Cengiz Han
09-03-2007, 11:03
KUR'AN İLE BARIŞIK MIYIZ?
İnsanlığın ateşten bir çukurun kenarında olduğu bir sırada, onu karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiş bir "Hidayet rehberi"dir Kur'an. Hz. Muhammed peygamberlikle görevlendirildiği sırada genelde dünya, özelde Arap toplumunun içinde bulunduğu durumu hepimiz yakından biliyoruz.
İşte Kur'an, tam böylesi bir ortamda indirilmeye başladı. O'nun mesajını ve bu mesajda öncelediği şeylerin de bir müslüman olarak hepimiz farkındayız. Öncelikle itaat ve ibadetin yalnızca Allah'a yapılması gerçeğini yoğun bir şekilde ele almıştık. Şirk ve onunla ilgili her ne varsa yoğun ve etkili bir üslupla mücadele edilmiştir. Bunun yanında İslam'ın ahlaki, toplumsal ve insani ilkeleri çok çeşitli, etkili ve güçlü bir üslupla, ısrarla işlenmiştir.
Davetin üslubu daha çok sevdirme, beğendirme, teşvik etme, örnek verme, vaad etme ve tartışmaya dayanmaktadır. Bu aşamada yasama ve yasallaştırma üslubu yoktur. Daha ziyade peygamberin ahlak ve fazileti örnek olarak ya da çeşitli yollarla vurgulanmaktadır.
Bugün gelinen ya da içinde bulunduğumuz noktaya bu açıdan bakıldığında bazı önemli yanılgı ve sapmalar bulunduğu gözlenmektedir. Kur'an'ın iniş sırasına dikkatlice bakıldığında görülecektir ki, ibadet ve kulluğun yalnızca Allah'a has kılınması gerçeği ikaz edildikten hemen sonra ahlaka ilişkin mesajlar gelmekte ve yoğunluk kazanmaktadır. (Burada iman-ahlak ayrımı yaptığımız düşünülmesin.)
Hz. Peygamber gerek risalet öncesi gerek risalet sonrası ahlaki bakımdan hep övülen bir insandı. O'nun en azılı düşmanları dahi O'na "EMİN" sıfatını layık görüyorlardı. Mücadelelerinin en şiddetli olduğu zamanlarda dahi en değerli şeylerini emanet edebiliyorlardı. İşte bu ince noktayı yakalayabilirsek o zaman Kur'an'ın öngördüğü insan olabiliriz. Oysa bugün O'nun yolundan gittiğini söyleyenler olarak bu gerçekten hayli uzağız. (2)
Allah daha ilk inen ayetlerde Peygambere;"... Sen büyük bir ahlak üzeresin..." diyordu. Bu büyük ahlak kavramı; bireysel, toplumsal, ailevi ve insani değerlerle ilgili her çeşit tavır, hareket, iş, davranış, alışkanlık, görünüş ve karakteri kapsamına alır. Bunların hepsinde büyüklük, olgunluk ve farklılık niteliklerini ortaya koyar.
Öte yandan bir Buhari hadisinde Rasul'e ilk vahyin inişi sonrasında içinde bulunduğu psikolojik durum dolayısıyla eşi Hatice'nin (r); "Allah'a yemin ederim O seni asla unutmayacaktır. Sen akrabalarına yardım eder, mağdurları gözetir, fakirlere arka çıkar, musibet anında görevini yerine getirirsin..." dediği aktarılmak suretiyle O'nun bu özelliği belirtilmekte ve hakkı teslim edilmektedir.
Böyle olduğu içindir ki O yeryüzünün en büyük inkılabını gerçekleştirebilmiştir. Ama bugün bizler bu türlü niteliklerden oldukça uzaklardayız. Evet geçirdiğimiz süreç itibariyle atalarımızın dinini bıraktık. Kur'an'ın dinimizin esas ve tek kaynağı olduğu gerçeğinin farkına vardık. Hatta bunu dilimize sakız bile yapmalıyız yer yer. Yani Kur'an ile tanıştık. Ancak ne var ki onunla henüz barışamadık.
Peygamberin örnek ahlakı, insanlara adaletli davranması, mü'minlere karşı şefkatli olması... Kur'an'da belirtilen özelliklerindendir. Yine Kur'an ilk inen ayetlerde bazı temel ahlaki ilkelerin üzerinde bu kadar erken ve önemle durmaktadır. (...Yalanlayanlara itaat etme... Şunların hiç birine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, söz götürüp getiren, hayra engel olan, saldırgan, günahkar, kaba, sonrada kötülükle damgalı...(3) gibi).
Çünkü bir bina yapılırken onun kirişlerine, binayı taşıyacak ebat ve sağlamlıkta demirler konulmalı ve yeterince çimento kullanılmalıdır ki o bina sağlam olsun ve uzun süre ayakta durabilsin. Aksi takdirde kısa sürede yıkılacak ve kendisinden beklenilen yaran sağlayamayacaktır. İşte bunun gibi İslam toplumu bina edilirken o toplumu oluşturacak sağlam insan malzemesine ihtiyaç vardır. Bu sağlam malzeme de; insanların sadece Allah'a ibadet ve itaat etmeleri, üstün ahlaki meziyetlere sahip olmaları ile gerçekleşebilir.
Bizler bugün büyük bir vurdumduymazlık ve sorumsuzluk örneği sergilemekteyiz. Bir kere insanımız emin olmaktan uzaktır. Söz vermekte ancak sözünde durmamaktadır. Vaktinde sözünü ve görevini yerine getirmemektedir. Hiç bir şeyi görev olarak üstlenmeme ya da dert edinmeme eğilimi büyük bir açmaz olarak karşımızda durmaktadır.
Kendini müstağni görme alışkanlığı yayılmaktadır. Öğrenci olanlarımızı ele alalım. Öğrencinin, öğrenciliğin gereklerini yerine getirmesi gerekmektedir. Toplum ya da ailesi ona o okulu bitirme görevini vermiş ya da kişi kendisi o görevi üstlenmiştir. Bu görevi gereği gibi yerine getiremeyen bir gence hangi gözle bakılacaktır. O gencin taşımaya çalıştığı İslami mesaj nasıl karşılanacaktır. Sabahlara kadar sigara dumanı ve çay eşliğinde yürütülen muhabbetlerin sonucu sabah namazı da uykuda geçmektedir. Yataktan ancak öğleye doğru kalkılmaktadır. Halbuki dersler genelde öğleye kadardır. Öğleden sonraları ise serbesttir. Okula gidip ders dinlemekten ve okulda başlayacak olan dostluklardan yoksun bir gencin İslami Haraket adına söyleyecek ne sözü olabilir... Ya da bu türden kişilere kim güvenir...
İnsanlığın ateşten bir çukurun kenarında olduğu bir sırada, onu karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için gönderilmiş bir "Hidayet rehberi"dir Kur'an. Hz. Muhammed peygamberlikle görevlendirildiği sırada genelde dünya, özelde Arap toplumunun içinde bulunduğu durumu hepimiz yakından biliyoruz.
İşte Kur'an, tam böylesi bir ortamda indirilmeye başladı. O'nun mesajını ve bu mesajda öncelediği şeylerin de bir müslüman olarak hepimiz farkındayız. Öncelikle itaat ve ibadetin yalnızca Allah'a yapılması gerçeğini yoğun bir şekilde ele almıştık. Şirk ve onunla ilgili her ne varsa yoğun ve etkili bir üslupla mücadele edilmiştir. Bunun yanında İslam'ın ahlaki, toplumsal ve insani ilkeleri çok çeşitli, etkili ve güçlü bir üslupla, ısrarla işlenmiştir.
Davetin üslubu daha çok sevdirme, beğendirme, teşvik etme, örnek verme, vaad etme ve tartışmaya dayanmaktadır. Bu aşamada yasama ve yasallaştırma üslubu yoktur. Daha ziyade peygamberin ahlak ve fazileti örnek olarak ya da çeşitli yollarla vurgulanmaktadır.
Bugün gelinen ya da içinde bulunduğumuz noktaya bu açıdan bakıldığında bazı önemli yanılgı ve sapmalar bulunduğu gözlenmektedir. Kur'an'ın iniş sırasına dikkatlice bakıldığında görülecektir ki, ibadet ve kulluğun yalnızca Allah'a has kılınması gerçeği ikaz edildikten hemen sonra ahlaka ilişkin mesajlar gelmekte ve yoğunluk kazanmaktadır. (Burada iman-ahlak ayrımı yaptığımız düşünülmesin.)
Hz. Peygamber gerek risalet öncesi gerek risalet sonrası ahlaki bakımdan hep övülen bir insandı. O'nun en azılı düşmanları dahi O'na "EMİN" sıfatını layık görüyorlardı. Mücadelelerinin en şiddetli olduğu zamanlarda dahi en değerli şeylerini emanet edebiliyorlardı. İşte bu ince noktayı yakalayabilirsek o zaman Kur'an'ın öngördüğü insan olabiliriz. Oysa bugün O'nun yolundan gittiğini söyleyenler olarak bu gerçekten hayli uzağız. (2)
Allah daha ilk inen ayetlerde Peygambere;"... Sen büyük bir ahlak üzeresin..." diyordu. Bu büyük ahlak kavramı; bireysel, toplumsal, ailevi ve insani değerlerle ilgili her çeşit tavır, hareket, iş, davranış, alışkanlık, görünüş ve karakteri kapsamına alır. Bunların hepsinde büyüklük, olgunluk ve farklılık niteliklerini ortaya koyar.
Öte yandan bir Buhari hadisinde Rasul'e ilk vahyin inişi sonrasında içinde bulunduğu psikolojik durum dolayısıyla eşi Hatice'nin (r); "Allah'a yemin ederim O seni asla unutmayacaktır. Sen akrabalarına yardım eder, mağdurları gözetir, fakirlere arka çıkar, musibet anında görevini yerine getirirsin..." dediği aktarılmak suretiyle O'nun bu özelliği belirtilmekte ve hakkı teslim edilmektedir.
Böyle olduğu içindir ki O yeryüzünün en büyük inkılabını gerçekleştirebilmiştir. Ama bugün bizler bu türlü niteliklerden oldukça uzaklardayız. Evet geçirdiğimiz süreç itibariyle atalarımızın dinini bıraktık. Kur'an'ın dinimizin esas ve tek kaynağı olduğu gerçeğinin farkına vardık. Hatta bunu dilimize sakız bile yapmalıyız yer yer. Yani Kur'an ile tanıştık. Ancak ne var ki onunla henüz barışamadık.
Peygamberin örnek ahlakı, insanlara adaletli davranması, mü'minlere karşı şefkatli olması... Kur'an'da belirtilen özelliklerindendir. Yine Kur'an ilk inen ayetlerde bazı temel ahlaki ilkelerin üzerinde bu kadar erken ve önemle durmaktadır. (...Yalanlayanlara itaat etme... Şunların hiç birine itaat etme: Yemin edip duran, aşağılık, söz götürüp getiren, hayra engel olan, saldırgan, günahkar, kaba, sonrada kötülükle damgalı...(3) gibi).
Çünkü bir bina yapılırken onun kirişlerine, binayı taşıyacak ebat ve sağlamlıkta demirler konulmalı ve yeterince çimento kullanılmalıdır ki o bina sağlam olsun ve uzun süre ayakta durabilsin. Aksi takdirde kısa sürede yıkılacak ve kendisinden beklenilen yaran sağlayamayacaktır. İşte bunun gibi İslam toplumu bina edilirken o toplumu oluşturacak sağlam insan malzemesine ihtiyaç vardır. Bu sağlam malzeme de; insanların sadece Allah'a ibadet ve itaat etmeleri, üstün ahlaki meziyetlere sahip olmaları ile gerçekleşebilir.
Bizler bugün büyük bir vurdumduymazlık ve sorumsuzluk örneği sergilemekteyiz. Bir kere insanımız emin olmaktan uzaktır. Söz vermekte ancak sözünde durmamaktadır. Vaktinde sözünü ve görevini yerine getirmemektedir. Hiç bir şeyi görev olarak üstlenmeme ya da dert edinmeme eğilimi büyük bir açmaz olarak karşımızda durmaktadır.
Kendini müstağni görme alışkanlığı yayılmaktadır. Öğrenci olanlarımızı ele alalım. Öğrencinin, öğrenciliğin gereklerini yerine getirmesi gerekmektedir. Toplum ya da ailesi ona o okulu bitirme görevini vermiş ya da kişi kendisi o görevi üstlenmiştir. Bu görevi gereği gibi yerine getiremeyen bir gence hangi gözle bakılacaktır. O gencin taşımaya çalıştığı İslami mesaj nasıl karşılanacaktır. Sabahlara kadar sigara dumanı ve çay eşliğinde yürütülen muhabbetlerin sonucu sabah namazı da uykuda geçmektedir. Yataktan ancak öğleye doğru kalkılmaktadır. Halbuki dersler genelde öğleye kadardır. Öğleden sonraları ise serbesttir. Okula gidip ders dinlemekten ve okulda başlayacak olan dostluklardan yoksun bir gencin İslami Haraket adına söyleyecek ne sözü olabilir... Ya da bu türden kişilere kim güvenir...