Alpacino
07-24-2007, 11:58
Esselamun Aleykum vRvB
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:
“Münafıkların üç tane alameti vardır: Emanete riayet etmemek, ahde vefa göstermemek ve yalan söylemektir.”
Bu hadis-i şerifi İnşaallahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim âyetleri ışığında açıklamak istiyorum.
Allah’ın yarattığı mahlûkatın içerisinde en şerefli varlık insandır. Ama insanın Allah’ın kendisi için dilediği en zirve noktaya ulaşabilmesi, elbette iç düşmanı olan nefsle, dış düşmanı olan şeytanla ve de İslâm toplumunun içerisinde bizden biri gibi görünüp aslında bizden olmayan, münafıklarla olan mücadelesini başarıyla yürütmesine bağlıdır. Münafık kişi bizden görünmesine rağmen, aslında nefsiyle bir gayret içerisinde olan ve dünyayı talep eden, çifte standart içerisinde olan insandır. Nefsimizin nasıl bir düşman olduğunu hepimiz biliyoruz. Başlangıçta tamamen karanlıklardan müteşekkil, 19 tane hastalıkla mücehhez, sağır, dilsiz ve kör bir yapı içerisinde bulunuyor. Şeytan ise ezelde Allah’ın emrine asi olan, küfür içerisinde olan bir varlığı ifade ediyor. Ama münafık, Allahû Tealâ’nın Resulü’ne görünüşte tâbî olup, kalben nefsiyle beraber olan bir insandır. Yüce Rabb’imiz 200’e yakın âyet-i kerimede bu münafıkları tarif etmiştir. Münafıklar İslâm içerisinde görünüp Allah’a, Allah’ın Kitabı’na ve O’nun Resulü’ne muhalefet ederler. Ancak bu muhalefeti aşikâr şekilde yapmazlar. İç dünyalarında, kalben yani gizli bir biçimde yaparlar. Yani tabir caizse münafıklar İslâm’ın içerisindeki gizli kâfirlerdir. Pirincin içindeki siyah taştan korkmayın, onu herkes görebilir, ayıklayabilir. Asıl korkulması gereken pirincin içerisindeki beyaz taştır. İşte münafıklar, bu misalde ifade edilen pirincin içindeki beyaz taşlardır. Allahû Tealâ münafıkların büyük bir azapla azaplanacağını ve cehennemin en derin yerinde olacağını ifade ediyor.
Acaba bu noktaya ulaşmalarının temelinde ne var? İşte Resulullah onların işaretlerini vermiş. Emanete riayet etmemek. Emanet Allahû Tealâ’nın bize verdiği ruhtur. Ruhun kalûbela gününde Allah’a verdiği bir misak vardır. Kişi dünya hayatında ruhen Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemelidir ki ezelde Allah’a verdiği misaki yerine getirebilsin.
Ahde vefa göstermemek özelliğinde ise söz konusu olan ahd, kalûbela gününde Allahû Tealâ’nın fızık bedenimizden almış olduğu ahddir. Münafıklar ezelde fizik beden olarak Allah’a verdikleri ahdi de yerine getirmezler. Yani zahirde tâbî olsalar dahi kalben mürşidi kabul etmezler.
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz savaşta bir yerde mola veriyor. Hepsi de oruçlular. Cebrail (A.S) ikindi vakti olmasına rağmen Resullullah’a geliyor: “Hepiniz orucunuzu açın, iftarınızı yapın” buyuruyor. Resulullah başta olmak üzere hemen Allah’tan gelen emre uyuluyor, yani Resulullah mürşidinden aldığı emre uyuyor ve hemen iftarını açıyor. Resulullah’a tâbî olan diğer sahabe de hemen iftarını açıyor. Yalnız bunların içlerinden bir tanesi, “Allah’ın Kitabı’nda ikindi vakti oruç açmak yoktur” diyerek Resulullah’ın emrine muhalefet ediyor. Böyle olunca Resulullah:
“İşte münafığı görün” diyor.
O halde münafık, Allah’ın âyetlerine muhalefet ettiği gibi, Resulullah’ın emirlerine de muhalefet ediyor ve bu muhalefet Allah’a ezelde vermiş olduğu ahdi yerine getirmemeyi ifade ediyor.
Yalan söylemek de münafıkların bir diğer özelliği. Allahû Tealâ ezelde nefsimizden yemin almış, her insanın bu yeminin muhtevasını yerine getirmesi gerekir, yani 7 kademede kişinin nefsini tezkiye etmesi gerekir. Ama münafık yalan söylemek suretiyle nefs tezkiyesini de yapmayarak yeminini yerine getirmemiş oluyor. O halde, münafık kalben Allah’a ulaşmayı dilemiyor ve tâbî olduğu mürşide suret-i haktan görünerek tâbî olmuş oluyor. Diliyle tekrarladığını kalben gerçekleştirmiyor. Böyle olunca da bunlar iman etmeyen kişiler oluyorlar.
Allahû Tealâ, “münafıkların kalplerinde hastalık vardır” buyuruyor. Buradaki hastalıktan murat, küfürdür. Elbette 19 tane hastalık vardır. Ama küfür adeta 19 tane hastalığın kodunu temsil ediyor. Nasıl iman 19 tane hasletin kodunu temsil ediyorsa, küfür de 19 tane hastalığın kodunu temsil ediyor. Yüce Rabb’imiz âyet-i kerimelerinde “kalplerinde hastalık vardır” demek suretiyle kalplerinde küfür olanları işaret ediyor ve “Allahû Tealâ hastalıklarını arttırmıştır” demek suretiyle de kalplerindeki karanlıkları, küfrü arttırdığını ifade ediyor.
“Ve minennâsi men yekuûlü amenna billâhi ve bilyevmil’âhıri ve mâ hüm bimü’miniyn. Yuhâdi’ûnallahe velleziyne âmenû ve mâ yahde’ûne illâ enfüsehüm ve mâ yeş’urûn. Fiy kulubihim meradun fezadehümullahü merad.” Bakara-8, 9, 10
İnsanlardan bir kısmı “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler ama aslında mümin değillerdir. Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar ama sadece kendi nefslerini aldatırlar, farkında değillerdir. Bunların kalplerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını arttırmıştır.
O halde münafıklar kalbi hastalıkların sahibi olan kişilerdir.
Kalbi hastalık içerisinde olan kişiler için Allahû Tealâ Hucurat Suresinin 14. âyet-i kerimesinde bir kere daha şöyle buyuruyor:
“Kaâletil’a’râbü âmennâ, kul lem tü’minû ve lâkin kuûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil’iymânü fiy kulûbiküm.”
Araplar dediler ki: “Biz mümin olduk.” (Allah Resulü’ne sesleniyor.) Onlara de ki: “Siz mümin olmadınız, (siz Resulün önünde herkesin duyabileceği tarzda “lâ ilâhe illallah muhammeden resulullah” dediğiniz için) İslâm dairesine girdiniz ama kalbinize henüz iman girmedi.
“Seyekuûlü lekelmuhallefûne minel’a’râbi şegaletnâ emvâlünâ ve ehlünâ festagfirlena, yekuûlûne bielsinetihim mâ leyse fiy kulûbihim, kul femen yemlikü leküm minallahi şey’en in erâdebiküm darren ev erâdebiküm nef’â.” Fetih-11
Bedeviler (Hudeybiye Savaşı’ndan geri kalmış olanlar) Sana diyecekler ki: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi Seninle sefere çıkmaktan alıkoydu. Onun için bize Allah’tan mağfiret dile.” Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. Sen de ki: “Eğer Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut size bir fayda gelmesini dilerse, artık O’nun dilemesinden sizi kim koruyabilir?”
Görülüyor ki münafıklar dilleriyle iman eden, ama kalben iman etmeyen kişileri ifade ediyorlar. Allah müminlerin kalplerine imanı yazıyor münafıkların kalbine nifakı sokuyor.
“Feağkabehüm nifâkan fiy kulûbihim ilâ yevmi yelkavnehü bimâ ahlefûllahe mâ ve’adûhü ve bimâ kânû yekzibûn.” Tevbe-77
Nihayet Allah’a verdikleri sözden caydıkları ve yalan söyledikleri için, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, nifakı, ikiyüzlülüğü kalplerine yerleştirdik.
“Ve liya’lemelleziyne nâfekuû, ve kıylelehüm te’âlev kaâtilû fiy sebiylillâhi evidfe’û, kaâlû lev na’lemü kıtâlen letteba’nâküm, hüm lilküfri yevmeizin akrebü minhüm lil’iymân, yekuûlûne biefvâhihim mâ leyse fiy kulûbihim, vallahü a’lemü bimâ yektümûn.” Al-i İmran-167
Münafıklık edenleri açığa vurmak için onlara: “Gelin Allah yolunda savaşın veya üzerinize gelen düşman saldırısını önleyin” dediğinde “biz savaş bilseydik elbette arkanızdan gelirdik” dediler. O gün onlar imandan ziyade küfre yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah onların gizlediğini elbette en iyi bilendir.
Yüce Rabb’imiz onların bu ikiyüzlü davranışları sebebiyle cezalandırılacağını ifade buyuruyor.
“İzâ câekelmünâfıkuûne kaâlû neşhedü inneke leresûlullah vallahü yağlemü inneke leresûlüh, vallahü yeşhedü innelmünâfikıyne lekâzibûn.”
Münafikun-1
Münafıklar Sana geldiği zaman şöyle derler: “Kalbimizdeki inancı beyan ederek şehadet ederiz ki, şüphesiz Sen muhakkak Allah’ın Resulü’sün. Allah Senin Kendisinin şüphe götürmez gerçek resulü olduğunu bilmektedir. Ama Allah münafıkların tamamen yalancı olduklarına da şahitlik ediyor.
Resulullah’ın münafıklar için saydığı üç tane alametten bir tanesi “yalan söylemeleri” idi. Allahû Tealâ da münafıkların bu yalancılık huylarını Münafıkun Suresinin 1. âyet-i kerimesinde açıkça ifade buyuruyor.
Kalbi hasta olan, küfür hastalığı içinde olan bu münafıkların kurtulabilmesi ancak Allah’a ulaşmayı dilemelerine bağlıdır. Allah’a ulaşmayı diledikleri takdirde, Allahû Tealâ muhakkak onlar için vaad buyurduğu mükâfatı verecektir.
Münafıklar hep Allah’ın Resulü’nü küçümserler.
“Yekuûlûne lein reca’nâ ilelmediyneti leyuhricennel’e’azzü minhel’ezeli, ve lillâhil’ızzetü ve liresûlihi ve lilmü’miniyne ve lâkinnelmünâfikıyne lâ ya’lemûn.” Münafikun-8
Derler ki: “Medine’ye dönersek kuvvet ve şeref sahibi olan kişiler zayıf ve düşük olanları oradan çıkaracaktır.” Oysa kuvvet ve galibiyet Allah, Allah’ın Resulü ve müslümanların (müminlerin)dir. Fakat münafıklar bunu ne yazık ki bilmiyorlar.
Münafıklar müminleri de küçümserler:
“İz yekuûlül münâfikuûne velleziyne fiy kulûbihim maradun garre hâülâi diynühüm, ve men yetevekkel alallahi feinnallahe aziyzün hakiym.” Enfal-49
O zaman münafıklarla kalplerinde maraz bulunanlar: “Bu müslümanları dinleri aldatmıştır” demişlerdi. Halbuki kim Allah’a dayanıp O’na tevekkül ederse, kuşkusuz Allah galiptir, (bu sebeple) onlar da galip olacaklardır.
“Kul ere’eytüm in kâne min indillâhi sümme kefertüm bihî men edallü mimmen hüve fiy şikaâkın ba’iyd.”
Fussilet-52
De ki: “Eğer Kur’ân Allah katından gelmiş de sonra siz onu inkâr etmişseniz, Hakk’tan çok uzak bir ayrılığa düşenden daha dalâlette kim olabilir?”
Görülüyor ki kesinlikle münafıklar Kur’ân âyetlerine de itibar etmiyorlar.
“Ve izâ kıyle lehüm te’âlev ilâ mâ enzelallâhü ve ilerresûli re’eytelmünâfikıyne yasuddûne anke sudûdâ.” Nisa-61
Münafıklara Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resul(ün hükmüne) gelin denildiği zaman Senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
Eğer kişi Allah’a muhalefet ediyorsa, eğer kişi Allah’ın Resulü’ne muhalefet ediyorsa, elbette ki onun kurtulması, kurtuluşu söz konusu değildir. Resulullah Efendimiz (S.A.V)’in saydığı münafıkların üç tane işareti hep bundan kaynaklanıyor.
Her halükârda münafıkların kurtuluşa ulaşabilmeleri mutlaka Allah’a ulaşmayı kalben dilemelerine ve mutlaka Allahû Teâla’nın kendileri için tayin ettiği mürşide tâbî olmalarına bağlıdır.
Münafıklar Allah’ın âyetlerini yalanlayarak, Allah’ın Resulü’ne muhalefet ederek aslında dini yalanlamış oluyorlar. Bunlar riyakâr kişilerdir. Allahû Tealâ Maun Suresinin 1. âyet-i kerimesinde bu konuyu dile getiriyor:
“Ere’eytelleziy yükezzibü biddiyn.”
Ey Resulüm dini yalanlayanı gördün mü?
6. âyet-i kerimesinde ise:
“Elleziyne hüm yürâûne.”
Onlar insanlara gösteriş yaparlar.
O halde münafıklar insanlara gösteriş yaparak Allah yolunda olduklarını ifade ederler.
“İnnelmünâfikıyne yuhâdi’ûnallahe ve hüve hâdi’uhüm, ve izâ kaâmû ilassalâti kaâmû küsâlâ yürâûnennâse ve lâ yezkürûnallahe illâ kaliylâ.”
Nisa-142
Münafıklar (dilleriyle inandıklarını söyleyerek fakat kalplerinde küfrü gizlemek suretiyle) akıllarınca Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da hilelerini başlarına geçirir. Namaza kalktıkları zaman istemeye istemeye kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az zikrederler.
Gerçekten insanların içerisinde münafıkları namaz kılanlar olarak görürüz. Ama kiramen katibin melekleri hem fizik beden hareketlerini, hem de düşünceleri filme alırlar. Münafıkların kafasındaki ve kalbindeki düşüncelerin negatif olması, onların fizik bedenlerinin yapmış olduğu pozitif amellerin onlara bir kazanç sağlamasını engeller. Pozitif amel yapmaları sebebiyle fizik bedenin elde ettiği kazançla, kafaları ve beyinlerindeki negatif düşüncenin kaydı kümülatif toplandığı zaman, münafıkların daima kayıpları kazançlarından çok olan kişiler olduğunu görüyoruz. İşte Yüce Rabb’imiz bunların gösterişli bir dizayn içerisinde olduklarını ifade ediyor.
“Yâ eyyühelleziyne âmenu lâ tübtilû sadakaâtiküm bilmenni vel’ezâ, kelleziy yünfiku mâlehü riâennâsi ve lâ yü’minü billâhi velyevmil’âhir.” Bakara-264
Ey iman edenler, sadakalarınızı, malını gösteriş için harcayan Allah’a ve Allah’a ulaşmaya (yevmil’âhire) inanmayan kişiler gibi başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşuna harcamayın.
O halde böylesi insanlar şeytana arkadaş olmuşlardır.
“Velleziyne yünfikuûne emvâlehümriâennâsi ve lâ yü’minûne billâhi ve lâ bilyevmil’âhır, ve men yekünişşeytânü lehü kariynen fesâe kariynâ.” Nisa-38
Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe (ruhun ölümden evvel Allah’a ulaştığı gün) inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık o ne kötü bir arkadaştır.
Münafıkların bir başka işareti de cimri olmalarıdır.
“Elleziyne yebhalûne ve ye’mürûnennâse bilbuhli ve yektümûne mâ atâhümüllahü min fadlih, ve a’tednâ lilkâfiriyne âzâben mühiynâ.” Nisa-37
Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kâfirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
Allahû Tealâ münafıkların ibadetlerde tembel olduklarını, insanlara gösteriş için ibadet yaptıklarını ve bunun sonuçlarını da bizlere açıklamıştır.
“Ve mâ mene’ahüm en tukbele minhüm nefekaâtühüm illâ ennehüm keferû billâhi ve biresûlih, ve lâ ye’tûnessalâte illâ ve hüm küsâlâ ve lâ yünfikuûne illâ ve hüm kârihûn.” Tevbe-54İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah’ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
Tevbe Suresinin 67. âyet-i kerimesinde ise Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
“Elmünâfıkuûne velmünâfikaâtü ba’duhüm min ba’d.”
Münafık erkekler ve münafık hanımlar birbirlerindendir.
“Ye’mürûne bilmünkeri ve yenhevne anilma’rûfi.”
Kötülüğü emreder ve irfandan nehyederler.
(Yani münafıklar adeta şeytanın işini görüyorlar.)
“Ve yakbidûne eydiyehüm.”
Ve ellerini sıkı tutarlar, (cimridirler)
“Nesûllahe fenesiyehüm.”
Allah’ı unuttular. (Allah’ı zikretmeyi terkettiler.) Allah da onları unuttu.
“İnnelmünâfikıyne hümülfâsikuûn.”
Münafıkların hepsi fasıktır.
“Beşşirilmünâfıkıyne bienne lehüm azâben eliymâ. Elleziyne yettehizûnelkâfiriyne evliyâe min dûnilmü’miniyn, eyebteguûne indehümülizzete feinnel’izzete lillâhi cemiy’â.”
Nisa-138, 139
Münafıklara kendileri için gerçekten acı bir azap olacağını müjdele. O münafıklar ki, müminleri bırakarak kâfirleri dost ediniyorlar. İzzet ve galibiyeti onların yanında arıyorlar. Muhakkak ki bütün izzet ve kudret, galibiyet Allah’ındır.
Yüce Rabb’imiz münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacağını ifade ediyor.
“İnnallahe câmi’ulmünâfikıyne velkâfiriyne fiy cehenneme cemiy’â.” Nisa-140
Allahû Tealâ şüphesiz münafıklarla kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
“İnnelmünâfikıyne fiydderkil’esfeli minennâr ve len tecide lehüm nasiyrâ.” Nisa-145
Muhakkak ki münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar. Asla onları azaptan kurtaracak bir yardımcıları da bulunmaz.
Allahû Tealâ münafıkların Allah’tan ve Allah’ın Resulü’nden ayrılığa düştüklerini ifade ediyor.
“Ve’adallahülmünâfikıyne vel münafikâtı velküffare nâre cehenneme hâlidiyne fiyhâ, hiye hasbühüm, ve le’anehümullah, ve lehüm azâbün mukiym.” Tevbe-68
Allah münafık erkeklerle münafık kadınlara ve kâfirlere içinde ebedi olarak kalmak üzere cehennem ateşini vaad etmiştir. Bu onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.
Demiştik ki, nefsimiz bize düşman. Münafıklar içteki düşmanın temsilcisidir. Şeytan da bize düşman, dıştaki düşmanımız ve dıştaki düşmanı temsil eden de kâfirlerdir. Yani Allah’ın emrine asi olan iblis dıştaki düşmanımız, Allahû Teâla’nın bize bahşettiği nefs ise içteki düşmanımız, ama bunların da insanlar içerisindeki temsilcileri var. İşte nefsimizin insanlar arasındaki temsilcisi münafıklardır. Şeytanın insanlar içerisindeki temsilcileri ise açıkça küfürlerini beyan eden küffardır.
Allahû Tealâ bu sebeple Tevbe Suresinin 73. âyet-i kerimesinde:
“Yâ eyyühennebiyyü câhidilküffâre velmünâfikıyne.”
Ey peygamber, kâfirlere ve münafıklara karşı (delil göstererek) onlara karşı cihatla cihat et, buyuruyor.
Demek ki her halükârda istisnasız bizim münafıklara karşı en üst seviyede bir cihatın içerisinde bulunmamız lâzım.
Görülüyor ki, Resulullah (S.A.V) Efendimiz’in beyan ettiği işaret, münafıkların mutlaka cezalandırılacağıdır. Hem de en büyük ceza ile cezalanacaklardır. Nitekim münafıkların aslında dil ile söyledikleri şeyin kalplerinde olmayan kişiler olduğunu, Allah âyetlerde net olarak bize açıklıyor:
“Yekuûlûne biefvâhihim mâ leyse fiy kulûbihim.” Al-i İmran-167
Dilleriyle söyledikleri kalplerinde yoktur.
Münafıkların hepsinin fasık olduğunu ifade ediyor:
“İnnelmünâfikıyne hümülfâsikuûn.” Tevbe-67
Muhakkak münafıklar fasıklardır.
Münafıklar için Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de söylediği çok şey vardır.
Münafıklar üçüncü fıska düşen kişilerdir.
“Ve izâ kıyle lehüm te’âlev yestagfirleküm resûlullahi levvev rüûsehüm ve re’eytehüm yesuddûne ve hüm müstekbirûn.” Münafikun-5
Ey Habibim, “gelin Allah’ın Resulü sizin için Allah’tan mağfiret dilesin” denildiği zaman başlarını büktüklerini ve kibirlilik taslayarak tövbeye ve özür dilemeye yanaşmadıklarını (yüz çevirdiklerini) görürsün.
“Sevâün aleyhim estagferte lehüm em lem testagfirlehüm, len yagfirallahü lehüm, innallahe lâ yehdiylkavmelfâsikıyn.” Münafikun-6
Onlar için mağfiret dilesen de dilemesen de birdir. Allah o münafıkları asla bağışlamaz, Allah böyle fasık olan bir milleti asla hidayete erdirmez.
Öyleyse münafıklar din içerisinde olan ama gerçekte Allah’ın âyetlerini tamamen yalanlayan, Allahû Tealâ’nın Resulü’ne %100 muhalefet eden kişilerdir.
O zaman bunlar niye Allah’ın yoluna girmiş oluyorlar? Çünkü yeminlerini Münafikun Suresinin 2. âyet-i kerimesinde ifade edildiği gibi, mallarına ve canlarına kalkan ediniyorlar. 14 asır evvel insanların görebileceği tarzda Resulullah’ın önünde “Lâ ilahe illallah muhammeden resulullah” dedikleri takdirde (tövbe ettikleri takdirde) artık İslâm’ın kılıcının o kişiye çalışmadığını biliyoruz. Ve yine küfürlerini gizlemeyen kâfirlerin İslâm toplumu içerisinde “cizre” denilen bir vergiyi vermek durumunda olduklarını, ancak münafıkların (tövbe etmiş göründükleri için) bu vergiden muaf tutulduklarını biliyoruz. İşte İslâm onların malları için de, canları için de bir sigortaydı. Bu sebeple münafıklar insanların görebileceği tarzda Resulullah’ın önünde tövbeye yaklaşmışlar ama dilleriyle söyledikleri kalplerinde asla yerleşmemiştir. Ne dünya hayatında Allah’a ulaşmayı ihlasla dilemişler, ne de Allah’ın Resulü’ne %100 itaat etmişlerdir.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen, Resül’e her halükârda muhalefet eden bu insanlar hep kendilerini İslâm’ın içerisinde gizlemişlerdir. Her zaman, her dönemde münafıklar vardır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) döneminde münafıklar varsa, her zamanda da olacaktır, ama o münafıkların hiçbir zaman müminlere zarar veremeyeceğini, onların sadece kendi nefslerini aldattığını Allahû Tealâ bizlere müjdelemektedir.
O halde her zaman Efendimiz’in de beyan ettiği gibi, bir şer davranışla sosyal hayatın içinde yer alan kişinin yaptığı şer mutlaka kendisine yansır, toplumun mutluluk ve saadeti uğrunda çevresindeki insanlara mutluluk dağıtan kişinin yaptığı hayır da kendisine yansıyacaktır. Dolayısıyla, bu evrensel kanun var olduğu sürece içimizdeki münafıkların sadece kendilerine düşmanlık ettiğini bilmemiz lâzım.
Onlar Allah ve müminleri aldatmaya çalışıyorlar ama gerçekte sadece kendilerini aldatıyorlar ve hiçbir zaman kurtuluşa ulaşmaları söz konusu değil. Onlar ruhen Allah’a verdikleri misaki yerine getirmemek suretiyle emanete riayet etmezler, onlar fizik beden olarak vermiş oldukları ahdi yerine getirmemek suretiyle Allah’a kul olmazlar ve yalan söyleyerek de asla nefs tezkiyesini gerçekleştirmezler. Mürşide tâbî olmadıkları takdirde zaten bu mümkün değildir. Münafıkların belli başlı temel özelliği de Allah’ın Resulü’ne, mürşidine muhalefet eden ama açıktan açığa değil de, gizli olarak kendisini gösteren kişiler olmalarıdır.
Dolayısıyla insanoğlu bu dünya hayatında bu gizli düşmanlığın içerisinde bulunmak istemiyorsa, samimiyetle Allah’ın Resulü’nün önünde tövbe etmeli ve bu uğurda malıyla, canıyla cihatta bulunmalı ki, müminlerden olsun ve de Allah’ın sevgilileri arasına girsin.
Hepinizin hem ahiret saadetine hem dünya saadetine ulaşmanızı Rabb’imizden dileyerek İnşaallahu Tealâ yazımızı burada tamamlamak istiyorum.
Allah hepinizden razı olsun.
A.C.B.
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz hadis-i şerifinde şöyle buyuruyor:
“Münafıkların üç tane alameti vardır: Emanete riayet etmemek, ahde vefa göstermemek ve yalan söylemektir.”
Bu hadis-i şerifi İnşaallahû Tealâ Kur’ân-ı Kerim âyetleri ışığında açıklamak istiyorum.
Allah’ın yarattığı mahlûkatın içerisinde en şerefli varlık insandır. Ama insanın Allah’ın kendisi için dilediği en zirve noktaya ulaşabilmesi, elbette iç düşmanı olan nefsle, dış düşmanı olan şeytanla ve de İslâm toplumunun içerisinde bizden biri gibi görünüp aslında bizden olmayan, münafıklarla olan mücadelesini başarıyla yürütmesine bağlıdır. Münafık kişi bizden görünmesine rağmen, aslında nefsiyle bir gayret içerisinde olan ve dünyayı talep eden, çifte standart içerisinde olan insandır. Nefsimizin nasıl bir düşman olduğunu hepimiz biliyoruz. Başlangıçta tamamen karanlıklardan müteşekkil, 19 tane hastalıkla mücehhez, sağır, dilsiz ve kör bir yapı içerisinde bulunuyor. Şeytan ise ezelde Allah’ın emrine asi olan, küfür içerisinde olan bir varlığı ifade ediyor. Ama münafık, Allahû Tealâ’nın Resulü’ne görünüşte tâbî olup, kalben nefsiyle beraber olan bir insandır. Yüce Rabb’imiz 200’e yakın âyet-i kerimede bu münafıkları tarif etmiştir. Münafıklar İslâm içerisinde görünüp Allah’a, Allah’ın Kitabı’na ve O’nun Resulü’ne muhalefet ederler. Ancak bu muhalefeti aşikâr şekilde yapmazlar. İç dünyalarında, kalben yani gizli bir biçimde yaparlar. Yani tabir caizse münafıklar İslâm’ın içerisindeki gizli kâfirlerdir. Pirincin içindeki siyah taştan korkmayın, onu herkes görebilir, ayıklayabilir. Asıl korkulması gereken pirincin içerisindeki beyaz taştır. İşte münafıklar, bu misalde ifade edilen pirincin içindeki beyaz taşlardır. Allahû Tealâ münafıkların büyük bir azapla azaplanacağını ve cehennemin en derin yerinde olacağını ifade ediyor.
Acaba bu noktaya ulaşmalarının temelinde ne var? İşte Resulullah onların işaretlerini vermiş. Emanete riayet etmemek. Emanet Allahû Tealâ’nın bize verdiği ruhtur. Ruhun kalûbela gününde Allah’a verdiği bir misak vardır. Kişi dünya hayatında ruhen Allah’ın Zat’ına ulaşmayı dilemelidir ki ezelde Allah’a verdiği misaki yerine getirebilsin.
Ahde vefa göstermemek özelliğinde ise söz konusu olan ahd, kalûbela gününde Allahû Tealâ’nın fızık bedenimizden almış olduğu ahddir. Münafıklar ezelde fizik beden olarak Allah’a verdikleri ahdi de yerine getirmezler. Yani zahirde tâbî olsalar dahi kalben mürşidi kabul etmezler.
Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V) Efendimiz savaşta bir yerde mola veriyor. Hepsi de oruçlular. Cebrail (A.S) ikindi vakti olmasına rağmen Resullullah’a geliyor: “Hepiniz orucunuzu açın, iftarınızı yapın” buyuruyor. Resulullah başta olmak üzere hemen Allah’tan gelen emre uyuluyor, yani Resulullah mürşidinden aldığı emre uyuyor ve hemen iftarını açıyor. Resulullah’a tâbî olan diğer sahabe de hemen iftarını açıyor. Yalnız bunların içlerinden bir tanesi, “Allah’ın Kitabı’nda ikindi vakti oruç açmak yoktur” diyerek Resulullah’ın emrine muhalefet ediyor. Böyle olunca Resulullah:
“İşte münafığı görün” diyor.
O halde münafık, Allah’ın âyetlerine muhalefet ettiği gibi, Resulullah’ın emirlerine de muhalefet ediyor ve bu muhalefet Allah’a ezelde vermiş olduğu ahdi yerine getirmemeyi ifade ediyor.
Yalan söylemek de münafıkların bir diğer özelliği. Allahû Tealâ ezelde nefsimizden yemin almış, her insanın bu yeminin muhtevasını yerine getirmesi gerekir, yani 7 kademede kişinin nefsini tezkiye etmesi gerekir. Ama münafık yalan söylemek suretiyle nefs tezkiyesini de yapmayarak yeminini yerine getirmemiş oluyor. O halde, münafık kalben Allah’a ulaşmayı dilemiyor ve tâbî olduğu mürşide suret-i haktan görünerek tâbî olmuş oluyor. Diliyle tekrarladığını kalben gerçekleştirmiyor. Böyle olunca da bunlar iman etmeyen kişiler oluyorlar.
Allahû Tealâ, “münafıkların kalplerinde hastalık vardır” buyuruyor. Buradaki hastalıktan murat, küfürdür. Elbette 19 tane hastalık vardır. Ama küfür adeta 19 tane hastalığın kodunu temsil ediyor. Nasıl iman 19 tane hasletin kodunu temsil ediyorsa, küfür de 19 tane hastalığın kodunu temsil ediyor. Yüce Rabb’imiz âyet-i kerimelerinde “kalplerinde hastalık vardır” demek suretiyle kalplerinde küfür olanları işaret ediyor ve “Allahû Tealâ hastalıklarını arttırmıştır” demek suretiyle de kalplerindeki karanlıkları, küfrü arttırdığını ifade ediyor.
“Ve minennâsi men yekuûlü amenna billâhi ve bilyevmil’âhıri ve mâ hüm bimü’miniyn. Yuhâdi’ûnallahe velleziyne âmenû ve mâ yahde’ûne illâ enfüsehüm ve mâ yeş’urûn. Fiy kulubihim meradun fezadehümullahü merad.” Bakara-8, 9, 10
İnsanlardan bir kısmı “Allah’a ve ahiret gününe iman ettik” derler ama aslında mümin değillerdir. Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar ama sadece kendi nefslerini aldatırlar, farkında değillerdir. Bunların kalplerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını arttırmıştır.
O halde münafıklar kalbi hastalıkların sahibi olan kişilerdir.
Kalbi hastalık içerisinde olan kişiler için Allahû Tealâ Hucurat Suresinin 14. âyet-i kerimesinde bir kere daha şöyle buyuruyor:
“Kaâletil’a’râbü âmennâ, kul lem tü’minû ve lâkin kuûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil’iymânü fiy kulûbiküm.”
Araplar dediler ki: “Biz mümin olduk.” (Allah Resulü’ne sesleniyor.) Onlara de ki: “Siz mümin olmadınız, (siz Resulün önünde herkesin duyabileceği tarzda “lâ ilâhe illallah muhammeden resulullah” dediğiniz için) İslâm dairesine girdiniz ama kalbinize henüz iman girmedi.
“Seyekuûlü lekelmuhallefûne minel’a’râbi şegaletnâ emvâlünâ ve ehlünâ festagfirlena, yekuûlûne bielsinetihim mâ leyse fiy kulûbihim, kul femen yemlikü leküm minallahi şey’en in erâdebiküm darren ev erâdebiküm nef’â.” Fetih-11
Bedeviler (Hudeybiye Savaşı’ndan geri kalmış olanlar) Sana diyecekler ki: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi Seninle sefere çıkmaktan alıkoydu. Onun için bize Allah’tan mağfiret dile.” Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. Sen de ki: “Eğer Allah size bir zarar gelmesini dilerse, yahut size bir fayda gelmesini dilerse, artık O’nun dilemesinden sizi kim koruyabilir?”
Görülüyor ki münafıklar dilleriyle iman eden, ama kalben iman etmeyen kişileri ifade ediyorlar. Allah müminlerin kalplerine imanı yazıyor münafıkların kalbine nifakı sokuyor.
“Feağkabehüm nifâkan fiy kulûbihim ilâ yevmi yelkavnehü bimâ ahlefûllahe mâ ve’adûhü ve bimâ kânû yekzibûn.” Tevbe-77
Nihayet Allah’a verdikleri sözden caydıkları ve yalan söyledikleri için, kendisiyle karşılaşacakları güne kadar, nifakı, ikiyüzlülüğü kalplerine yerleştirdik.
“Ve liya’lemelleziyne nâfekuû, ve kıylelehüm te’âlev kaâtilû fiy sebiylillâhi evidfe’û, kaâlû lev na’lemü kıtâlen letteba’nâküm, hüm lilküfri yevmeizin akrebü minhüm lil’iymân, yekuûlûne biefvâhihim mâ leyse fiy kulûbihim, vallahü a’lemü bimâ yektümûn.” Al-i İmran-167
Münafıklık edenleri açığa vurmak için onlara: “Gelin Allah yolunda savaşın veya üzerinize gelen düşman saldırısını önleyin” dediğinde “biz savaş bilseydik elbette arkanızdan gelirdik” dediler. O gün onlar imandan ziyade küfre yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah onların gizlediğini elbette en iyi bilendir.
Yüce Rabb’imiz onların bu ikiyüzlü davranışları sebebiyle cezalandırılacağını ifade buyuruyor.
“İzâ câekelmünâfıkuûne kaâlû neşhedü inneke leresûlullah vallahü yağlemü inneke leresûlüh, vallahü yeşhedü innelmünâfikıyne lekâzibûn.”
Münafikun-1
Münafıklar Sana geldiği zaman şöyle derler: “Kalbimizdeki inancı beyan ederek şehadet ederiz ki, şüphesiz Sen muhakkak Allah’ın Resulü’sün. Allah Senin Kendisinin şüphe götürmez gerçek resulü olduğunu bilmektedir. Ama Allah münafıkların tamamen yalancı olduklarına da şahitlik ediyor.
Resulullah’ın münafıklar için saydığı üç tane alametten bir tanesi “yalan söylemeleri” idi. Allahû Tealâ da münafıkların bu yalancılık huylarını Münafıkun Suresinin 1. âyet-i kerimesinde açıkça ifade buyuruyor.
Kalbi hasta olan, küfür hastalığı içinde olan bu münafıkların kurtulabilmesi ancak Allah’a ulaşmayı dilemelerine bağlıdır. Allah’a ulaşmayı diledikleri takdirde, Allahû Tealâ muhakkak onlar için vaad buyurduğu mükâfatı verecektir.
Münafıklar hep Allah’ın Resulü’nü küçümserler.
“Yekuûlûne lein reca’nâ ilelmediyneti leyuhricennel’e’azzü minhel’ezeli, ve lillâhil’ızzetü ve liresûlihi ve lilmü’miniyne ve lâkinnelmünâfikıyne lâ ya’lemûn.” Münafikun-8
Derler ki: “Medine’ye dönersek kuvvet ve şeref sahibi olan kişiler zayıf ve düşük olanları oradan çıkaracaktır.” Oysa kuvvet ve galibiyet Allah, Allah’ın Resulü ve müslümanların (müminlerin)dir. Fakat münafıklar bunu ne yazık ki bilmiyorlar.
Münafıklar müminleri de küçümserler:
“İz yekuûlül münâfikuûne velleziyne fiy kulûbihim maradun garre hâülâi diynühüm, ve men yetevekkel alallahi feinnallahe aziyzün hakiym.” Enfal-49
O zaman münafıklarla kalplerinde maraz bulunanlar: “Bu müslümanları dinleri aldatmıştır” demişlerdi. Halbuki kim Allah’a dayanıp O’na tevekkül ederse, kuşkusuz Allah galiptir, (bu sebeple) onlar da galip olacaklardır.
“Kul ere’eytüm in kâne min indillâhi sümme kefertüm bihî men edallü mimmen hüve fiy şikaâkın ba’iyd.”
Fussilet-52
De ki: “Eğer Kur’ân Allah katından gelmiş de sonra siz onu inkâr etmişseniz, Hakk’tan çok uzak bir ayrılığa düşenden daha dalâlette kim olabilir?”
Görülüyor ki kesinlikle münafıklar Kur’ân âyetlerine de itibar etmiyorlar.
“Ve izâ kıyle lehüm te’âlev ilâ mâ enzelallâhü ve ilerresûli re’eytelmünâfikıyne yasuddûne anke sudûdâ.” Nisa-61
Münafıklara Allah’ın indirdiğine (Kur’ân’a) ve Resul(ün hükmüne) gelin denildiği zaman Senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.
Eğer kişi Allah’a muhalefet ediyorsa, eğer kişi Allah’ın Resulü’ne muhalefet ediyorsa, elbette ki onun kurtulması, kurtuluşu söz konusu değildir. Resulullah Efendimiz (S.A.V)’in saydığı münafıkların üç tane işareti hep bundan kaynaklanıyor.
Her halükârda münafıkların kurtuluşa ulaşabilmeleri mutlaka Allah’a ulaşmayı kalben dilemelerine ve mutlaka Allahû Teâla’nın kendileri için tayin ettiği mürşide tâbî olmalarına bağlıdır.
Münafıklar Allah’ın âyetlerini yalanlayarak, Allah’ın Resulü’ne muhalefet ederek aslında dini yalanlamış oluyorlar. Bunlar riyakâr kişilerdir. Allahû Tealâ Maun Suresinin 1. âyet-i kerimesinde bu konuyu dile getiriyor:
“Ere’eytelleziy yükezzibü biddiyn.”
Ey Resulüm dini yalanlayanı gördün mü?
6. âyet-i kerimesinde ise:
“Elleziyne hüm yürâûne.”
Onlar insanlara gösteriş yaparlar.
O halde münafıklar insanlara gösteriş yaparak Allah yolunda olduklarını ifade ederler.
“İnnelmünâfikıyne yuhâdi’ûnallahe ve hüve hâdi’uhüm, ve izâ kaâmû ilassalâti kaâmû küsâlâ yürâûnennâse ve lâ yezkürûnallahe illâ kaliylâ.”
Nisa-142
Münafıklar (dilleriyle inandıklarını söyleyerek fakat kalplerinde küfrü gizlemek suretiyle) akıllarınca Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da hilelerini başlarına geçirir. Namaza kalktıkları zaman istemeye istemeye kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar, Allah’ı pek az zikrederler.
Gerçekten insanların içerisinde münafıkları namaz kılanlar olarak görürüz. Ama kiramen katibin melekleri hem fizik beden hareketlerini, hem de düşünceleri filme alırlar. Münafıkların kafasındaki ve kalbindeki düşüncelerin negatif olması, onların fizik bedenlerinin yapmış olduğu pozitif amellerin onlara bir kazanç sağlamasını engeller. Pozitif amel yapmaları sebebiyle fizik bedenin elde ettiği kazançla, kafaları ve beyinlerindeki negatif düşüncenin kaydı kümülatif toplandığı zaman, münafıkların daima kayıpları kazançlarından çok olan kişiler olduğunu görüyoruz. İşte Yüce Rabb’imiz bunların gösterişli bir dizayn içerisinde olduklarını ifade ediyor.
“Yâ eyyühelleziyne âmenu lâ tübtilû sadakaâtiküm bilmenni vel’ezâ, kelleziy yünfiku mâlehü riâennâsi ve lâ yü’minü billâhi velyevmil’âhir.” Bakara-264
Ey iman edenler, sadakalarınızı, malını gösteriş için harcayan Allah’a ve Allah’a ulaşmaya (yevmil’âhire) inanmayan kişiler gibi başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşuna harcamayın.
O halde böylesi insanlar şeytana arkadaş olmuşlardır.
“Velleziyne yünfikuûne emvâlehümriâennâsi ve lâ yü’minûne billâhi ve lâ bilyevmil’âhır, ve men yekünişşeytânü lehü kariynen fesâe kariynâ.” Nisa-38
Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah’a ve ahiret gününe (ruhun ölümden evvel Allah’a ulaştığı gün) inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık o ne kötü bir arkadaştır.
Münafıkların bir başka işareti de cimri olmalarıdır.
“Elleziyne yebhalûne ve ye’mürûnennâse bilbuhli ve yektümûne mâ atâhümüllahü min fadlih, ve a’tednâ lilkâfiriyne âzâben mühiynâ.” Nisa-37
Onlar, cimrilikte bulunurlar, insanlara da cimriliği emreder (önerir)ler. Allah’ın fazlından kendilerine verdiğini gizli tutarlar. Biz o kâfirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.
Allahû Tealâ münafıkların ibadetlerde tembel olduklarını, insanlara gösteriş için ibadet yaptıklarını ve bunun sonuçlarını da bizlere açıklamıştır.
“Ve mâ mene’ahüm en tukbele minhüm nefekaâtühüm illâ ennehüm keferû billâhi ve biresûlih, ve lâ ye’tûnessalâte illâ ve hüm küsâlâ ve lâ yünfikuûne illâ ve hüm kârihûn.” Tevbe-54İnfak ettiklerinin kendilerinden kabulünü engelleyen şey, Allah’ı ve elçisini tanımamaları, namaza ancak isteksizce gelmeleri ve hoşlarına gitmiyorken infak etmeleridir.
Tevbe Suresinin 67. âyet-i kerimesinde ise Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:
“Elmünâfıkuûne velmünâfikaâtü ba’duhüm min ba’d.”
Münafık erkekler ve münafık hanımlar birbirlerindendir.
“Ye’mürûne bilmünkeri ve yenhevne anilma’rûfi.”
Kötülüğü emreder ve irfandan nehyederler.
(Yani münafıklar adeta şeytanın işini görüyorlar.)
“Ve yakbidûne eydiyehüm.”
Ve ellerini sıkı tutarlar, (cimridirler)
“Nesûllahe fenesiyehüm.”
Allah’ı unuttular. (Allah’ı zikretmeyi terkettiler.) Allah da onları unuttu.
“İnnelmünâfikıyne hümülfâsikuûn.”
Münafıkların hepsi fasıktır.
“Beşşirilmünâfıkıyne bienne lehüm azâben eliymâ. Elleziyne yettehizûnelkâfiriyne evliyâe min dûnilmü’miniyn, eyebteguûne indehümülizzete feinnel’izzete lillâhi cemiy’â.”
Nisa-138, 139
Münafıklara kendileri için gerçekten acı bir azap olacağını müjdele. O münafıklar ki, müminleri bırakarak kâfirleri dost ediniyorlar. İzzet ve galibiyeti onların yanında arıyorlar. Muhakkak ki bütün izzet ve kudret, galibiyet Allah’ındır.
Yüce Rabb’imiz münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacağını ifade ediyor.
“İnnallahe câmi’ulmünâfikıyne velkâfiriyne fiy cehenneme cemiy’â.” Nisa-140
Allahû Tealâ şüphesiz münafıklarla kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
“İnnelmünâfikıyne fiydderkil’esfeli minennâr ve len tecide lehüm nasiyrâ.” Nisa-145
Muhakkak ki münafıklar cehennemin en aşağı tabakasındadırlar. Asla onları azaptan kurtaracak bir yardımcıları da bulunmaz.
Allahû Tealâ münafıkların Allah’tan ve Allah’ın Resulü’nden ayrılığa düştüklerini ifade ediyor.
“Ve’adallahülmünâfikıyne vel münafikâtı velküffare nâre cehenneme hâlidiyne fiyhâ, hiye hasbühüm, ve le’anehümullah, ve lehüm azâbün mukiym.” Tevbe-68
Allah münafık erkeklerle münafık kadınlara ve kâfirlere içinde ebedi olarak kalmak üzere cehennem ateşini vaad etmiştir. Bu onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir. Onlar için devamlı bir azap vardır.
Demiştik ki, nefsimiz bize düşman. Münafıklar içteki düşmanın temsilcisidir. Şeytan da bize düşman, dıştaki düşmanımız ve dıştaki düşmanı temsil eden de kâfirlerdir. Yani Allah’ın emrine asi olan iblis dıştaki düşmanımız, Allahû Teâla’nın bize bahşettiği nefs ise içteki düşmanımız, ama bunların da insanlar içerisindeki temsilcileri var. İşte nefsimizin insanlar arasındaki temsilcisi münafıklardır. Şeytanın insanlar içerisindeki temsilcileri ise açıkça küfürlerini beyan eden küffardır.
Allahû Tealâ bu sebeple Tevbe Suresinin 73. âyet-i kerimesinde:
“Yâ eyyühennebiyyü câhidilküffâre velmünâfikıyne.”
Ey peygamber, kâfirlere ve münafıklara karşı (delil göstererek) onlara karşı cihatla cihat et, buyuruyor.
Demek ki her halükârda istisnasız bizim münafıklara karşı en üst seviyede bir cihatın içerisinde bulunmamız lâzım.
Görülüyor ki, Resulullah (S.A.V) Efendimiz’in beyan ettiği işaret, münafıkların mutlaka cezalandırılacağıdır. Hem de en büyük ceza ile cezalanacaklardır. Nitekim münafıkların aslında dil ile söyledikleri şeyin kalplerinde olmayan kişiler olduğunu, Allah âyetlerde net olarak bize açıklıyor:
“Yekuûlûne biefvâhihim mâ leyse fiy kulûbihim.” Al-i İmran-167
Dilleriyle söyledikleri kalplerinde yoktur.
Münafıkların hepsinin fasık olduğunu ifade ediyor:
“İnnelmünâfikıyne hümülfâsikuûn.” Tevbe-67
Muhakkak münafıklar fasıklardır.
Münafıklar için Allahû Tealâ’nın Kur’ân-ı Kerim’de söylediği çok şey vardır.
Münafıklar üçüncü fıska düşen kişilerdir.
“Ve izâ kıyle lehüm te’âlev yestagfirleküm resûlullahi levvev rüûsehüm ve re’eytehüm yesuddûne ve hüm müstekbirûn.” Münafikun-5
Ey Habibim, “gelin Allah’ın Resulü sizin için Allah’tan mağfiret dilesin” denildiği zaman başlarını büktüklerini ve kibirlilik taslayarak tövbeye ve özür dilemeye yanaşmadıklarını (yüz çevirdiklerini) görürsün.
“Sevâün aleyhim estagferte lehüm em lem testagfirlehüm, len yagfirallahü lehüm, innallahe lâ yehdiylkavmelfâsikıyn.” Münafikun-6
Onlar için mağfiret dilesen de dilemesen de birdir. Allah o münafıkları asla bağışlamaz, Allah böyle fasık olan bir milleti asla hidayete erdirmez.
Öyleyse münafıklar din içerisinde olan ama gerçekte Allah’ın âyetlerini tamamen yalanlayan, Allahû Tealâ’nın Resulü’ne %100 muhalefet eden kişilerdir.
O zaman bunlar niye Allah’ın yoluna girmiş oluyorlar? Çünkü yeminlerini Münafikun Suresinin 2. âyet-i kerimesinde ifade edildiği gibi, mallarına ve canlarına kalkan ediniyorlar. 14 asır evvel insanların görebileceği tarzda Resulullah’ın önünde “Lâ ilahe illallah muhammeden resulullah” dedikleri takdirde (tövbe ettikleri takdirde) artık İslâm’ın kılıcının o kişiye çalışmadığını biliyoruz. Ve yine küfürlerini gizlemeyen kâfirlerin İslâm toplumu içerisinde “cizre” denilen bir vergiyi vermek durumunda olduklarını, ancak münafıkların (tövbe etmiş göründükleri için) bu vergiden muaf tutulduklarını biliyoruz. İşte İslâm onların malları için de, canları için de bir sigortaydı. Bu sebeple münafıklar insanların görebileceği tarzda Resulullah’ın önünde tövbeye yaklaşmışlar ama dilleriyle söyledikleri kalplerinde asla yerleşmemiştir. Ne dünya hayatında Allah’a ulaşmayı ihlasla dilemişler, ne de Allah’ın Resulü’ne %100 itaat etmişlerdir.
Allah’a ulaşmayı dilemeyen, Resül’e her halükârda muhalefet eden bu insanlar hep kendilerini İslâm’ın içerisinde gizlemişlerdir. Her zaman, her dönemde münafıklar vardır. Peygamber Efendimiz (S.A.V) döneminde münafıklar varsa, her zamanda da olacaktır, ama o münafıkların hiçbir zaman müminlere zarar veremeyeceğini, onların sadece kendi nefslerini aldattığını Allahû Tealâ bizlere müjdelemektedir.
O halde her zaman Efendimiz’in de beyan ettiği gibi, bir şer davranışla sosyal hayatın içinde yer alan kişinin yaptığı şer mutlaka kendisine yansır, toplumun mutluluk ve saadeti uğrunda çevresindeki insanlara mutluluk dağıtan kişinin yaptığı hayır da kendisine yansıyacaktır. Dolayısıyla, bu evrensel kanun var olduğu sürece içimizdeki münafıkların sadece kendilerine düşmanlık ettiğini bilmemiz lâzım.
Onlar Allah ve müminleri aldatmaya çalışıyorlar ama gerçekte sadece kendilerini aldatıyorlar ve hiçbir zaman kurtuluşa ulaşmaları söz konusu değil. Onlar ruhen Allah’a verdikleri misaki yerine getirmemek suretiyle emanete riayet etmezler, onlar fizik beden olarak vermiş oldukları ahdi yerine getirmemek suretiyle Allah’a kul olmazlar ve yalan söyleyerek de asla nefs tezkiyesini gerçekleştirmezler. Mürşide tâbî olmadıkları takdirde zaten bu mümkün değildir. Münafıkların belli başlı temel özelliği de Allah’ın Resulü’ne, mürşidine muhalefet eden ama açıktan açığa değil de, gizli olarak kendisini gösteren kişiler olmalarıdır.
Dolayısıyla insanoğlu bu dünya hayatında bu gizli düşmanlığın içerisinde bulunmak istemiyorsa, samimiyetle Allah’ın Resulü’nün önünde tövbe etmeli ve bu uğurda malıyla, canıyla cihatta bulunmalı ki, müminlerden olsun ve de Allah’ın sevgilileri arasına girsin.
Hepinizin hem ahiret saadetine hem dünya saadetine ulaşmanızı Rabb’imizden dileyerek İnşaallahu Tealâ yazımızı burada tamamlamak istiyorum.
Allah hepinizden razı olsun.
A.C.B.