Kaptan-ı Derya
09-03-2007, 11:29
Dedelerimiz Oğuzlar Çıkmış Yola Aral Kıyısından
Sayfa: 1/2
Dünya,Sovyet cumhuriyetlerinin birbiri ardına bağımsızlık haberleriyle çalkalanıyordu.Bu cumhuriyetlerden biride Moldova’ydı.
Orta Asya Cumhuriyetlerinde olduğu gibi Moldova’da da sıkıntılı olaylar başlamıştı.
Ajanslar,Moldova’da yaklaşık 200.000 Gagavuz’un ayrı bir cumhuriyet ilan etmek istediklerini ve gösteriler yaptıklarını duyuruyordu.Gagavuz haberleri geçilirken bunların Türk olduğuda özellikle vurgulanıyordu.
İlkin aklıma,bağımsızlığını ilan ettikten sonraÖzbekistan ve Kırgızistan’da meydana gelen kanlı olaylar geldi.Özbekistan’da muhtemelen Rus istihbaratının kışkırttığı olaylarda Fergana vadisinde binlerce Ahıska Türkü katledilmişti.
Ahıska Türkleri İkinci Dünya savaşı sonrası diktatör Stalin tarafından Gürcistan’daki yurtlarından koparılarak başta Fergana vadisi olmak üzere Ortaasya’ya sürgün edilmişlerdi.Katliamlar sonrası onbinlerce Ahıska Türkü Özbekistan’dan kaçarak Azerbaycan ve Ukrayna’ya sığındı.Bir bölümü Gürcistan’daki topraklarına dönebildi. Neticede Özbek Türkünün Ahıska Türkünü katlettiğini ve yine sürgün ettiğini tarih kitapları yazacak. Amaç ise Özbekistan’da, Türkiye’ye çok daha yakın olan Ahıska Türklerini katlederek daha bağımsızlığının başlangıcında bu ülkenin Türkiye ile arasını açmaktı.
Yine Rus KGB’nin kışkırttığı olaylarda bu defa Özbekler kurban seçilmişlerdi.Osh’ta Kırgızların saldırılarına uğrayan binlerce Özbek Türkü hayatını kaybetti ve bu ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Burada da amaç bağımsızlığını yeni ilan eden iki Türk cumhuriyetini birbirine düşürerek birlikte hareket etmelerini önlemekti. Neticede yine Türkü Türke kırdırmışlardı.
Acaba Moldova’da da aynı oyun mu oynanıyordu?Moldovalılar Romen asıllıydı ve Romanya’yla birleşmek istiyordu.Romenlerin Türkiye ile ilişkileri çok iyiydi.
Ayrıca Romanya ve Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarındaki yerleşim merkezlerinde yaklaşık üç milyon Gagavuz yaşıyordu.
Bütün bunları incelemek ve yeni bir Türk boyu keşfetmenin heyecanıyla Kişinev’e gittik.
Havaalanında bizi karşılayan Gagavuz heyetinin başında tarihçi Profesör Deniz Tanasoglu vardı.
Önce gagavuzların kim olduğunu öğrenmemiz gerekiyordu:
“-Gagavuz demeniz yanlış.Bizler Gökoğuzlarız.Tıpkı sizler gibi bu topraklara Ortaasya’dan göçettik.Sizlerle tek farkımız bizim Hıristiyanlığı kabul etmemiz.Şu anda Ukrayna,Moldova,Romanya,Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarında üç milyonu aşkın Gökoğuz yaşıyor.Moldova’nın Kültür Bakanı ,Bulgaristan ve Romanya parlamentolarında bazı üyeler Gökoğuz.Hıristiyan olmalarına rağmen Türkçe konuşuyorlar ve kendilerini Türk biliyorlar”
Profesör Tanasoğlu aksanı değişik olsa da anlaşılır bir Türkçe konuşuyordu. Moldova’da Gagavuzların yaşadığı bölgede bağımsızlık ilan etmek istemelerinin sebebini de ayrı bir millet olmaları olarak gösteriyor ve Türkiye’den yardım istiyor.
“-Moldova’da Gökoğuzlar Komrad ve Çadır vilayetlerinde Ukrayna sınırına yakın bölgelerde yaşıyorlar.Yaklaşık 200 bin Gökoğuz var bu ülkede” Üzüm ve şarap üretimi başta olmak üzere tarım dışında herhangi bir gelirleri olmayan Gökoğuzlar bağımsız bir devlet olmak için süratle altyapıyı oluşturmaya çalışıyordu.
Milli marşlarını bile hazırlamışlardı:
“...Biz Gökoğuzlar
...Şanlı millet
...Vatan istiyoruz vatan.....”diye başlıyordu milli marşları ve Türkçeydi. Bayrakları gök mavi renk üzerinde bir kurt başıydı .
“-Bozkurt sizin olduğu gibi bizim de sembolümüz” diyordu Profesör Tanasoğlu. Ertesi gün Komrad’a geçtik.Komrad(Doru At) anlamına geliyor.Komrad’a yaklaşık beş kilometre kala kurt başlı bayrakların asılı olduğu barikatlarda yolumuz kesiliyordu.Moldova polisi oraya kadar barikat kurmuş Gökoğuz bölgesine girmemişti.
Devlet Başkanı Mircea Snegor aslında Türkiye’ye yakın bir yöneticiydi. Gökoğuz bölgesinden döndükten sonra kendisiyle yaptığımız röportajda :
“-Gökoğuzlar burada Özgür.Ben şahsen Rusların bu işin arkasında olduğunu sanıyorum.Bakın bizim Kültür Bakanımız bile Gökoğuz.Biz bu düşüncelerle ve sakin hareket etmeseydik çok kan dökülecekti.Bunu da Ruslar kullanacaktı” dedi. Gördüklerim onu doğruluyordu.Uzlaşmayı zamana bırakmıştı.Zaten başkent Kişinev’de yaşayan ve aydın kesimi oluşturanGökoğuzlar da adeta bir aracı gibi davranmışlar ve Moldova içinde özerk bir bölge statüzünün yeterli olduğunu savunmuşlardı.netiecede Gökoğuz bölgesine Moldovalıların saldırısı gerçekleşmemiş ilk baştaki gergin gösteriler durmuştu.
Komrad önündeki Gökoğuz barikatlarında TRT’den geldiğimizi bildirince yer yerinden oynadı.Pazar sabahı olduğundan halk kilisede toplanmıştı.Türkçe dua ediyorlardı.
“-Tanrım bizi prost eyle-affet-“
Rahip Dionis Tavukçu gelişimiz sebebiyle Tanrı’ya şükrettikten sonra gözleri dolu dolu olmuştu.
“-Biliyorsunuz biz Gökoğuz kilisesi Patrikhaneye bağlıyız.Ukraynadaki Gökoğuzlar da bizim gibi kiliseye bağlı.Son yıllarda Yunanistan binlerce Gökoğuz’u Odessa köylerinden toplayarak Ortodoks Hıristiyan olarak kendi ülkesine götürdü.Biz Yunanistan’a değil Türkiye’ye gitmek istiyoruz.Beni üzen Patrikhanenin bu işin içinde olmasıdır”
Gerçekten de yaklaşık bir yıl önce Yunanistan Avrupa Birliğinden aldığı fonlarla Binlerce Gökoğuzu Batı Trakya’ya getirerek Türk köylerinin yakınlarına yerleştirmişti.Amaç nüfus dengesini bozmaktı.Ancak göçmenler Batı Trakya Türkleriyle kaynaşıp aynı dili konuşunca Gökoğuzları ülkenin içlerine Atina ve Selanik çevresine dağıtmıştı.
Yunanistan, tarihi Karadeniz’i ve Balkanları çok iyi biliyor ve stratejik oyunlarını sürdürüyordu.Ya biz?
Ben yine Komrad’a dönmek istiyorum.İkinci ziyaretimizi Devlet Başkanı Stefan Topal’a yaptık.
Birkaç eski koltuk ve ahşap masadan oluşan büronun bulunduğu binada,kurdukları radyo ve öteki bakanlıklar vardı.Tabii ki sadece bakanlar mevcuttu.Sekreterleri bile yoktu.Herkes her işe koşuyordu.
Radyo odasında birkaç Türkçe plaktan başka bir şey yoktu.Plaklar da 1950 tarihliydi.
Devlet Başkanı Stefan Topal ve yardımcısı Mihail Kendigelen bizim için özel bir program hazırlamışlardı.
Üniversitede ve tiyatroda gösterileri izleyecek toplantılara katılacaktık. Stefan Topal Dışişleri Bakanı Peter Zavriçko’yu Türkiye’ye göndermek istiyordu. “-Padişahınız İzal ile Başvezir Demirel’den randevu almamıza yardımcı olurmusunuz?”dedi.
Türkiye’de demokrasi olduğunu biliyordu ama onların Türkçesinde Cumhurbaşkanı Padişah,Başvezir de başbakandı.Atatürk’e Padişah Atatürk diyorlardı.
Stefan Topal bağımsızlıklarını pekiştirebilmek için kendilerine yardımcı olabilecek tek ülkenin Türkiye olduğunu söylüyordu.
“-Biz özbeöz Türkleriz.Türkiye buraya yatırım yapsın.Türk işadamları gelsinler.Her türlü imkanı sağlayacağız”
Yatırım yapılabilecek tek sektör ise üzüm ve şaraptı.Çadır bölgesinde üreti,len şarapların her yıl İngiltere sarayına gönderildiğini ve çok kaliteli olduğunu hatırlatmak istiyorum.
İlk etapta Gökoğuz radyosuna malzeme gönderilmesi ve Komrad üniversitesiyle üniversitelerimizin işbirliğine yönelmesi için yoğun çaba harcadım.2000 yılına gelindiğinde Komrad üniversitesinde yaklaşık 100 Türk öğrenci olması sevindirici.
Ayrıca üniversiteye ihtiyaç duyulan malzemelerin büyük bölümü sağlandı.Gökoğuz tiyatrosunun o akşam oynadığı nefis oyun daha sonra Türkiye’de tiyatrolarda sergilendi ve büyük ilgi gördü.Oyunun adı(Asena)ydı.
Komrad üniversitesinin rektörü Konstantin Tavşancı işin özünün ekonomik reform olduğunun bilincindeydi.Daha sonra asistanlarını Türkiye’ye yollayarak serbest ekonomi konusunda eğitimlerini sağladı.
Gökoğuzlarla ilgili iki anı beni çok etkiledi.Dünyaca ünlü ressamları sevastin Dimitri (Daha sonra adını Savaşan olarak değiştirdi)beni Başalma köyünde kurdukları Gökoğuz müzesine götürdü..Müzede Atatürk’ün büstü dikkatimi çekti.Büstü yapan Yorgi Tanasoğlu:
“-Bu büstü buraya en son 1938 de gelen Türk öğretmenin bıraktığı kartpostale bakarak yaptım.Bize son öğretmeni Atatürk göndermişti.O öldükten sonra bir daha Türkiye’nin yüzünü görmedik.Bilgi alamadık.Atatürk bizim içimizde ayrı bir yerde” dedi.
Ve finali bir Gökoğuz ilkokulunda yaşadım.
Çadır kentinde bir Türk ilkokuluna gittik.Kitapları kiril alfabesiyle yazılmıştı.Oysa 1938 yılına kadar Latin alfabesiyle Türkçe okuyorlardı.
İlkokul kitaplarının içeriğini Gökoğuz öğretmenler kurulu beliliyordu.İkinci sınıfta Elena Karanfil’den okuma kitabının ilk konusunu okumasını istedim.
“.Dedelerimiz Oğuzlar
Çıkmış Aral Gölü kıyısından Oğuzlar yola
Gökoğuzlar kuzeyden Akoğuzlar güneyden yürümüşler
Gökoğuzlar Hıristiyan Akoğuzlar Müslüman olmuşlar
Köklerini hiç unutmamışlar...”
Acaba dedim içimden.Kök Türkiye.Dallar dünyanın her yerinde yayılmış Türkler.Dallar köksüz olmuyor.Kök ise artık beslemiyor.Sovyetler Birliği döneminde dallar tamamen kökten koparılmak istenmiş.Ama başarılamamış.Şimdi ise yeniden Ulu Çinar Türk milletinin buluşma zamanı.
Küçük Gökoğuz kız çocuğunun okuduğu metin bizim ilkokul kitaplarımızda neden yer almıyor?Yer alsa hangi gazete ne yazardı,kim neyle suçlanırdı,gelin hep beraber düşünelim.
Türkün Türkten başka dostu yok diye yazıyoruz.Oysa gerçek Türkün Türkten başka düşmanı yok olmalı.
KOD ADI GAZETECİ
Sayfa: 1/2
Dünya,Sovyet cumhuriyetlerinin birbiri ardına bağımsızlık haberleriyle çalkalanıyordu.Bu cumhuriyetlerden biride Moldova’ydı.
Orta Asya Cumhuriyetlerinde olduğu gibi Moldova’da da sıkıntılı olaylar başlamıştı.
Ajanslar,Moldova’da yaklaşık 200.000 Gagavuz’un ayrı bir cumhuriyet ilan etmek istediklerini ve gösteriler yaptıklarını duyuruyordu.Gagavuz haberleri geçilirken bunların Türk olduğuda özellikle vurgulanıyordu.
İlkin aklıma,bağımsızlığını ilan ettikten sonraÖzbekistan ve Kırgızistan’da meydana gelen kanlı olaylar geldi.Özbekistan’da muhtemelen Rus istihbaratının kışkırttığı olaylarda Fergana vadisinde binlerce Ahıska Türkü katledilmişti.
Ahıska Türkleri İkinci Dünya savaşı sonrası diktatör Stalin tarafından Gürcistan’daki yurtlarından koparılarak başta Fergana vadisi olmak üzere Ortaasya’ya sürgün edilmişlerdi.Katliamlar sonrası onbinlerce Ahıska Türkü Özbekistan’dan kaçarak Azerbaycan ve Ukrayna’ya sığındı.Bir bölümü Gürcistan’daki topraklarına dönebildi. Neticede Özbek Türkünün Ahıska Türkünü katlettiğini ve yine sürgün ettiğini tarih kitapları yazacak. Amaç ise Özbekistan’da, Türkiye’ye çok daha yakın olan Ahıska Türklerini katlederek daha bağımsızlığının başlangıcında bu ülkenin Türkiye ile arasını açmaktı.
Yine Rus KGB’nin kışkırttığı olaylarda bu defa Özbekler kurban seçilmişlerdi.Osh’ta Kırgızların saldırılarına uğrayan binlerce Özbek Türkü hayatını kaybetti ve bu ülkeden kaçmak zorunda kaldı. Burada da amaç bağımsızlığını yeni ilan eden iki Türk cumhuriyetini birbirine düşürerek birlikte hareket etmelerini önlemekti. Neticede yine Türkü Türke kırdırmışlardı.
Acaba Moldova’da da aynı oyun mu oynanıyordu?Moldovalılar Romen asıllıydı ve Romanya’yla birleşmek istiyordu.Romenlerin Türkiye ile ilişkileri çok iyiydi.
Ayrıca Romanya ve Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarındaki yerleşim merkezlerinde yaklaşık üç milyon Gagavuz yaşıyordu.
Bütün bunları incelemek ve yeni bir Türk boyu keşfetmenin heyecanıyla Kişinev’e gittik.
Havaalanında bizi karşılayan Gagavuz heyetinin başında tarihçi Profesör Deniz Tanasoglu vardı.
Önce gagavuzların kim olduğunu öğrenmemiz gerekiyordu:
“-Gagavuz demeniz yanlış.Bizler Gökoğuzlarız.Tıpkı sizler gibi bu topraklara Ortaasya’dan göçettik.Sizlerle tek farkımız bizim Hıristiyanlığı kabul etmemiz.Şu anda Ukrayna,Moldova,Romanya,Bulgaristan’ın Karadeniz kıyılarında üç milyonu aşkın Gökoğuz yaşıyor.Moldova’nın Kültür Bakanı ,Bulgaristan ve Romanya parlamentolarında bazı üyeler Gökoğuz.Hıristiyan olmalarına rağmen Türkçe konuşuyorlar ve kendilerini Türk biliyorlar”
Profesör Tanasoğlu aksanı değişik olsa da anlaşılır bir Türkçe konuşuyordu. Moldova’da Gagavuzların yaşadığı bölgede bağımsızlık ilan etmek istemelerinin sebebini de ayrı bir millet olmaları olarak gösteriyor ve Türkiye’den yardım istiyor.
“-Moldova’da Gökoğuzlar Komrad ve Çadır vilayetlerinde Ukrayna sınırına yakın bölgelerde yaşıyorlar.Yaklaşık 200 bin Gökoğuz var bu ülkede” Üzüm ve şarap üretimi başta olmak üzere tarım dışında herhangi bir gelirleri olmayan Gökoğuzlar bağımsız bir devlet olmak için süratle altyapıyı oluşturmaya çalışıyordu.
Milli marşlarını bile hazırlamışlardı:
“...Biz Gökoğuzlar
...Şanlı millet
...Vatan istiyoruz vatan.....”diye başlıyordu milli marşları ve Türkçeydi. Bayrakları gök mavi renk üzerinde bir kurt başıydı .
“-Bozkurt sizin olduğu gibi bizim de sembolümüz” diyordu Profesör Tanasoğlu. Ertesi gün Komrad’a geçtik.Komrad(Doru At) anlamına geliyor.Komrad’a yaklaşık beş kilometre kala kurt başlı bayrakların asılı olduğu barikatlarda yolumuz kesiliyordu.Moldova polisi oraya kadar barikat kurmuş Gökoğuz bölgesine girmemişti.
Devlet Başkanı Mircea Snegor aslında Türkiye’ye yakın bir yöneticiydi. Gökoğuz bölgesinden döndükten sonra kendisiyle yaptığımız röportajda :
“-Gökoğuzlar burada Özgür.Ben şahsen Rusların bu işin arkasında olduğunu sanıyorum.Bakın bizim Kültür Bakanımız bile Gökoğuz.Biz bu düşüncelerle ve sakin hareket etmeseydik çok kan dökülecekti.Bunu da Ruslar kullanacaktı” dedi. Gördüklerim onu doğruluyordu.Uzlaşmayı zamana bırakmıştı.Zaten başkent Kişinev’de yaşayan ve aydın kesimi oluşturanGökoğuzlar da adeta bir aracı gibi davranmışlar ve Moldova içinde özerk bir bölge statüzünün yeterli olduğunu savunmuşlardı.netiecede Gökoğuz bölgesine Moldovalıların saldırısı gerçekleşmemiş ilk baştaki gergin gösteriler durmuştu.
Komrad önündeki Gökoğuz barikatlarında TRT’den geldiğimizi bildirince yer yerinden oynadı.Pazar sabahı olduğundan halk kilisede toplanmıştı.Türkçe dua ediyorlardı.
“-Tanrım bizi prost eyle-affet-“
Rahip Dionis Tavukçu gelişimiz sebebiyle Tanrı’ya şükrettikten sonra gözleri dolu dolu olmuştu.
“-Biliyorsunuz biz Gökoğuz kilisesi Patrikhaneye bağlıyız.Ukraynadaki Gökoğuzlar da bizim gibi kiliseye bağlı.Son yıllarda Yunanistan binlerce Gökoğuz’u Odessa köylerinden toplayarak Ortodoks Hıristiyan olarak kendi ülkesine götürdü.Biz Yunanistan’a değil Türkiye’ye gitmek istiyoruz.Beni üzen Patrikhanenin bu işin içinde olmasıdır”
Gerçekten de yaklaşık bir yıl önce Yunanistan Avrupa Birliğinden aldığı fonlarla Binlerce Gökoğuzu Batı Trakya’ya getirerek Türk köylerinin yakınlarına yerleştirmişti.Amaç nüfus dengesini bozmaktı.Ancak göçmenler Batı Trakya Türkleriyle kaynaşıp aynı dili konuşunca Gökoğuzları ülkenin içlerine Atina ve Selanik çevresine dağıtmıştı.
Yunanistan, tarihi Karadeniz’i ve Balkanları çok iyi biliyor ve stratejik oyunlarını sürdürüyordu.Ya biz?
Ben yine Komrad’a dönmek istiyorum.İkinci ziyaretimizi Devlet Başkanı Stefan Topal’a yaptık.
Birkaç eski koltuk ve ahşap masadan oluşan büronun bulunduğu binada,kurdukları radyo ve öteki bakanlıklar vardı.Tabii ki sadece bakanlar mevcuttu.Sekreterleri bile yoktu.Herkes her işe koşuyordu.
Radyo odasında birkaç Türkçe plaktan başka bir şey yoktu.Plaklar da 1950 tarihliydi.
Devlet Başkanı Stefan Topal ve yardımcısı Mihail Kendigelen bizim için özel bir program hazırlamışlardı.
Üniversitede ve tiyatroda gösterileri izleyecek toplantılara katılacaktık. Stefan Topal Dışişleri Bakanı Peter Zavriçko’yu Türkiye’ye göndermek istiyordu. “-Padişahınız İzal ile Başvezir Demirel’den randevu almamıza yardımcı olurmusunuz?”dedi.
Türkiye’de demokrasi olduğunu biliyordu ama onların Türkçesinde Cumhurbaşkanı Padişah,Başvezir de başbakandı.Atatürk’e Padişah Atatürk diyorlardı.
Stefan Topal bağımsızlıklarını pekiştirebilmek için kendilerine yardımcı olabilecek tek ülkenin Türkiye olduğunu söylüyordu.
“-Biz özbeöz Türkleriz.Türkiye buraya yatırım yapsın.Türk işadamları gelsinler.Her türlü imkanı sağlayacağız”
Yatırım yapılabilecek tek sektör ise üzüm ve şaraptı.Çadır bölgesinde üreti,len şarapların her yıl İngiltere sarayına gönderildiğini ve çok kaliteli olduğunu hatırlatmak istiyorum.
İlk etapta Gökoğuz radyosuna malzeme gönderilmesi ve Komrad üniversitesiyle üniversitelerimizin işbirliğine yönelmesi için yoğun çaba harcadım.2000 yılına gelindiğinde Komrad üniversitesinde yaklaşık 100 Türk öğrenci olması sevindirici.
Ayrıca üniversiteye ihtiyaç duyulan malzemelerin büyük bölümü sağlandı.Gökoğuz tiyatrosunun o akşam oynadığı nefis oyun daha sonra Türkiye’de tiyatrolarda sergilendi ve büyük ilgi gördü.Oyunun adı(Asena)ydı.
Komrad üniversitesinin rektörü Konstantin Tavşancı işin özünün ekonomik reform olduğunun bilincindeydi.Daha sonra asistanlarını Türkiye’ye yollayarak serbest ekonomi konusunda eğitimlerini sağladı.
Gökoğuzlarla ilgili iki anı beni çok etkiledi.Dünyaca ünlü ressamları sevastin Dimitri (Daha sonra adını Savaşan olarak değiştirdi)beni Başalma köyünde kurdukları Gökoğuz müzesine götürdü..Müzede Atatürk’ün büstü dikkatimi çekti.Büstü yapan Yorgi Tanasoğlu:
“-Bu büstü buraya en son 1938 de gelen Türk öğretmenin bıraktığı kartpostale bakarak yaptım.Bize son öğretmeni Atatürk göndermişti.O öldükten sonra bir daha Türkiye’nin yüzünü görmedik.Bilgi alamadık.Atatürk bizim içimizde ayrı bir yerde” dedi.
Ve finali bir Gökoğuz ilkokulunda yaşadım.
Çadır kentinde bir Türk ilkokuluna gittik.Kitapları kiril alfabesiyle yazılmıştı.Oysa 1938 yılına kadar Latin alfabesiyle Türkçe okuyorlardı.
İlkokul kitaplarının içeriğini Gökoğuz öğretmenler kurulu beliliyordu.İkinci sınıfta Elena Karanfil’den okuma kitabının ilk konusunu okumasını istedim.
“.Dedelerimiz Oğuzlar
Çıkmış Aral Gölü kıyısından Oğuzlar yola
Gökoğuzlar kuzeyden Akoğuzlar güneyden yürümüşler
Gökoğuzlar Hıristiyan Akoğuzlar Müslüman olmuşlar
Köklerini hiç unutmamışlar...”
Acaba dedim içimden.Kök Türkiye.Dallar dünyanın her yerinde yayılmış Türkler.Dallar köksüz olmuyor.Kök ise artık beslemiyor.Sovyetler Birliği döneminde dallar tamamen kökten koparılmak istenmiş.Ama başarılamamış.Şimdi ise yeniden Ulu Çinar Türk milletinin buluşma zamanı.
Küçük Gökoğuz kız çocuğunun okuduğu metin bizim ilkokul kitaplarımızda neden yer almıyor?Yer alsa hangi gazete ne yazardı,kim neyle suçlanırdı,gelin hep beraber düşünelim.
Türkün Türkten başka dostu yok diye yazıyoruz.Oysa gerçek Türkün Türkten başka düşmanı yok olmalı.
KOD ADI GAZETECİ