Mutluluk ve Mutlu İnsan... [Arşiv] - FrmPaylas.Com | Paylaşım, Film, Dizi, Müzik, Program, Oyun, Sinema, Video, Komik

PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mutluluk ve Mutlu İnsan...


ЯЭx§ﻼ כσЯρїσמ
07-23-2007, 13:12
Mutluluk ve Mutlu İnsan
(1)Doğan Cüceloğlu

Size Sorsam
Sizinle şöyle bir konuşmaya girdiğimizi varsayalım:
- Niçin bu yazıyı okuyorsunuz?
- Ne yazdığınızı öğrenmek için.
- Ne yazdığımı niçin öğrenmek istiyorsunuz?
- Bana yararı olabilir.
- Neden size yararı olan şeyler öğrenmek istiyorsunuz?
- Yaşamımı daha sağlıklı ve güçlü kılmak için.
- Niçin yaşamınızı daha sağlıklı ve güçlü kılma
istiyorsunuz?

Aslında gerçekten bu konuşmayı yürütüyor olsaydık,
sanırım yüzünüzde şu anda hayret, şaşkınlık ya da rahatsızlık
duyguları görebilirdim ve belki de içinizden, "Ne yani, bana yararı
olmayan zararlı şeyler mi öğreneyim?" diye geçirebilirdiniz.
İnsanın sağlıklı ve güçlü olmayı istemesi o kadar doğal
geliyor ki bize, bunu sorgulamak, nefes almayı sorgulamak gibi saçma
geliyor. Ama biz sorgulamamıza devam edersek, yani, "Niçin yaşamınızı
daha sağlıklı ve güçlü kılmak istiyorsunuz?" sorusunu sorarsak,
sanırım en sonunda geleceğimiz nokta şu olacaktır: "Çünkü sağlıklı
olmak ve güçlü bir şekilde yaşamımı sürdürmek beni mutlu ediyor."
Bundan sonraki soru, yani, "Niçin mutlu olmak istiyorsunuz?" sorusu
gerçekten, "niçin nefes almak istiyorsun," ya da, "niçin yaşamak
istiyorsun," gibi saçma gözüküyor, çünkü insan doğasıyla ilgili bir
alana kaymış oluyoruz. Mutluluğu istememek normal insanın elinde
değil; biz mutluluk arayan yaratıklar olarak yaşamımızı sürdürmek
durumundayız. Biyolojik zeminli psikolojik programlanmamız böyle.
O nedenle, insanının mutluluk arayışını sorgulayamayız;
insan mutluluk aramaya programlanmıştır. İnsanın hangi yöntemlerle,
nerede, ne zaman, kimlerle ilişki içinde iken, nasıl mutluluk
aradığını sorgulayabilir, irdeleyebiliriz. Ama, niçin mutluluk
arıyorsun, diye sormak anlamsız geliyor.
Mutluluğa yakın anlamı olan, ama kendisi mutluluk olmayan
kelimeler var; hoşça vakit geçirmek, eğlenmek, zevk almak, haz almak,
neşelenmek, sevinmek, hoşnut olmak, tatmin olmak, heyecanlanmak.
Mutlulukla bu kelimelerin ifade ettiği anlamların farkı ne? Bu soruya
yanıt vermeye kalkarsam mutluluk üstüne yazılmış önemli bir felsefe
kitabının girişine soyunmuş olurum. Onun için bu kelimelerin
mutluluktan farklı bir duyguyu ifade ettiğini söyleyelim ve konuyu
geliştirmeye devam edeyim.

Ama İnsanlar Mutsuz
Sürekli şikayet eden, huzursuz, gergin, öfkeli, alıngan,
karamsar ve çökkün insanlar var çevremizde. Mutlu insanlar ise az.
Eğer mutluluk bizim biyolojik ve psikolojik programlanmamız
içindeyse, neden mutsuz insanlar var? Daha doğrusu, neden mutsuz
insanların sayısı mutlu olanlardan daha fazla?
Bu soru da çok önemli ve kapsamlı bir soru. Bu soruyu da
hakkıyla yanıtlamaya kalkarsak mutluluk üstüne yazılacak bir kitabın
bir başka bölümünü yazmaya başlarız. Ama, kısaca yanıtlamaktan da
kendimi alamıyorum. İnsanlar mutsuz, çünkü kendi özlerinden kopup ona
yabancılaşıyorlar. Mutluluğunu kaynağını toplum, "sahip olduğun
şeyler" olarak gösteriyor. Yine aynı toplum, mutluluğun kaynağının
kim olduğunda yattığını keşfetmeni engellemek için medyasıyla,
reklamlarıyla, okullarıyla, şirketleriyle bütün gücüyle uğraşıyor.
Artık bugün insanlarımız inandırılmış durumda ki, insanın
yaşamının anlamı onun sahip olduğu şeylerden gelir. Kim olduğun,
varoluşun önemli değil. Para kazanabileceğin becerilerin senin
değerini belirler ve kazandığın parayla aldıkların da kim olduğunu.
O nedenle eğitim anlamı para kazanma becerileri veren
süreç olarak anlaşılıyor. Çocuklara ve gençlere temel mesaj şu; var
gücünle geceli gündüzlü çalış, para kazan, ve kazandığın parayı
başkalarının gözünde seni değerli yapacak şeylere harca; mutluluğun
formülü bu.
Buna inanan ve küçük çocuklarını dahi doğur dürüst
göremeden geceli gündüzlü çalışan insanlar mutluluğun peşinde. Ama,
bir bakıyorsun ki, senden daha çok para kazanan ve senin
aldıklarından daha pahalısını ve daha yenisini almış olan "diğerleri"
var.
Diğerleri senden daha mutlu, diye düşünüyorsun. O zaman
daha da çok kazanmaya ve daha da çok almaya iyice kendini veriyorsun
ve bu sarmal gittikçe büyüyerek devam edip gidiyor.

Mutluluk Kaynağı
Mutluluğun kaynağını sahip olduğum şeylerde ve genellikle
dışımda aradığım zaman gerçekten mutlu olabilir miyim?
Hıncal Uluç'un, Hıncal'ın Yeri - 10 (İstanbul: Altın
Kitaplar 2002) başlıklı kitabında Isaac Asimov'dan bir öykü aktarır.
Adamın biri ölmüş. Kendini birden harika bir güzellikler
ülkesinde bulmuş. Bir uşak bekliyormuş onu ve bu uşak, bir dediğini
iki etmiyormuş.
Alaaddin'in cini gibi. "Dile benden ne dilersen."
Aslında kendisini böyle harikulade bir yerde bulduğu için
de şaşırmamış değil. Çünkü oldukça günahkar bir hayat yaşamışmış
dünyada. Ama hiç ses etmeden durumu kabullenmiş.
Aradan uzun, çok uzun zaman geçmiş. Dünyanın en güzel
yemeklerini yemekten, en güzel şaraplarını içmekten, en harika
müziğini dinlemekten, en güzel, en ateşli dilberleriyle sevişmekten
bıkmış. Uşağını çağırmış.
"Biraz çalışmak istiyorum. Buralarda yapabileceğim bir
şey yok mu?"
Uşak kafasını sallamış:
"Buradaki insanlar çalışmazlar. Sadece eğlenir ve
dinlenirler."
"Vallahi," demiş adam, "bak sana açık açık söyleyeyim.
Eğlenmekten ve dinlenmekten bıktım. Çalışmak istiyorum. Terlemek ve
yorulmak istiyorum. Hatta biraz bir yerlerim ağrısa, ona bile
razıyım." Uşak yine kafasını sallamış:
"İmkansız efendim. Tamamıyla imkansız. Böyle şeyler
sadece. Oh. Oh. Öte tarafta vardır."
"Razıyım," diye bağırmış adam. "Razıyım. Cehenneme bile
gitmeye razıyım. Atın beni cehenneme ne olur."
"Ama efendim," demiş uşak şaşkınlık içinde. "Ama efendim,
zaten cehennemdesiniz!..." (s. 53-4.)

Doğan Cüceloğlu