliklere sahip olması şart değildir. Ama onlara sahipmiş gibi görünmesi şarttır" dedi.
"Amaca ulaşmak için her yol mubahtır" anlayışını böylece yüzyıllar ötesinden, gelecek kuşak siyasetçilerinin kulağına fısıldadı.
***
Bugün Sokrates'in dünyasına çok uzağız. Gemiler acemi gemicilerin elinde. Usta kaptanlar "işe yaramaz kaçık" muamelesi görüyorlar.
Oysa "makyavelizm" siyasette 500 yıl sonra - hala- geçerliliğini koruyor.
Liderlik birikimi olanlardan çok, kendini kurnaz sananlar ortalıkta cirit atıyor. "Hiçbir iyi niteliği olmadığı halde, hepsine sahipmiş gibi görünenler", iktidara ulaşmak için her yöntemi pervasızca kullananlar da Machiavelli'nin 500 yıl önce adını koyduğu o gelenekten geliyorlar.
Hala "erdem" değil, "başarı" asli değer sayılıyor. Söylenen sözün doğruluğundan çok, o söz için kalkan ellerin sayısı önemseniyor. Gece yastıktaki vicdan huzurunun, sandıktaki oy kadar değeri yok. Tarihin giyotini politikayı bir onur savaşı kılan ne varsa biçmiş, geriye kaba bir çıkar mücadelesi kalakalmış adeta...
***
Bugün Ankara Atatürk Spor Salonu'nda yarışacak sosyal demokrat lider adaylarının hepsi de Mülkiye'de, Sokrates'i de, Machiavelli'yi de mutlaka okudular. Ya birine, ya diğerine hak verdiler.
Ama o günlerden bugüne, konu önemini yitirdi. Oysa bu, siyasal yelpazenin solundaki bir parti için birincil derecede önemsenmesi gereken bir tartışmaydı. Bugünkü kurultayda solda lider arayışı bir gündem maddesidir, belki demokratikleşme de, bir gündem maddesidir, ama siyasal ahlak gündemde değildir. Oysa siyaset bilimci Prof. Dr. Türker Alkan "Siyasal Ahlak" kitabında şöyle diyor:
"Asıl sorun ahlak ve kültür anlayışının, yani toplumda genel kabul gören insan modelinin değişebilmesidir. Siyasal ahlak ve kültür değişmediği sürece, demokratikleşme girişimleri yüzeysel ve geçici başarılar olarak kalacak, ilk sıkıntı ve bunalımda otoriter yönetime dönme eğilimi patlak verecektir."
* * *
Tabii bu türden felsefe tartışmaları, gemiye kaptan arayan kurultaylar için oldukça yabancı...
Ben çağın koşulları ve yükselen değerler gereği bu yarışta "iyi niteliklere sahipmiş gibi görünen", "kurnaz", "hırslı" ve "inatçı" lider adaylarının şansını daha fazla görüyorum.
Yine de "inatçı lider" arayanlara küçük bir hatırlatmada bulunmayı yararlı sayıyorum:
"Bir daha deneyeyim" inadını en son sürdüren kaptan, Van uçağının pilotu olmuştu. Sonuç ortada.
Sizce bugün yolculara "hırslı ve inatçı kaptan mı? havayı ve iklimi bilen kaptan mı?" diye sorsak o pilota oy çıkar mıydı?
Van uçağı yolcuları için çok geç bir soru... Sosyal demokrat delegelerin ise yanıt için pek az vakti kaldı.
Milattan 400 yıl önce yazılmış bu kitapta Eflatun'un hocası Sokrates öğrencileriyle tartışır. Ve bu diyaloglarda insanlığın belli başlı sorunlarına çareler aranır.
"Kim lider olmalı" sorusu da yanıt aranan sorulardan biridir.
Sokrates, devleti filozofların yönetmesi gerektiği inancındadır. Ama bu görüşe öğrencileri dudak bükerler. Derler ki; "Kendini felsefeye verenler kaçık demesek bile bir tuhaf adamlar oluyorlar:
Sokrates bunu şu örnekle yanıtlar:
"Bir gemi düşünün. Gemiciler 'Gemiyi kim daha iyi kullanır' diye birbirlerine girmişler, ama hiçbiri kaptanlığın ne olduğunu bilmez. Geminin kumandasını kim ele geçirse ötekiler onu öldürmeye ya da gemiden sürmeye kalkıyorlar. Gemiyi ele geçirip, ne var ne yok aşırıyorlar.
Kumandayı kendilerine verenleri övgüye boğuyor, büyük denizci, eşsiz kaptan, usta gemici sayıyorlar.
Bu arada akıllarından bile geçmiyor ki gerçek kaptan havayı, mevsimleri, göğü, yıldızları, rüzgarları bilen, gemiyi bunlarla yürüten adamdır. Şimdi bu gemideki kargaşada başa geçen tayfalar tabii ki gerçek kaptana dalgacı, geveze, işe yaramaz derler:
Bu açıklama üzerine Sokrates'in öğrencileri üstelerler:
"Ama en aklı başında olanlar bile bu felsefe yüzünden devlete hizmet edemeyecek hale geliyorlar".
"Bunun kabahati onların değil, onları kullanamayanlarındır".
"Peki doğruluk başa geçince kötülükler korosunu takar mı ardına?"
"Takmaz, tam tersine en temiz değerleri, iyiliği, ölçüyü, düzeni götürür beraberinde..."
* * *
Milattan önce 400 yılında "iyi lider" işte böyle tanımlanıyordu. "Politikayı erdemliler yönetirse toplum iyi yönetilir" diye düşünülüyordu.
Sonra aradan 1900 yıl geçti. 16. yüzyılın başlarında ünlü İtalyan filozofu Niccolo Machiavelli yeni bir lider tanımıyla çıktı ortaya.
"Hükümdar" adlı eserinde şunları yazdı: "Hükümdar olmak için çok değerli bir insan olmaya gerek yoktur. Çok şanslı olmak da gerekmez. Kurnaz olmak yeterlidir."
Bu saptamasıyla Machiavelli, siyaset biliminde bir çığır açtı. Siyaseti ahlaktan ayırdı. Artık politikacılar "iyi kötü", "değerli değersiz" diye ayrılmayacak, "başarı" tek kıstas olacaktı. Machiavelli "Hükümdar" adlı kitabında bu başarının anahtarını da verdi:
"Hükümdarın başarısı için iyi niteliklere sahip olması şart değildir. Ama onlara sahipmiş gibi görünmesi şarttır" dedi.
"Amaca ulaşmak için her yol mubahtır" anlayışını böylece yüzyıllar ötesinden, gelecek kuşak siyasetçilerinin kulağına fısıldadı.
***
Bugün Sokrates'in dünyasına çok uzağız. Gemiler acemi gemicilerin elinde. Usta kaptanlar "işe yaramaz kaçık" muamelesi görüyorlar.
Oysa "makyavelizm" siyasette 500 yıl sonra - hala- geçerliliğini koruyor.
Liderlik birikimi olanlardan çok, kendini kurnaz sananlar ortalıkta cirit atıyor. "Hiçbir iyi niteliği olmadığı halde, hepsine sahipmiş gibi görünenler", iktidara ulaşmak için her yöntemi pervasızca kullananlar da Machiavelli'nin 500 yıl önce adını koyduğu o gelenekten geliyorlar.
Hala "erdem" değil, "başarı" asli değer sayılıyor. Söylenen sözün doğruluğundan çok, o söz için kalkan ellerin sayısı önemseniyor. Gece yastıktaki vicdan huzurunun, sandıktaki oy kadar değeri yok. Tarihin giyotini politikayı bir onur savaşı kılan ne varsa biçmiş, geriye kaba bir çıkar mücadelesi kalakalmış adeta...
***
Bugün Ankara Atatürk Spor Salonu'nda yarışacak sosyal demokrat lider adaylarının hepsi de Mülkiye'de, Sokrates'i de, Machiavelli'yi de mutlaka okudular. Ya birine, ya diğerine hak verdiler.
Ama o günlerden bugüne, konu önemini yitirdi. Oysa bu, siyasal yelpazenin solundaki bir parti için birincil derecede önemsenmesi gereken bir tartışmaydı. Bugünkü kurultayda solda lider arayışı bir gündem maddesidir, belki demokratikleşme de, bir gündem maddesidir, ama siyasal ahlak gündemde değildir. Oysa siyaset bilimci Prof. Dr. Türker Alkan "Siyasal Ahlak" kitabında şöyle diyor:
"Asıl sorun ahlak ve kültür anlayışının, yani toplumda genel kabul gören insan modelinin değişebilmesidir. Siyasal ahlak ve kültür değişmediği sürece, demokratikleşme girişimleri yüzeysel ve geçici başarılar olarak kalacak, ilk sıkıntı ve bunalımda otoriter yönetime dönme eğilimi patlak verecektir."
* * *
Tabii bu türden felsefe tartışmaları, gemiye kaptan arayan kurultaylar için oldukça yabancı...
Ben çağın koşulları ve yükselen değerler gereği bu yarışta "iyi niteliklere sahipmiş gibi görünen", "kurnaz", "hırslı" ve "inatçı" lider adaylarının şansını daha fazla görüyorum.
Yine de "inatçı lider" arayanlara küçük bir hatırlatmada bulunmayı yararlı sayıyorum:
"Bir daha deneyeyim" inadını en son sürdüren kaptan, Van uçağının pilotu olmuştu. Sonuç ortada.
Sizce bugün yolculara "hırslı ve inatçı kaptan mı? havayı ve iklimi bilen kaptan mı?" diye sorsak o pilota oy çıkar mıydı?
Van uçağı yolcuları için çok geç bir soru... Sosyal demokrat delegelerin ise yanıt için pek az vakti kaldı.